6 Aug
2009
Kategori: hayat    |    Saat: 20:48
Yazar     |    Comments Off on düşünceli olmak

düşünceli olmak

öyle canımı sıkan bi hal aldı ki yazmasam çatlardım herhalde. öyle olmasa dünyanın en boktan internet cafesinde bu satırları yazmak için kötü internetle cebelleşip firefoxu indirip bu kadar uğraşmazdım ama gerçekten sıkıldım. buradan tüm insanlığa sesleniyorum, güldüğüme bakma üzgün, kırgın ve sinirliyim. ne olur biraz karşımızdakini düşünsek? empati yapabilsek? nedir yani bu kadar imkansız olan? neyse ya ben kısa bi hikaye yazmak istiyorum başrolleri aynı kişi oynuyor ama oynamasın istiyorum ben.

a varmış. b, a’yı c’ye çağırmış ve demiş ki gelsene hem d yaparız hem de e. a da olur neden olmasın demiş ve c’ye gitmiş. neyse bir süre sonra a, b’den haber alamaz olmuş. sonra öğrenmiş ki b, a’yı bırakıp f’ye gitmiş. ee hani c’de olacaktık diye düşünmüş a ama b bunu düşünememiş, a üzülmüş kırılmış ama göstermemeye çalışmış o halde ben de g’ye gideyim demiş. g’ye gitmeden önce şans eseri h’de i ile konuşmuş. i oo ne güzel g’de j yaparız demiş. ve a zaten g’ye gitmeye karar vermişken i’ninde araya girmesiyle daha çok sevinmiş. a ile i g’de bir kez görüşmüşler sonra i a’yı aramamış. a mutluymuş ama merak etmiş ne oldu diye i’yi aramış. i, j ve k geldi onlarla l yapıyorum demiş. a gene kırılmış üzülmüş ama belli etmemiş ve bi süre sonra m’ye gitmiş. m’de n o ve ö varmış. a çok sevinmiş. bi süre sonra p ile r’yi aramış ben m’deyim diye. p s’de ş’de buluşalım demiş. a ben t’de s’ye gelirim siz de ş’de gelirsiniz demişler. a gitmiş t’de u kadar dolaşmış ama p gelemicez demiş, a üzülmüş, kırılmış belli etmemiş bi daha ü kadar geri dönmüş. a, n ve o ile beraber n’ye kalacak yer bakmaya gitmişler. a’nın aklına bi şey gelmiş hemen v’ye haber vermiş bak burda çok güzel bi y var hem de sadece z diye. ama v ben y’mi kendim bulurum demiş sanane.

işte rivayet olunur ki o gün bu gündür a artık kimseleri arayıp hal hatır sormaz olmuş, soğumuş sanki, arada eli ı’sına uzansa da bırakın ğ’yi ç bile yapmaz olmuş. sonra düşünmüş, üzülmüş.

ben bu yazıyı kim yazmış bilmiyorum ama yahu insanlar birazcık anlaşıylı olsa hayat daha yaşanılır olmaz mıydı? bi şey söylerken, bir şey yaparken. ya karşımdakini üzer miyim? kırılır mı acaba diye düşünsek fena mı olur? sen sus sütoğlan, senin babanı da sevmezdim zaten. garibin biri yahu.

1 Aug
2009
Kategori: gündelik    |    Saat: 21:09
Yazar     |    Comments Off on istanbul macerası

istanbul macerası

muhauha sanki benim izlenimlerime ihtiyacı varmış gibi ha? şaka bi yana iyi geldi bu 8-9 gün özlemişim istanbulu. yarın ankaraya gidecek olmanın hüznü kapladı içimi bak yazamıyorum neyse bi iki şey karalarım her türlü.

istanbul küçük, cevahir ondan da küçük!

cümledeki ironi dikkatinizden kaçmamıştır umarım, kaçmışsa dönüp tekrar okuyun. aman ya ne komiğim ben bugün! o değil de gerçekten küçük ama bakın niye, cevahir alışveriş merkezinde dolanıyorum, mjnin anısına dans gösterisi yapıyorlar ona bakıyordum, neyse sıkıldım halimle şöyle bi arkamı dönüp gideyim dedim baktım 16 cm yanımda mert! muhaehu ya çocuğu askere gittiğinden beri görmüyoduk, gitti geldi işe bile girmiş, hem de istanbulda! haha öküz gibi de kilo almış, tesadüfe bak cevahirde karşılaştık ve ankarada buluşmak üzere sözleştik, bana da iyi geldi nicedir görmediğim bi arkadaşımı görmek. tamam burdan istanbulun küçük olduğunu çıkaramayabiliriz, insanlar tesadüfen karşılaşabilir doğaldır bu. neyse diğerine geleyim o halde.

