12 Dec
2009
Kategori: hayat    |    Saat: 00:22
Yazar     |    2 Yorum

hep böyle

hani vardır ya, başı sabittir sonuna ne yazarsanız yazın. hep böyle “kalalım” vs. hiç değişmeyelim ve türevleri, bayılırım. hep böyle kalalım olm 20 sene sonra da hep biz bize. 10 sene sonra da beraber olabilecez mi? keşke hiç büyümesek, hep böyle kalsak. ya zaman değiştirmez inşallah. hah kötü değildir be hemen ne dalga geçiyosun. o değil de, burası hep böyle kalsın be 26 yıl sonra hala yazıyor olayım, nedir yani. bir o değil de daha 22. yaş geçti, keşke geçmeseydi bu kadar çabuk veyahut daha dolu geçseydi, baksana 23 geçiyor, daha sonra 24 gelecek asıl kıyamet 25te kopacak ama senin haberin yok. haha ama bura kalsın ağabey hep böyle be.. muhaahu burayı okuyan ve anlayan varsa banan meşaj atsın kendisine bi adet coco star borcum var. anlamadıysan iyi okumamışsındır demektir, gözlerini kapat üçe kadar say…

8 Dec
2009
Kategori: site    |    Saat: 19:05
Yazar     |    Comments Off on yeni header

yeni header

hadi kendimi beğenmiş bi adam olsam neredeyse megolomanım dicem de değilim, ne akla hizmet gidip kendi fotoğrafımı koymuştum sayfaya bilemiyorum, neyse ki hatadan erken dönüp sıfatsız fotoğrafamı uygar dünya adına kaldırdım ve yerine abimin çekmiş olduğu enfes ortaköy panoramasını koydum.. ee nasıl süper oldu değil mi? :p

4 Dec
2009
Kategori: hayat    |    Saat: 23:39
Yazar     |    Comments Off on hafta sonu ne mi yapmalı?

hafta sonu ne mi yapmalı?

– hayatım hazır mısın? 20 dakikaya gelmiş olacağım.

– tamam canım hazır sayılırım, gelince görüşürüz.

dinggg dongg

– canım bunlar annen için

– saol hayatım annem çok sever menekşeleri zahmet etmişsin.

– merhabalar nasılsınız?

– iyiyiz yavrum sen nasılsın?

– teşekkür ederim, nası iyi olmam baksanıza..

– canım nasıl heyecanlı mısın, farid farjad’ı dinleyeceğin için. hep anlatırdın ya öğrenciyken 10 sene önce miydi?

– evet 10 sene olmuştur belki daha bile fazla.

– farid farjad gelmiş ankara’ya konsere gidecek kimseleri bulamamışsın, yokmuş kimseciğin.. çok istediğin halde tek de gitmemişsin. anlattığın zaman nasıl da üzgün olurdun, canım benim:)

– doğru ya, zor zamanlardı o zamanlar.. hem takım elbisem yoktu o zaman zaten birilerini bulsam bile gidemezdim, ey gidi günler. gün gelipte bu takım elbiseye bu kadar alışacağımı söyleseler tek yapacağım şey gülmek olurdu herhalde.

– inşallah güzel konser olur o kadar seneden sonra..

– haha ne biçim konuşma o 10 yıldır bu anı bekliyoruz.

evet sanırım hafta sonu için farid farjad konserine gitmek isterdim hem de çok. ne yazık ki gidemedim, bir daha ki gelişe, eğer gelirse o da. durun bari hafta sonu için ben bi şeyler düşüneyim de siz gerçekleştirin benim yerime. öyle büyük bi şey değil, sıradan. önceliğim çiftler için geliyor.

