Kategori: "hayat"
6 Nov
2009
Kategori: hayat    |    Saat: 17:44
Yazar     |    Comments Off on gelecek yıllar

gelecek yıllar

şöyle bi ne var ne yok diye gireyim dedim az önce, menülerdeki 2014 bannerine tıkladım, page not found yazısıyla karşılaştım, yazalı neredeyse 1 yıl oldu, ne yazdığımı anımsayamadım, büyüyü bozmamak için de açıyıp okumadım ama ana teması 2014 yılında ne yapıyor olacağıma dair bir şeyler olduğu muhakkak. kötü hayallerim yoktu aslında, gerçi hayal bile değil ki hayal dediğin öyle mi olur lan, hayattan basit beklentiler, mezun oldum, iş buldum EHEH tarzı şeylerdir herhalde. ha diyordum ki bir süredir böyle aman şöyle yaparım yok ingilizcemi ilerteyim lazım olur, üdsye gireyim ales kasayım felan filan.

sonra bir gün durdum düşündüm, kimi kandırıyordum ki? bırak allasen, boş boş ümitlenmek niye? sonra dedim ki çeker giderim, sabahları araba yıkar, akşamları da pizza dağıtırım. sonra yıllar sonra kimbilir yeni zellandayı bile görebilirim, belki. belki de.. belkisi yok, bak hala!

4 Sep
2009
Kategori: hayat    |    Saat: 02:28
Yazar     |    Comments Off on hayat

hayat

harbi ya ne hayattın sen öyle bi bırakmadın yakamı, yeter “da” yeter. ne zamandır da girmiyodum, iyi geldi bu. şey dicem bak. bence şu koca insanlık tarihinde sinirli hareket eden bişe yapan söyleyen ne kadar insan varsa hep pişman olmuş daha sonra üzülmüştür. bunla ilgili çok da sevdiğim bi söz geldi aklıma bak şimdi “düşünmeden konuşmanın cezası daha sonra düşünmeye mahkum olmaktır” ya da buna benzer bi şeydi. hatta yıllar evvel bi arkadaşımın msn iletisini hatırlıyorum. iki dinleyip bi konuşalım diye allah bize iki kulak bi ağız vermiş. ee ben bunları niye diyorum? hatırlamıyorum unuttum.

ne zaman biriyle konuşsanız size ilk anlatacağı şey veya bi süre sonra anlatacağı şeylerden biri kesin bizim bi arkadaş vardı şeklinde başlar. değil mi yoksa? düşünsenize arkadaşlarınızın hayattaki yerini? hatta bi insanın arkadaşı olmasa yapacakları şeylerin ne kadar kısıtlanacağına baksanıza. ama bu kapital dünyada arkadaşın yeri maalesef git gide değişiyor gibime geliyor. arkadaş dediğin yanında beraber koştuğun olmalı, üstüne basıp onu geçmeye çalıştığın değil. ha ben yıllar önce bi arkadaşımın kafasına basıp onun üstüne çıkmıştım ama o çok namüsait bi durumda tezahür etmişti, fakat bugünün geleceği dünden belliymiş de biz farkına varamamışuk. malum canlılara şirin gözükebilmek adına kalbini kırdığın değil, arka çıktığın olmalıdır. ama diyorum ya bu dönemde arkadaşlar sanki “nerde o eski günler” dedirtircesine şekil değiştiriyor. “çıkar” denilen salak şey insanları iki kez düşünmeye itiyor, işte bu olduğu zaman zaten arkadaşlık kavramı çoktan uçup gitmiş oluyor. peki ben gecenin köründe bunları neden yazıyorum? yok bi sebebi, neden olsun ki? bi durum mu var yoksa bilmediğimiz? yeni yeni şeyler de çıkmıyor değil, arkadaşlığı msnden silme, engelleme, feysbuktan silme, twitterdan nanik atma vsye indirgeyenler bile çıkabiliyor. aman o ne yaptı dur baalım şu ne yapmış, hoş şeyler değil bunlar, arkadaş arkadaşının yanında olmalı. hep derler ya tecrübe acıyla kazanılır diye, büyüyoruz ve büyümeye devam edeceğiz bir şekilde. canımız saolsun, canları saolsun, ha gayret biraz daha olursa tepkisizleşmem tamamlanmış olacak.

9 Aug
2009
Kategori: hayat    |    Saat: 21:45
Yazar     |    Comments Off on tükeniş

tükeniş

aslında başlık olmasa da olurdu ama bi başlık yazmam gerekiyormuş öyle diyo. bak şimdi çalan müziğe zaten canım sıkkın bir de şu bir gecede 50 kez dinleyip tiksindiğim, kusduğum parça çalıyor, gel de yaz şimdi. biliyosun seni istiyomuşum, biliyomuşum beni istiyomuşsun; lan git lan kafamdan.

sanırım bu yazıyı yazmam gerekiyordu. evet en azından kendime itirafta bulunup içimi bi nebze de olsa ferahlatmam gerekiyo çünkü gerçekten yıprandım, tükendim belki de olması gerekenden fazla üzüldüm.

başlamadan şunu da söyleyim, kişiler hayal ürünü, kurumlar gerçek; olaylar ise kişiden kişiye değişkenlik gösterebilir. neyse burası çok önemli mi bilmiyorum bile en azından içimi rahatlatmasını umuyorum. yanlış anlaşılmasın herhangi bir saldırı, itham vs içermez sadece zorunlu yazdığım başlığın adının neden tükeniş olduğunu açıklamaya çalışır bu yazımsı şey.

elektriklerin (bir kez daha) kesildiği nisan ayının günlerinden birinin akşamıydı o gün. küçük odayı beş altı mumla aydınlatıp konuşuyorlardı ne yapacaklarını. birisi çıkalım derken, diğeri kalalım ne yapacaz diye tartışıyorlardı, tartıştılar bir süre daha ve kesin bi karara varamadılar ama sonra ben öğrendim ki meğer varmışız. ama olayların öncesi vardı her şeyin bi öncesi olduğu gibi.

