6 Jul
2009
Kategori: gündelik    |    Saat: 20:00
Yazar     |    Comments Off on temmuz ayı

temmuz ayı

of ya belim nasıl ağrıyor varya anlatamam, kesin fıtık var ya bende. bi fıtık olmadığımız kalmıştı varya o da olursa artık kare ası tamamlarız. benim en iyisinden bi check-up’a girmem lazım. dur hele şu antalya işi çıksın aradan yine bize hastane yolları gözüktü diyelim. neyse buna yazının ilerleyen bölümlerinde devam ederiz. şimdi diyelim yorucu bi haziran ayı geride kaldı, temmuza umutla bakıyorsunuz, ilk günden neşeli uyanıp yeni günle beraber dop dolu bir ay geçirmek niyetindesiniz, benim gibi yani. şimdi sorum geliyor 1 temmuz sabahı ne olursa isyan edersiniz? büyük ikramiye çıkan biletinizi kaybettiyseniz, uyandığınızda arabanızın parkettiğiniz yerinde olmadığını farkederseniz ne bileyim bu gibi şeyler değil mi? kesinlikle insanı isyana sonrasında hüsrana sürükleyebilir.

o zaman birlikte 1 temmuz sabahına dönelim. hemen ekleyeyim büyük ikramiye felan çıkmadı bana, yani henüz:) bendeniz şarkıcı olan değil ben yani (çok da komiğim değil mi?) neyse sabah sekiz sularında uyandım fakat gözlerimi açmayarak kendimi kandırıp en az dokuza kadar yatakta oyalanmak istiyorum ama her zaman ki gibi başaramadım ve sekiz çeyrek gibi kalktım o mahmurlukla salona gittim, baktım annem koltuğa kurulmuş, bana tanıdık gelen bi tişörtle bi şeyler yapıyo. ama anlayamıyorum ne olduğu daha yüzümü bile yıkamamışım çünkü, işte uyku sersemi halindeyim. üç beş saniye sonra kendime geldiğimde o tanımlayamadığım tişörtün benim vakti zamanında öğrenci çapımıza bakmayarak (tabii bunda iddadan gelen paranın etkisi büyük) hatırı sayılı bir para bayılarak aldığım ve çok sık giyme fırsatı bulamadığım fakat çok sevdiğim polo yaka tişörtüm olduğunu anladım. annem tişörtün ön cebini söküyordu! neee nası yani diye çığlık attım, şaka felan değildi, annem resmen sabah ilk iş bi yerlerden bulmuş çıkarmış tişörtümü parçalamakla uğraşıyo, neymiş? cepli tişörtler yaşlı gösterirmiş, beni de yaşlı gösteriyormuşta felan filan. ulan ya beni yaşlı gösterecek tek şey saçımda yaşımın sayısından fazla olan beyaz tellerdir be anacım nittin sen? ya acayip sinirlendim ama sonuçta zevk benim değil mi yahu? öyle başka bir sürü tişörtüm var, bi şey yapıyosun bana da sorsana? sonuçta ben giyiyorum ve rahatsız olmuyorum ya. annem ben isyan ettikten sonra anladı yanlışını ama iş işten geçmişti olan benim tişörte oldu be yav. ama ona inat bende o cebi diktirmezsem iki olsun. hatta o günden beri al anne bunun ceplerini de sök, bak bu pantolunun yan cepleri şık değil kes at hepsini tarzı nüktelerime maruz bırakıyorum ama yetmez, o cep dikilip karşısına geçinilecek.

bel ağrısı demiştik, saolsun babam beni her fırsatta köye götürüp her işi bana yaptırıyo, ohh ne güzel istanbul, oğlum camları git aç, oğlum çimleri biç, olm fidbimg0546anları dik, olm hortumu topla, elektiriği kapattın mı? suyu da unutma, camların hepsini kontrol ettin mi? ulan belim ağrıyor ya hala da geçmedi en büyük sorumlusu sensin peder bey… neyse ama baya bi fidan diktim, belim beni öldürecek derecede ağrıyor ama o fidanlara değerdi yav. hayatımda ilk kez ve maalesef geç kalınmış bir hareket olarak değerlendiriyorum bu fidan dikme işini, insanın bi şeye emek verip onun büyümesini izlemek müthiş zevkli bi şey olsa gerek. yav baksanıza ben burda fidan dikip onun büyümesini izlemenin ne kadar zevkli olacağından bahsederken, düşünsenize birde kendi çocuğunuzun büyümesini izlemek ne kadar harika bir şeydir? ah ya ne mutlu, mutlulara.

ha unutmadan işte benim fidanlarım ;) nasılda büyümüşler, toprağa attığımız çim tohumları da çok feci büyümüş, bi daha ki gidişe onları da biçmek gerek:)

27 Jun
2009
Kategori: gündelik    |    Saat: 20:10
Yazar     |    Comments Off on talihsiz serüvenler dizisi

talihsiz serüvenler dizisi

ya olur ya hani her şey ters gider, hep bi aksilik çıkar son dakikada tüm işler bok olur. hatta “bi çuval inciri bok ettin” deyimi de burdan türemiştir bence. misal, ne misali ya işte öyle ne bileyim banane. her şeyi geçiyorum başımda bi uğursuzluktur gidiyor kaç gündür, hep bi talihsizlik hep bi hüsran kötü şans. aslında biraz da acelecilik yüzünden herhalde bunlar. malum ankara’da ki son günümde cüzdanımı çaldırmayı başarmıştım 120 liracığım toz olmuştu. neyse üstüne bi su içtik geçti.

ya şimdi ki ne demeli? ama benim hatam ya, başkent üniversitesinde okuyan öğrenci neye hazırlıklı olmalı sorunun cevabının bilmeme rağmen beklemedim. neye mi hazırlıklı olmalı? tabii ki sınavlara 2 gün kala açıklanan programa, aniden bastıran sağnak yağmura, yani mecaz anlam evladım sen anladın onu. neyse bende trabzona geldiğimde boş boş oturacağıma du gidiş biletlerini ucuz ucuz alayım dedim. benim de işim daha geldiğim ilk hafta dönüş biletimi aldım! ne büyük sevda bu! neyse indirimde vardı hem, bende akademik takvim belli olmadan geçmiş senelerde ki akademik takvimi göz önüne alarak aldım biletlerimi, buna göre 13 eylül ankaraya gidiş 15 eylül trabzona dönüş ve 26 eylül ankaraya kesin gidiş olarak belirledim ve 3 bileti gayet ucuza 140 ytlye hallettim, aynı güzergahın otobüs biletleri de aynı fiyata geliyordu. neyse buraya kadar her şey yakışıklı ve normal sadece üniversitemin bana yamuk yapmamasını umuyorum.