kadıköyden modaya doğru yürüyorum, unicef ekibi kadıköyü mesken tutmuş o sıralar yardım toplamak için face2face adı verdikleri ekip kurmuşlar, unicefinkilere rastlamamış olabilirsiniz ama kesin greenpeaceciler bi kez önünüzü kesmişlerdir, işte onun unicef versiyonu diyelim. evet onlardan bir genç kızımız benim de önümü kesti ve başladı anlatmaya şöyle şöyle diye. ben de hemen savunmaya geçerek ben greenpeace destek veriyorum zaten iki tane fazla olur vs diye (halbu ki yok öyle bişe, kredi kartım yenilendiğinden beri yapmıyorum yardım, yani kart yenilendiği için kesildi benim suçum yok aslında zaten 1 yıl kadar yaptık nelerine yetmiyor, neyse konuyu bölmeyelim.) kızcağız anlattı anlattı en son kredi bilgileri formuna geldi sıra ancak ben dediğim gibi neticesinde öğrenci olduğumu ve zaten greenpeacee yardım ettiğimden yapamayacağımı söyledim ve teşekkür ederek yola devam ettim. aslında daha sonra ulan 3 ay da 5 lira versem ne kaybederim ki dedim geri dönecektim ama acelem vardı dönemedim yoksa istiyodum yardım etmek, zaten de greenpeacee artık bağışta bulunmuyordum. neyse 2 gün sonra bu sefer istiklalde dolaşıyorum ki o gün bu gün oluyor, neyse gene uzaklardan bi unicef kızı kestirdi gözüne beni bana doğru yaklaşıyor! gene klasik yalanımı atacaktım ki bir de ne göreyim kadıköydeki kız! meuah yahu sizle kadıköyde tanışmıştık hani diye girdim lafa o da hatırladı neyse sonra kendime söylediklerim aklıma geldi dedim 3 ayda bir ufak bi bağış yapabilirim dedim. 3 ayı kaldırmışlar bende cüzzi bi ücret olarak her ay 5 lira bağış yapma taahhütünde bulundum işte, ne yapar ki 5 lira bana, çocuklar mutlu olsun yeter. o değilde kızla kanka olduk hafiften artık giderken şu sözleri söyledim, eğer 3. kez karşılaşırsak ya arkanı dön ve git ya da direk gidip bi kahve içelim bu işte bi keramet var diye. güldük geçtik sonra iyi dileklerimizi ilettik birbirimize. harbi ha küçük bu istanbul!

mangoyu çözdüm!

evet mangoyu çözdüm, adamların foyasını ortaya döküyorum şimdi. ulan bunlar kadınlara pantolonları vsleri 3-5 liraya satıyorlar utanmadan ama işin mucizesi farklıymış. ankarada he markası olmadığından istanbula geldiğim şu günlerde öğrendim bunu. bu arada 365 avmde varmış ankarada onu da bugün öğrendim. neyse bu mango denilen marka kadınlara yapılan indirimi erkeklerden çıkarıyor yahu utanmadan. yoksa kadınlara 50liraya poşetleri doldurtup çıkartırken, biz erkeklerden yazın ortasında bir kaşkola 92 lira vermemizi beklemezdiler değil mi? ayıp değil mi ya? kadınların hırkaları 19 lira erkeklerin 69! saolun ya bizde kazız, yolun anasını satim. ayıp o kadar şukela şeyler yapıyorsunuz bize de ucuz satsanıza sonra son paranızı bi yeleğe yatırıp ankaraya dönmek için annenizin kartını kullanmak zorunda kalıyor insanlar! varya bershkaya da kıl kaptım, adamlar mangoyla aynı haa aynı yeleğin kadın modeli 29 lira erkek modeli 64 lira ulan bi ispanyollarda var bi bokluk ama hadi bakalım.

sakar her yerde sakar

ulaen ne olacak benim bu sakar halim abi! yeter yahu dokunduğumu yıkıyorum. bana bi adam söleyin ki küçük bi su almak için süpermarketin ulu ortasına yapılan 2 metrelik su kulesini yıksın! mauauh ulan sanki jenga oynuyoruz, o değil köşeden almıştım halbu ki! ama çok güldüm kendime ya.

böyle işte istanbul. hayat akmaya devam ediyor tüm hızıyla, biz de bir süreliğine dahil olduk eğlendik bolca, her şey için teşekkürler. ulan beş parasız kaldım ya ne güzel istanbul ya! bu arada istanbulda yaşanmaz abi, okumak felan hikaye, burda paran olucak rahat rahat yaşıcaksın, işmiş, okulmuş bayar bunlar! :) tavsiye verecek değilim la şuraya gidin şurda şunu yiyin kimim lan ben hıncal uluç mu? sağlıcakla.

aa bak yazdıktan sonra farkettim bu yazımızla birlikte dalya demişiz, istanbula nasipmiş, yakışır! oo kutlu olsun, havai fişekleri atılsın, şampanyalar patlasın, dansözler oynasın. 100 yüz 100 yüz ;)

30 Jul
2009
Kategori: gündelik    |    Saat: 13:38
Yazar     |    Comments Off on ölmeden önce yapılacak 101 şey

ölmeden önce yapılacak 101 şey

havasından herhalde nicedir yapmak istediğim bu listenin ilk kıvılcımları döküldü istanbulda vapurla karşıya geçerken. evet aklımda güzel şeyler ver umarım hepsini gerçekleştirebilirim. şimdilik sıraya koymuyorum hepsi toplam 101e ulaştıktan sonra sıraya koyup yapmaya başlayacağım fakat 101 olmadan da yaptıklarım çıkarsa onları da listeye yaptık diye ekleriz artık. ahanda başlıyorum; ölmeden önce yapılacak 101 şey. aslında bunları kategoriye ayırmalı 10 kategoriye bölsem her telden yapacak nice şey bulurum hem öyle daha da güzel olur, neyse şimdi ben aklıma gelenleri yazayım da ileride belki bazı maddeleri birleştirebilirim.