herhalde bu kesinti eve çıktıklarından sonra 5 veya 6. kesintiydi. garipti çünkü herkes birbirini suçluyordu elektirikler kesildiğinde. aliye sorsanız parayı veli geç vermişti veya vermemişti, veliye sorsan da ali geç vermeyi bırak vermemişti bile. ortada tek gerçek olan vardı ki elektrikler kesildiğinde evde kalan tek kişinin ben olduğu. evet elektirik kesildi mi normalde çok canlı olan ev ıssızlaşıyordu haliyle, ama garip ben küçük odamda yaşamaya devam ediyordum işte esasında benimde gidecek birden çok yerim vardı fakat ben gerizekalı, aptal, angut olduğum için elektrik olmamasına rağmen evde kalmaya devam ediyordum. önemli değil ya zeki değilim işte ne yapalım.

gazsız geçen geceleri saymıyorum bile, çünkü saymaya kalksam, gazlı geçen geceleri saysam daha çabuk sonuca ulaşırız. aha da ironi yaptım. hatırlıyorum da bi gün nasıl sevinmiştim, herkesten umudu kesip gidip gaz aldığımda, öyle ya elektrikler yoktu evde, yalnızdım her zaman ki gibi! banyosuz geçen günlerden sonra gaz alıp banyo yapabilecektim nihayetinde, çocuklar gibi sevinçliydim yahu anlatamam. evet gazı aldım, yükledim artık her şey hazır banyo yapıcam. o da nesi? sıcak su akmıyor, neden peki? artık o mutluluğun verdiği sersemliğe verelim bunu, bilmem sen ne dersin? elektrikler yok yahu, unutmuşum! elektrik olmadan kombi çalışmaz ki? değil mi? ah günler.

bir de susuz geçen günler vardı değil mi? evet evet hatırlıyorum, yok ya bunu hatırlamak istemiyorum boşver gitsin.

o nisan akşamına dönelim, işte üçü konuşuyordu diyoduk, daha sonra araya 23 nisan bayram tatili girdi, hafta sonuna gelmesiyle yaklaşık 4 günlük tatil için dönüşe bırakılmıştı bu işler. aslında ne çok tatile gitmek istiyodum o zaman, ama gidecek birilerini bulamamıştık, yazık olmuştu diye düşünmüştüm. bu arada yanlış hatırlamıyorsam evden çıkmaya karar vermiştik, kimilerimiz kira diye gönderilen parayı harcadıkları için depozitoyu kiraya saydırıp çıkıp gidecektik evden, yani kirayı o ay 1 hafta geçmesine rağmen ödememiştik. bunu ev sahibi denen orospu çocuğuna söylemek ise o ana kadar onunla hiç görüşmemiş olan bana devredilmişti. neyse memlekete gittiğimizde aradım, ama dedim ya adam orospu çocuğu diye, bi bok anlamadı ben de daha aramadım zaten. sonra da ben arandım, kirayı ödicez bu ay mayısta boşaltıcaz diye. ee kirayı verdi mi herkes diye sordum çünkü herkes yemişti kirayı ben dahil. iyi o zaman dedim benim odamdan kirayı alırsın diye ilettim, buraya kadar her şey normaldi aslında.

bu arada da ben trabzona dönmüştüm 3 aydır gelmemiştim, her açıdan iyi gelmişti. bizimkilerde taşınmayı tamamlamıştı, ben devre arasında giderken henüz başlamamışlardı. taşındığımız yer haliyle onarıma ihtiyaç duruyordu, devletin lojmanı da olsa yaşacağın yer doğru dürüst olmalı diye, ev neredeyse baştan aşağı hatta neredeyse değil baştan aşağı yenilenmişti. hatta ben kızdım yahu bu kadar masrafa gerek var mıydı diye. sonra peder beyin hesap defterini gördüm şans eseri eve yapılanların fiyatlarını not etmiş. masrafların hali hatırı sayılır bi meblağ olduğunu görünce, içimdeki duyarlı evlat modu aktif oldu herhalde. tatil sonrası giderken anneme, anne bana para vermenize gerek yok ben para biriktirmiştim acil bi şey için onla idare ederim dönem sonuna kadar dedim. şaşırdı haliyle çünkü bu daha önce yapmadığım bi şeydi :) hatta babamın benim için bi tabiri vardı “dipsiz kuyu” diye at at asla dolmaz der :) neyse aileme karşı sorumluğumu gösterdiğim için mutlu ve gururlu döndüm ankara’daki karmaşanın içine. annem yine de giderken cebime üç beş kuruş harçlık sıkıştırdı ben de haliyle hayır demedim :)