bugün açıklanan takvimle gördük ki boşa ümit etmişiz. öle abzurd bi takvim var ki 3 bilette yandı gitti kül oldu be yav. o diilde asıl sinirlendiğim gerzek adamların bayramdan sonra ki haftayı hatta sonraki değil içinde olan haftayı kayıta ayırmalarıydı, ulan dingiller muhtemelen resmi tatil olacak o arası ne diye kayıtları sıkıştırırsın araya? bi hafta önceye al kayıtları insanlar rahatça gelip kayıtlarını olsunlar, bayramlarını da aileleriyle geçirsinler, ama olmaz illa bi boklu yapacak gerzekler. her sene yeni kayıtlılarla aynı hafta kayıt olan biz bu sefer onlardan bi hafta sonra bayramdan bir gün sonra kayıt olacaz, ayıp lan danalar.

nese okuldan umudu kestik bari uçak biletleri yanmasın gidip düzelttireyim diye havaalanına gittim, ancak çingene pegasus biletleri iade veya iptal etmiyor, ulan bu kadar çağ dışı bi uygulama olabilir mi? uçuşa 3 ay var ve biletleri iptal edemiyorlar, böle boktan bi politika ancak pegasusta olur herhalde, bildiğin gibi değil acayip sinirlendim ya. bende kime ne diyorum yahu adamlar herkesi yolunacak kaz olarak görüyorlar ki… onlar değil midir uçakta ilaç içmek için su isteyenden su parası isteyen! neyse içimden bolca küfür saydırdım herhalde bu saçmalıklara.

sonra bari biletlerin tarihini değişelim dedim, 3 ünü tek bilete çevirelim felan diye, yok olmazmış tek bileti çevirebilirlermiş. neyse dedi ki 23 eylüle bilet almak için 70 lira ek vermeniz lazım, ulan ya zaten 3 bileti 140a almışım niye vereyim 70 lira daha, nasıl bi soygunculuktur bu? sonra en pahalı bilete bakın dedim, o zaman 20 lira ekstra vereceksiniz neyse iyi onu çevirelim bari dedim. diğer ikisinide kış sezonu açılınca bilete çevirirm artık. neyse eve geldim bi de ne göreyim? 50 lira almışlar!!! ben 50yi 20 diye anlamışım herhalde. kendime mi kızsam onlara küfür mü etsem anlamadım valla. ucuz bilet satıyoruz diye her boku paraya döndüren pegasusu tebrik ediyorum.

bi laf da kendime, ulan salak selçuk az dikkat et artık yeter bak kaç oldu. cüzdandı biletti derken 250 lira uçtu gitti. neyse gözümüz ağustosta başlayacak liglere çevrildi, ekonomimizi düzeltmek gerek. ya ama bu yine de sinirimi geçirmiyor, ulan varya staj işi de bok olursa işte o zaman çileden çıkacam haberin ola…

25 Jun
2009
Kategori: film    |    Saat: 22:02
Yazar     |    Comments Off on transformers : revenge of the fallen

transformers : revenge of the fallen

serinin ikinci filmi çarşamba günü vizyona girmişti, çok beklemeden daha doğrusu daha fazla dayanamayarak bugün izlemeye gittim. hani olur ya insan mutluluğunu paylaşmak, konuşmak haykırmak ister, evet bana da öyle oldu sinemadan çıkarken resmen hayata gülücükler saçıyordum kısaca resmen mutlu olmuştum, telefon edeyim birilerine anlatayım tarzında biri olmadığı için bende sığınağıma geldim hemen. ya sinemadan çıkar çıkmaz, hatta izlerken elimin altında bi şeyler olsa hemen yazsam diye düşündüm o kadar eğlenceliydi ki forumdan eve kadar yolu starscream gelse de uçurarak götürse beni dedim. neyse uçamasamda seri adımlarla ve neminde etkisiyle sırıl sıklam olarak geldim eve öyle ki henüz duşa girmeden önce ekşiye bi şeyler karaladım orası kesmedi biraz da burda dökeyim içimi.

öncelikle ilk film ne kadar pasifse yani bizlerde veya bende hayal kırıklığı yarattıysa bu film de benim için o kadar harika, müthiş, inanılmaz, awesome olmuştur. hiç durmayan aksiyonu, iyi kurgulanmış senaryosu, azaltılmış iğrenç esprileriyle bir baş yapıt olmuş çıkmıştır. bir yetmez daha fazla gidilmesi gerek. megan fox bile sırıtmadı gözüme o derece daha ne diyeyim. anlaşılan o ki ilk filme gelen eleştirilere kulak asılmış ve gerekli düzenlemeler yapılmış.

gelelim filme, öncelikle başlarda ki optimus’un nasıl prime olunur adlı dersi müthişti, megatronu ve starscreami 1vs2 de şamara boğdu resmen hatta adını çıkaramadığım diğer bir decepticonla beraber 1vs3 sayılır yerden yere serdi, ancak megatron her zaman ki gibi arkadan vurdu. her zamankinden kastım, 86 yapımı “transformers the movie”. yine filmde decepticonların birleşip oluşturduğu devastator’u az bir süre görmüş olsakta mutluluk vericiydi.

ancak inanılmaz güzelliklerin yanında eksik noktaları da yok değildi, mesela optimus düştükten sonra tekrar canlandırılması için çok beklenildi, ne bileyim ya optimusu herkes daha fazla izlemek isterdi. mesela 1 saattir mısır semalarında şiddetli çatışma sürüyordu ki saatime baktığımda yaklaşık 10-15 dakika vardı filmin bitmesine optimus hala ölüydü ve optimus canlandıktan sonra 2 dakikada fallenin işini bitirdi. yani ne bileyim ya önceki çatışma kısaltılmalı ya da film uzatılmalıydı daha sıkı bir optimus vs fallen dövüşü izlemeyi herkes isterdi. yine anlamadığım nokta her türlü metale can veren cubeün neden optimus üzerinde denenmediği. diyorum ya harikaydı şurası şöyle olsa daha harika olurdu diyebileceğim bi yer yok gayet doyurucu bi film yapmışlar ancak işte bu bi kaç küçük ayrıntıyı da göz ardı etmeseler daha bi şeker olacaktı.

son olarak seyredin, seyrettirin. film arasında “bu ne lan robotlar konuşuyo ne boktan filmmiş” diyen dangalaklara aldırış etmeyin, keyfini çıkarın.