ölmeden önce yapılacak 101 şey, evet işte bunları yaptıktan sonra ölsem de gam yemem dediklerim :)

– boğaz köprüsünde balık tut.

– kadıköy beşiktaş vapurundan atlayıp kız kulesine kadar yüz.

– yağmurda yürü.

– büyük britanyayı karış karış gez.

– yeni zellandayı keşfet.

– çocuk sahibi ol.

– formula 1i canlı izle.

– rafting yap.

– yamaç paraşütü yap.

– piramitleri gör.

– çin seddini dolaş.

– 35inden önce golf al.

– 43ünden önce a3 al.

– 50inden sonra porsche cayenne al.

– herhangi bir konuda makale yayınla.

– kitap yaz.

– boğazda rakı balık ye.

– bir dağa tırman.

– büyük kanyonda dolaş.

– afrikada safariye katıl.

– tekneyle türkiye kıyılarını dolaş.

– çocuğunun diploma töreninde orda ol.

– 61 yaşından önce ölme.

bi süredir aklımda olanlar bunlardı, daha fazla zorlamanın anlamı yok, kimi çok basit kimisi de çok uçuk şeyler olabilir fakat hayat bu daha kaç kere gelecez? ama 101 şey çok az o yüzden bazı maddeleleri birleştirmek istiyorum. mesela rafting ile yamaç paraşütü aynı maddeye sıkıştırabilirim hatta bunlara bilumum su sporlarını felan da ekleyebilirim, nası yapsam bilmem ki? maddeleri gerçekleştirdikçe yorumlarımda beraberinde gelecek, hiç yağmurda yürümedin mi diye absurd mesajlarla başımı ağrıtmayın, hadi bakim. istediğiniz maddeyi çalabilir, tavsiye verebilirsiniz. sevgiler.

29 Jul
2009
Kategori: gezi    |    Saat: 18:09
Yazar     |    Comments Off on oh be istanbul varmış!

oh be istanbul varmış!

bak cümlenin sonunda ünlem var. evet ya gerçekten de varmış, nicedir yazayım bi şeyler diyodum moda’daki bu izbe cafeyeymiş kısmet. gerçekten istanbul antalya’dan sonra o kadar iyi geldi ki anlatamam. havalar nasıl güzel ya, geceleri utanmasam üşücem! :P

gerçekten ama istanbul’u çok seviyorum, kadıköy’ün moda’sını, beyoğlu’nun istiklal’ini gerçekten… o tarihi dokuları büyülüyor beni, saatlerce durmadan dolaşabilirim, her köşede bir anı bir hikaye var bu şehirde. hepsini yaşamak, araştırmak ve dinlemek lazım.

moda’nın arka sokaklarında küçük süprizler dükkanı diye bi yer var geçen gün gördüydüm, bugün girip ıvır şeyler aldım. nası sevecen bi yer anlatamam, küçük film afişlerinden, harika karpostallara, doğum günü kartlarına kadar dolu bir sürü şey.. tüh ya fotoğrafını çekseydim keşke, gerçi makinem yanımda değil ki:( içerde ki elemanda çok muhabbetti, ayağım felan da uğurlu geldi ha girdiğimde boş olan dükkan birden indirim dönemi mangosuna döndü:) bir de basty cafe kitap var ki moda iskelesinin orda! aman tanrım o ne güzel bi şirin cafedir öyle, ne sıcak bir ortamdır, gelecek planlarımı gördüm orda sanki:)

neyse ya böyle tavsiye mektubu gibi oldu sanki ama olsun ne yapalım. geleli 3-4 gün oluyor istanbula, seviyorum bu şehri, hiç bitmeyen enerjisini seviyorum. daha da buralardayım bi süre, gerçi param tamamiyle bitmek üzere de olsa an itibariyle 20 liram kaldı 2sini de cafeye verecem istanbul bu değer! ya yazacak çok şey var da su yazmıyor kardeşim ben kaçıyorum daha karşıya geçecem:)

22 Jul
2009
Kategori: gezi    |    Saat: 17:12
Yazar     |    Comments Off on antalya izlenimleri

antalya izlenimleri

evet sıra geldi geri bildirime, nasıl da yorgunum. sıkıldım ya, evet evet sıkıldım o yüzden gidişimi bir iki öne bile aldım.