aslında o biriktirdiğim dediğim parayı biriktirmemiştim, öyle haydan gelmiş duruyordu orda. yaz okuluna kalırsam diye harcamıyordum. kalmazsam da antalya’da stajım vardı orda rahat ederim diye umuyordum. ankaraya geldiğimde öğrendim ki mayısın ortasına kadar evi boşaltacakmışız. iyi dedik bulacaz bi yer diye. en kötü bizde 21312 ay kalan nurettinlere gidecektik! ama 3-4 gün sonra günü gelen kredi kartım için haydan gelen paramın orda olmadığını gördüm, garip değildi zaten bu ben alın demiştim gelince sizden alırım diye. neyse bazı konuşmalar canımı sıksa da yok olmaz öyle şey diye geçiyordum içimden. bu sıralar ben hep tek kalıyorum evde tabii ki gelen giden yok. ama elektrikler çalışıyor, hakkını yemeyelim. ben de yavaştan taşınmak için kutu bulmaya çalışıyorum kitaplarım için. ama bu evden taşınmak benim istediğim bi şey değil, finallere 2-3 hafta kala olacak iş değil diyorum, babam öğrense tonla laf eder diyorum ama boşaltılacak, karar alınmış. neyse yine aynı günlerde kulağıma yazın alırsın diye bi şeyler geliyor. ilk tepkim haliyle hönk oluyor. nasıl yane? sonra ciddi ciddi devam ediyor. sonra öğreniyorum ki yatan kira benim haydan gelen paramla yatmış. iyi de bana sordunuz mu kuzularım? yani bana göz göre göre yalan mı söylediniz? o kadar mı öküzüm yani ben? sorsanız bana böyle böyle diye, hem siz hem ben zorda kalmasam olmaz mı? hem de bunu başkasından duymam nasıl aptal gibi hissediyorum kendimi. o sıralarda da izmirde konferans var ben de gitmek istiyorum, git gel kal gez toz haliyle bir sürü para, ama benim var zannettiğim para yok, önce gelecem diyorum sonra yok gelmicem diyorum, çağıranlara da ayıp oluyo. ama bunu dert etmiyorum çünkü onlara az bileymiş iyi ki gitmemişim neyse buranın konusu değil bu. ama herşey bi anda bok oluyo ve birbirine giriyo. bir de burda beni üzen sen onla yaz okuluna gidecem diyodun o zaman verecez işte tarzı yaklaşımlar, suçlu benim yani? yahu bana sormak çok mu zordu? hala bunu yediremiyorum kendime biliyo musun? beni bu kadar üzen bu belki de.

eskiye dönelim. evde asla huzuru bozmamaya çalıştım, gereksiz gerilimlerden uzak durdum. bırakın bi kız arkadaşı, erkek arkadaşlar geldiğinde bile en ufak saygısızlık, hödüklük etmedim; ettim mi lan? ama zaruretten sadece bir gece bende misafir kalacak arkadaşım geldiği akşam olmayan palyoçoluklar yapıldı, sesler yükseltildi konuşurken bizim duymamız sağlandı, ayıp değil mi ya çocuk musunuz siz? bu mudur yani? birde eve gelen arkadaşlar var bilmem kaç liramı gasp edip sonra şirinlik yapmaları yok mu? önce 123123 kişiye yemek söyleyip zaten yarısından fazlası benim olan bozukluklarla ödemeyelim olm sen karttan çektir yarın bozuklukları bütünlettirir sana veriririz diyip sabah ben yokken o bozukluklarla da kahvaltı yapılıp baba hakkını helal et denmesi, helal olsun kardeşler, gerçekten helal olsun.

birden internet borçları türedi, eve çıkalı 2 ayı geçmişti bi anda acilen internet bağlatıldı eve eski borçlar bitmeden, bağlatılan interneti de biz kullanmadık, yine biz ücretsiz flynetle bağlandık yavaşlamasın diye, ne oldu bi ay sonra eski borçlar yüzünden tekrar kapandı. ben ne yaptım? hiç alakam olmamasına rağmen havadan 200-250 lira para ödedim, neden acaba ya?

hele digitürk komedyası var ki dillere destan, oraya ne kadar ödedim acaba? benim tamamen dışımda olan? ne izledik ne bişe yaptık, bazılarının keyfine olan bize oldu, internete ödediğimiz belki de fazlasını ödedik ne olacak ödeyelim, dost değil miyiz?

beni kıyımdan köşemden tanıyabilen birisi varsa bilir hiç sevmem ve girmek istemem para muhabbetlerine hep canımı sıkmıştır, gündeme getirmek utandırır hatta. ortalıkta 1-2 lira muhabbetleri aldı başını gitti evde. bizim kumbaramız kırıldı içinden paralar kayboldu, ama hakkını yemeyelim 5 kuruşlar ve 10 kuruşlara dokunulmamış! gıkımı çıkarmadım, acaba kim yapmıştır diye merak ettim, kimse gelmedi aklıma. nasıl gelsin ki? benim kırılsın diye beton zemine defalarca fırlattığım kumbara itinayla açılıp içinden paralar alınmış. miktarında değilim 10da olabilir 100de fakat açılıp alınan 1lira olsa bile, ne olduğunun farkında mısın?

bir de şapka meselesi var ki bayılıyorum. herkesin en az kafasındayken bir fotoğrafı olan şapkam yok, birisi aldı veya başka bi şey yaptı diye demiyorum ya nerde yani? ali velide der, veli alide. giden tişörtleri saymıyorum bile. haa alınmayın benim hediye ettiklerimi söylediğim yok. ama olm tişört var mı giyecek bişe kalmadı dendiğinde ne zaman aksi bi şey dedim? al bu güzel bak senin olsun demedim mi? kızdığım yok, sen de kızma dedim ya bunlar itiraf diye, içimde kalmasın diye yazıyorum. giden tişörtler ıvırlar olsun, önemli olan sana bi şey olmasın.

bi ara heves saldım böyle güzel bileklikler kolyeler felan alıyorum, kolay değil singapurdan felan geliyorlar o derece! bi gece odaya giriyorum birisini alıp takacam baktım yerinde yok! alla alla. sonra çıkıyorum sırıtık gözler bana bakıyor baba ben bunu satın alıyorum al sana 10 lira x lira bilmem ne lira. iyi de yavrum ben onları 40 liraya aldım, hepsinden öte seviyorum onları ben takıcam, bana sorsana ya! neyse senin canın saolsun madem beğendin. ne güzel dünya, size bişe olmasın kardeşler..

bir de ortada dolanan bir iki liralar varya allahlık bunlar. senin iki lira borcun vardı bana, sen bi lira eksik verdin kola içme. hiç unutmam bi gün arandım, 5 lira borcun vardı ya bana yemek söyle ben gelecem az sonra. ahh ya ahh diyorum. ne iki liraymış bu. yahu biz bunların hesabını tutsak ekvatora yol döşerdik herhalde.

