Kategori: "spor"
6 Jul
2011
Kategori: spor    |    Saat: 19:23
Yazar     |    Comments Off on günahların takımı fenerbahçe

günahların takımı fenerbahçe

günahların takımı fenerbahçe diye bir pankart açılmıştı eskişehir-fenerbahçe maçının sonrasında trabzonspor’un kale arkası tribününde. sonrasında kıyamet kopmuş, trabzonspor para cezasıyla karşı karşıya kalmıştı.

bugün, fenerbahçeli ve eskişehirsporlu birçok kişi göz altında tutuluyor, kimisi mahkemeye sevkedildi bile. hayat garip, şenol hocamız adalet zamanı geldiğinde lazım olur demişti.

ortadaki iddialar yenilir yutulur cinsten değil, gerçi birkaç saat öncesine göre artık iddia olmaktan çıktı, gözaltındakiler 19 maçta şike ve teşvik iddiasıyla yargılanacak. olası senaryoların başında, trabzonspor’un hakettiği şampiyonluğu alması ve fenerbahçe’nin küme düşürülmesi var. deliller bunca ortadayken fenerbahçeliler kendilerine garip bir savunma mekanizması oluşturmuş durumda. kimisi sadece biz mi yaptık diyor, teknik direktörleri alex’in 28 golünü sorguluyor; zamanında trabzonspor’un penaltılarının irdelenmesini ister gibi, federasyona sesleniyor biz 104 yıllık camiayız bakın diye, bir de cüneyt abisine sesleniyor, federasyonu uyarıyor. emeklerimiz ne olacak diye hayıflanıyor. millet olarak en büyük sorunumuz bu sanırım, empati yapmaktan yoksunuz. karşı taraf peki? trabzonsporlu futbolcular, yöneticiler, en önemlisi yıllardır her şeyin farkında olup, adaletsizliklere artık dayanamayan taraftarlar? canına kıyanlar?

yıl 1996, küçük bir çocuğum daha. bir hafta öncesinde vanspor’a hem de avni aker’de 1-0 yenilmişiz, ktü sahil tesislerinde izliyoruz maçı. herhalde 10 gol bulabileceği bir maçtı trabzonspor’un, ama olmuyor işte. o günden aklımda kalan bir sahne var, kaleci metin mert’in yediği gol. gol tekrarı tüm hocalar “ama bacak” “bacak ya” şeklinde üzüntülerini dile getiriyorlar, netleştirecek olursam bizim o zamanlar magos olarak nitelediğimiz bacak arası gol bir gol yiyor mert.

ama henüz her şey bitmiş değil, fenerbahçe avni aker’e gelecek, ve beraberlik dahi bizim şampiyon olmamıza yetecek. küçüğüz demiştim ya statta değilim o yüzden. mahallenin çocuklarıyla dışardayız, bizim ilkokulun bahçesindeyiz işte.. bizim cora vardır, evleri okulun hemen karşısındaydı, hala orda oturuyorlar sanırım, bilmiyorum. dakikalar 30u gösterdiğinde balkona çıkıp haykırmıştı bize doğru. “apo attı”. apo dediğimiz bizim altın sol ayaklı sarışın abdullah ercan. 1-0 öne geçiyoruz. sevincimizi tarif edecek kelimeler sınırlı. ilk yarıyı 1-0 önde tamamlayıp evlerimize dağılıyoruz.

akşam evde hüzün var, babam mutsuz. ben olan bitenin çok farkında değilim gibi, ama deli gibi üzgünüm ben de. babam seneye biz şampiyon oluruz diyor. ben hatırlamıyorum, muhtemelen oynamaya devam ediyorum. küçük kalbim için o kadar heyecan, stres fazladır herhalde. ama benim gibi dayanamayanlar da var, henüz hayatının baharında bir “çocuk” ben artık yaşayamam diyip “kendisini asıyor” bir küçük fidan artık yaşamıyor o maçtan sonra…

yıllar sonra, ben büyüdükten sonra; televizyonlarda, şişko, beyaz saçlı.. puro içtiği bilinen bi adam çıkıyor. diyor ki 1996 şampiyonluğu tereyağından kıl çeker gibi trabzon’un elinden aldım. gururla anlatıyor o günleri yıllar sonra. yıllar geçmiş ya, hiçkimse de yahu sen nasıl böyle bir şey yaparsın bilader demiyor.

kendimi düşünüyorum, aklıma o yıllar geliyor.. heveslerim, heyecanlarım, sonrasında yaşadığım düş kırıklığı. meğer hepsi sadece futbol oynamayan bir kişi yüzünden gerçekleşmiş. sen benim yaşadığım hayal kırıklığına bakar mısın? sokaklarda vura vura öğrendiğim futbolun aslında ne kadar kirli olduğunu o gün öğreniyorum ben.

bu tarihten de yıllar sonra dili peltek bir adam çıkıyor takımını şampiyon yapan teknik direktörüne diyor ki “sen mi takımı şampiyon yaptın?” daha sonraları iyice güçlendiğinden olsa gerek “şampiyonluk sahada kazanılmıyor” diyecek kadar ileri gidiyor ve diyor ki “masa başında şampiyon olunur.” artık bizim bildiğimiz futboldan eser yok, her şey kirli, herkes pislik içinde. o senede zirveye oynuyoruz, tesadüfe bakın ki yine aynı takımla, bu sefer onların sahasında yine son haftalarda maçımız. bu sefer galip gelmemiz gerek. iyide başlıyoruz maça, ama sahada 2 takımın da formasını giymeyen buna rağmen sağa sola koşturan bir adam var. garipsiyoruz, çünkü verdiği kararlar sadece bir takımın lehinde. garip bir yönetim bu, mide bulandıranlardan. hatırladıkça bile tiksiniyorum. bir yanda sevinen taraftarlar var. diğer yanda başları öne eğik hakkının yenildiğini bile fakat elinden bir şey gelmeyen bir taraftar. öyle kötü bir his ki, kilometrelerce uzaktan gelmişsin, göz göre göre ortada doğru olmayan bir şeyin olduğunu anlıyorsun, biliyorsun ama yapacak hiçbir şeyin yok. o kadar kötü ki.

yıllar yine durmuyor, geçiyor tabii ki. tesadüfe bakın ki bu iki takım tekrar zirveye oynuyorlar. bu sefer biz öndeyiz. açık ara hem de. ancak devre arasında garip açıklamalar duyuyor türkiye. “o takımın penaltıları irdelenmeli” , “ikinci yarı tüm maçlarımızı kazanacağız, kimsenin şüphesi olmasın” ve daha fazlası. derken sezon sonu yine kıyamet kopuyor, iddialar her zaman olduğundan daha da çirkin. ama federasyon pek hevesli değil bu konuda. ancak bu sefer farklı bir şey oluyor, yeni yasayla beraber belki. bu yapılanlara artık göz yumulmuyor. soruşturmalar, gözaltıları derken, o hakkı yenilmiş insanlar için farklı bir alternatif çıkıyor ortaya. garip bir his bu, sabırsızlıkla ve merakla bekliyoruz sonuçlanmasını. tek istediğimiz hakettiğimiz, fazlası değil.

ne diyorduk?