erkekler berber mi kuaför mü diyor bilemiyorum ona gidin önce, haftanın yorgunluğunu atın yüzünüzden, cumartesine hazırlanın güzelce. kendisine değer verdiğinizi hissettirin. arkadaşınızla buluşmadan önce çiçekçiye uğrayın, öyle ağır gül destelerine gerek yok, küçücük bir gül alın yolda giderken gülü saklamayın, gönlünüzce taşıyın. size bakan insanlara içinizden karşılık verin. evet şimdi bi tanemle buluşmaya gidiyorum ve bu gülü ona vereceğim, onu çok ama çok seviyorum, iyi ki var hayatımda. buluşmaya gittiğinizde ilk günkü geçmeyen heyecanınızla sarılın sıkıca, sonra küçücük bi öpücük verin, sıkıca tutun elinden…

şirin olsun lüks olup olmaması önemli değil, kendinizi mutlu hissettiğiniz bi yerde yemek yiyin gözlerinizin içine bakarak. sandalyesine oturmasına siz yardım edin, garson değil. neşeli bi yemek olsun, birbirinize haftayı nasıl geçirdiğinizi anlatın, dikkatle dinleyin asla kaçırmayın, gözlerininin içine bakarak konuşun.. vizyona da çok güzel bi film girmiş, programsız habersiz gidin işte beraber izlemeye, zaten o aşk filmlerini çok sevmez mi? ağlayın beraber nedir yani? erkekler ağlamaz ritüelini boşverin, onun yanında olduktan sonra zaten geri kalanın ne anlamı var ki?

hem çıktığınızda yerleri kar kaplamıştır belki, olmayacak iş mi? çocuklar gibi eğlenin karda, birbirinize kar topu atın. ama isabeti hep o bulsun:) sonra el ele soğuktan kaçarak sıcak bi şeyler içmeye gidin. ayrılık vakti geldiğinde sululuk yapın, olmaz bırakamam diyin, yanağına küçük bi öpücük kondurup konuşmayın, sadece onu izleyin, birbirinizi izleyin, seslerin söylediğinden fazlasını gözlerinizle anlatın birbirinize.. gece başınızı yastığa koymadan önce ne kadar şanslı olduğunuzu düşünerek, yüzünüzde gülümsemeyle dalın uykuya..

şey ben mi? ben yarın kütüphaneye gidiyorum, gözlerinizden öperim.

3 Dec
2009
Kategori: gündelik    |    Saat: 23:45
Yazar     |    Comments Off on bir dizi seyehat

bir dizi seyehat

bi saniye? seyehat mi yoksa seyahat mi? yazım klavuzundan baktım, bu arada kılavuz mu yoksa klavuz mu olduğu da ayrı bi muamma ha. klavuz kılavuz olacakmış, seyehatte seyahat.

evet buradan pegasusa teşekkür etmek gerekiyor sanırım, teşekkürler. gerçi dünyanın en kötü hava yolu şirketi de olsalar. -gören de sanar ki her hafta parise newyorka uçuyor, pegasustan gayrı thy ile seyahat etmişliğim var o kadar, olsun ya su için para istiyorlarsa bu onları kötü bir havayolu şirketi yapar bence, iyi de suyu paralı yapmasalar biletleri pahalı yapacaklar. bilemiyorum biz en mükemmeli hep en ucuza istediğimiz için kötü belki de. yalnız korkuyorum kusmak için poşetleri de yakında parayla dağıtmaya başlarlar mı acaba?-

– kusmak için düğmeye basın ve hostesinizin size seçenekleri sunmasını bekleyin. keh keh.

neyse konuyu dağıtmayalım, mesele neydi? hah evet şuydu mesele, pegasus kafayı yedi ya da bizi paraşütle havadayken uçaktan atacaklar. 9.99a uçak bileti sattı bu amcalar, napalım öğrenciyiz len. hem de bir sürü aldım olm böyle bi görmemişlik olamaz. ahan da diyorum;

24 aralık perşembe 19.25 ankara – istanbul
26 aralık cumartesi 19.20 istanbul – ankara

8 ocak perşembe 19.25 ankara – istanbul
10 ocak cumartesi 19.20 istanbul – ankara