eve bişe aldık senin payına şu düşüyo, iyi de yok muydu ondan zaten? hem ben onu kullanmadım hiç kendine almışsın işte şeklinde muhabbetlerden sonra o zaman sen onu kullanamazsın şeklinde cevap aldığımı bilirim ki ne yazıkmış bana, ama hatır geçmesin diye de payımı vermediğim olmamıştık. ulan karnım acıktı bi dilim piza ver. yok olm o son çok açım. neyse canın saolsun. nice pizalar vardır bütün kutuda fırına konur, sonra ki gün açtığında kutu kalır… bunlar hep üzüyo insanları biliyo musunuz? çok hem de. neler olmadı ki o evde? iki sınavım olduğu gece uyumadan içmedik mi dertliyiz diye? ben orda yatamam dediğinde gel demedik mi? sınavı siktiret ne olacak senden önemli mi? üzülüyo lan insan. ve nice hatırlanmayan, hatırlanmak istenmeyen, insan düşününce gerçekten üzülüyo biliyo musun?

ailem saolsun, bu zamana kadar kimseden borç almamaya çalıştım, aldıysam da dediğim vakitte ödemeye çalıştım hep ihtiyacı olur, istemeye çekinir felan diye zorda kalmasın diye hep veririm her zaman. borç verirken de ihtiyacından fazlasını vermeye çalışırım hep ihtiyacı olur diye alanın, şu zamanda veririm derse de sık boğaz etmem zaten bilir diye. ama cebimdeki paranın yarısını paylaşıp abi 10 dakika sonra veririm diyip 1 ay sonra bile hatırlamazsan yok şişe açtırdık amına koyim 300 lira tuttu diye reklam yaparsan bu insanı üzer düşündün mü hiç?

mayısa dönelim.

eve kimseler uğramıyor tekim evden ayrılmaya karar verilmiş, benim ne yapacağım belli değil. herkes çizmiş bi şekilde yolunu, önemli değil ben de bakarım başımın çaresine. ama param yok. ben de mesaj atıyorum diyorum ki çocuklar benim param bitti, kiradan arta kalanı yollayabilir misiniz, çünkü ödemem gereken kredi kartı borçlarım var ve param yok diğerlerini saymıyorum yapılan saygısızlığı, ortada bırakılmayı felan. bi kaç gün sonra bi mesaj geliyor telefonuma, şu kadarını yatırdık, geri kalanı da üç dört gün sonra yatıracaz. evet bende bundan bahsetmiştim zaten ben paragözüm abi hepsini yatırın paramı size mi yedircem lan çakallar! beni çok iyi anlamışsınız saolun. hem üç dört güne yatırabileceksen madem niye zamanında bana sormuyosun ki, yahu bu konuyu bana adam akıllı bi kez bile sormadınız, kaçtınız, ne işe yaradıysa?

bir yıl öncesi karlı bi şubat günü telefonum çalıyo, olm bugün eşyaları taşıcaz gelmicen mi? ben mi, bende mi gelecektim? gidecekmişim. benimde eşyalarımı toplamam lazım ama çağrılıyorum ve gidiyorum apar topar 1 saat sonra ulaşıyorum ve başlıyorum yardıma, hayvan gibi eşya taşıyoruz neredeyse akşam oluyor. sonra benim eşyalarımı taşımak için adamlarla anlaşıyoruz. ama benim ev toparlanamış günlük hal. diyorum ki gelin biriniz yardım edin bana! ama hepsi yorgun gelemiyor kimse, bek tek gidiyorum. eşyalar kitaplar hiç bi şey hazır değil. sadece büyük eşyaları alel acele alıyoruz, kıyafetler yerlerde kitaplar savruk. daha sonra kıyafet ve kitaplarım için en az 10 kez daha gidiyorum eve, evet hepsi tek başıma! ve babamın tüm ikazlarına ve muhalefetine rağmen çıkıyorum evden, sonuçta 15 yıllık arkadaşlarım nedir yani? bir yıl sonrası da farksız değil be! üzülüyorum taşınırken yalnızım gene, nasıl olmayayım aramızda kara kedi varya, ben paragöz piçin tekiyim sık boğaz ediyorum. ama haklarını yemeyeyim, ben dışardayken gelen taşıyıcıya uykudan uyanıp kapıyı açıp uyumaya devam ediyorlar. sonra ben tek başıma evi finallerime 10 gün kala elvankentte taşıyorum. sonraları kitaplarımı almaya geldiğimde taşınanları görüyorum, önce sinirden ben de yardım etmeyeyim diyorum ama içim el vermiyo, tutuyorum bi ucundan indiriyorum bi kaç eşya aşağıya.

daha sonra ev boşalmışken görüşüyoruz evde. evi temizleyip depozito vs işleri için. konuşuyoruz ama nasıl soğuk, sanki herkes rol yapıyor. sen depozitoyu vsyi alırsın diyorlar, işte dedikleri 3-4 gün şeysi o oluyor, aradan geçen süre 20 gün ama tamam diyorum. çıkarken elimde hayvan gibi ağır 3 tane torba var. iniyoruz üçümüz 1. caddeye çıkarken ben 10 adım arkada kalıyorum, çünkü hayvan ağırlar. onlar çöp değil mi diye sordular saolsunlar, yok kitap dedim devam ettik, ilerde de ayrıldık; sonra da daha 1 ay görmedim.

sonra bi ara gittik alamadık depozitoyu adama göstermemi evi emlakçı döndük. benim de finallerim başlıcak yakında çalışıyorum. 10 gün sonra felan arıyorum noldu diye, çok pis olaylar olmuş, ev sahibi vermemiş felan kavga çıkacakmış neredeyse en son depozitonun yarısını vermeye ikna olmuş felan digiturk borcu kapanmış onunla. ee hani ben alacaktım depozitoyu demedim ben, niye diyeyim ki? yoruldum artık. sadece bunlar değil başka cephelerde başka olaylar da var onları yazamıyorum yoksa ölürüm iyice.