“adalet zengin bir hazinedir, günü gelince lazım olur.”

24 Aug
2009
Kategori: spor    |    Saat: 12:46
Yazar     |    Comments Off on sezona bakış

sezona bakış

şampiyonluk yarışının fenerbahçe ve galatasaray ile geçeceği, trabzonspor’un zaman zaman şampiyonluk yarışına dahil olsa da muhtemelen üçüncü bitireceği, beşiktaş’ın da dördüncülüğü kimselere kaptırmayacağı bir sezon olacaktır. neden mi? fenerbahçe klasik ele alınan sezondan sonra tüm herkesi al transfer taktiğini yeniden yürürlüğe koydu (bkz:bilica ) (bkz:mehmet topuz ) keza özer’in de transfer edilmesi an meselesi gibi duruyor. kısaca zaten ortalamamnın üzerinde bir kadroya sahip fenerbahçe bu üç transferle yeniden şaha kalkacaktır, henüz yabancı transferleri bile gerçekleşmedi onuda hesaba katmak lazım. ancak aragones problemi çözülmezse işte o zaman bu yolda sekteye uğrayabilirler. galatasaray’a gelince zaten herkesin takdiri türkiye liginin en kaliteli kadrosuna sahipti ancak (bkz:skib bıraktı) yeni sezonda teknik direktör problemini hallettiklerine göre yine zirvenin en büyük adaylarından olacağı açık. trabzonspor’a gelince; sadri şener başkanlığında başlayan ivmeyi göz önüne alınca daha fazla şans vermek isterdim ancak son yaşanan gelişmeler benim neredeyse tüm umutlarımı sezon başlamadan çöpe yolladı. hala teknik direktör sorunu halledilebilmiş değil dolayısıyla transferde herhangi bir gelişme kaydedemiyorlar. hiç bir trabzonsporlu tanımıyorum ki bilica, topuz ve özer için trabzonspor’un herhangi bir hamle bile yapmamasına üzülmesin. bir umut tekke ve ibrahim akın transfer edilirse belki zirveye oynayabilirler tabii ki bunda teknik direktörde önemli bir rol oynayacak. zacheroni felan gelirse hiç umutlanmasın trabzonsporlular. beşiktaşa gelirsek; bu sene bala göte şampiyon olan beşiktaş o kadroyla bi halt yapamaz, liverpooldan 8 yiyebilirler tabi ona sözüm yok. korkmayın dördüncülük ananızın ak sütü gibi helaldir. farkettiysen sivasspordan söz dahi etmedim.

evet böyle demiştim haziran ayında yeni sezon için daha ortada ne fol ne de yumurta varken. beklenilen kendini gösterdi ama bununla övünmeyeceğim çünkü içim acıyor olanları gördükçe. tamam şampiyonluktan geçen seneki kadar umutlu değildik ancak bu kadar erkende frene basacağımızı şampiyonluk yarışından kopacağımızı demek istemiyorum çünkü henüz 3. haftadayız, ama hiç umut yok gibi gözüküyor. umut’un olmadığı kesin zaten

o değilde gerçekten çok iyi başlamıştık sezona, sivası sivasta darmaduman edip dört köşe olmuştuk, hemde ezici üstün bir oyunla. ama ne olduysa oldu peşpeşe üç yenilgi aldık. hemde ikisi diyarbakır ve manisaspor gibi komik takımlara. ve geçen seneki maçlarda iyi oynayıpta kaybettiğimiz maçlar değil. resmen futbol namına bi şeyler üretemeden fazla pozisyona giremeden bitirilen maçlar. üstüne birisinde 1-0 öne geçip yenildik. sen şampiyon olacaksan öne geçtiğin maçı kaybetmeyeceksin, hele kendi sahanda asla!

başkan açıkcası inat etti hem kendini hem de takımı bitirdi. bu saatten sonra sadri başkanın trabzonda başarılı olması imkansız, bitmiştir. umalım ki sonrası gelenler nuri albayrak gibi birisi çıkmasın. temennim şudur ki artık trabzonun genç yüzleri ahmet ağaoğlu etrafında birleşir ve sadri başkanın yapmış olduğu atılımı devam ettirip, gösteremediği sabrı gösterir. maçlarla ilgili söylenecek pek şey yok, sinirim geçsin diye yazıyorum bunları da.. umuyorum ki şu milli maç arası takıma iyi gelirde bi toparlanıp kendilerine gelirler. bursa maçında da ilk defa çıplak gözle izleyecez umarım o zaman da kanser olmayız.. düzeltiyorum bu kanser felan değil başka bişiy..

27 May
2009
Kategori: spor    |    Saat: 20:29
Yazar     |    Comments Off on formula 1 de neler oluyor?

formula 1 de neler oluyor?

evet bu soruyu sormak için tam anlamıyla doğru zamandayız sanırım. bu ayın sonunda 2010 sezonu kayıtları kapanacak ve henüz mevcut takımların birçoğu kayıt yaptırmamış durumda. sebebi malum ar&ge teknolojisi için bütçe kısıtlanmasına gidilmesi. fia 2010 sezonundan itibaren araç geliştirme bütçesinin tavanını 45 milyon pound olarak belirledi. ve bunu kabul edenlere sezon içinde ayrıcalık tanınacağı, kabul etmeyenlere ise katı kurallar koyacağını belirtti. bu tabii ki sezon içinde aracı geliştirmeye 200 ila 300 milyon  dolar para harcayan başta ferrari, mclaren, renault gibi takımların hiç mi hiç hoşuna gitmedi. fia bu kararı küçük takımları da rekabete ortak etmek için aldıklarını söylese de bu büyük takımlar için kabul edilir bir durum değildi. ancak brawn gp ve force india gibi küçük takımlar tabii ki bu durumu memnuniyetle karşıladı.

aslında benim cevabını aradığım formula da neler oluyordan önce ferrari de neler oluyor soruydu, ancak son dönemlerde tırmanan olayları göz önüne alınca küçük bir formula değerlendirmesi de fena olmayacak.