13 şubat cumartesi 06.00 trabzon – istanbul
14 şubat pazar 06.00 trabzon – istanbul
14 şubat pazar 19.20 istanbul – ankara

16 şubat salı 08.35 ankara – izmir
19 şubat cuma 18.15 izmir – ankara

ya şuna bak resmen çıldırmış durumdayım, ahah saolsunlar sayelerinde ilk defa izmiri göreceğim. çok heyecanlıyım çokkk. bide biletler 9.99 olunca ikinci dönem dönüşü istanbula iki bilet aldım:) belki ilk uçağı kaçırırım uyuya kalırım felan diye, ne pisliğim ya!

bir de sadece kendimi bi yerlere sürüklemekle kalmadım, ayrıca 132 arkadaşıma da bilet aldırdım, kimisinin ilk defa uçağa binmesine sebep olmanın sevincini yaşarken kimisinin de uçak korkusunu yenmesine yardım edeceğim için ayrıca mutlu oldum, ne de olsa hayatta ilkler önemlidir. hem de çok asiliz çok aristokratız, elitiz elit.. sabah istanbula gidip akşam döneceğiz. off ya harbi çok iyiyiz çoook. o da şöyle;

9 mart salı 08.10 ankara – istanbul
9 mart salı 19.20 istanbul – ankara

güzel ya inşallah eğlendirik olur. ayrıca pegasus bu kampanyadan sonra tekrar ucuza bilet satınca şöyle dumur bi durumda ortaya çıkmadı değil. 9.99a sattıkları biletleri 2 gün sonra yine uçak için hayvanca ucuz denebilecek bir bedel olan 29.99dan satışa çıkarınca resmen isyan edip baş kaldırdım pegasusa. yahu 29.99 nedir bu kadar pahalı bilet mi olur deme çapsızlığını gösterip başka bilet almadım. zaten gidecek bi yer de kalmamıştı:) evet pisliğin tekiyim napayım başka bi işe yaramıyorum.

gezmek iyi olacak sanırım, inşallah olur ya ağzından yel alsın, hadi bakalım.

1 Dec
2009
Kategori: gündelik    |    Saat: 23:55
Yazar     |    Comments Off on absürdlük

absürdlük

harbi bak uygun bi başlık bulamıyorum bu yaşadığıma bu yüzden absürdlük olarak niteliyorum.

mekan : başkent üniversitesi bahçelievler servis durağı

zaman : bu sabah

olay : zekilik

sonuç : hepimiz salağız.

evet evet inanılmaz bir soğuk vardı değil mi bugün ankara’da? eziş büzüş sabahın köründe 3.5 saatlik uykuyla yarı sızık (sızık da ne demekse) halde servis durağına gidiyorum. alışıla gelmemiş şekilde artık sabahları insanlar sıraya giriyor servise binmek için. çok ilginç yıllardır biz koyun gibi servise saldırmaya alışmıştık halbu ki, bünye alışamadı haliyle.

gayet büzüşük bi şekilde durağa gelip sırada beklemeye başladım, bi yandan soğuğa söverken ah ulan neden bere almadım ki diye hayıflanıyorum kendi kendime.. derken uzaklardan ışıltı saçarak gelen bir kız görüyorum..

aman yarabbi.. bi anda cennette hissediyorum kendimi, o da nesi bu işte bi yanlışlık var! çünkü hala üşüyorum.

kendisi elinde abercrombie & fitch çantası, ayağında sıcacık ugg botları ve arkasına saklandığı boyasıyla geliyor aramıza, allahım ne büyük nimet, bu anı bize yaşattın ya artık yaşamak için bi neden bulamıyorum şu hayatta; elvada herkese.. prensesimiz geliyor ve herhangi bir sıraya girme emaresi göstermeden lop diye sıranın ortasına dalıyor. ah canım benim kıyamam ben sana.

