10 saniye
sadece 10 saniyede evet sadece 10 saniyede hayatta ne çok şey düzelir kim bilir.. o sabah giderken sağ yerine sola dönersiniz, 10 saniye eğilir bağcıklarınızı bağlarsınız, her şey değişmiş olur. an olur belki de hayatınız sadece o 10 saniyede söylenen bir iki kelimeyle baştan aşağı değişiverir. son 10 saniyesinde maçın nice basketler atılır hatta goller, maçın akışı bir anda değişir.. benim içim de öyle olacak; sabah uyandığımda yazı tura atacağım eğer bilirsem almanya’ya gideceğim, sadece o 10 saniye hayatımı değiştirmiş olacak, neden mi? çünkü 10 saniye çok güzel bi şarkı ve ne kadar az kişi bilirse o kadar iyi, o yüzden söylemiyorum kimseye.
bekledim usulca, anılar düştü aklıma
sen uyuyordun belki ki, bense yollarda…
bu gece evinin önünden geçtim son defa,
bekledim on saniye kapıda,
ne umut ne ışık vardı dışarda…
karar vermek
evet yüzde yüz katılıyorum. kim demiş acaba bunu? en kötü karar bile kararsızlıktan iyidir, merak ettim durun bakayım hemen. buldum evet benim okuduğum bilimin babası olan montesquieu söylemiş bunu yüzyıllar öncesinde, daha sonra da çehov tekrarlamış sanıyorum, neyse bu kadarı kafi.
düşünüyorum evet gerçekten böyle midir diye? ne olursa olsun bi karar vermeli ve arkasında durmalı mıyız ne olursa olsun? bakın en kötü karar kararsızlıktan iyidir diyoruz da o zaman da benim aklıma şu geliyor ya en kötü karar kararsızlıksa? o zaman ne yapmalıyız soruyorum şimdi? yoksa çok zor bi cümle mi oldu? yok olmamış.
geçenlerde ne zaman bilmiyorum kiminle de bilmiyorum bu kelebek etkisi filmi ve olayı hakkında iki üç cümlelik bi sohbetim olmuştu, berbatım bu aralar herşeyi unutuyorum, baksana dün babamın doğum günüydü hatırlamadım bile şimdi aklıma geldi hatta geçen yıla kadar ne zaman doğduğunu bilmiyordum bile, anneminkini hala bilmiyorum… ne hayırlı bi evladım değil mi? abim muhtemelen cumhuriyet bayramında doğmasaydı onu da hatırlamazdım, nasıl bi insan oldum ya ben böyle.. aldığım kararlar mı bu hale soktu yoksa bahsettiğimiz kararsızlığın yol açtığı boktan bi durum mu kestiremiyorum.
evet kelebek etkisi diyorduk, hayatımızın belli dönemlerinde aldığımız kararların hayatımızda keskin iniş çıkışlara yol açtığı bazı şeyleri kesin olarak geri dönüşü olmaz şekilde değiştirdiği şeyler. sanıyorum ben bunu ciddi anlamda çoğu kez yaşadığımı düşünsem de anaokulundan sonra asilik yapıp bir sene ilkokula gitmeyi reddetmem benim hayatımdaki en büyük kırılma anlarından biri olmuştur, evet evet gerçekten o okula başlamadığım bir sene çok şeyler götürdü hayatımdan.. ailemde sağolsunlar çok anlayışlıymış gitmek istemiyorum dediğimde üzerime gelmemişler, ah annem.