2009 sezonu itibariyle ferrarinin içinde bulunduğu duruma bir tifosi taraftarı olarak gönlüm el vermiyor. tarihin en kötü başlangıcını yapmış durumdalar. üst üste 5 yarıştır bırakın birinci olmayı pol pozisyonu bile kazanamadılar ve ilk podyumunu geçen hafta raikkonenin monacoda üçüncü olmasıyla kazandılar. ilk yarışlarda ki düşüşü kabul edebilirdik, formula avrupaya dönünce başlar dedik ancak ispanyadan da hayal kırıklığı ile ayrılınca işlerin yolunda gitmediğini açıkca gördük, neyse ki takım monaco’da bir adım daha ileri gitti ve daha rekabetçi bir hal aldı.

şimdi 2006 ya michael schumacher’in formula’yı bıraktığı sezona dönelim. ne sezondu ama bir önce ki sezonu hayal kırıklıklarıyla kapatan ferrari 2006 sezonuna da kötü başlamış ancak sezonun 2. yarısına doğru tırmanışa geçmiş ve italya gpsinde fernando (b)alonso dümbeleğinin yarış dışı kalması ve schuminin birinci gelmesiyle puanları eşitlemişti. bir tifosi olarak içim içime sığmıyor schuminin şampiyon olarak veda etmesini ümit ediyordum, ama olmadı, şu an hatırlayamadığım bir gp de brezilya öncesiydi sanırım, o zaman japonya olmalı, evet o yarışta schumi önde giderken ki öyle bitse son yarışa önde girecekti, yaklaşık 3 yıldır mekanik sorun yaşamayan ve yarış dışı kalmayan ferrari motoru iflas ediyordu, schumi dikti fakat biz göz yaşlarına engel olamıyorduk. son yarışta mucizelerin olması gerekiyordu schuminin ipi göğüslemesi için, ancak olmadı, o yarışta da aksilikler yakasını bırakmadı ve schumi buruk bir şekilde formula 1 e veda etti.

2006 da brezilya’da gerçekleşmeyen mucize 2007’de gerçekleşecekti. kırılmadık rekor bırakmayan schuminin formula 1 i bırakmasıyla ferrari, mclaren’in buz adamı kimi raikkonen’i transfer etti. bu zaten beklenen bir gelişmeydi, hepimiz en azından bir sezon schumiyle beraber kimiyi izlemek istedik ancak olmadı. herkesin bildiği üzere kimi formula da lanetli olarak hatırlanır, nitekim mclarende yaşadığı talihsizlikler pişmiş kuşun başına gelmemiştir, lider giderken motor iflas etmeleri mi dersiniz, son turlarda süspansiyon kırma mı, lastik patlatma mı? ne ararsanız hepsi kiminin başına gelmiş ve hedeflediği şampiyonluğa ulaşmasını engellemişti. kendisine kırmızı tulumun çok yakıştığı kimi o sezon (b)alonso, çaylak hamilton ve takım arkadaşı massayla şampiyonluk mücadelesi yaşadı. yine bu sezona damga vuran mclarenin ferrarinin bilgilerini çalma skandalı oldu, nitekim takımlar şampiyonasından elenmeleriyle sonuç buldu. ferrari sezona pek te iyi başlamadı, kimi makus talihini maalesef ferrariye de bulaştırmıştı, sezon ortasına geldiğimizde hamilton şampiyonlukta en büyük aday olarak göze çarpıyor, onu takım arkadaşı alonso takip ederken, üçüncülük kimi ve massa ile arasında gidip geliyordu. ancak ferrari her zaman ki gibi sezonun ikinci yarısında büyük çıkış yakaladı, buna mclaren takımında başlayan sürtüşmelerde eklenince zirveye doğru tırmanmaya başladı, alonso takımının hamiltona öncelik sağladığı görüşündeydi, nitekim bu sezonun ardından formula 1 den ayrıldı. neyse schuminin formulayı bırakmasının ardından müthiş bir prestij kaybı yaşayacağı tahmin edilen formula da düşüş söz konusu olsa da tarihte görülmemiş şampiyonluk mücadelesi bunun etkilerini minumuma indirdi. şöyle ki son yarış öncesi 3 pilotunda şampiyonluk potasında olduğu bir yarış hatırlamıyorum. brezilya gpsi öncesi hamilton birinci alonso ikinci ve raikkonen üçüncü durumdaydı, raikkonenin şampiyon olması hamiltonın 1 puandan fazla alamamasına ve alonsonunda podyuma çıkamamasına bağlıydı, yani imkansıza yakın denilebilirdi, ama kader o ki kariyeri boyunca talihsizliklerin yakasını bırakmadığı raikkonen şampiyon oluyordu. evet resmen efsanevi bir yarıştı, bu sefer göz yaşlarımız sevinçten akıyordu, hamilton ise ilk çaylak şampiyon ve en genç şampiyon şansını kaybediyordu, bir sene daha beklemesi gerekecekti.

2008 sezonuna kimi yine talihsiziklerle başladı ve sezon boyunca bir çok yarışta yakasını bırakmadı. nitekim çok rahat şampiyon olabileceği sezonda ferrarisine yenik düştü, renaulta dönen alonsonunda pek bir varlık gösteremediği sezonun son yarışı brezilya gpsine hamilton ve massa şampiyonluk şansıyla başladılar. massanın şampiyonluğu için yarışı lider bitirip hamiltonın 6 veya daha kötü bir derece almasını bekleyecekti. nitekim de massa finiş çizgisini geçtiğinde hamilton 7. sıradaydı ve bu massayı şampiyon yapıyordu, ancak hamilton finişe 200 metre kala son virajda şimdi brawnla fırtınalar estiren button’ı geçip 5. liğe oturuyordu. aylarca button’ın hamiltona yol verdiği yavaşladığı konuşuldu durdu. bence de bu şampiyonluk formula 1 tarihinde ki kara lekelerden biri olarak kalacaktır. sonuç olarak hamilton en genç şampiyon ünvanını alonsodan almış oldu.