18 Jun
2009
Kategori: hayat    |    Saat: 13:42
Yazar     |    Comments Off on ayrılmak

ayrılmak

ayrılıkların hep hüzünlü bir tarafı vardır. benim de söylediğim laf mı şimdi? ayrılık bu herhalde hüzünlü bir tarafı olacak. tabi bir de evliyken ayrılmak var ama benim bahsedeceğim o değil. zaten o en beteridir herhalde, hele bir de durum two and a half men’de ki alan-judith çifti gibiyse allah düşmanımın başına vermesin diyorum ya da hayır düşmanımın başına gelebilir sakıncası yok benim için, öylesi sevdiklerimden uzak dursun kafi.

ayrılıkların içinde inceden bir hüzün saklıdır hep, insan bunu kabullenmese de saklamaya çalışsada kimi zaman içinde ki bu duyguya engel olamaz, koyverir gider. hani bir deyim vardır ya ayrılınca dost kalabiliriz diye eminim bunun geçerli olduğu kişilerde vardır ancak bu çok hassas bi durum. ben kendi tecrübe ve gözlemlerime dayanarak şunu söyleyebilirim ki ayrıldığın kişiyle ne arkadaş olmalı ne de düşman. iki kişi ayrıldıktan sonra arkadaş olarak kalamayacakları çok aşikar bir durum aslında ancak düşmanmış gibi de hiç görüşmeme, yolda görünce yüz çevirme gibi çocukça hareketleri de doğru bulduğumu söyleyemem. fakat burda tabii ki önemli olan etken ayrılığın nasıl geliştiği. aslında yazmaya başlayınca çok karmaşık bir durum olduğunu farkettim, herkes kendi tarafından bakınca mutlaka haklıdır ve yine sanıyorum ki ne yapıyorsa haklıdır. neyse ben burda aman şöyle olmalı felan diretecek değilim, nacizane fikirlerimi söyledim.

az evvel max payne 3’ün çıkmasına aylar kala max payne 2 yi bitirip vlad’i cehenneme yolladıktan sonra camı açıp yüzümde deniz esintisini hissetmek istedim. hava kapalı ve güzel bir esinti var, insanın için hoş ediyor. cama çıktığımda yazları açan yapraklarıyla deniz manzaramı kapatan arka bahçede ki ulu kestanenin önünde bir çift takıldı gözüme. kışın zaten trabzonda olmadığım için denize hasret kalıyorum yani:) neyse onlara aldırış etmeden deniz doğru bakıyordum ki tartışmaya benzer yaşadıklarını hissettim. hiç huyum olmamasına rağmen beni de farketmedikleri için bu tartışmanın sonucunun nereye varacağını merak ettiğimden çaktırmadan kulak kesildim. derken kız ayağa kalktı ve elinde ki tokayı yere fırlattı çocukta ardından kalkıp hararetli şekilde tartışmaya devam ettiler, uzak olduğum için ne dediklerini anlayamıyordum ancak hal ve hareketlerden çıkardığım erkeğin ayrılmak istemesi gibiydi. az sonra kız sinirli bi şekilde çocuğu itti ve yokuştan aşağı doğru indi, erkek ise yokuştan yukarı…

hayat ne garip baksanıza 5 dakika öncesinde gördüğümde “ya baksana ne güzel oturmuşlar konuşuyolar” felan dediğim mutlu çift 5 dakika içersinde ayrılmışlardı. bu kadar canlı bir ayrılmaya tanıklık etmem sanırım beni de etkiledi biraz. daha önce hayatımda görmediğim iki insanın bi anda ayrılmasına sanırım beni de baya bi üzdü ki ne zamandır yazı yazmadığım günlüğüme bi şeyler karalamak istedim.

11 Jun
2009
Kategori: gündelik    |    Saat: 19:15
Yazar     |    Comments Off on ve yaz başlar

ve yaz başlar

ne çarşaf halden anlar ne yastık… bir gün anlarsın.

o değil de bitti sanırım evet dün dönem resmi olarak sona erdi benim için. bolca süpriz yaşadım ama bunlar son yıllarda yaşadığım en hoş süprizlerinden. inanabiliyor musun? matematikten geçtim, evet d ile de olsa geçtim abi ötesi var mı? asıl daha şaşırtıcısı not ortalamamım kendi standartlarıma göre hayvani derecede iyi gelmesi. 2.(trabzon) ki bu 2 yıllık üniversite hayatımda ulaşabildiğim en iyi ortalamam. sırasıyla 2.54, 1.62, 1.89 ve şimdi 2.61 geldi ortalamam. hemen bi espri yapayım demek ki düzceli olsam 2.81i görebilirdim. kızmayın tamam bazı espriler komiktir çünkü çok iğrençtir, bu da onlardan göz yumun bana. ha bu arada buraya yazıyorum diye keyifli olduğum anlaşılmasın nası bayılmışım anlatamam yaklaşık 3 saat felan oluyor buraya girip bi şeyler yazayım dediğimden, öyle bi durum yani.

bir gün anlarsın, niçin yaratıldığını. dolar gözlerin. ya da boşver dolmasın gözler.

ya okuldan mı bahsetsem bilemiyorum ama diyorum ya şaşırtıcı derecede iyi geldi diye, asıl iyi olan ne biliyo musun? sadece sınavlardan 3 gün önce çalışmaya başladım ve nasıl çalıştığımda malumken bu süprizin olması, hayatta mucizelere yer var dicem, sonra kendimi kandırmış olucam en iyisi demeyeyim. ama sanırım bu bana tanrının bi armağanı. al işte şimdi de kaderci olduk iyi mi! neyse ama haksız da sayılmam, son iki aylık süreçte başıma gelenlere baksana bi, nasıl ummadığım insanlar tarafından hüsrana uğratıldım, hayatımın en zor ve yalnız günleriydi belki. her anlamda yalnızlık… üç noktayı da koydum ya güldüm bak buna. yani ama gerçekten de öyle.

bir gün anlarsın, boşuna giden yıllarına oturup ağlarsın.

burdan hocalara bir kaç kelam edeyim bari, pınar hocam sizi çok seviyorum canavar da yolda zaten, umarım sağlıkla çabucak gelir;) bi sözüm de sana hoca yusuf, valla hiç umutlu değildim geçireceğine lakin geçirdin, ee madem geçircen ne stres yaptırıyosun bi hafta desene oğlum dert etme geçirecem diye. çetin hocam sana da bi mesajım var, hocaaam ne aldıysak onu verin tamam mı sakın bakmayın bu çocuk iyi gayret ediyo notunu da yükseltmiş dur şunu teşvik edeyim demeyin tamam mı! illa seneye bi daha alıp a mı getireyim onu mu istiyosunuz nedir yani? sağlıklı beslenin siz su felan için hep. nevin hocaya da bişe demeden olmaz, hocam üniversite hayatımın ilk a sını almama aracılık ettiğiniz için teşekkür ederim yahu çok iyisiniz, seneye görüşürüz tekrar.