antalya ile başlayalım, kimse paris beklemesin. tamam paris ağır kaçtı belki ama yineleyeyim o zaman bi istanbul, ankara, gitmedim ama kesin daha güzeldir izmir, bursa hatta eskişehir beklemesin. evet orada ki ankara yanlış yazılmış değil doğru ankara da var. antalya merkez dedikleri yerler, caddeler vs en saf ve yalın haliyle boktan! ciddi diyorum ya bi şehrin merkezinde hiç bi cafe mi olmaz oturayım iki dinleneyim dediğin zaman bulabileceğin? bizim köyün meydanına benziyodu merkezimiz dedikleri güllük, 100. yıl felan, şaka gibi nereye geldim dedim bi an, ölü ve kasabadan farksız bi şehir merkezi var antalya’nın. günün birinde antalya’ya yolunuz düşer ve olur da bu yazıyı da okumuş olursanız hiç aman bi şehre ineyim ne var ne yok demekle zaman kaybetmeyin. haa unutmadan kaleiçi var tabii. evet eski kısmen güzel de korunmuş ancak sadece o kadar, yani madem o kadar eski o evler güzel bir iki müze vs aç içine abicim cafe bile yok içinde doğru dürüst, hep pansiyon inadına pansiyon. tamam anladık tatil yöresi ama o kadar da olmaz ki.

denizle devam edelim, yahu ben bu işten bişe anlamadım. bu denize insanlar nasıl girer? resmen fırtına varmışçasına dalgalı be. biz memlekette öyle dalga olunca ulan fırtına var gitmeyelim denize derdik burda insanlar nasıl saldırıyorlar anlamadım. herhalde sıcaktan olsa gerek insanlar ne yaptığının farkında değil, bırakın yüzmeyi kulaç atmak mümkün değil. neymiş dalgasız olması için sabah gelmek gerekiyomuş, gittik gördük sabahta bi fark yok neredeyse. neyse denizden hiç memnun kalmadığımı söyleyeyim.. haa şeye de gittim kemer’e orda ay ışığı plajı vardı, oraya sözüm yok bir numara yerdi.

alışverişe gelince sıra, malum tatil yöresi alışveriş için bolca seçenek var zannediyosun ama o da yok! zaten şehir merkezi leş demiştik, alışveriş için kesinlikle alternatif değil. migros alışveriş merkezi var işte en büyük alışveriş merkezi orasıymış. büyük dediğime bakma topu topu 10 dakika da baştan aşağı geziyosun, öyle inanılmaz çeşitler felan da yok yani. bir de deepo outlet merkezi var şehir dışında havaalanının karşısında, outlet ama indirim döneminde fiyatlar migrosla neredeyse aynı sayılır, nasıl bi alışveriş merkezisiyle market yok içinde ilk defa görmüş oldum bunu da. 20kuruşluk suya 1, 1.5 lira verince insan hiç bitmesin istiyo o suyu. haa bir de kaleiçinde insanları kazıklamayı bekleyen küçük esnaflar var işte el işiydi bibloydu felan satıyolar.

biraz da insanından söz edecek olursak, genel olarak iyi ve yabancıya karşı duyarlılar. fakat benim 2 haftalık gözlemlediğim bu yeni jenerasyonun malum gelen turistler yüzünden çok alakasız yetişmeleri. kimse de milli kimlikmiş, benlikmiş felan olduğunu sanmıyorum. 10-12 yaşında ki çocuklarda sigara alkol gırla gidiyor, üzülüyo yav insan görünce söylemeden edemedim.

son olarak kendimle ilgili de bir iki şey ekleyeyim. bi kere şu çadırla tatil yapma işini baya bi ertelemiş bulunuyorum. bu sıcaklarda imkansız gibi bi şey o. yurt odasında sıcaktan uyuyamazken kim bilir o çadırın içi nasıl sauna gibi olur, allahım yok çadır işi uzunca bi süre ertelenmiş bulunuyor. ha geleceklere de bi tavsiyem, kesinlikle yalnız çıkmayın tatile, arkadaşınız, abiniz, kardeşiniz, ablanız, sevgiliniz ne varsa artık tutun kolundan getirin. sonuçta tatil bu insan fotoğraf çekerken kare de kendisini de görmek istiyo, mal mal manzara fotoğrafları çekmek yerinde. ne bileyim sırtına krem sürerken cebelleşmek zorunda kalmazsınız. her şeyden öte zor be yalnızlık bi süre sonra sıkılıyosunuz o yüzden zaman zaman konuşacak birileri iyi olur, yoksa benim gibi paso yürürsünüz bi yerlere, işte o yerlere yürürken yanınızda biri olsa yürümekten daha güzel bi şey olamaz. bir de arabasızlık zor, ant içtim arabam olmadan bir daha asla gelmem antalyaya, yani gelebilirim tabi ama zor. çünkü arabasız ulaşım çok zor, yani gezilecek yerlere hepsi en az 50 kmden başlıyor.

son söz antalya dedikleri yer cennet felan değil, çok çok sıcak gezip göreceğin yerlerde hep antalya dışında zaten. o yüzden gelirken mutlaka arabayla gelmeli, hatta gelmemeli, çünkü denizi dalgasız çok daha güzel yerler bulunabileceğine eminim. zaten tarihi eserler burdan egeye kadar her yerde bolca var. ne bileyim siz karar verin. ben bu akşam istanbula kaçıyorum. çünkü hayat orada akıyor.