şimdi de böyle dönemlerden birini yaşıyor gibi hissediyorum kendimi.. 23 yaşına da girmişim büyüdük ciddi ciddi ben hala şort giyiyor olsam ve bundan inanılmaz keyif alsam da saçlar beyazlıyor hayat akıyor.. şu an kafamda cevabını vermem gereken soruların olduğunu hissediyorum, galiba bunları yanıtlamaktan veya kendime sormaktan kaçıyorum bir süredir ancak kaçınılmaz olarak bunlarla yüzleşmek ve bazı kararlar almak durumundayım. ve içimdeki ses diyor ki bu alacağım kararlar şu andan geleceğe doğru hayatımın kesinlikle yönünü belirleyecek.. ama yapamıyorum ben planlı bi adam olamadım ki hiç sanıyorum bu yüzden yapamıyorum içim sıkılıyor bi şeyleri planlamak istemiyorum ya ben o an gelsin ve olsun.. tatile gitmek için bile plan yaptıktan sonra tam otobüse binerken karar değiştirip başka yere giden ben bu aklımdaki sorulara mı cevap vereceğim diye geçiriyorum içimden.. ama bu kararları vermedikçe nasıl olacak bilemiyorum..böyle de bok gibi bırakıyorum bitirmeden canım sıkıldı iyice…
kürkçü dükkanı
merak ediyorum arada sırada. evet tam uyumaya hazırlanırken bi anda kendimi buraya bi şeyler karalarken bulmamım sebebi de bu olabilir aslında. meraktan önce başka bi şey daha var. kürkçü dükkanı evet, baya bi zaman önce menüleri yenilerkene “ana sayfa” butonunu “kürkçü dükkanı” olarak değiştirmiştim, sonuç olarak sitede dönüp dolaşıp geleceğiniz son yer ana sayfaydı çünkü. kendimce şakalar komiklikler felan yaptığımı sanmıştım başlarda, belki hala öyledir düşünmedim hiç.
evet gerçekten böyle midir kürkçü dükkanı? yani dönüp dolaşırız ve geleceğimiz son yer orası mı olur her zaman? şu belirsizlik yok mu, insanın başın gelebilecek feci şeylerin başında bence. acaba benim kürkçü dükkanım neresi diye takıldı aklıma, en sonunda dönüp dolaşıcam ve kendimi orada bulucam. bilmiyorum, cevap veremedim, sinirlendim, üzüldüm.
çok acı çekip bi' o kadar da ağladım
hangimiz ne zaman söz dinledik ki? sizi bilmiyorum, ben pek dinlemiyorum sanıyorum. eğer dinleseydim bu halde olmazdım zannederim. ama harbi öyledir asla dinlemeyiz kimseyi en iyiyi daima biz biliriz. hatırlıyorum da annem küçükken dışarı çıkarken oğlum kalın giy oğlum bere tak derdi hiç takmazdım, sonuç mu fiks bademcikleri şişirir yatardım. gerçekten ya az yatmadım ha şu bademciklerden. veya onu geçiyorum, oğlum kızım sobaya dokunma elini yakarsın dediğinde kaç kişi dinledi ki? hak vermiyor değilim size dinlemediniz, hiç birimiz de dinlemedik, yeni nesilin de pek dinleyeceğini düşünmüyorum. bak orası derin orada yüzme diyince dinlemiyoruz gidiyoruz. yani illa bi bokluk olacak ki akıllanabilelim..
işte bi’ süre önceydi ben yine dinlemedim.. ama sanırım bir süreden daha uzun bi süre.. 2 yıl kadar oluyor şubat ayıydı, trabzon’da halısaha maçı yapacaktık. oğlum sen oynama ayağın kötü, daha kötü olursun dediler. dinlemedim.
düştüm bi ara. çok feci, acısının tarifi yok. dizim evet. nasıl oldu anlamadım ama herhalde hayatım boyunca bu kadar canım yanmamıştı. ağladım hem de çok; acının verdiği sancıyla. düşünüyorum da gerçekten çok ağladım lan. bu ağrı o kadar dayanılmaz bir hal aldı ki uyumama engel olmaya başladı. o kadar çok canım yanıyordu ki rahat edemiyordum bi türlü, sürekli bir acı. doktorlarda anlamadı bu düşüşü. düşündüler, türettiler ama geçiremediler acımı.
ara ara geçer oldu acısı ama tedavi edilemediği için hep taze kaldı sızısı.. bazen aynı yeri tekrar çarptığım oluyor sonrasında ise gözyaşları kaçınılmaz oluyor. diyorum ya garibiz akıllanmıyoruz diye düzelmeden tekrar üzerine gittim, daha beter oldu, zindan etti hayatı. bazen isyan ettiğimde olmuyor değil nasıl bu kadar uzun sürebiliyor diye, o kadar tedaviden sonra, ilginç.
