denizlispor – trabzonspor
gönlümün denizlide olduğu fakat yakalandığım amansız hastalık nedeniyle ankarada hatta evde tıkılı kaldığım akşamın öncesinde gidip trabzonspora “banko” oynayarak maç öncesi galibiyetten emin bi hal takındım kendimce, maçın başlamasına az bir süre kala odamda yerimi almış, radyonun başındayım; bir yandan da diğer bankom leverkusen maçını izlicem yalnız diğer yandan da çocuklara sövüyorum niye aramadılar maçı izlicektik hani diye? bi de kendimi avutuyorum zaten hastaydım gidemezdim ki! derken maçın başlamasına dakikalar kala telefonum çalıyor izmir de ki stajından dönen emre arıyor “semaver kafeye gel yer ayırdık” maçın başlamasına 5 dakika kala ordayım, formam, kaşkolum ve uyumlu çorabımla tam bi taraftarım! gidiyoruz ama her yer rezervlenmiş neyse sağ arka köşeye kuruluyorum, ben çayımı yudumlarken maçta başlıyor. ancak maçın başlamasıyla anlıyoruz ki maç öncesi düşündüğümüz kadar rahat geçmeyecek bu maç, ilk yarı iki takımında vasatı pek geçemediği devre arasında ah şunu yapsaydı belki şu olabilirdi diyebileceğimiz bi pozisyon kalmıyor akıllarda, ilk yarıda dikkatimi çeken colmanın diğer haftalara göre daha istekli olmasıydı, ne bileyim ikili mücadeleye girdiğini henüz görmemiştim, gördüm. colman demişken garip bi futbolcu yahu, hala tam anlayabilmiş değilim, çok ince ve yerinde pasları var atakları çok iyi başlatabiliyor fakat fizik olarak yetersiz ikili mücadelelerden kaçıyor ama dedim ya bu maç o huyundan yakında vazgeçeceği izlenimi verdi. kötü oynasada attığı paslarla direk maçı çevirecek kalitede, birde topla nedense fazla oynamıyor ayağına top gelince doğru yanlış aman benden gitsin der bi havası oluyo bazen ve gereksiz top kayıpları yapıyor, neyse biraz daha zamana ihtiyacı var sanırım.
ikinci yarı başlarken oyunda isaaci görüyoruz serkanın yerine, “ersun yanal çok yaşa!” ziyalı dönemleri hatırlıyorum da bırakın 3 forveti, ben 2 forvet oynadığımız maç hatırlamıyorum ya ilk yarı sonucu böyle olsa ziya doğan bi forvet çıkarıp 0-0ı korumak isterdi herhalde! ne günler yaşadık ya..
ikinci yarının başlamasıyla isaacin girdiği hemen belli oluyor, ilk dakikalarda baskı kuruyor pozisyonlar buluyoruz ve selçuğun ortasında isaacın karışıklığa ittiği topu karışıktan çıkararak golü atan gökhan ünal oluyor 49. dakikada, bu dakikadan sonra trabzonspor kalesinde önemli sayılabilecek bir tehlike atlatmadan 2-3 net gol pozisyonuna girerek geçiriyor kalan dakikaları, fakat son vuruşlarda ki beceriksizlikler ve futbolcuların yavaş davranmaları yüzünden boşa giden pozisyonlar olarak akılda kalıyordu tüm bunlar. aslında trabzonspor daha ciddi olmalı pozisyonları iyi değerlendirmeli, şöyle ki kalas ferhatın 88. dakikada yaptığı alakasız penaltı girişimi başarıyla sonuçlansaydı; karar doğru veya yanlış olsun hesabını kimse veremezdi, dikkat etmek gerek.
bi parantez de umut-gökhan ikilisi için açacak olursak, yine uyumsuz gözükmelerine rağmen en azından bu sefer birbirlerine pas atmaya çalıştılar, olur olmaz orası ayrı; fakat bunu istemeleri güzeldi, gün gelir doğru pas, gol olur. kulaklarının biraz çekildiği belli, umarım daha iyi olurlar.
egemen-song ikilisine de nazar değmesin demeden geçmek istemiyorum, aynı şekilde cale, henüz bu adamı geçebilen çıkmadı ya, bjk maçında serdar özkan geçmeye çalıştı! nası bi gaflettir bu! kendini yerde buldu!
sonuç olarak bakacak olursak, trabzonspor şampiyonluğu kovalayabileceği bir sezonda önemli bir galibiyet daha aldı, iyi oynamadı belki ama rakibe de pozisyon vermedi az da olsa kendisi pozisyon üretti, böyle galibiyetlere her takımın ihtiyacı var.
ha söylemeyi unutuyodum az daha, maç sonrası yukarı caddeye çıktık iki tur atıp vakit geçirelim dedik, amma trabzonlu varmış canım, gördüğümüz her üç kişiden bi buçuğu maçı sordu, taraftar da yavaş yavaş havaya giriyor, teşekkürler sadri başkan, seviyoruz seni!
bir de yattara dön artık!