16 Jul
2009
Kategori: gezi    |    Saat: 20:59
Yazar     |    Comments Off on antalya günleri

antalya günleri

neyse ödeştik sayılır. sen o kadar hazırlan, cicilerini giy neden? çünkü sezen aksu’yu canlı dinlemeye gideceksin! ben giyinmeyeyim de kimler giyinsin? heyecan dorukta açık hava tiyatrosuna kadar gel. hatta yüzsüklük yapıp daha bilet almadan nazire yaparcasına ben sezen’e gidiyorum “nabeerrr olm” tadında esemesler at sağa sola :) aslında aklıma gelmedi de değil ha ya bilet bulamazsam nolcak diye, neyse canımız saolsun. evet buldum bilet fakat 100 yazıyla yüz liraya… haliyle vasfı henüz öğrenci olan benim için uçuk bi fiyattı. neyse gitmesem ne olacak ki? zaten empiüçleri yok mu? onları dinlerim olur biter. şaka maka harbi dış kapının mandalı olduk ha, sen hazırlan git o kadar sonra içeri gireme! hauuahuah neyse ya dışarıya gelen sesi bile yetti sezen’in.

ödeştik demiştik ya oraya geliyorum şimdi. dün pinhani, ceza ve kenan doğulu triosunun konseri vardı hem biletim de vardı bu sefer. biletim olmasına rağmen inadına girmedim, konser alanına yayıldım çimlere inek gibi ohh mis. zaten dışarıya da gayet iyi geliyordu sesim, hem böylece pinhaniye girmeyerek ödeşmiştikte olduk! ne mutlu bana! bırak pinhaniyi, cezayı 2-3 şarkı kenanı ise hiç dinlemedim düşün artık o derece! ödeştik sayılmaz iki bir öndeyim diyelim şuna ;)

bu arada “asım” kankamla da görüştük ne güzel. yıllarca oyun oynadık, emesende sohbet ettik, tanışmak bugüne (bi iki gün önceye) kısmetmiş. ohh ya gecenin bi vakti konyaaltında 2 tek çakışımız fenaydı be, gitmeden bi da yapmak lazım. ama genç asımın bi sorunu var go kartta çok pasif, toz felan değil yuttuğu kategorilendirilemeyen kategorisine giriyor diyeyim siz anlayın. asımmm ses ver lean.

gelelim bizi yazmaya teşvik eden olağanüstü hale. evet yine yeni yeniden cüzdanımı kaybettim! ulan ya nedir bu talihsizlik? yeter da sıkıldım. her şey aynı, gene haberim yok olan bitenden. kemer otobüsüne binmişim güzel güzel yol alıyorum. bi numara arıyor. 4440333 alla alla diyorum noldu gene niye arıyorlar. tanışma faslı bittikten sonra “selçuk bey cüzdanınızı kaybetmişsiniz” diyor hattın karşısında ki hanımefendi. isyan halinde ki ilk tepkim “yine mi!” evet ya yine mi? ve komik olan benim yine haberim yok, ikinci kez yine banka haber veriyor cüzdanınızı mı kaybettiniz diye. şaka gibi ya iniyorum apar topar otobüsten verdikleri telefonu arıyorum cenk beydi sanırım, sinirden hatırlayamadım adını, neyse o bulmuş saolsun bankaya ulaşmış, bu sefer eskiye nazaran daha şanslıyım her şeyim yerli yerinde. saolsun müslüman adammış. biraz konuştuktan sonra anladık ki teşkilattanmış kendisi :) allah razı olsun ya cüzdanım gitse napardım bu gurbet ellerde bilemiyorum.

burda hayat böyle işte, haa cüzdanımı aldım 1 saat geçikmeli de olsa gittim kemere, gezdim baştan aşağı hemde yürüyerek ohh! kemer işte ahım şahım bi yer değil gezilesi neresi var ki? kapıdağa çıkacaktım saatler uyuşmadı ne yazık ki ancak ay ışığı parkı mı neyse işte orası görülesi ve denize girilesi bi yer. ha birde ana meydanda ki saat kulesi de fena değil. yine hemen marinanın üstünde ki yörük çadırları açık hava müzesi de gezilebilir 2 lira karşılığında, çadırlar da ahım şahım şeyler yok ancak tam tepeye çıktığınızda manzara mükemmel, tepeden ulu toroslara doğru bolca fotoğraf çekilebilir, en azından ben öyle yaptım. bir de gidin masalara bakın bakalım ben orda mıymışım? :P

kısmetse hafta sonu fethiyeye doğru gitmeyi düşünüyorum. dedim ya kısmet işte.

14 Jul
2009
Kategori: gündelik    |    Saat: 13:23
Yazar     |    Comments Off on staj out tatil in

staj out tatil in

bu çok modaydı değil mi? outlar inler aylarca televizyonlarımızı işgal etti durdu. aha ben de geç de olsa bu furyaya katılıyorum;) staj out tatil in!

ne tatili yav? staj yok muydu benim? hehe artık yok, ihtiyacım olanı aldım ve buruşturup çöpe attım stajı. planlarım tıkır tıkır işledi ve bana kelepir tatilin kapılarını ardına dek açtı. nasıl mı? dün ilk kez staj yapacağımız yere gittim. ilk gün olduğu için seminer vardı, sıkıcı geçen saatlerden sonra atanacağımız yerlere kağıtlarımızı ve benim ihtiyacım olan staj yapıyor belgesini edindim. daha sonra rahatça yurda gidip işlemlerimi tamamladım, çok da cüzzi bi miktar ha! yaklaşık 20 gün için sadece 56 lira! ne güzel değil mi?

artık 23 üne kadar antalyadayım, doyasıya rahat bi şekilde tatilimi yapabilirim. sonrası da ver elini istanbul!