ama tuhafı bu sefer kimse dememişti bana tekrar düşeceğimi..öyle bok gibi duvara yapıştım resmen, yerden yere vurdu beni bu ağrı, ne kötüydü ya… ne vardı ki? keşke tam gole giderken arkadan çelme takmasaydı bana? en kötü bir gol atardım be, hem maçın bitmesine kaç dakika kalmıştı ki? maçın sonucunu değiştirmeyecekti zaten…
saolsunlar arkadaşlarım girdi koluma zaman zaman yardım ettiler yürümeme.. zaten bi süre sonra da o acıyı hissetmemeye başladım, daha dik durabildim, insanlara farkettirmemeye çalıştım acımı… uzun süre kalkamadım tam manasıyla ayağa ama idare etti işte. eninde sonunda kalktım ayağa ağlaya ağlaya, hala ağlaya ağlaya..
kim bilir bi’ sabah kalktığımda bu sızıdan eser kalmayacak, gene uzaktan kaleyi yoklayacam, gelişine vole vuracağım..
dedim ya hayat garip diye, yoksa demedim mi?
istanbul'un ardından
selçukla konuştum haberler iyi..
diyor ki her şey kadıköy’den boğazın serinliğine dekmiş. kendini yeniden doğmuş gibi hissetmiş, hem intihar etmekte bir anlamda yeniden doğmak değil midir zaten? bu yüzden fikren intiharımı gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyorum, istediğim oldu, evet. artık çoğu şey daha net.
ancak sanıyorum ki bazı arkadaşlarımı heyecanlandırmışım belki biraz da sinirlendirip üzmüş olabilirim, öyle dediler. böyle bir amacım yoktu, eğer kırılan üzülen varsa kusuruma bakmasın.
şunu da anladım yalnız, ne kadar kötü olursam olayım, ne kadar moralim bozuk olursa olsun, yani anla işte bitik eksi durumda olsam dahi benim ilacım istanbulmuş. harbiden öyle ya bi insan kendini bu kadar mı mutlu özgür hisseder bi şehirde? hiç bir şey ve hiç kimse umrumda değil, o kadar dingin ve mutluyum ki orada, her şey harika. neden diye sormayacağım çünkü artık geçti, ama keşke yav.
umarım ki hayatımın bir dönemi o inanılmaz şehirde geçsin. istanbul gurbetteki sevgili gibi sanki, ayrı kalınca çok özlüyorum taa ki kollarına bırakana dek kendimi, ondan sonra her şey halloluyor. ankarayla kıyaslama gibi komik bi şey de yapacak değilim.
evet 23 yaşın verdiği stresten kurtuldum artık, yaşasın 1 yaşındaki ben! yaşasın yeni hayat. yaşasın yeni boş beyaz bir sayfa. bana bi de yeni isim lazım varya, ona da bi ara el atmak lazım, ne koysam ki?
az kalsın unutuyordum bak, akşamın o saatinde üşenmemiş kalkıp taa esonboğalara gelmiş canlara teşekkür ediyorum, bi ağlamadığım kaldı çok sevindirik oldum. peh.
fiktif intihar mektubum
evet gerçekten de “içimde garip bir his var”
kimse üzülmesin, bu kararı almamda hiçbir kişi, kurum ya da kuruluşun en ufak bir tesiri yoktur. tamamen kendi inisyatifim dahilinde ve bilinçli bir şekilde bu kararı almış bulunuyorum. herhangi bir olayın da bu kararı almamda etkisi olmayıp, beni bu davranışa itmiş bulunmamaktadır.
ilginç ama bir o kadar da güzel. hayatımın son gün ve saatlerini en azından çok sevdiğim bir şehirde yani istanbul’da geçireceğim, hayatın yaptığına baksana halbuki bu seyehati planladığımda bu hiçte aklıma yoktu, ama hayat dedikleri de böyle bir şey sanıyorum.