bir gün anlarsın, neden saçlarına aklar düştüğünü…

artık yazı başlatma vakti geldi de daha stajım var be anam. gerçi staj yapana tatil bedavaymış:) ben sölemiyorum, onlar diyo; filler yani:) eh bir ay da olsa zevkli geçer umarım. tabi önce kalacak bir yer ayarlamalı bu yurt kurun yurtlar baya ucuzmuş bakalım orda kalmayı becerebilecez mi? yoksa minumum 500 sadece kalacak yere versem iyi halim yok, zaten param da yok. nese halledicez artık, belki amcama staj sonrası gelip yanında çalışırım dersem alabilirim, tabi tabi..:)

şu havuz da açılsa aslında yazın gerçekten başladığını iyice hissetsem, gerçi kilo vermeye başladım ama bilmiyorum. hemen not düşeyim buraya; trabzona ayak bastığım gün 98.6 kilo idim, 2 gün önce tartıldığımda 97.1 kiloydum. bu da demek oluyor ki daha vermem gereken çok kilo var, malum birilerinin kitabına yazılmış bir tahaahütüm var:) rezil oluruz yoksa. gerçi paso dondurma felan yiyorum ama hele bi pazartesi gelsin başlıyor spor yaşantım.

neyse hadi bakalım yaz başlatıyorum seni. bir ki üç başla…

7 Jun
2009
Kategori: dizi    |    Saat: 18:50
Yazar     |    Comments Off on lost 5. sezon finali : incident

lost 5. sezon finali : incident

açıkça itiraf etmeliyim ki bu kadar duygusal patlamanın yaşanacağı bir final beklemiyordum. diğer sezon finallerinde olduğu gibi aksiyon dolu izleyeceğimi düşünmüştüm. ancak bu bazı yerlerde oldukça sırıtsada can sıkıcı boyuta ulaşmadı diyelim, her şey tadında güzel oldu. neyse şimdi gelelim bolca soru işareti ve cevaplara. finali henüz ankara’dan dönüşümün ilk günü hemen izledim, malum olaylar sebebiyle 3 haftadır pek fazla ilgilenemiyordum, sabırsızlanıyordum bir an önce izlemek için, haklıymışım.

final bölümünden önce 15. bölümden biraz bahsedelim. jack bombayı patlatıp tüm olayların olmasını engellemek istiyordu, karşı çıkan birisi vardı; tabii ki kate. sebebini de açıkca anlayabiliyoruz, çünkü uçak kaza yapmadan los angeles’a inerse, kendisi adam öldürmekten mahkum olacaktı. bunu istemesini tabii ki bekleyemezdik ama jack’e ya biz ne olucaz diye sorduğunda jack’in içinden bi şeylerin koptuğunu gördük ama jack kararlıydı, faraday’in yarım bıraktığı işi yapacaktı.

finale gelirsek, jacob’ın kim olduğunu görüyoruz hemen bölümün başında ve adada ki lostielerle yapmış olduğu temasları görüyoruz flash back halinde. jacob açılışta kıyıda balık yerken bi adam yaklaşıyor yanına biraz konuşuyorlar, tarih oldukça eski olmalı, bir gemi var ufukta; şekline bakılırsa bunun muhtemelen black rock olduğunu söyleyebiliriz belki. hakkında bilgi sahibi olmadığımız bir gemide olabilir, dev heykel tüm heybetiyle orda durduğuna göre kesin olan bir şey var o da çok eski bir zamanda oldukları. neyse arkadaşı jacob’a biliyorsun bir gün seni öldürmek için geleceğim bunu çok istiyorum diyor ve yanıt olarak o gün burada seni bekliyor olacağım yanıtını alıyor.

öte yandan yeni lider locke tüm insanları toplayıp jacob’ı öldürmek üzere yola koyuluyor, burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus var ki; locke ile ben’in arasında ki diyaloglar. locke ben’e “jacobı öldürmelisin, düşün bi sen onun için 30 yıldır burdasın, her şeyi sorgusuz yaptın, ama karşılığında aldığın kanser olmak ve gözlerinin önünde kızının öldürülmesi” oldu diyor. rollerin değiştiğini açıkça görebiliyoruz locke, ben’i ben’in taktiğiyle vuruyor da diyebiliriz, akıl oyunları.

diğer yandan adadan denizaltıyla ayrılmak üzereyken kate geri dönüyor sawyer ve juliet’in yanına. jack’in adadaki herkesi öldürebileceğinden onu durdurmaları gerektiğini söylüyorlar, sawyer oralı olmasa da juliet’in ısrarıyla ekip adaya jack’i durdurmaya dönüyorlar. bombayla beraber kuğunun yolundayken karşılaşıyorlar ve burda büyük bir duygusal patlama başlıyor. aslında neden jack’in bu konuda bu kadar ısrarlı olduğunu görüyoruz, açıkası ben tahmin ediyordum fakat böyle olacağını hiç düşünmemiştim. evet, kate yüzünden. jack’ime bak be aşkı yüzünden tüm adayı yok etmeyi göze alıyor. eğer faraday’in teorisi doğru çıkarsa bu yaşanılanların hepsi aslında yaşanmamış olacak. bu noktada jack’in sawyer’a itirafı iç burkucu; eğer katei hiç tanımazsam onu kaybetmemiş olurum. derken kavgaya tutuşuyorlar, sonra juliet geliyor; karar değiştirmiş jack’e yardım edecek, sawyer çıldırıyo, nasıl çıldırmasın? üsteleyince juilet de itiraf ediyor, “ona bakışıını gördüm, seni tanımazsam kaybetmiş olmam.” ulan ne lostmuş ya neymiş bu böle herkeste birbirini kaybetme korkusu, cesur ve güzele döndürdünüz lan güzelim diziyi:) neyse bu aşk dörtgeni sanırım gelecek sezon son bölümden önce çözülmez.