11 Jul
2009
Kategori: gündelik    |    Saat: 11:25
Yazar     |    Comments Off on antalya'da ilk gün

antalya'da ilk gün

evet otobüs otogara yaklaşıyor, kapılar açılıyor ve iniyorum, işte yeniden antalya’dayım. tanıdık, geride bıraktığım bi hava karşılıyor önce beni, sıcak ve nem pek farkı yok trabzon’dan belki biraz daha sıcak. daha sonra huriye geliyor, bildiğin kilo almış göbek yapmış, eski halime benziyo;) saolsun ablasının ricasıyla bir arkadaşı bizi üniversite kampüsüne kadar getiriyor. o yolculuktan sonra tekrar otobüse binmek ızdırap olurdu herhalde.

dur bak yolculuk dedim de aklıma geldi. nasıl ızdıraplı bi yolculuktu o! dile kolay 21 saat! hem de yeni rekorlar kırarak! trabzondan samsuna 7 saatte gitti otobüs, ee öyleyse neden yapıldı sahil şeridi? yazıktır ya. zaten doğru dürüst uyuyamadım yanımda ki saolsun omzumu kullandı yastık olarak 2 bilemedin 3-4 saat uyuyabildim yol boyu. neyse ki aynı gece yolculuk eden ve kısmen uyumayan başkaları da vardı da canım çok sıkılmadı :)

bi insan şanssız olmaya görsün : kahrolsun türk bürokrasisi

ya ben anlamıyorum, okula sorarım yok derler, gümrüğe sorarım yolladık derler. biliyodum bi sorun çıkacağını, çıktı da zaten! adamlara anlatamıyorum ulan bizzat sordum gönderdik diyolar, okulda ki beyfendiler yok böyle bişe diyo, ne halt edecez şimdi? evet evet yurt işinden bahsediyorum, staj yapacak belgesi lazım, tamam onu staja başlayınca bi şekilde hallederiz ama okuldan da istiyorlar, ulan ta burdan onlarla mı uğraşacam? yazık değil mi bana? isyan edip staj felan sallamayıp keyif mi çatayım yani onu mu istiyosunuz? yaparım yani sorun olmaz.

neyse bu sorunu saolsun hemşerilerimiz sayesinde geçici olarak çözdük, 4 gün misafir olarak kalacağım sonra belgelerimi toparlamam gerekiyor. bu arada geçen gelişimde kampüsü pek gezme fırsatım olmamıştı ama gayet iyi. kampüsü bizim okulunkiyle kıyaslamıyorum tabii ki ama ktü’nün ki kadar güzeldi. bir de insanlar çok sıcak yaklaştı saolsunlar, jale hanımı bulmak için kızlar yurduna gidip bekledi, herkes ilgilendi, alakadar oldu hatta şu an adını hatırlayamadığım 4-5 tane kız arkadaş edindik çabucak, diyorum ya insanlar hep iyi, iyi niyetli.

neyse bi şekilde yurda eşyaları yerleştirip deniz malzemelerimizi alıp doğru denize gidelim dedik, dedik de hava kapandı! şaka gibi değil mi? allahım lütfen bunların benle alakası olmadığını ve sadece tesadüf olduğunu söyle :) karnımız da acıkınca bi şeyler yiyelim diyerekten migrosa girdik. yalnız karşısında şukela bi lunapark var en yakın zamanda orayı sallamaya gidecez! :) huriye salata yicem diye aç kaldı, bende atıştırdım bi şeyler işte. ablası, selda ablanın işten çıkışını beklerken biraz gezdik, benim beğendiğim bi çanta vardı, kıyıp alamamıştım sonra cüzdanım çalınmıştı :( indirime girmiş, biran önce almam lazım gene çalınır felan uğraşamam :)

bu kadarı da pes artık

selda abla, bu arada abla dediğime bakmayın benden genç sayılır. geldiğinde aradı çıkışa gittik ancak o sırada aklıma bi kurt düştü, acaba deniz şortumu aldım mı diye? neden almayayım dedim sonuçta terlikleri havluyu almışsam onu da almışımdır, odun diilim ya! evet odunmuşum :) ulan kim denize giderken şortunu almayı unutur ki? ben:P neyse selda ablayı biraz daha bekletip doğru migros’a alel acele bi şort almaya koştuk, aldık da.

daha sonra ki istikametimiz selda ablanın tabiriyle “koko beach” oldu. önce koko beach’e gidelim mi dediğinde bi afakanlar bastı beni koko beach nedir ya tarzı ama sonra anladım ki adı koko beach değil, selda abla takmış ona o adı :) artık yol yorgunluğu, yurt yorgunluğu demeden akdenizin serin sularının keyfini sürdük bi mühlet. hemen söyleyeyim, iskeleden koşarak denize atlayacağım sırada ayağımın kayıp iskeleye kapaklanmam sakarlığımdan değil tamamen esprili kişiliğimden kaynaklanmaktadır. ( yazar burada konuyu değiştirmeye çalışmaktadır.) evet evet onu bilerek yaptım tamam mı? güldük geçtik zaten uzatmanın alemi yok:) kurulanırken gece için dışarı çıkılma planları yapılıyordu o kadar yorgundum ki ama herhalde gidemem dedim.