bak sana sesleniyorum salak kız.

ulan dangalak, hödük, ayı oğlu ayı. biz hepimiz geri zekalıyız o lanet boktan soğukta sıraya giriyoruz, ama sen prensessin ve zekisin herşeyi çözmüşsün. öyle sap gibi sıranın ortasına giriyorsun, tabii ya biz neden bunu akıl edemedik değil mi? sağol ışığınla aydınlattın bizi, artık hepimiz senin açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğiz.. çok teşekkürler.. artık hayat daha anlamlı, artık biz daha akıllıyız, çünkü sen bize öncülük ettin. nasıl unuturuz bunu? nasıl öderiz borcumuzu lütfen söyle?

bu arada yeni header’ım nası? beğendiniz mi, söyleyin allah aşkına bak.

30 Nov
2009
Kategori: film    |    Saat: 23:42
Yazar     |    Comments Off on kurtlar vadisi gladio

kurtlar vadisi gladio

geçen hafta gayet sosyal bi haftaydı olm! üst üste 2 gün sinemaya gittim. biri iki bin on iki işte, diğeri de bu. şimdi gladyo şudur budur diyecek değilim, zaten böyle bi şey olduğu hakikat. haklarında bi şey yazmıyorum çünkü malum elleri her yere uzanabiliyor beni de bulmasınlar şimdi, yeni girmişiz 23 yaşımıza daha hayatımızın baharındayız, peh ne bahar ama.

filme gelecek olursak, gelemiyorum çünkü unuttum ya, ama hatırladıklarım da yok değil, yani sanırım. şöyle ki filmi hatırlayamasam da izlerken verdiğim tepkiler hatrıma geliyor. film kendini izlettiriyor açıkcası, sonunu tahmin etseniz de merak ediyorsunuz. musa uzunlara ayrı bi paragraf açmak gerek ama uğraşamam cümleyi devam ettiriyorum. (ne de komiğim değil mi?) şu şey sahnesi vardı ya, evin bahçesine gelirken çitlerden atladığı.. yahu o yaşta mükemmel olmuş o bölüm çok hoşuma gitti benim.

yalnız biraz kısır gibi geldi bana, yani koskoca gladyo filmi yapıyorsun ama değindiği olaylar yetersiz kalmış kanımca. bu bende acaba bir devam filmi gelir mi sorusunu uyandırıyor, gelirse giderim valla.

o diil de bak ne dicem, bu filmde de oldu artık tak etti canıma. arkadaşım ben artık film sonları tahmin etmek istemiyorum ya.! (dünyanın en alçakgönüllü insanı) olacak iş değil ya bu özelliğim dolayısıyla ben filmlerin sonu gelmeden kesin böyle olacak diyorum ve zevkimin içine sıçıyorum, olacak iş mi? hatta bazen mallık yapıp yanımdakine de bak böyle olacak diyorum. (muahuh gören de 10-15 kişi sinemaya gidecek sanacak lan, kaç kere kendinden başkasıyla sinemaya gittin! zahuzahu) evet ya, herşey bitmiş güzel musa ile ayfer tekneyle ege adalarına akacaklar ama bi sorun var musanın insülün alması gerekiyor. bak şimdi hatırladım bunun farkına varmamıştım, farkına varmıştım ancak unutmuşum. bu kızcağımız yeni avukat olmuş ya, şimdi hapisaneden ilk kaçışları sonrası iskenderi bi tekneye getiriyor. yalnız tekne dediğim bizim oraların takası felan değil ha, bildiğin yelkenli şöyle 10-15 metre arası bi şey. yani ben diyim 200.000 sen de 150.000 – 200.000 lira arası bi şey. ulan sen ki yeni avukat olmuşsun ne işin var o tekneyle? aha ciddiyim ilk tepkim bu olmuştu. (süperim ya bak dimi?) sonunda da haklı çıktım olley çalsın sazlar oynasın kızlar..! dedim ki olm bak bu kız orospuluk yapacak iskendere kesin gladyonun adamıdır.. öyle de oldu. ben haklı çıktım, iskender çabucak aşık olduğu kadından kazığı yedi ve sonraki durağı huzurevi oldu..