aileme; annem, babam ve abime; hepinizi hep çok sevdim. ne var ki bunu gösterememiş olabilirim. sizi belki çok üzmüş olabilirim, belki bu sefer daha da üzeceğim ama inanın en doğrusu bu. annecim, hani ben beni sevmeye, öpmeye çalışırken hep anne bu ne ya diye çıkışırdım ya sana, rol yapıyordum aslında çok hoşuma giderdi, canım annem benim. biliyorum benim için hep iyisini istedin. eğer sana layık bi evlat olamadıysam affet beni. üzülme diyemiyorum, üzüleceğini biliyorum ama unutma ben sen istediğinde seni izliyor olacağım, çok seviyorum seni ve senin evladın olduğum için gurur duyuyorum hep mükemmeldin. babacım dedim ya sevgimi gösteremiyorum diye, gerçekten öyle inan, sizi sevmeme gibi bi ihtimalim olabilir mi? ama hayat beni bu yöne sürükledi sanıyorum, gerçekten çok üzgünüm, keşke yıllar öncesine dönüp bazı şeyleri tamir etme şansımız olsaydı ama ne yazık ki bu artık mümkün değil. abim, hep kavga ederdik küçükken değil mi? büyüdükten sonra da pek az konuşur olmuştuk, ama inan sana olan sevgim ve saygım hep sonsuzdu, ne kadar hıyarlık yaptıysam sen her zaman ordaydın ve ne zaman bir şeye ihtiyacım olsa sen yine ve yine orada yani yanımdaydın. keşke sana daha iyi kardeşlik yapabilseydim, ama elimden gelenin en iyisi bu oldu, özür dilerim.
hiçbirinizin hakkını ödeyemem, üzülmeyin de diyemem çünkü sizlere nasıl bir acı vereceğimin farkında değilim ama inanın içimde ki varoluş acısı en az sizin yaşayacağınız acı kadar büyük. diliyorum ki bu kötü hadiseyi bir an önce atlatır, beni zihninizdeki en masum şekilde anımsarsınız. hepinize sonsuz teşekkürler…
arkadaşlarıma, sizlere pek bir şey söylemeyeceğim, çünkü gerçekten aramızdaki bağ kuvvetliyse beni anlayacağınızı biliyorum ve sizler hakkında ne düşündüğümü tahmin ettiğinizi biliyorum. ancak ben aranızda olamayacağım diye bana verdiğiniz çocuğumuzun adını selçuk koyacaz sözünü unutmamanızı istiyorum, lakin bunu yerine getirmezseniz, özel izin alır gelirim baştan diyeyim. yanımda olduğunuz için hepinize müteşekkirim, hiçbirinizin hakkını ödeyemem, benim için yeriniz her zaman çok ayrı ve özel oldu, bunu bilmenizi istiyorum, hiçbiriniz hakkında en ufak bir kötü düşüncem yoktur, umarım ki hayatınız benimkinden çok daha güzel ve mutlu geçsin. umarım gidişime çok üzülmezsiniz, arada bir adım geçince yüzünüzde bir tebessüm bırakabileceksem tüm yaşadıklarıma değmiş demektir bu 23 yıllık ömür.
akrabalarıma diyecek çok sözüm yoktur, umarım hayatların da istedikleri ideallere ulaşabilirler ve sağlıklı mutlu bir yaşam sürerler.
bir sözüm de arkadaş kisvesi altına bürünen insanlara olacak, intihar ediyorum diye iyi bir şeyler söyleceğimi düşünmeyin sakın. hepinizden tiksiniyorum ve midemi bulandırıyorsunuz, umarım son saatlerimde aklımın herhangi bir yerine gelmez son saatlerimin keyfini kaçırmazsınız. samimiyetsizlikleriniz, sahtekarlıklarınız, menfaatçiliğiniz, sadakatsizliğiniz, bencilliğiniz umarım başınıza çok kötü şeyler getirir.
bir de insanlığa sesleniyorum, siz siz olun, haketmeyene hakettiğinden fazla değer vermeyin, küçüklerinizi sevin, büyüklerinizi sayın. yaşlılara yardım edin, sokak köpeklerine süt verin, engelli vatandaşları hor görmeyin, onlardan bir farkınız olmadığını anlamanız için çok şey yaşamanızın gerekmediğinin farkına varın. devletinize sahip çıkın, verginizi verin, dürüst olun. ne söylediğinizi bilerek konuşun. yapmacık olmayın, doğrularınızı savunun. sizin özgürlüğünüz başkalarının aynı haklarının gasp edilmesi anlamına gelmediğini benimseyin. ne diyeyim daha doğrusunu siz öğrenir ve yaparsınız diye ummaktan fazlası şu an gelmiyor elimden..