2009 sezonuna geldiğimizde, formuladan ümidi kalmayan honda takımı formula 1 den çekilme kararı aldı ve takımı ferrarinin efsanevi üçlüsünden biri olan ross brawn satın alıp takımın adını brawn gp olarak değiştirdi. sezon başlamasıyla herkes şoke oldu çünkü 5 yarış geçmesine rağmen ferrari, mclaren ve renault takımlarından bırakın yarışı pol kazanan olmadı. brawn gp 5te 4 çekerkeni, redbull diğer tek yarışı kazandı. hepsinin ötesinde ferrari ve diğer takımlar bariz şekilde yavaştı, yeni kurallara pek uyum gösterememiş gibiydiler. bir tifosi olarak ferrari cephesinden olaya bakarsam muazzam taktik hataları baş göstermeye başladı, ferrarinin efsanevi üçlüsü schumi, brawn ve todttan sonra böylesine amatör hatalar ferrari ruhuna çok tersti. düşünebiliyor musunuz? ferrari kenar yönetimi benzin yükünü ayarlamayacak ve 4. sırada yarışan massaya eğer finişi görmek istiyorsan yavaşla komutu verecekler ve onun yarışı 6. sırada bitirmesine sebep olacaklar? nerede rainmaster schumi? nerede taktik deha brawn? nerede benzin yükünü ayarlayamamak? daha fazla bir şey söylemeye gerek yok.

bunların ötesinde, sanıyorum ki bu başarısızlık sezon sonuna doğru yukarıya doğru ivme kazanacaktır ancak bu sezondan artık pek ümitli olunmaması gerek, artık geri dönmek çok zor. bunları söylerken ferrarinin geri çekilme düşüncesinin olduğunu da söyleyelim, konu başlığı formula nereye gidiyor sorusundan bahsetmiştim, fia ve mosley açıklamalarını ferrari başta olmak üzere bir çok takım bu kuralları kabul etmiyor. ferrari eğer bu kural değiştirilmezse formuladan çekilme kararı alacağını açıkladı, ferrariyi mclaren, renault, bmw gibi takımlarda destekliyor? gerçekten formulanın tüm sezonlarında yarışan tek takım formuladan çekilebilir mi? mosleye göre bu olası, çünkü formula ferrarisiz de devam edebilir açıklamasını yaparken oynadığı kumarın büyüklüğünün farkındadır umarım, çünkü ferrarisiz bir formula kesinlikle düşünülemez. öte yandan (b)alonsonun ferrari hakkında açıklamaları düşünüdürücü, 2010da sözleşmesi bitecek alanso bir ispanyol gazetesinde, ferrari de yarışmak formula da yarışmaktan öte bir şey tadında bir açıklama yapmış, açıkcası ferrariyle flört etmeye başlamış gibi bir his uyandırdı bende, bilemiyorum kimi alonso ikilisi nasıl olur? ancak alonsoyu sevmediğim gerçek, formula da ferraride görmek istemediğim belki de tek kişi kendisi, eğer transfer gerçekleşirse naparım bilemiyorum, artık bağrıma basacak taş ararım herhalde, aslında ferrarinin 2010 sezonu için genç alman vettel’e yönelmesi harika olurdu, ileri de inanılmaz bir pilot olacağı kesin ve bu gelişme sürecini kiminin yanında geçirirse tadından yenmez sezonlar izleyeceğimize eminim.

ancak hala gelecek sezonlar için bir kesinlik söz konusu değil, takımlar kurallar değiştirilmezse formuladan çekileceklerini yazılı şekilde açıkladılar, bakalım karşılıklı oynanan bu kumarın sonucu ne olacak? sonra ki haftalarda bu konu hakkında tekrar bir şeyler karalayacağım kesin.

uzun oldu be, yordu. bu arada evet hayat süper hep böyle sportif olaylar hakkında yazıyorum; gecelerin nasıl geçtiğini bi anlatsam ağlarsınız be. tamam lan şaka şaka, sınavlarda var zaten. olmuyor, olmuyor; …

16 May
2009
Kategori: spor    |    Saat: 20:41
Yazar     |    Comments Off on detroit pistons

detroit pistons

evet ne zamandır detroit dosyasını açacaktım, ha bugün ha yarın derken sezon bitti ben ancak yazabiliyorum. gerçi yazacak değildim fakat geçtiğimiz hafta efsane koç chuck dalyi kaybettiğimiz için ufakta olsa bi detroit yazısı şart olmuştu.

6 yıldır üst üste konferans finali gördükten sonra bu sene önce zar zor playoffa kalınıldı, sonra da beklenildiği üzere hayvani cleveland tarafından süpürüldü detroit. peki neden? sezon başında yapılan koç değişikliğiyle philips saunders gönderilmiş yerine tecrübesiz fakat detroiti iyi tanıyan yardımcı koç michael curry getirilmişti. bu, takımın patronu ve eski efsanevi oyuncusu joe dumarsın her zaman oynadığı kumarlarından birisiydi. ancak ne yazık ki son yıllarda olduğu gibi yine hüsranla sonuçlanacaktı bu değişiklik. evet detroit gibi yıllardır nbayi forse etmiş ve zirveye oynayan bir takım için çaylak bir koç getirmek ne kadar mantıklı bir hamle tartışılır. eğer takımında rasheed wallace gibi iri kıyım bir hayvan varsa bunu iki kez düşünmelisiniz.