finallerim bitiyo trabzona dönüyorum. kim ne yaptı haberim yok. trabzona geldikten 10 gün sonra felan haber veriyorum. çocuklar bakın temmuz başında antalyaya gidicem şöyle para lazım olur onu halledebilir misiniz o zamana kadar diye ama bunu derken ben artık utanıyorum resmen, canım sıkılıyo ama buna mecburum ne yazık ki. erken haber veriyorum ki pat diye isteyip sizi zor durumda bırakmayayım diye. sonra cevap alıyorum 1 hafta içinde halledicez diye.

sonraları havuz açılıyo ilk gün tek gidiyorum, sıkılıp yatarken bi espriyle uyanıyorum. lokman gelmiş üçgenlikten biraz daha kötü vücuduyla:) ve 1 aydır görmediğim yoldaş. herhalde arada geçen zamandan olsa gerek daha samimiyiz ama belli arada bi kırgınlık olduğu. neyse ben evle ilgili bilmediklerimi soruyorum ne oldu digiturku kapattınız mı adam niye bu kadar orospu çocukluğu yaptı diye vs. neyse kafede otururken soruyo aradı mı seni diye ben de ne bileyim arıcam dedi aramadı hala ne yapayım anlamadım diyorum. diyo mal ya arar herhalde bi kaç güne. bende öyle olduğunu umuyorum.

stajdan üç gün önce çocuklar artık sizi tmsfye devrettim muhattabınız onlar diye esprili iğneli bi mesaj atıyorum. artık atmak zorundayım çünkü gidicem 2 gün sonra. bu geçen bi aylık süreçte de ne ağzımı açmışlığım var ne de başka bir şey. bu sefer suçlu ben oluyorum. ben oluyorum ki bizi birbirimize bağlayan tek şey 3-4 gün sonra yatırılacak oluyor. nasıl üzülüyorum anlatamam. tabii ki onlar haklı! tamamen unutmuşum. onlara sormadan onların haydan gelenini ben aldım ve onlara yalan! söyledim (ne olurdu bana sorsaydınız) hepsinden öte finallere 20 gün kala evi boşaltıp gittim arkadaşlarımın yanına onlara ne olduğunu umursamadım. trabzona geldiğimde onları ben geldim la napaysınız diye aramayan ve giderken ben gidiyrim ya görüşürüz demeyen de benim ya unutmuşum özür dilerim hepinizden tüm suçlu benim.

bu gönül sonrasında stajını bitirdi en sonunda kalacak yer aramak için yolu ankaraya düştü. malum kalacak yeri yoktu yeni sene için ve ailesinin bundan haberi yoktu. haliyle fazladan paraya ihtiyacı vardı. ağustosun ortalarına yaklaştığı şu günlerde köhnede olsa bi ev buldu kendisine ve gidip 200 lira depozito yatırdı hafta sonunda anlaşma yapmak için. yoldaşlardan bazıları artık ona cevap vermediği için cevap verenlere uğraştı durumu izah etti böyle böyle ev bulundu para gerekiyor dendi. tamam hafta sonuna hallolur merak etme yanıtı alındı. içi rahattı; ineği bağlasan sıçmaz sonrada böbrekleri iflas edip geberir bi yer de bulsa kalacak bi yer ayarlamıştı. içinden acaba gene mi yatırmazlar dediyse de ama yok artık her şey hallloldu bu saatten sonra yatırılır yoksa kaporada uçar dedi kendi kendine. cuma oldu ev sahibi aradı hani ne oldu diye? başka adam geldi onu bekletiyorum bak dedi, boktan evini saray zanneden adama sinirlendi iyice ama tamam abi yarın geliyorum hallederiz dedi. yarın oldu ama ortalıkta hiçbir şey yoktu her zamanki gibi halbu ki 3-4 gündü. tükendi artık, utandı tekrar hani yatıracaktınız ne oldu demeye. ama belli ki utanan sadece kendisiydi. bekledi, bekledi biraz daha bekledi ama yine yanılmıştı. iyi niyetinin mi saflığının mı aptallığının mı kurbanı olduğunu sordu kendine. üzüldü tüm olanlara, lanet etti paraya. sonra ev sahibine gitti söyledi olanları, adam sevinse yeriydi herhalde başka gelen varmış onunla anlaştı olan mı bizim verdiğimiz kaporaya oldu, teşekkür ediyorum hepinize, yaşattıklarınıza…

ama ona en çok koyanda babasına sorduğunda aldığı cevap oldu.  “oğlum ben sana demiştim böyle olacak diye” işte o zaman her şey boşaydı, bi insana mahçup olmak ne kadar boktan şey bildiniz mi? bana bunu da yaşattınız ya eyvallah. sonra babası tamam sen dert etme, ben çaresine bakacam dedi. içindeki geçmeyen kırgınlığına rağmen, ailesi yanında olduğuna sevindi çocuk; halbu ki o arkadaşlarını hep ailesi gibi görmüştü ama belli ki bu tek taraflıymış dedi ve bitirdi yazacaklarını. ne diyebilirim ki iyi ki varsın baba, iyi ki varsınız ailem.

unutmadan söylemeli bu cevap hakkı doğuracak veya tartışma yaratacak bi yazı değil, sadece sıradan bi insan olan benim kendime yaptığım itiraftır. böylelikle içimdeki kırgınlık bi nebze de olsa yumuşamıştır. dedim ya bu bi tükeniş diye.

yeter artık acıtmayın tenimi.