sabahın ilk ışıklarına kadar eğlenmek

akşam yemeğini de selda ablalarda yedik, bu arada hurişin eniştesi burakla da tanıştım, o da selda abla kadar iyi ve samimi, çok muhabbet birisi. hani okuruz ya gazetelerde, izleriz televizyonlarda felan, soluğu blablada alan sanatçı sabahın ilk ışıklarına kadar eğlendi diye. gün gelecek kendimi bu deyimin içinde bulacağımı zannetmezdim. “ally” diye antalyanın en kaliteli eğlence mekanlarından birine gittik, tabi ben yine ben:) korkumu yeni teqiualada tattım zaten, şimdi burası kamouyuna açık bi alan olduğu için detaylara çok fazla giremiyorum ama yakında şampiyonluk kupası fotoğrafımı yayınlarım ;P tek anlamadığım o kadar yorgunum felan 5 te yatıyorum ama hala 9 da kalkıyorum, buna bi çare bulunsun pls ya:)

henüz antalyaya geleli 1 gün bile olmadı ama ben sanki 1 haftadır burdaymışım gibi hissediyorum, o kadar çok şey yaptık ki, sanki yapacak bişe kalmadı:) geldim, yurda yerleştim, üniversiteyi gezdim, migrosu gezdim, denize girdim, gece eğlenmeye çıktım. ee çok da fazla bi şey yapmamışım yahu daha nice konserler, lunapark, köprülü kanyon maceraları bizi bekler:) ha bir de staj tabii ki unutmadan.

özün sözü, sözün özü; çok harika bir ilk gün geçirdim, üstüne üstlük çok harika insanlarla tanıştım. saolsunlar beni ilk gecemde misafir olarakta kabul ettiler. hepsi çok iyi insanlar onlarla tanıştığıma çok sevindim. eğer tanışmasaydım; “onların” evinde, “onların” balkonunda, “onların” laptopuyla bu yazıyı yazamayacaktım.

bu arada ne zamandır yazarken bu kadar keyif almamıştım, herhalde havası yaradı antalyanın. mutlu muyum ne? :)

9 Jul
2009
Kategori: gündelik    |    Saat: 11:20
Yazar     |    Comments Off on staj artı eksi tatil

staj artı eksi tatil

insan tatile çıkarken hep bi heyecanlı olur. acaba bişe unuttum mu? şunu da mı alsam? yok yok o bana yakışmıyo artık uzar da gider. nedense bana hiç olmadı bu, gerçi olmaması da normal değil mi? sonuçta tatile değil staja gidiyorum :) bunda bi kaç aydır yaşadığım moral bozucu olayların ve günden güne artan talihsizliklerimin etkisi de var herhalde. hala kendimi tam tatil moduna sokamadım, umuyorum antalya’ya varınca geçmiş olur ;)

bu staj olayını da merak ediyorum, acaba ne yaptıracaklar bize? herşeyin ötesinde umarım kıl adamlar çıkıp canımı sıkmazlar gerçi sıksınlar ne de olsa her türlü bi ay ordayım daha çok tatil yapmaya fırsatım olur.

bu sefer antalya’yı el verdiğince baştan aşağı gezmek istiyorum malum geçen seferde yanıklarımdan ötürü odadan çıkamamıştım 10 gün boyunca, güneş kremimi unutmadım, 4-5 kat sürücem! en çok gezmek istediğim yer de köprülü kanyonu, umarım gidebilmenin bi yolunu bulurum, bütçemde el verirse atv ile safari yaparız! ohh değmeyin keyfime:) dur ya bak şu an da tatil moduna girmiş bulunuyorum, bekle ben geliyorum :)

ya her şey güzel de bu otobüs yolcuğunu hiç gözüm tutmuyo varya, 21 saat dediklerine bakma dur kalk belki 24 saati bile görebiliriz. hele toroslar yok mu? ya çok korkuyorum ben sarp dağlardan olamaz böyle bişey. neyse yanıma okumaya devam ettiğim yüzyıllık yalnızlık ile araz’ı aldım en azından birini okurum gidene kadar, malum yapacak çok işimiz olacak.

evet yeni yerler keşfetmeye, yeni insanlar tanımaya gidiyoruz. yolumuz açık başımız dik olsun :) herkese mutlu tatiller.

ya acaba bi şey unutmuş olabilir miyim ki? o şortu da alsa mıydım ne ;)

8 Jul
2009
Kategori: dizi    |    Saat: 19:30
Yazar     |    Comments Off on coupling : perhaps perhaps perhaps

coupling : perhaps perhaps perhaps

evet perhaps.. belki de öyledir belki de değildir değil mi? bla bla vs vs. neyse biz konumuz coupling 3. sezon finaline dönelim.