aslında detroitin yıllardır süre gelen hanedanlığını sadece bu hamlenin sona erdirdiğini söylemek mümkün değil. hemen sezon başına dönelim, yaz döneminde takımda ki herkesi gönderebilirim diyen dumars takımda önemli bir değişiklik yapmamış ve zaten kalbur üstü olan uzun rotasyonuna tarihin en pasif 1 numaralarından kwame brownı eklemişti. gerçi nba tarihinin en iyi üç jenerasyonundan biri olan 2003te milicic seçen de kendisi değil miydi? daha sonra sezon başladıktan sonra stuckeyninde gelişimini göz önüne alarak billups denvera gönderildi ve beklenen süper star geldi. iverson. evet tartışmasız nbanin en büyük yıldızlarından birisi takıma katılmıştı. dumars bu kumarı oynayarak bir taşla birden fazla kuş vurmayı hedefledi. bunlar şüphesiz ki, stuckeynin oyun gelişiminin billupstan çok iversona benzemesi, sezon sonu bitecek kontratla beraber 2010 pazarı için açık yaratmak, yine yüzüksüz iversonın yapacağı patlamayla tekrar finallere yükselebilmek ve detroit seyircisine tekrar gerçek bir süper star izletmek olabilir. tüm otoritelere göre bu bir kumardı, çünkü bariz bir şekilde iverson ve detroitin oyun stilleri birbiriyle alakasızdı. detroit takım oyununu benimsemişken, iverson ise topu daima elinde isteyen bir yıldızdı. ama ortak bir amaç uğruna yani şampiyon olmak ve yüzük kazanmak için ortak bir payda da buluşabilirdi. belki 1-2 maç olmadı 1-2 hafta işler iyi gitti ancak sonunda detroitin lastikleri patladı ve durdurulamaz düşüşü başladı. bu dönemde kimin ilk beş çıkacağı konusunda da şiddetli tartışmalar yaşandı. stuckey benche geri döndü fakat iverson takımı iyi yönetemiyordu, daha sonra hamilton, iverson ve stuckeyli kısa ön alan denendi bu seferde savunmada zayıf kalındı. bu sefer hamilton hoşnut olmasa da benche çekildi takım için ve bu dönemde 30 sayı ortalama tutturdu. derken iverson sakatlandı ve stuckey ile hamilton ilk beş çıkmaya başladı ve bu dönemde detroit gerçekten iyi bir seri yakaladı düzelir görüntüsü verdi. michael curry kararını vermişti, iverson sakatlıktan döndükten sonra benchten oyuna girecekti. yaklaşık 1 aylık aradan sonra sahalara kenardan gelen iverson tabii ki bu durumu kabullenecek durumda değildi, 2 maç oynadıktan sonra sakatlığını bahane ederek sezonu kapadığını açıkladı. sonuç olarak iverson çaylak sezonundan bile kötü bir sezon geçirdi diyebiliriz. tabii ki bunda çaylak koç curryninde payının olduğunu vurgulamak gerekiyor, onun yerinde daha tecrübeli bir antrenör olsaydı eminim ki olaylar daha kolay halledilebilirdi.

evet dumarsın oynadığı bu kumar tamamen elinde patladı diyebiliriz. diğer yandan detroitin çöküşünün tek sebebi de curry ve iverson değil tabii ki. rasheedin artık kimseyi umursamaz tavırlarına disiplinli detroit takımını da alet ettiği su götürmez bir gerçek. düşünsenize bu takım kendi sahasında newyork ve minesotadan 40 sayı fark yiyebilir mi? taraftarlarda sezon boyu sabretseler de onlarda kaçınılmaz sonun geldiğinin farkındaydılar. son 5 sezondur palaceda kapalı gişe oynayan detroit sezon sonuna doğru bir miami maçında taraftarlarınca yalnız bırakıldı. aslında detroitin çöküşünün veya daha fazla zirvede kalamayışının sebeplerinden biri de dumarsın 2003te yaptığı draft felaketiydi, milicic şimdi ne yapıyordur acaba?

sonuç olarak bakarsak bu sezon sonunda iverson ve rasheedin kontratları sona eriyor, kwamenin de kontratı opsiyonunu kullanırsa ki kesin kullanacaktır ona bu parayı başka kimse vermez; gelecek sene bitecek. bu demek oluyor ki 2010da 2 süper star için salary capte yeterince boşluk olacak. bakalım dumars yine olmayan ülkeyi mi arayıp kumar mı oynayacak? yoksa doğru bildiğini yapıp takımın tekrar mı yapılandıracak. 2010da yaşanacak bir hayal kırıklığı dumarsı da koltuğundan edebilir çünkü dumars kumar konusunda, rasheede(04 şampiyonluğu) karşılık milicic ve iversonla 2-1 geride. bekleyelim görelim.

6 Feb
2009
Kategori: spor    |    Saat: 23:25
Yazar     |    Comments Off on trabzonspor – ankaragücü

trabzonspor – ankaragücü

ne maçtı ama!

öldük öldük dirildik mi diyeyim, ne dicem tam olarak bilemiyorum.

iyi maç oldu ya, zorlandık belki ama zor olan daima daha güzeldir be günlük!

aslında çok kolay olabilirdi daha 20. saniyede o golü atabilsek. olmadı “tayfun” attı golü. yahu ne hallere düştük be tayfunun golüne sevinir duruma geldik lan, neyse o hep atsın biz hep sevinelim. iyi de oynadı kerata defansta kademeye iyi girdi. zaten tayfun bi doğru pas atsa bile biz onu iyi oynamış sayıyoruz ya neyse geçelim.

zaten durup burda oyuncu analizi yapacak değilim, yendik işte. ama şanssızlığımız mı desem beceriksizlik mi bilemiyorum ama gol yollarında bir türlü istenilen seviyede uyumlu ve başarılı olamıyoruz. bunu bi halletsek varya takım çok hoş olucak, neyse git gide daha iyi olsun gerisi gelir. yani herhalde, bilemiyorum.

gol yollarında nasıl talihsizsek, yediğimiz golde de aynen devam etti bu, selçuk arkadan topa müdahale edeyim derken taça gidecek top gitti kaleye girdi ya şaka gibi buz kestik. sonra devam etti bu şanssızlık, gökhan geçen haftaki yerinden tekrar denedi ama bu sefer direk izin vermedi. olmadı egemen vurdu, her yere koşan umut iki adım atsa belki boş kaleye atacaktı ama koşmadı. yahu luganoyu izlesin adam dönen toplardan 4-5 gol attı be!

ve o an…

– olm dua et lan bak ben ettim.

– benim duamla olacak iş mi bu?

– iyi ben ederim senin yerine de.

– allahım… elham…..

– GOOLLLLLLLLLLLLLLL

valla billa asisti kendime yazıyorum abi, selçuk diktiğinde topu ben birinci elhamı çoktan bitirmiştim bile, kaan siliği muhtemelen bilmediği için edemeyince o görevde bana düştü.. yalnız nasıl bi dua ettiysem golü umut attı abi ötesini açıklamaya gerek var mı?

yalnız çıkarken keşke başka bişe dileseydim demedim değil, bakarsın o da tutardı. gülücük.

neyse iyi başlayan gece iyi bitti diyelim lafı fazla uzatmadan… hem ay da yerindeydi daha nolsun!