bide bitirmeden bi hikaye geldi aklına, bir süredir çocukları olmayan bir çiftle ilgili, uzun zamanın bekleyişi çocukları olacaktı nihayet; ama riskli bir doğum olacağını söylemişti doktor. herşeye rağmen erkek, karısına güveniyor bu zor günleri atlatacaklarını söyleyip güzel günlerin yakın olduğunu söylüyordu. ama doktor haklı çıktı. doğumda çocuklarını kaybettiler. artık her şey boştu onlar için. daha akan göz yaşları kurumadan doktor geldi. nedense sevinçliydi. gözleri ağlamaktan kızaran çifte baktı ve sevinin dedi. siz çocuğunuzu kaybettiniz ama yeni bir teknoloji geliştirildi artık doğan çocuklar hayatlarını kaybetmeyecek dedi. şüphesiz ki bu sevindirici bir haberdi. ancak bunu daha çocuklarını kaybedeli 1 gün bile olmamış bir çifte söylemek ne kadar doğruydu. işte o zaman adam doktora döndü ve şu sözler döküldü ağzından.

– siktir git.

6 Aug
2009
Kategori: hayat    |    Saat: 20:48
Yazar     |    Comments Off on düşünceli olmak

düşünceli olmak

öyle canımı sıkan bi hal aldı ki yazmasam çatlardım herhalde. öyle olmasa dünyanın en boktan internet cafesinde bu satırları yazmak için kötü internetle cebelleşip firefoxu indirip bu kadar uğraşmazdım ama gerçekten sıkıldım. buradan tüm insanlığa sesleniyorum, güldüğüme bakma üzgün, kırgın ve sinirliyim. ne olur biraz karşımızdakini düşünsek? empati yapabilsek? nedir yani bu kadar imkansız olan? neyse ya ben kısa bi hikaye yazmak istiyorum başrolleri aynı kişi oynuyor ama oynamasın istiyorum ben.

a varmış. b, a’yı c’ye çağırmış ve demiş ki gelsene hem d yaparız hem de e. a da olur neden olmasın demiş ve c’ye gitmiş. neyse bir süre sonra a, b’den haber alamaz olmuş. sonra öğrenmiş ki b, a’yı bırakıp f’ye gitmiş. ee hani c’de olacaktık diye düşünmüş a ama b bunu düşünememiş, a üzülmüş kırılmış ama göstermemeye çalışmış o halde ben de g’ye gideyim demiş. g’ye gitmeden önce şans eseri h’de i ile konuşmuş. i oo ne güzel g’de j yaparız demiş. ve a zaten g’ye gitmeye karar vermişken i’ninde araya girmesiyle daha çok sevinmiş. a ile i g’de bir kez görüşmüşler sonra i a’yı aramamış. a mutluymuş ama merak etmiş ne oldu diye i’yi aramış. i, j ve k geldi onlarla l yapıyorum demiş. a gene kırılmış üzülmüş ama belli etmemiş ve bi süre sonra m’ye gitmiş. m’de n o ve ö varmış. a çok sevinmiş. bi süre sonra p ile r’yi aramış ben m’deyim diye. p s’de ş’de buluşalım demiş. a ben t’de s’ye gelirim siz de ş’de gelirsiniz demişler. a gitmiş t’de u kadar dolaşmış ama p gelemicez demiş, a üzülmüş, kırılmış belli etmemiş bi daha ü kadar geri dönmüş. a, n ve o ile beraber n’ye kalacak yer bakmaya gitmişler. a’nın aklına bi şey gelmiş hemen v’ye haber vermiş bak burda çok güzel bi y var hem de sadece z diye. ama v ben y’mi kendim bulurum demiş sanane.

işte rivayet olunur ki o gün bu gündür a artık kimseleri arayıp hal hatır sormaz olmuş, soğumuş sanki, arada eli ı’sına uzansa da bırakın ğ’yi ç bile yapmaz olmuş. sonra düşünmüş, üzülmüş.

ben bu yazıyı kim yazmış bilmiyorum ama yahu insanlar birazcık anlaşıylı olsa hayat daha yaşanılır olmaz mıydı? bi şey söylerken, bir şey yaparken. ya karşımdakini üzer miyim? kırılır mı acaba diye düşünsek fena mı olur? sen sus sütoğlan, senin babanı da sevmezdim zaten. garibin biri yahu.

18 Jun
2009
Kategori: hayat    |    Saat: 13:42
Yazar     |    Comments Off on ayrılmak

ayrılmak

ayrılıkların hep hüzünlü bir tarafı vardır. benim de söylediğim laf mı şimdi? ayrılık bu herhalde hüzünlü bir tarafı olacak. tabi bir de evliyken ayrılmak var ama benim bahsedeceğim o değil. zaten o en beteridir herhalde, hele bir de durum two and a half men’de ki alan-judith çifti gibiyse allah düşmanımın başına vermesin diyorum ya da hayır düşmanımın başına gelebilir sakıncası yok benim için, öylesi sevdiklerimden uzak dursun kafi.

ayrılıkların içinde inceden bir hüzün saklıdır hep, insan bunu kabullenmese de saklamaya çalışsada kimi zaman içinde ki bu duyguya engel olamaz, koyverir gider. hani bir deyim vardır ya ayrılınca dost kalabiliriz diye eminim bunun geçerli olduğu kişilerde vardır ancak bu çok hassas bi durum. ben kendi tecrübe ve gözlemlerime dayanarak şunu söyleyebilirim ki ayrıldığın kişiyle ne arkadaş olmalı ne de düşman. iki kişi ayrıldıktan sonra arkadaş olarak kalamayacakları çok aşikar bir durum aslında ancak düşmanmış gibi de hiç görüşmeme, yolda görünce yüz çevirme gibi çocukça hareketleri de doğru bulduğumu söyleyemem. fakat burda tabii ki önemli olan etken ayrılığın nasıl geliştiği. aslında yazmaya başlayınca çok karmaşık bir durum olduğunu farkettim, herkes kendi tarafından bakınca mutlaka haklıdır ve yine sanıyorum ki ne yapıyorsa haklıdır. neyse ben burda aman şöyle olmalı felan diretecek değilim, nacizane fikirlerimi söyledim.