bu kısa güzel, sevimli, komik ingiliz dizisinin 3. sezon finalini izleyeli ay olduysa da ancak bir iki kelam yazabilcek zaman bulamadım. ( aman tanrım ne kadar da doluyum )

bölüme geçmeden, aslında coupling’in how i met your mother’dan veya two and a half men’den daha az beğeni toplamasının başlıca nedenlerinin klasik sitcom olduğunu düşünüyorum. yani geçtiğimiz 3 sezon boyunca 1-2 bölüm hariç neredeyse tamamında her bölüm farklı senaryo izledik. ne kadar eğlenceli olsa da bu farklılık çoğu zaman insanları sıkıyor ve insanlarda merak duygusu bırakmayınca dizi zamanla ölüyor. yani two and a half men’de de pek fazla devam yok ama şu aralara devam bölümleri oluyor ancak coupling komiklik açısından da onun yanında zayıf kalır. ne bileyim hiç mi gelmedi bu devam olayı akıllarına? baksana mesela patrick ile jeff’in maruz kaldıkları krem şanti sahnesi senelerce gündemde tutularak iş rahatlıkla kotarılabilirdi. aynen how i met your mother’da barney ile marshall arasında ki tokat meselesi gibi hala bi sonraki şamar ne zaman gelecek diye bekliyoruz. siteler felan açıldı yahu!

aslında how i met your mother ile benzerlik gösterdiklerini söyleyebiliriz. karakterler birbirine çok yakın. ancak herkesin söylediği jeff ile barney eşleşmesini kabul etmiyorum. malum barney kadınlara oldukça ilgi duyuyor ancak bu konuda kesinlikle pasif değil, jeff de aynen öyle ikisi de eğlenceli ancak jeff çok çekingen, çekingen olmayan birisi var o da patrick fakat o da biraz gerizekalı bi karakteri oynuyor onu da barney ile eşleştirmek yanlış olur. yalnız bu tarz karakterin tek adamı vardır ve tek geçerim onu o da charlie harper!

neyse biz 3. sezon finaline dönelim, aynen how i met your mother’da olduğu gibi sally ile patrick aşkı önemli nokta ( orada da robin ile barney ) dur yahu daha fazla karşılaştırma yapmayayım yazcak bişe kalmıyo. sezon boyu sally ile patrick’in birbirlerine karşı bi şeyler hissettiklerini fakat ikiside hayır arkadaşız tribine girdiğini gördük, artık ikiside patladı. daha fazla yazamayacağım, sally göz yaşı dökerken patrick kendince! bir yanıtla sally’i oldukça şaşırttı, ve bizleri sevindirdi. daha fazla konuşmadan ikili arasında ki dizinin en güzel repliklerini sansürsüz verelim ;)

patrick sally’i bara çağırır. sally her zaman ki barda özel bi gece olduğunu görür ve girer bu sırada patrick onu karşılar;

sally : özel davet mi?
patrick : evet, daha sonra da bir şey var.
sally : bizim için değil yani?
patrick : hayır, kesinlikle bizim için değil.
patrick : sally sen bu evrenin tarihinde ki en harika kadınsın. olağanüstüsün ve dünya güzelinin gözlerine ve zekasına sahipsin. kadından ötesin, erkek gibisin! ( sıva )
patrick : gerçekten, istediğin an erkek olabilirsin. tabii ki ciddi kusurları olan bir erkek olursun ama kimin umrunda? herkesten daha sağlam içki içtiğini gördüm. ( sıçış :)
patrick : keşke senin gibi annem olsaydı. ( son nokta ;) ya da büyük annem veya herhangi bir akrabam. ( kategorilendirilemeyen )
patrick : beni sevdiğini söylediğin günden sonra bunu çok düşündüm. bu tabii ki mümkün değil. buna rağmen başvurunu dikkatlice inceledim ve işte en önemli nokta.
patrick : sally, senin hakettiğin kadar iyi birine ihtiyacın var. (sally kabullenmeye başlar gözyaşları eşliğinde) bütün zamanını arabalarını ve golf sopalarını düşünerek geçiren budala şehirli bi çocuk istemezsin.
patrick : seni hakettiği kadar çok sevecek birini istersin.
patrick : bende senin öyle sevilmeni isterim. sally seni sonsuza dek ve doğru bir şekilde sevecek birine ihtiyacın var.
patrick : sen benim arkadaşımsın sally, seni en iyi erkekle görmek isterim.
patrick : senin bay muhteşeme, bay harikaya ve bay müthişe ihtiyacın var. eminim içinden bana hak veriyorsundur.

sally hafif ağlamaklı.

sally : ben bay harika süper müthişi istemiyorum seni aptal herif
sally : ben seni istiyorum. ( sally ile beraber ağlanılır bu sahnede )

ve işte patrick ve onun zekası

patrick : tanrı aşkına sally
sally : ne ? ne ? ( ah ya çakmadın ya şamarı şu ite )
patrick : ben kendimden bahsediyordum!

kahkahalar kopar;)

sally : afedersin, bay harika süper her neyse sen misin?
patrick : evet! ( kendini göstererek :) )

böyle işte, aşk güzel şey ;)

4. sezonda neler olacağını merak etmeye devam edelim şimdilik.