26 Jan
2009
Kategori: spor    |    Saat: 10:19
Yazar     |    Comments Off on fenerbahçe – trabzonspor

fenerbahçe – trabzonspor

maç öncesi hangi trabzonsporlu 0-0a razı olmazdı? bırak şimdi yeme beni, ben dahil bir çoğumuz hiç oynanmasın, kardeş kardeş puanları paylaşalım dese kabul ederdik itiraf edelim. bilmem kaç yıldır sanırım 12, yenemiyoruz fenerbahçeyi kadıköyde. maç başlamadan gıcıklık olsun diye kendi içimi yiyorum, ulan fenerbahçeyi yenelim hayatta mucizelerin olduğuna inanmaya başlıcam ve bakarsın belki de… ama anladık ki hayatta mucizelere pek yer yok, o yüzden boşuna ümitlenmeye gerek yok.

maç başlar başlamaz umut nasıl golcü olunmaz dersini verdi futbolseverlere.. yahu az buçuk amatör futbol oynadık, halısahalarda sayısız golümüz, sayısız mallığımız var, ama sen yılda bir trilyon kazanan adamsın topu nasıl kontrol edileceğini öğrenemedin mi koçum? kaç etti top hala baldırına dizine felan çarpıyo ne adamsın ya. neyse allahtan sinirim yatıştı biraz dün akşam yazmaya kalksam neler yazardım kim bilir. ya sana ne demeli gökhan bey? tamam umutun yetenekleri sınırlı ama sen neden zehirledin güzelim maçı? yani yatan bir kalecinin ayaklarına doğru topu vurmanı kim söylediyse onun kafasına sıçım abi. topun dibine girmek nedir bilir misin? veya çalım atmaya çalışmak? bunlar bir şey ifade ediyor mu? bence etmiyor çünkü haftalardır aynı haltı yiyosun, yeter be.. avrupa avrupa tutturursun seneye, hiç mi maç izlemiyosun olm, aç bak oynamak istediğin liglerde ki gencecik çocuklar kaleciyle karşı karşıya nasıl vuruyor topa, bi izle gör kendine gel be aslanım.

gerçi artık negatif şeyleri vurgulamanın pek anlamı yok, artık maç geride kaldı. zaten umut ve gökhan kenklerim biraz formda olsaydı şu an 5-6 puan öndeydik ya neyse. en azından ikinci yarıya umutlu (ya artık bu adamın ismini cümlede bile kullanmak istemiyorum ha, cins isim bile olsa) bakabiliriz, ama gönül isterdiki “umut”suz bakalım, olmadı… böyle istekli oynamaya devam edip biraz daha akıllı düşünürsek her şey daha kolay olacaktır.

9 Nov
2008
Kategori: spor    |    Saat: 16:47
Yazar     |    Comments Off on eller yukarı, teslim ol!

eller yukarı, teslim ol!

emre cuma akşamı pazar paintballa gidiyoruz geliyo musun diyince kızdım, bu nasıl soru diye, gelmem mi? yılların kantırcısına hatta zamanında paintballda göğüs göğüse çarpıştığın adama sorulur bu? ayıp. gerçi biraz düşünmedim dersem yalan olur, malum sınavlar başladı pazartesi ve salı günü iki adet sınavım var hatta buna rusça kuizinide eklersek iki buçuk sınav, napıcam ki? oturup ders mi çalışıcam, tabii ki hayır ya ne işim olur dersle gidip çılgınlar gibi paintball oynamak varken, yanılıyor muyum?

berbat bir cumartesinden sonra pazar sabah 07.30da kalktım, yalnız çok heyecanlıyım paintballa gidiyorum ne kadar zaman sonra diye değil, kronik uykusuzluk sorunu yaşıyorum, ayıp ya insan pazar sabahı yedi buçukta kalkar mı?

kalkıyomuş, acaba bu kısa sürede ders notlarını okuyabilir miyim diye düşündüm, hatta denedim bi iki parça açıp bilgisayarda şöyle bi göz gezdirdim ama yok mümkün değil olmuyo, zaten koca cumartesi evde oturup çalışmayan adam iki saatte mi çalışacak, o kadar üşendim ki cumartesi yaptığım iddaa kuponunu yatırmak için dışarı bile çıkmadım, tahmin edilebileceği üzerine kupon tuttu! ben kendime sövdüğümle kaldım..

neyse çocuklar uyanana kadar cem karaca dinledim biraz.. uyandılar sonra hazırlanma vs derken bi çırpıda buluşma yerine ulaştık, giderken soruyorum emreye, “biliyolar mı acaba? bizi denek olarak çağırmasınlar?” neyse öyle olmadıklarını anladık oynayınca.. sonra emrenin arkadaşı çağlar geldi, sonra kardeşi, sonra çağların arkadaşı diğer emre vs derken.. toplandı bi takım, 2 arabaya doluştuk hedef eskişehir 29. km!

bi dipnot vermek istiyorum, çankayada okuyanlar biran önce mezun olun, üniversiteye girecek olanlar sakın çankayayı yazmayın! paintball mekanı çankaya üniversitesinin yeni kampüsünün karşısındaydı, valla git git bitmiyor, ben başkente sövüyodum fakat çankayadan korusun allah, çaresizlere bi önerim var, polatlıdan tutun evi, okul ankaraya 30, polatlıya 40 km uzak, hem orda kiralar ucuzdur! karlı bile çıkabilirsiniz. (gülücük)

neyse geldik, tulumları aldık, giyicez! olmuyo! ufak geliyo boyu, neyse xxl bulduk bi tane oldu ama nasıl? kendimi beyazın şu an adını hatırlayamadığım bi tiplemesine benzetiyorum.. neyse takımları seçicez, + ve – diye kağıtlara yazıp seçtik, ben şike yaptım 2 kağıt seçtim biri -, biri + idi emre ve alperle aynı grupta olmak için – yi yerine koydum, böylelikle üçümüzde aynı takımda olduk.. yelekler giyildi, mermiler alındı yerlere geçildi.. derken bi ses, o ne lan? kurtlar vadisi! dağılın lan ben polatım gelin hepiniz modunda başladık oyuna.. bi süre sonra anladık ki baya iyiyiz, setleri teker teker kazanıyoruz.. tankın ve kamyonun üzerinde adeta şov yapıyorum.. generalim yahu o derece!