az evvel max payne 3’ün çıkmasına aylar kala max payne 2 yi bitirip vlad’i cehenneme yolladıktan sonra camı açıp yüzümde deniz esintisini hissetmek istedim. hava kapalı ve güzel bir esinti var, insanın için hoş ediyor. cama çıktığımda yazları açan yapraklarıyla deniz manzaramı kapatan arka bahçede ki ulu kestanenin önünde bir çift takıldı gözüme. kışın zaten trabzonda olmadığım için denize hasret kalıyorum yani:) neyse onlara aldırış etmeden deniz doğru bakıyordum ki tartışmaya benzer yaşadıklarını hissettim. hiç huyum olmamasına rağmen beni de farketmedikleri için bu tartışmanın sonucunun nereye varacağını merak ettiğimden çaktırmadan kulak kesildim. derken kız ayağa kalktı ve elinde ki tokayı yere fırlattı çocukta ardından kalkıp hararetli şekilde tartışmaya devam ettiler, uzak olduğum için ne dediklerini anlayamıyordum ancak hal ve hareketlerden çıkardığım erkeğin ayrılmak istemesi gibiydi. az sonra kız sinirli bi şekilde çocuğu itti ve yokuştan aşağı doğru indi, erkek ise yokuştan yukarı…

hayat ne garip baksanıza 5 dakika öncesinde gördüğümde “ya baksana ne güzel oturmuşlar konuşuyolar” felan dediğim mutlu çift 5 dakika içersinde ayrılmışlardı. bu kadar canlı bir ayrılmaya tanıklık etmem sanırım beni de etkiledi biraz. daha önce hayatımda görmediğim iki insanın bi anda ayrılmasına sanırım beni de baya bi üzdü ki ne zamandır yazı yazmadığım günlüğüme bi şeyler karalamak istedim.

8 May
2009
Kategori: hayat    |    Saat: 17:05
Yazar     |    Comments Off on arkadaştan ayrılmak

arkadaştan ayrılmak

hayatta en acısıdır arkadaştan ayrılmak onu kaybetmek, yeri geldiğinde sevgiliden ayrılmaktan çok kor adama. sevgiliden ayrılmayı çok gördüm de arkadaştan ayrılmak şu günlerde çalınıyor kulağıma, ne acı ki gözlerimle görüyorum her bir karesini, içim acıyor anlatamıyorum derdimi. hepsi üst üste geliyor. hayatımın en belirsiz, mutsuz, karmaşık ve gerizekalı döneminde en ihtiyacım olduğu anda birer birer uzaklaşıyorlar. hele öncesi yok mu? her şeyin artık kabullenildiği an, gözler donuk; sözler soğuk… beraber geçen günleri, ayları, yılları; kısaca yaşanmışlıkları düşündükçe acısı daha da katlanıyor. insanın içesi geliyor fakat içecek birilerini de bulamıyor. arkadaştan ayrılmak denilen şey adamı sudan çıkmış balıktan beter eder. içine düşülen boşluk ne benzer sevdiğinden siktir yemenin efkarına, sınıfta kalmanın üzüntüsüne… konuşturmaz… anlatılmaz ancak yazılmaya çalışılır, o da becerilmez…

6 May
2009
Kategori: hayat    |    Saat: 03:55
Yazar     |    Comments Off on hayata dair

hayata dair

i could stay awake just to hear you breathing!
watch you smile and you are sleeping
while you’re far away and dreaming
i could spend my life in this sweet surrender
i could stay lost in this moment forever
well, every moment spent with you
is a moment i treasure

well, i just wanna be with you
right here with you, just like this
i just wanna hold you close
feel your heart so close to mine
and just stay here in this moment
for all the rest of time…

“ulan” ya ne diye girdim bak ne yazdım. ne olursa olsun bu benim suçum sayılmaz. evet evet tek suçlu şarkılar. tamam peki şarkıları geçelim. insanın hayatında bazı anlar olur ya hani hiç bitmesini istemez, ama sonunda da her zaman biter. o anlarda nasıl huzur kaplıdır insanın içi değil mi? dertmiş, tasaymış varsa bile umrunda değildir insanın. ama hayatta o kadar gariptir ki o bitmesini istemediğin an her zaman biter. bazen mutlu bazen de mutsuz, acı verici. ama dedik ya hayat bu diye, her zaman oyununu oynar ve genelde bu anlar hep acıyla yerini alır insanın hafızasında. içi sızladığında, gözleri daldığında, yalnız kaldığında hep o sızı çıkar ortaya, namussuz hayat zaten hep tek başınayken, yalnızken yakalar seni. hayatta binlerce düşünülmesi gereken şey varken olmaz, yapamazsın.

“o değilde ne diyorum yahu ben yine? ben nerdeyim, siz kimsiniz, burası neresi? ışıkları kim söndürdü? doktor bey duyuyor musunuz? size söylüyorum. dur nereye. ah bu akrepler. tamam geçti.”