şimdi gelelim bağlantılara, ilana ve diğer ekibin kargoda buldukları şeyi frank’e gösterdiklerinde frank dumurdan dumura koşuyor, iyi ki sezon finalinde bunu bize de gösterdiler yoksa 3. sezonda jack’in tabutu açıp dumur olmasını ancak tabuttakinin locke olduğunu öğrenmemizin 4. sezon sonunda olması gibi olmadı. neyse bağlantılar demiştik, bölüm başında jacob ve onu bir gün öldürceğini söyleyen adamla tanışmıştık buradan kişisel yorumum şudur, adayı yönlendiren iki büyük güç var bunlar iyilerin tarafı jacob ve kötülerin tarafı black smoke yani ben öyle düşünüyorum. hatırlayın richard locke ne diyordu, sende bi değişiklik var. gerçekten de bi değişiklik vardı lockta. ilana ve arkadaşları kargoyu jacob’ın yaşadığı yere getirince richarda kargonun içindekini gösteriyorlar, evet şok, ölü bir şekilde yatan locke! ee o zaman içeride ki kim diye sorunca, bölüm başında jacoba seni bir gün öldüreceğim diyen adamdan başkası olabilir mi? hatırlayın black smoke, ben’in kızı siluetine de bürünmüştü. peki kim bu adam? ben sanki lostta daha önce de gördüm diye hatırlıyordum, abime felanda sordum bunu görmüştük neydi adı diye ama hatırlamadı, sonra ben hatırladım ki lostta değil, prison breakte carolinein adamlarının başıydı. neyse jacobın ölmesi konusuna gelirsek, neden kendi öldürmedi de ben’e yaptırdı diye düşünebiliriz, herhalde adanın böyle bir kuralı olabilir, ama benim anlamadığım jacob’ın neden buna göz yumduğuydu, sen ki lockea dokunmanla hayata döndürüyorsun, kendini öldürmene neden izin veriyorsun be abicim? neyse bu onun sonucu olamaz eminim 6. sezonda bunların detayını görebileceğiz.

diğer ekibe dönersek artık karar alınmıştır sonuçları ne olursa olsun bomba patlatılacak; burada hoşuma giden bir nokta yakaladım kendimce, kate ile jack arasında geçmiş bir konuşmayı hatırladım, kate jacke “i’ve always been with you” diyerek kalbini almaya çalışırken, jack “no you’re not” cevabını almıştı, orada ki bakışlar insanın içini acıtan cinstendi diyebilirim, burda son anda tekrar aynı diyalog geçiyo, jack benimle misin diye sorunca, kate hep seninleydim der gibi bi bakış atıyor.

e sonuçta ne mi oldu? bomba işe yaramadı, swan çöktü, yani başarısız oldular, juliet metalleri kendine çeken swanda kapalı kaldı, bomba yanı başındaydı, tepkiyle patlatılmaya hazır bombayı patlattı ve LOST.

peki ne olacak seneye? aslında ben final bölümünde dharma ve others arasında ki savaşı izleyeceğimizi düşünüyordum ancak son sezona kaldı. ayrıca bomba patladıktan sonra zaman düzelecek mi? jacob gerçekten ölecek mi? ölürse othersın fake lockea tepkisi ne olacak? artık öyle bi duruma doğru gidiyor ki lost tahmin yapması oldukça zorlaştı. şuna bakın; locke ormanda yaralıyken bir anda richard çıkar ve vurulduğunu biliyordur mermiyi çıkarır locke tekrar ortadan kaybolur. meğer bunu sağlayan geçmişten geleceğe gidip tekrar adaya dönen lockemuş, zaman kaymaları sırasında kendisine adaya nasıl döneceğini kendisi söyletmiş, zaten richard’ın locke’un vurulduğumu nerden biliyorsun sorusuna, sen söyledin; hayır söylemedim cevabına, o zaman emin ol söyleceksin demesi bunların göstergesi, olayları öyle bir karıştırdılar ki merakla bekliyorum sonucunu. bitirmeden, bölümlerdir karşımıza çıkmayan rose&bernard ikilisini gördük, bernard sakal bırakmış, sakin bi hayat sürüyorlar rose ile, vurguladıkları şey de, barış içinde yaşayın. çok tanıdık değil mi? neyse 6. ve son sezon için maalsef daha beklememiz gereken 10 ay var, evet 2010 martında görüşmek üzere…

bir de tahminde bulunmadan edemiyorum kendimi ne olacak dizinin finalinde diye, aklımdan sonuçta her şey düzelecek uçak los angeles’a inecek gibi geliyor. butterfly effect’in sonunu hatırlayın, tamamen ayrı yetişmiş olan evan ve kayleigh 20 yıl sonra manhattanda karşılaşırlar, herşey yolunda hiç bir kötülük yoktur, bir an dururlar ve sonra birbirlerini tanımadan yola devam ederler. şimdi böyle bi son düşünüyorum, jack bavulunu bekliyor, yanından kelepçeli kate geçiyor, 1-2 saniye göz göze geliyorlar, daha sonra jack bavulunu alıp gidiyor. ama bu da çok klasik bi son olmuş olacak değil mi? lost şimdiye kadar hep bize beklenilmeyeni sundu şimdi de böyle bir şey yapmalı. tamam mesala uçak hiç düşmedi diyelim o zaman ne olacak benim desmondumla pennynin hali? uçak düşmezse locke hatchi bulmayacak ve desmond çürüyüp gidecek mi? ya juliet? bilemiyorum ya ne olabilir ki? neyse bekleyelim ve görelim, bekleyelinmde daha 10 ay var anasını satim ya…

6 Jun
2009
Kategori: gündelik    |    Saat: 17:51
Yazar     |    Comments Off on son dakika

son dakika

evet eğer laptopumun şarjı izin verirse bu yazıyı bitirmeme son dakika yazısı olacak bu ankaradan ayrılmadan önce. ankaraya ilk geldiğim günü hatırlıyorum da, hani havaşta cüzdanımı unuttmuştum da, ak sakallı bi dede beni bırakırken para verecekken cüzdanımın olmadığını farkedip uzaklaşmadan cüzdanımı bulmuştum, halbu ki o dede olmasa üste çıkıp taksiye binecektim ve cüzdanımla birlikte havaş uzaklaşacaktı, daha ilk günden nefret edecektim ankaradan…

bir de dün noldu, uyumaya hazırlanıyorum, geberiyorum yorgunluktan, couplingi açmışım izlerken sızacam, sabah kalkıp bavul felan hazırlamam lazım. neyse 444 0 333 beni arıyor gecenin bi yarısında, önce aveanin reklamlarından biridir diyerek açmayayım diyorum ancak açayım yine diyerek gözlerim kapalı açıyorum, ancak reklam değil, kadının biri konuşuyo, selçuk korkmazla mı görüşüyorum diye soruyor. “evet?” uykuluyum sersemim biraz, cüzdanınızı mı kaybettiniz diyor, yok hayır diye karşılık veriyorum, sersemliğimi atıp cüzdanıma bakıyorum yerinde yok. siz selçuk korkmaz mısınız diye tekrar soruyor, evet benim, evet evet cüzdanım yok farkında bile değilim ben. neyse cüzdanımı iyi bi insan bulmuş banka aracılığıyla bana ulaşmış telefonunu alıyorum. arıyorum buluşuyoruz cüzdanımı benle alakasız bi yerde bulmuşlar, okulu en son çare bankayı aramışlar, içinde ki para uçmuş tabii ki ama en azından kartlarım duruyor, şimdi bi daha kim uğraşacaktı okul kimliği, ehliyetle felan. giden 110 lira oldu. o diilde 1 gün önce çanta alacaktım o parayla, boşver dedim ay başında alırım param bitmesin, sonra bankaya yatıracaktım, zarf olmadığı için yatıramadım. neden olduğu anlaşıldı, demek ki gideceği varmış. varsın gitsin de ben anlamıyorum onu çalan adam o parayla gidip çocuklarına bi şeyler mi alacak? nasıl geçecek o para boğazlarından?