üç tane ilginç anı var ki anlatmaya değer kendimle ilgili, tankın içersinde solda ki lastik bariyerlerde birilerini görüyorum, nişan aldım bekliyorum, sanırım çağların kardeşi emre, tabi bu kadar yaşlı kurdun arasında yeri yok! kafayı çıkarıyor, uçuyorum! ee o kadar sene boşa kantır kasmadık değil mi? neyse iniyorum tanktan devam ediyorum, bakıyorum biri daha var orda.. yaklaştım iyice, teslim ol diyorum, teslim ol sıkarım valla bak! adam döndü teslim olmamayı seçti, bi anda max payne gibi zamanı dondurup yere atlıyorum, düşerken basıyorum tetiğe ve dank! kafadan değil fakat teslim olmamasının cezasını canını alarak ödettim!

hatrıma gelmeyen bi sette, diğer takımdan tek çağlar kalmıştı, bizim beyze sızmış tahtanın arkasında duruyo, bizden birisini vurdu, bi çıksa tam namlumun ucunda! tankın içindeyim, sigaram olsa yakıcam o derece rahatım bekliyorum çıkmasını.. kamikaze uçağı gibi koşmaya başladı.. “dur yahu nereye” dank kafaya! şaka gibiydi yahu.. kafadan vurmasına vuruyoruz ama allahtan kötü bi sonuca yol açmadı.. kasklar sağlam çıktı, halbu ki hiç öyle durmuyorlardı..

sonra bi molada şu an ismini hatırlayamadığım bi arkadaş kendi ayağına sıktı! evet artık takımına isyandan mıdır bilemiyorum, bi sesle irkildik, bi baktık ayağına sıkmış (gülücük), neyse ki önemli bişey olmadı.

sonra baktık böyle olmuyo hep bizim takım kazanıyor, 4-0 ken durum eş değişimi yaptık, ben çok iyiyim ya hemen kaybeden takıma geçtim, harbiden iyiymişim ben karşı takıma geçtikten sonra oyunu 4-4e getirdik (gülücük) koca oyunda yalnızca patlamayan bi mermiye boyun eğdim o kadar, ordada vurulmuş sayılmıyodum aslında, boyanın patlaması gerekiyodu bana çarpan top patlamadı.. boya topları yetmedi zaten, abartıp iki bin top aldık onlar bile yetmedi, sonra da dostuk kazansın dedik bitirdik. gerçi toplar bitmeseydi yemişim dostluğu modundaydı herkes, zaten adam başı 40 ytl olmuştu iki bin top aldığımızda, bizde abartmadık daha fazla ee öğrenciyiz haliyle para gerekiyo bazen..

yahu çok eğlenceliydi.. çok eğlendik güldük.. çok da yorulduk ama değdi be.. şimdi benim sınavım var yarın, ama böyle bi keyifi yaşamadıktan sonra yemişim sınavını.. daha çok var çalışırım yahu, gece var, yarın var, sınav öncesi var, var da var daha..

emeği geçenlere sevgilerimi gönderiyorum, keyifsiz bi cumartesinden sonra bu neşeli pazar iyi geldi.. bunlar da bugünden hatıra kalan karelerden bir kaçı..

19 Oct
2008
Kategori: spor    |    Saat: 23:35
Yazar     |    Comments Off on galatasaray – trabzonspor

galatasaray – trabzonspor

valla maç öncesi sonrası ıvır zııvırlar yazmıcam, keyfim felan kalmadı çünkü, bu yazıyı yazmamım tek sebebi de gün gelirde tolganın yaptığı mallıkları unuturum felan, buna övgü dolu sözler sarfederim, hemen burayı hatırlar kendime gelirim.

maça gelelim neyse,

altımızda ki rakipler antep ve bursanın maçlarını kaybetmesi, beşiktaşın kazanması sonucunda pekte baskı altında olduğumuzu söyleyemem.

neyse uzun uzadıya bir sürü şey yazıcaktım fakat değerli arkadaşım, sevgili meslektaşım “keyifsiz” olduğu için saatlerdir telefonda can çekişiyorum, aksilik tam da yazının ortasına geldi, ne yazıyodum, ne yazacaktım aklımda hiç bişe kalmadı..

bi istatistik vereyimde bitireyim,

galatasarayın kaleyi tutan şut sayısı yazıyla üç, rakamla 3.

maç skoru,

galatasaray 3 , trabzonspor 0.

teşekkürler tolga.

28 Sep
2008
Kategori: spor    |    Saat: 21:28
Yazar     |    1 Yorum

trabzonspor – antalyaspor

o kadar canım sıkkın ki hiç bişe yapasım gelmiyo saatlerdir, böyle oturuyorum boş boş..

ee o zmn napiim dedim kendi kendime, yapacak bişeyler istiyorum, aklıma burası geldi, aman gireyim bişeler yazayım dedim hem “malum şahıs” uyardı maçı yazmamışsın dedi, ee okurumuz velinimetimiz olduğuna göre..

ama tüm bunlar hala canımın sıkkınlığı gerçeğini saklamıyor veya geçirmiyor, alla alla neden böyle ya.. bi adam hiç bişe mi yapmaz ve böyle boş boş oturur! du bi sn yaptım bişeler ya! doğru ya bi ara müzik açmıştım gaza geldim dur bari şu odamı toplayayım dedim pis duvarları sildim önce, sonra sıkıldım bıraktım, yarına inşallah!

– maça gelelim efenim?

tamam yahu, patlama..

önce maç öncesine dönelim!

sendeyiz selçuk.

peki abi, yayındamıyız..