2 Apr
2009
Kategori: hayat    |    Saat: 21:17
Yazar     |    1 Yorum

ego

ego dedik ama bu bildiğimiz ankara’nın alamet-i harikası otobüsleri değil yahu bildiğimiz insanın içinde ki diğer insan, hayatın her alanında ortaya çıkan, kimi zaman ona yön veren, sesini dinlettiren, kararlar aldıran, yanlışlar yaptıran şey. ah bu şeyler olmasa nasıl cümle kurardık biz?

ego, aklımıza gelebilecek tahmin edebileceğimiz en kötü güven dolandırıcısıdır. çünkü onu göremezsiniz. en büyük ve tek numarası “ben senim”dir. yani onu farketmeniz çok zordur hatta imkansızdır. zaten en büyük sorun, egonun bakacağınız son yerde saklanmasıdır, yani içinizde, kendi içinde. düşüncelerini, sizinkiymiş gibi saklar, onun duyguları, sizin duygularınızmış gibi. sonu siz zannedersiniz, ki bu sonun başlangıcı olabilir sizin için. insanların egolarını koruma ihtiyacı sınır tanımaz. hatta insanlar ego değeri dedikleri şeyi (ah şu şey) korumak için yalan söyler, hırsızlık yapar belki adam bile öldürebilir, ne gerekirse yaparlar. insanların egoları tavan yapmışken, aslında zihinsel olarak hapiste olduklarını farketmezler. yani bir ego olduğunu bilmezler. kısaca aradaki farkı bilmezler. başta zihin için kabullenmesi zordur. kendinden öte, daha değerli, içindeki gerçeği daha iyi ayırt eden bir şey olduğunu kabullenemez. dinde, ego şeytandır hatta. ve tabii kimse egonun ne kadar zeki olduğunu anlamaz. bu hayali dış düşmanı yaratırken genelde kendimiz için bir düşman yaratırız. sonra o, ego için gerçek bir tehlikeye dönüşür. ama aslında onu da ego yaratmıştır. kafanızdaki ses ne derse desin, dış düşman diye bir şey yoktur. düşmana dair tüm fikirleriniz egonun düşman olarak yansımasıdır. bu bağlamda dış düşmanlarımızın hepsini kendimizin yarattığını görürsünüz, bu da insan için yıkım noktası olabilir. en büyük düşmanınız kendi fikirleriniz, kendi cehaletinizdir. tek cümleyle, kendi egonuzdur.

26 Mar
2009
Kategori: hayat    |    Saat: 19:13
Yazar     |    1 Yorum

gitmek mi kalmak mı?

gitmek mi zor kalkmak mı bilmiyorum. hayatta herşeyi yendim. kötülükleri, zor günleri, ölümleri, bir kendimi yenemedim. kendi kararsızlığımı, ne yapmalıyım bilmiyorum, bu kadar zor mu yaşamak, hayata dair karar vermek? özgür olmak istiyorum artık, bir kuş gibi kanat çırpıp uçmak başka diyarlara, ama yine yenilmekten korkuyorum. kendi kabuğuma çekiliyorum salyangoz misali, kafamı çıkarıp bakmaktan ezilmekten korkuyorum.

ey hayat itiraf ediyorum işte; senden korkuyorum…

yorgunum.

takvimlerden haberim yok artık. bugün günlerden neydi? hangi aydayız? savur hadi nereye savuracaksan bitsin artık bu çile. artık aynalar düşman oldu bana. baktığımda kendimi göremiyorum bile. gördüğümse kim bilmiyorum. bu yüz kime ait? bu bakışlar, bu sahte gülüşler… bu hayattan bıkmış beden… neden bu korkular… neden bu yalnızlık… neden bu kararsızlık…

çekip gitmek istiyorum ama bilmiyorum; gitmek mi zor? kalmak mı? ya da kalmak mı yoksa kaçmak mı?

20 Mar
2009
Kategori: hayat    |    Saat: 10:52
Yazar     |    Comments Off on durum budur

durum budur

bu sitede ki tüm kişi, kurum ve kuruluşlar ütopiktir. şakaların arkasında gerçeklik payı yoktur ve komikliği garanti edilmemektedir. yazılanlar gerçek olabileceği gibi olmayadabilir. olmayan ülke diye bir yer yoktur. ajdar popstar değildir. zamanla geçer diyene bi siktir git diye cevap verin. etrafınız gülüyorsa demek ki komik bir şey vardır ama siz göremiyorsunuzdur. üniversite zulümdür. üniversitede ki hocalar daha da zulümdür. asıl cinayet sebebi gereksiz derslerdir. unutmayın üniversiteyi 4 yılda bitiren hayatından 4 yıl, 5 yılda bitiren ise 1 yıl kaybeder. her pazartesi yeni bir hayata başlıyorum demek hayat boyunca kendinize söylemekten vazgeçmediğiniz en büyük yalandır. yalnızlık boşa kürek çekmektir. umutla baktığın hayatta her zaman seni hayal kırıklığına uğratacak birisi, birileri veya bir şey olacaktır. yağmurda ıslanmak kötü değildir. diğer insanların sizin hakkınızda ne düşündüğü ise önemli değildir. aşk denilen olgu olmasaydı emin olun hayat daha güzel olmazdı. sayısal lotonun size çıkmaması dünyanın sonu olmadığı gibi başlangıcı da değil. mezun olunca hemen iş sahibi olurum diye umutlanmayın, umut git gide yerini karanlığa bırakır. o hoca çok zor soruyormuş, kesin kalırsın diyen gerizekalılara aldırmayın. ya olmazsa diye üzülmekten vazgeçin. ya olursa diye beklemekten de vazgeçin. ben “an”ı yaşıyorum diyenlerden uzak durun, bırakın “an”ı yaşamaya devam etsinler. tek başınıza sinemaya gitmeyin. kendinizle konuşmalarınıza sınır getirin. küçük çocukların yanağını sıkın. içki kötü bir alışkanlıktır, sigara da öyle. üst üste 11 şişe bira içmeye çalışmayın keza 1 şişe vodkayı tek başına içmeye çalışmak da yalnızca gece boyu midenize kramplar girmesine sebep olur. tesadüflere inanmayın, kendinizi kandırmayın. annenizi sevin ve bunu ona söyleyin, kayıtsız şartsız her zaman her yerde yanınızda olan ve olacak olan tek kişi o dur. melih gökçek’e oy vermeyin. asıl önemlisi intihar etmek hiçbir şeyi çözmez…

ve unutmadan hayatın da hüznün de bir anlamı olmalı.