neyse son dakika da golü kalemizde gördük farz edelim, her zaman dediğimiz gibi hayatta bunlar var. bu da böyle bi anımdır işte. en azından cüzdanımı tekrar bana ulaştırmak için uğraşan genç çifte buradan tekrar teşekkürlerimi iletiyorum.

artık veda vakti ankaraya…

ah ankara çok canımı yaktın lan bu dönem, seneye ödeşicez ona göre…

5 Jun
2009
Kategori: gündelik    |    Saat: 18:35
Yazar     |    Comments Off on ayrılık vakti

ayrılık vakti

nasıl hızlı geçti değil mi? daha dündü yahu okul açılalı, ilk dönem derken ikinci dönem bile bitti iyisiyle kötüsüyle geride kaldı artık. bizimde ayrılık vaktimiz geldi sınavların sona ermesiyle, fazlasıyla kötü bi ikinci dönemin ikinci yarısı geçirdim diyebilirim. bolca hayal kırıklığı ve hüzün bıraktı arkamda, artık bunları unutup yazı iyi geçirmeyi umuyorum ama bu nalet matematikten gene kalıcam sanırım, bi türlü rahat ettiremedim kafamı. ama iyi yanından da bakıyorum, artık tüm insanları kendim gibi düşünmeyi bıraktım, tepkisizleşmeyi de öğrendim sanırım, seneye her şeyin daha iyi olmasını umuyorum. bu arada insanlardan bir de ricam olacak; kimse beni sevmek zorunda değil, aynı benim herkesi sevmek zorunda olmayışım gibi, beni iyi bir arkadaş görebilirsiniz de görmeyebilirsiniz de; ama artık beni rahat bırakın olur mu? bana yaşattıklarınız yanınıza kar kalsın yeter ki artık boş konuşmaktan, zırvalamaktan ve yaptığınız gerzeklikten uzak tutun beni. bırakın bildiğim gibi yaşayayım, telefonunu unuttuğum zat-ı muhteremler günün birinde abzurdce bi daha seninle muhattap olmayacağım demesin gelipte. “aman allahım nasıl olur, nasıl yaparsın bunu? nasıl yaşarım sensiz” bunu mu deme mi bekliyorlar? defolun hayatımdan ya, çekin kirlenmiş ellerinizi kendi halimde ki dünyamdan, rahat bırakın beni. artık kafamı meşgul etmeyin aptallıklarınızla yeter tüm yaptıklarınız, şuna bak ya sınavlarım bitmiş kafamı toparlamak için koca bi yaz var önümde ama benim hala şu saatte canım sıkılıyor, ne hakkınız var lan sizin böyle bir şeye? kimsiniz siz? nesiniz, nasıl acınacak bir haldesiniz, dilber hala nası diyodu? “ben lafımı ortaya gorum, alan alır, almayan almaz.”

neyse bu konuda daha fazla yazmayacağım, dedim ya bu sene çok hızlı geçti benim için, umuyorum önümde ki 4 ay bu kadar hızlı geçmez ve beyazlarım artmaz:) şaka bi yana iyice dinlenip tüm senenin yorgunluğu çıkarmayı düşünüyorum.

haa sevenleri de unutmuş değilim, yazın birbirinden ayrı kalacak sevenler için beatles söylüyor:) unutmayın her ayrılığın iyi yanı bi süre sonra kavuşacağınızı bilmenizdir, mutlu olun bi de yalnızların halini düşünsenize, cornetto alıp bedavasını da kendisi yemek zorunda kalanları:) genç turkcell günlerinden nefret edenleri:)

close your eyes, i’ll kiss you,
tomorrow i’ll miss you.
remember i’ll always be true.
and then while i’m away,
i’ll write home ever day,
and i’ll send all my loving to you…

dedim ya gidiyorum yarın akşam, 1 ay kadar trabzonda olacağım, temmuzun ilk haftası da staj için antalyadayım 1 aylığına; ah bide şu matematiği geçsem güzel olacaktı. hareketli bir yaz beni bekliyor bende onu bekliyorum ve herkesi seviyorum, sağlıcakla…

31 May
2009
Kategori: kitap    |    Saat: 21:20
Yazar     |    Comments Off on seni içimden terkediyorum

seni içimden terkediyorum

ilginç oldu kahraman tazeoğlu ile tanışmam. tabii ki şahsen tanışmış değiliz:) evet bu kötü espriden sonra devam edebilirim, ne çabuk baydım ya. neyse, gökhan türkmen diye bi delikanlı çıktı ya son zamanlarda bi de bayık şarkısı var ki, işte onu indireyim bakayım neymiş diye areste ararken, kahraman abimiz çıktı karşıma. herhalde profesyonel bi çalışma değil, birisi kahraman tazeoğlunun şiiriyle, gökhan türkmenin bi şarkısını birleştirmiş, adı da git olmuş. hani hep derim ya ben bi şeyin adını gördüğüm zaman şarkı, kitap, film vs. nedense içimde iyi mi kötü mü olduğu konusunda hemen bir izlenim oluşur ve şimdiye kadar hep doğru hissettim. allahım ne büyük bir yetenek bu bendeki! evet işte öyle hissettiğim 1-2 şarkıyı indirdim, bir de ne göreyim; inanılmaz dokunaklı bir ses, herkesin içinden bir şeyler bulabileceği şiirler, işte size çok kısa bir özet. içimde bıraktığı büyük etkiden sonra hemen araştırmaya koyuldum, şiir kitaplarını yazın almak üzere sık kullanılanlar listesine ekledim.

geçenlerde yolum cepa d&r düştü. kitaplar arasında dolaşırken, bilmiyorum ruh halimin kötülüğünden midir, kahraman tazeoğlunun kitaplarının olup olmadığını sordum, işte böyle oldu seni içimden terk ediyorum ile buluşmam, kapağıda ne güzel değil mi? sonraki gün sınavım olmasına rağmen eve geldiğimde çabucak okuyup bitirdim, yetmedi sonra ki gün tekrar okudum; hatta hala okuyorum, sıra diğer kitaplarında özellikle araz’ı çok merak ediyorum.