neyse ya böyle işte, arka planda da farid abimiz çalıyor zaten elimden gelenin en iyisi bu olmayadabilirdi, ama oldu. o değil de burayla aramı soğutmak istemiyorum, lütfen lütfen daha çok yazayım..

haa unutmadan, dikkat edin; kalabalıkta çatışma çıkaran bi azınlık görürsen o gladyodandır, kulağına küpe olsun. sonra selçuk abi sölemedin muhabbeti olmasın, kızarım.

27 Nov
2009
Kategori: gündelik    |    Saat: 02:07
Yazar     |    Comments Off on Protected: kendini kandırmak

Protected: kendini kandırmak

This content is password protected. To view it please enter your password below:

21 Nov
2009
Kategori: film    |    Saat: 12:29
Yazar     |    Comments Off on iki bin on iki

iki bin on iki

evet sınavlarımın bir şekilde bitmesinden sonra bi şeyler yapmanın zamanı gelmişti, mauh ne demekse. 1-2 yıldır fragmanı dönen 2012’yi çok merak ediyordum, ayrıca gitmeden sözlükte okuduğum yorumlardan sonra iyice merak etmeye başlamıştım. işte bu ahval ve şerait içersinde dün akşam cepada iki bin on ikiyi izleme fırsatı buldum.

öncelikle “çok klişe yaa abi bu” diyenlere kafa atıp başlamak istiyorum, hani tipler yok mudur, filmlerin zevkini çıkarmak varken aman şurası böyle burası şöyle felan sanat eleştirisi yapmaya kalkarlar, sanarsın ki iki yaşından beri piyano dersi alıyor, onlarca kitap yazmış, hayattaki tek endişesi kahvesinin soğuk gelme ihtimali, boğazında fularıyla resim galerilerini geziyor, daha sonra da istiklal caddesindeki kokteylerde elinde şarabıyla balkona çıkıp geçen insanları izliyor…

nedir yani bu çok klişe espirisi anlayamıyorum, bir de şey yok mu aman her şey neden amerika’nın başına geliyomuşta dünyayı hep onlar kurtarıyormuş amanın ya bırak bu milliyetçilik ayaklarını hey allahım ya, dünyanın en kötü efektleriyle, -ne efeği lan ne diyorum ben- dünyayı kurtaran adam sen değil misin? hatta oğlu bile onun izinden gitmedi mi? lütfen bırakınız ya, siz de böyle olağanüstü bir filme imza atın siz kurtarın dünyanın mani olan mı var? hem de amerika’dan ziyade çin kurtarıyor neticesinde, yine felaket yalnızca amerika’yı değil dünyanın bi çok yerini yok ediyor, neyse ya bu amaçsız boş beleş, aman bi şey diyeyim de içimde kalmasın zihniyeti kınıyor ve bu konuyu kapatıyorum.

film çok kaliteliydi bence, özellikle ilk yarısı; performans hiç düşmüyor yüzde yüz performansla ekranın başına kilitleniyorsunuz, görsek efektler barney’nin tabiriyle asıııııııııımmmm. şehirlerin yok oluşu felan inanılmaz kaliteli yapılmış, filmin ikinci yarısında görsel efektler görece daha az kullanılmış, burda insanlar kendilerini sorgulamaya başlıyor, daha insanı duygulara vurgu var ve pek güzel düşünülmüş, gerçi çin’in yaptığı o insan üstü gemiler bile tek başına yeterli aslında.

filmden hoşuma giden bir iki replikte söyleyeyim, babanın alev topları yağarken karavanla kaçtıkları sahnede küçük, tatlı mı tatlı, şirin mi şirin kızını cesaretlendirmek için “look at me, do i scared?” sözüne kızın korkudan bi şey söyleyemeyipp “hııııı” demesi çok şekerceydi:) ayrıca havaalanından ayrılmaya çalışırken küçük çocuğun vauv ne kadar büyük uçak demesine rus iş adamının dönüp “heeah it’s russian” demesi de gülümsetti yüzümü.