“bitti demediniz mi ulan”

gülücük.

tamam tamam gelmeyin üzerime, yazıcam valla söz..

gelmeyin dedim!

ama yazmak istemiyorum ya, canım sıkkındı ya şimdide bunları yazarken bi bayıklık geldi. böyle gülmek istiyorum felan, ama nası bastırıyo tutamıyorum kendimi. ZUAHAHA. niye böyleyim ya, biraz da şöyle.

tamam ciddiyet, yazıyorum bak, hemde maçı!

maça dakikalar kala bi elimde telefon “çok değerli” bi arkadaşımla konuşurken aynı anda birden fazla işi yapabilme yetimi kullanarak üstümü değiştiriyorum.

evet bordo çoroplar, kapri, bordo sweat üzeri lisanslı formam! unutmadan atkım! hazırım artık maç için,

hala aynı anda iki şeyi yaparak, ayakkabılarımı giyiyorum, maça yaklaşık 5 dakika kala apartmandan çıkıyorum, 3 dakika kala arkadaşımı uğurlayıp kendimi maça veriyorum.

tek gidiyorum, çünkü tüm gençlik bayram tatili dolayısıyla memlekete uçmuş, bu gurbet ellerde bi garip ben kalmışım, olsun mutluyum böyle de..

neyse geliyoruz semavere, geçen hafta oturduğum yer dolu “tüh”

bi ön tarafa oturuyoruz ve ben otururken fırat aydınus maçı başlatıyor, çaylar vs derken, bakıyoruz ki iyi futbol güzel oyun izlicez. gökhandı, caleydi derken 2 net pozisyonu harcıyoruz bile colmanla selçuğun bonus şutlarını saymıyorum..

maç başlamadan ki 1.5 dakikalık zaman diliminde geçtiğimiz maçları anımsadım ve hiç geriye düşmediğimizi gördüm, hemen aklımda acaba geriye düşersek maç çevirebilirmiyiz sorusu takıldı, cevap veremedim aslında, çünkü antalyadan gol yiyeceğimizi düşünmüyordum.

aklıma gelen başımıza da geliyordu dakikalar bilmem kaçı gösterdiğinde ve dünyanın en abzurd şut girişimi orta oluyor, birisi kafasını topa dokunduruyor.. herkes sus.

tolga! izleyen biziz olm, sen uçucaksın, tutucaksın felan..

maç 0-1 olduğunda aha dedim gitti yaa, neyse ki eski takımın gittiğini hatırladım hemen golden sonra da değişen bişey olmadı ataklarımızı sürdürdük.

golman

soldan sağdan vsvs ortalar geldi, bi baktık top colman’ın önüne düşmüş. benim sık kullandığım tabirle, sert olmayan fakat düzgün bir vuruşla topu ölü noktaya gönderip golünü minik oğluyla kutlamaya koşarken dakikalar 40ı felan gösteriyor olmalıydı. devre arasına kadar baskımızı sürdürdük ancak gol gelmedi. iyiydik, umutluyduk ikinci yarı yemeden atıcaktık muhtemelen derken başladı 2. yarı.

başladı ama maalesef ilk yarı gibi değildi, topa sahiptik fakat cılız ataklar yapıyorduk, hatta pozisyon bile verdik. dakikalar tehlikeye doğru ilerlerken, 2 dakika önce kendisine dokunulmayan pozisyonda felç olmuş numarası yapan futbolcumsu hakemin hatalı oyuna gir işaretini kullanarak tehlikeli bi şekilde ceza sahasına girdi, yağmurunda etkisiyle kademe hatası sonrası iyi bi gol attı..

fakat dikkatimi çeken bişey vardı, tolga gene izledi, bu kalemizi bulan 2. şuttu. hatırlatmakta fayda var, beşiktaş ve denizli maçlarında kalemizi tutan şut yoktu.

golü yedikten sonra aklıma sivasspor maçı geldi, aşırı tahrik eden futbolcular abartılı gol sevinci, neyse ki gelmedi başımıza benim aklımdan geçenler.

golü yedik fakat geçen 25 dakikalık periyottan iyi futbol oynamaya başladık.

umutlandığımız an

içeri kesilen bir ortada isaac umutun önüne, olm bak bunuda kaçırırsan aklını alırım tarzı bi pas indirdi, allahtan umut istediği gibi vuramadı topa, istediği gibi vursa muhtemelen kale içinde ki yerine, kale arkasında ki taraftarları koruyan fileye çarpacaktı şutu. neyse ki ayağını uzattığında top tekmeliğine felan çarptıda öyle gol oldu, yoksa napardık bilmiyorum.

yine aynı umuta bu sefer pas selçuktan geldi, yoksa gökhan mıydı? hatırlamadım. evet şaşırmıyorum; umut kaçırdı! aksilik..

son dakikalara girerkene umudumuz kırılmadan sağlı sollu gelmeye devam ettik.

vee finalllllll…..

selçuğun indirdiği topa gökhan hareketlendi, açısı daraldı, kaleci çıktı. fakat o gökhandı, ünaldı.. zıplayan kalecinin bacak arasından yolladı topu..

orda zaman dondu, herkes bekledi, ya direğe çarpar mı diyee, çarpmadı.

gol oldu.

26 Sep
2008
Kategori: spor    |    Saat: 22:31
Yazar     |    Comments Off on hani şampiyon olacaktık?

hani şampiyon olacaktık?

evet?

söz vermiştin hani? bu sene şampiyon olacaktık? kaptanlık pazubandı da yakışmıyo değildi hani. gidebileceğin dedikoduları çıkınca yok ya iyi gidiyoruz ya, medya çekemiyo asparagas haber yapıyo dedim; zamanında fatih tekke ve gökdeniz için yapılanlar gibi, gerçi onlarda uçtu sonra ama olsun, sen uçmucaktın; bu sene şampiyon olacaktık beraber..

sen gittin ne olacak şimdi? öksüz kaldık resmen, artık sağ tarafa top atıldığında yattara bitirir işi diyemiyecez, çok uzaklara gidiyosun bee, ta katarlaraaaaa..

sen gidince nolucak? ibrahim üzülmezi bakkala kim gönderecek? hem boşuna mı bitirdin adem dursunun futbol hayatını? nerde şimdi o bilen var mı? ya o her sene ankaragücüne attığın goller? biz kim için yapıcaz artık “insan insana bu çalımı atmaz” yorumlarını?

bizden biri olmuştun kısa zamanda, sevdirdin kendini, demek gidiyosun şimdi.. daha çok şey var yazacak içimde ama o kadar üzüldük ki çıkmıyo bi türlü.. bizde umduk yattara gelecek daha iyi oynucaz diyoduk, demek ki bunlar hep bu yüzdenmiş, beşiktaş maçı sonra denizli.. ah ya.

sağ kanattan topu alıp götürüşünü, ortalarını, gollerini, alay geçişlerini çok özlücez be.

olm gidilir mi ya? bırakılır mıyız biz?

sadri başkanım, çok sevdik seni, çok saygı duyuyoruz sana; fakat hani “iyi yönetici gitmek isteyen futbolcuyu ikna edebilendi” abi nerde? oldu mu bu?