kahraman tazeoğlu’nun şiirlerinde kafiye bulamayabilirsiniz fakat diğer her şey bolca olduğu için dikkat bile çekmiyor. hayatın gerçekleri üzerine inanılmaz kaliteli şiirler bulunuyor. hayatın gerçekleri demişken ne demek istediğim gayet açık değil mi? ha bu arada buraya şiirlerini yazacak değilim, gidin alın okuyun! ne diyeyim, alın; aldırın, hediye edin birilerine not eklemeyi de unutmayın; “aşkım çok seviyorum ve asla bırakmayacağım seni” diye…

arka kapaktan;

“siz hiç başkasını öldürerek intihar ettiniz mi?
hemen yarın birini sevin, çok sevin.
onu canınızın öbür tarafı yapın.
mesela, sevdiğiniz geceye ağladığında karanlık üstünüze yapışacak olsun ıslak ıslak.
iki kişilik doyun acıktığınızda…
ve bir zaman sonra içinizdeki “o”,
size acı vermeye başlasın ve ne zaman
onu içinizden söküp atmak için
bir hamle yapsanız, kendinizi parçalıyormuş gibi olun.
daha sonra yenilin ve canınızın öbür yarısı olan
bu varlığı, içinizde öldürmeye karar verin.
şunu da sakın unutmayın,
onu öldürmek kendinizi de öldürmek demektir.

insanın kendisini öldürmesine intihar diyorlar.
ama siz bunu, o’nu öldürmek adına yapın ve
“seni intihar ettim” diye haykırın…
o zaman hem katil, hem ceset, hem de şair olur
“seni içimden terkediyorum” adlı bir kitap yazarsınız”

hep derim, yaşamın bir anlamı olmalı diye.

27 May
2009
Kategori: spor    |    Saat: 20:29
Yazar     |    Comments Off on formula 1 de neler oluyor?

formula 1 de neler oluyor?

evet bu soruyu sormak için tam anlamıyla doğru zamandayız sanırım. bu ayın sonunda 2010 sezonu kayıtları kapanacak ve henüz mevcut takımların birçoğu kayıt yaptırmamış durumda. sebebi malum ar&ge teknolojisi için bütçe kısıtlanmasına gidilmesi. fia 2010 sezonundan itibaren araç geliştirme bütçesinin tavanını 45 milyon pound olarak belirledi. ve bunu kabul edenlere sezon içinde ayrıcalık tanınacağı, kabul etmeyenlere ise katı kurallar koyacağını belirtti. bu tabii ki sezon içinde aracı geliştirmeye 200 ila 300 milyon  dolar para harcayan başta ferrari, mclaren, renault gibi takımların hiç mi hiç hoşuna gitmedi. fia bu kararı küçük takımları da rekabete ortak etmek için aldıklarını söylese de bu büyük takımlar için kabul edilir bir durum değildi. ancak brawn gp ve force india gibi küçük takımlar tabii ki bu durumu memnuniyetle karşıladı.

aslında benim cevabını aradığım formula da neler oluyordan önce ferrari de neler oluyor soruydu, ancak son dönemlerde tırmanan olayları göz önüne alınca küçük bir formula değerlendirmesi de fena olmayacak.

2009 sezonu itibariyle ferrarinin içinde bulunduğu duruma bir tifosi taraftarı olarak gönlüm el vermiyor. tarihin en kötü başlangıcını yapmış durumdalar. üst üste 5 yarıştır bırakın birinci olmayı pol pozisyonu bile kazanamadılar ve ilk podyumunu geçen hafta raikkonenin monacoda üçüncü olmasıyla kazandılar. ilk yarışlarda ki düşüşü kabul edebilirdik, formula avrupaya dönünce başlar dedik ancak ispanyadan da hayal kırıklığı ile ayrılınca işlerin yolunda gitmediğini açıkca gördük, neyse ki takım monaco’da bir adım daha ileri gitti ve daha rekabetçi bir hal aldı.

şimdi 2006 ya michael schumacher’in formula’yı bıraktığı sezona dönelim. ne sezondu ama bir önce ki sezonu hayal kırıklıklarıyla kapatan ferrari 2006 sezonuna da kötü başlamış ancak sezonun 2. yarısına doğru tırmanışa geçmiş ve italya gpsinde fernando (b)alonso dümbeleğinin yarış dışı kalması ve schuminin birinci gelmesiyle puanları eşitlemişti. bir tifosi olarak içim içime sığmıyor schuminin şampiyon olarak veda etmesini ümit ediyordum, ama olmadı, şu an hatırlayamadığım bir gp de brezilya öncesiydi sanırım, o zaman japonya olmalı, evet o yarışta schumi önde giderken ki öyle bitse son yarışa önde girecekti, yaklaşık 3 yıldır mekanik sorun yaşamayan ve yarış dışı kalmayan ferrari motoru iflas ediyordu, schumi dikti fakat biz göz yaşlarına engel olamıyorduk. son yarışta mucizelerin olması gerekiyordu schuminin ipi göğüslemesi için, ancak olmadı, o yarışta da aksilikler yakasını bırakmadı ve schumi buruk bir şekilde formula 1 e veda etti.