öte yandan tüm bu olağanüstü olayları devlet gözünden ve ayrılmış bir aile gözünden izliyoruz, sadece onlar değil oynayan oyuncuların aileleriyle yeteri kadar zaman geçirememelerinin burukluğunu iyi bir şekilde görebiliyoruz, pişmanlıklar üzüyor, o yüzden ki henüz şanslıyken bunu iyi kullanmalı..

şöyle bitirmek istiyorum, sanırım bu filmi özetlemek için kullanılabilecek en doğru ifadelerden..

başlangıcı gözyaşı da olsa mutlu sonlar için yaşamaya değer hayat

ümidinizi ve umudunuzu asla yitirmeyin, ışıkla kalın.

18 Nov
2009
Kategori: gündelik    |    Saat: 20:06
Yazar     |    Comments Off on mutlu bir gün

mutlu bir gün

ne berbat bi gündü! yeterince çalışmadığım üç sınava girdim, artık adım atacak halim yoktu servisten indiğimde, cadde boyu ilerlerken aklımda yarın yine yeterince çalışmayarak gireceğim iki sınav yoktu, doğum günüm vardı elbette.

aklımdan geçiyor, yaş pastaya neden yaş pasta denmiş diye, ıslak olduğundan değil herhalde, acaba yaş günlerinde kesildiği için mi yaş pastadır diye salak salak düşünüyorum.. yürümeye devam ederken soğuğun etkisiyle iyice büzüşmüşüm.. ulan diyorum şu kadere bak doğum gününde insan üç sınava girer mi? ayıp değil mi diye.. zaten bi başımayım, işte bu noktada düşünceler ele geçiriyor beni.

abi doğum günü pastamı keserken bi fotoğraf çekenimiz yok be, yaş geldi yirmi üçe ayıp. olm fotoğrafı bırak lan asıl yalnızlık kendi doğum günü pastanı kendin almaktır, abi ötesi yok. daha beteri var yeğenim tek olduğun için küçük pasta almaktır yalnızlık.. işte beynimin içini kemiren bu fikirlerle yaklaşıyorum eve.. neyse diyorum dünden kalan pizzaları yerim sonra küçük pastama bir sürü mum koyar üflerim, nedir ki yani, dert etmeye ne gerek var.

apartmanın kapısını açıp yavaşça çıkıyorum merdivenleri yorgunluktan bitap düşmek üzereyim sonra merdivenlerin tutacaklarına bağlanmış bir adet balon görüyorum, alla alla ne ki bu diye merak ediyorum, bi adım attıktan sonra bakıyorum ki kapım ve çevresi balonlarla süslenmiş, uçlarına da ufak bir not düşülmüş…

haha oturup ağlıyorum resmen merdivenlerde, en son ne zaman bu kadar mutlu olmuştum diye düşünüyorum ama aklıma fazla sahne takılmıyor, o kadar çok seviniyorum ki küçük bi şakayla karşılık vereceğim bu jeste. o değilde orada ismi yazılan dört tane bana ne kadar şanslı olduğumu hissettiren insan var. o kadar şanslıyım ki onlar yanımda.. o kadar şanslıyım ki onlar benim arkadaşım.. hepsini çok seviyorum, iyi varlar, hep olsunlar…

18 Nov
2009
Kategori: gündelik    |    Saat: 01:12
Yazar     |    7 Yorum

yıllar öncesinden mektup var

i wish the words were enough to tell you how i feel about you, but they’re not.

yanından bir çift gülümseme. bir çiftte ne demekse..:)