2006 da brezilya’da gerçekleşmeyen mucize 2007’de gerçekleşecekti. kırılmadık rekor bırakmayan schuminin formula 1 i bırakmasıyla ferrari, mclaren’in buz adamı kimi raikkonen’i transfer etti. bu zaten beklenen bir gelişmeydi, hepimiz en azından bir sezon schumiyle beraber kimiyi izlemek istedik ancak olmadı. herkesin bildiği üzere kimi formula da lanetli olarak hatırlanır, nitekim mclarende yaşadığı talihsizlikler pişmiş kuşun başına gelmemiştir, lider giderken motor iflas etmeleri mi dersiniz, son turlarda süspansiyon kırma mı, lastik patlatma mı? ne ararsanız hepsi kiminin başına gelmiş ve hedeflediği şampiyonluğa ulaşmasını engellemişti. kendisine kırmızı tulumun çok yakıştığı kimi o sezon (b)alonso, çaylak hamilton ve takım arkadaşı massayla şampiyonluk mücadelesi yaşadı. yine bu sezona damga vuran mclarenin ferrarinin bilgilerini çalma skandalı oldu, nitekim takımlar şampiyonasından elenmeleriyle sonuç buldu. ferrari sezona pek te iyi başlamadı, kimi makus talihini maalesef ferrariye de bulaştırmıştı, sezon ortasına geldiğimizde hamilton şampiyonlukta en büyük aday olarak göze çarpıyor, onu takım arkadaşı alonso takip ederken, üçüncülük kimi ve massa ile arasında gidip geliyordu. ancak ferrari her zaman ki gibi sezonun ikinci yarısında büyük çıkış yakaladı, buna mclaren takımında başlayan sürtüşmelerde eklenince zirveye doğru tırmanmaya başladı, alonso takımının hamiltona öncelik sağladığı görüşündeydi, nitekim bu sezonun ardından formula 1 den ayrıldı. neyse schuminin formulayı bırakmasının ardından müthiş bir prestij kaybı yaşayacağı tahmin edilen formula da düşüş söz konusu olsa da tarihte görülmemiş şampiyonluk mücadelesi bunun etkilerini minumuma indirdi. şöyle ki son yarış öncesi 3 pilotunda şampiyonluk potasında olduğu bir yarış hatırlamıyorum. brezilya gpsi öncesi hamilton birinci alonso ikinci ve raikkonen üçüncü durumdaydı, raikkonenin şampiyon olması hamiltonın 1 puandan fazla alamamasına ve alonsonunda podyuma çıkamamasına bağlıydı, yani imkansıza yakın denilebilirdi, ama kader o ki kariyeri boyunca talihsizliklerin yakasını bırakmadığı raikkonen şampiyon oluyordu. evet resmen efsanevi bir yarıştı, bu sefer göz yaşlarımız sevinçten akıyordu, hamilton ise ilk çaylak şampiyon ve en genç şampiyon şansını kaybediyordu, bir sene daha beklemesi gerekecekti.

2008 sezonuna kimi yine talihsiziklerle başladı ve sezon boyunca bir çok yarışta yakasını bırakmadı. nitekim çok rahat şampiyon olabileceği sezonda ferrarisine yenik düştü, renaulta dönen alonsonunda pek bir varlık gösteremediği sezonun son yarışı brezilya gpsine hamilton ve massa şampiyonluk şansıyla başladılar. massanın şampiyonluğu için yarışı lider bitirip hamiltonın 6 veya daha kötü bir derece almasını bekleyecekti. nitekim de massa finiş çizgisini geçtiğinde hamilton 7. sıradaydı ve bu massayı şampiyon yapıyordu, ancak hamilton finişe 200 metre kala son virajda şimdi brawnla fırtınalar estiren button’ı geçip 5. liğe oturuyordu. aylarca button’ın hamiltona yol verdiği yavaşladığı konuşuldu durdu. bence de bu şampiyonluk formula 1 tarihinde ki kara lekelerden biri olarak kalacaktır. sonuç olarak hamilton en genç şampiyon ünvanını alonsodan almış oldu.

2009 sezonuna geldiğimizde, formuladan ümidi kalmayan honda takımı formula 1 den çekilme kararı aldı ve takımı ferrarinin efsanevi üçlüsünden biri olan ross brawn satın alıp takımın adını brawn gp olarak değiştirdi. sezon başlamasıyla herkes şoke oldu çünkü 5 yarış geçmesine rağmen ferrari, mclaren ve renault takımlarından bırakın yarışı pol kazanan olmadı. brawn gp 5te 4 çekerkeni, redbull diğer tek yarışı kazandı. hepsinin ötesinde ferrari ve diğer takımlar bariz şekilde yavaştı, yeni kurallara pek uyum gösterememiş gibiydiler. bir tifosi olarak ferrari cephesinden olaya bakarsam muazzam taktik hataları baş göstermeye başladı, ferrarinin efsanevi üçlüsü schumi, brawn ve todttan sonra böylesine amatör hatalar ferrari ruhuna çok tersti. düşünebiliyor musunuz? ferrari kenar yönetimi benzin yükünü ayarlamayacak ve 4. sırada yarışan massaya eğer finişi görmek istiyorsan yavaşla komutu verecekler ve onun yarışı 6. sırada bitirmesine sebep olacaklar? nerede rainmaster schumi? nerede taktik deha brawn? nerede benzin yükünü ayarlayamamak? daha fazla bir şey söylemeye gerek yok.

bunların ötesinde, sanıyorum ki bu başarısızlık sezon sonuna doğru yukarıya doğru ivme kazanacaktır ancak bu sezondan artık pek ümitli olunmaması gerek, artık geri dönmek çok zor. bunları söylerken ferrarinin geri çekilme düşüncesinin olduğunu da söyleyelim, konu başlığı formula nereye gidiyor sorusundan bahsetmiştim, fia ve mosley açıklamalarını ferrari başta olmak üzere bir çok takım bu kuralları kabul etmiyor. ferrari eğer bu kural değiştirilmezse formuladan çekilme kararı alacağını açıkladı, ferrariyi mclaren, renault, bmw gibi takımlarda destekliyor? gerçekten formulanın tüm sezonlarında yarışan tek takım formuladan çekilebilir mi? mosleye göre bu olası, çünkü formula ferrarisiz de devam edebilir açıklamasını yaparken oynadığı kumarın büyüklüğünün farkındadır umarım, çünkü ferrarisiz bir formula kesinlikle düşünülemez. öte yandan (b)alonsonun ferrari hakkında açıklamaları düşünüdürücü, 2010da sözleşmesi bitecek alanso bir ispanyol gazetesinde, ferrari de yarışmak formula da yarışmaktan öte bir şey tadında bir açıklama yapmış, açıkcası ferrariyle flört etmeye başlamış gibi bir his uyandırdı bende, bilemiyorum kimi alonso ikilisi nasıl olur? ancak alonsoyu sevmediğim gerçek, formula da ferraride görmek istemediğim belki de tek kişi kendisi, eğer transfer gerçekleşirse naparım bilemiyorum, artık bağrıma basacak taş ararım herhalde, aslında ferrarinin 2010 sezonu için genç alman vettel’e yönelmesi harika olurdu, ileri de inanılmaz bir pilot olacağı kesin ve bu gelişme sürecini kiminin yanında geçirirse tadından yenmez sezonlar izleyeceğimize eminim.

ancak hala gelecek sezonlar için bir kesinlik söz konusu değil, takımlar kurallar değiştirilmezse formuladan çekileceklerini yazılı şekilde açıkladılar, bakalım karşılıklı oynanan bu kumarın sonucu ne olacak? sonra ki haftalarda bu konu hakkında tekrar bir şeyler karalayacağım kesin.

uzun oldu be, yordu. bu arada evet hayat süper hep böyle sportif olaylar hakkında yazıyorum; gecelerin nasıl geçtiğini bi anlatsam ağlarsınız be. tamam lan şaka şaka, sınavlarda var zaten. olmuyor, olmuyor; …