vasiyetim aşağıdaki gibidir, gereğinin yapılması tek isteğimdir.
giysilerimden ailem istediklerini sakladıktan sonra arkadaşlarım da istediklerini kullanmak veya hatıra saklamak üzere alabilir. geriye kalanları gerekli yardım kuruluşlarına abimin iletmesini istiyorum..
kitaplarımın tümünü küçük bir okula bağışlamak istiyorum, bu isteğimi de abimin yerine getireceğini umuyorum.
banka da bu yaz yapmayı planladığım amerika seyahati için biriktirmiş olduğum bir miktar para var. şifresini abim biliyor. abimden ricam, kitaplarımı bağışladığı okula güzel bir kitaplık yaptırması, para yetmezse tamamlamasını rica ederim, eğer artarsa kalan parayla çocuklar için kitaplar alınsın.
oyuncaklarım ve hobi eşyalarımla odamda bir köşe oluşturulsun, minik bir sergi olmasını istiyorum. güzelce bir vitrininin içine koyun çünkü tozlanıyorlar. bir de abi yuvarlak masa şövalyelerinden birinin kolu kırılmıştı, benim yapıştırmaya vaktim olmadı, lütfen onunla da ilgilen.
bazı mühürlenmiş kutuların içlerinde ufak tefek şeyler bulunmakta, bu işi de abime veriyorum. (kusura bakma gider ayak yordum seni:) açtığın kutuların içindekileri bahsi geçen kişiler kabul ederse onlara ilet yok eğer etmezlerse hepsini yakmanı istiyorum, içlerindekilere bakıp bakmamayı sana bırakıyorum.
köye diktiğim çiçek ve fidanlara iyi bakılsın, fidanlar ağaç olup ilk meyvesini verdiğinde bi kase de bana getirin. ve insanlara dağıtın.
mezarımın sizin yanınızda olmasını istiyorum. o yüzden büyük dedemin yanına değil, sizler de benim yanıma geldiğinizde 4ümüzün yan yana olabileceği bir yere gömülmesini istiyorum.
trabzonspor şampiyon olduğunda bana da haber vermeyi unutmayın.
son olarak kendimi boğazın serin sularına bırakmadan bir kaç saat önce yapacaklarım var…
önce pierre loti’de güzel bir kahve içip doyasıya istanbul’u seyredeceğim. bi tavla kaptığım gibi 70lik bir delikanlı bulup geçeceğim karşısına.. “hadi dayı salla bakalım zarları” bir yandan tavla oynarken, “dayı ya ne olacak bu memleketin hali” diyip her şeyi unutacağım.. muhtemelen yenilip helallik aldıktan sonra sessizce uzaklaşıcam oradan..
ortaköy’ü çok sevmişimdir hep, belli olmuyor mu zaten? bir avuç mısır alıp kuşları beslemeye gideceğim, iskeleye oturup asırlara tanıklık eden şehrin kargaşasından soyutlanıp derin bi nefes çekip haykıracağım tüm gücümle.. neydin sen be!!
bi taksi çevirip abi karşıya ama fatih sultan mehmet’ten gidelim diyeceğim.. dedim ya ortaköy’ü çok seviyorum diye, kendimi ortaköy açıklarının serinliğine bırakmak istiyorum.. köprünün yarısına gelmeden abi çok önemli durabilir misin bir iki kare poz çekmem lazım sergi için diyip taksiciyi kandıracağım.. kendisine bol bahşiş bırakacağım.. kısa mesafe yolda taksiye bindiğim için bana duygu sömürüsü yapıp kendimi kötü hissettiren, öküz ankara’nın adi bir taksi şöförünün inadına.. abi bunla çocuğuna güzel bir oyuncak alıver diye ekleyeceğim inerken..
orada tek başıma kaldığımda koruluklardan atlayıp derin bir nefesle boğazın esintili havasını dolduracağım ciğerlerime… son dakikalarımda bu unutulmaz manzarayı fotoğraflayacağım…
daha sonrası boşluk…
ben düşerken yanımdan yaz ayında vapurla karşıya geçerken fotoğrafını çektiğim martı geçecek. kulağına fısıldayacağım, ben de senin kadar özgürüm artık… ve sonra buz gibi soğuk kaplayacak içimi.. yavaş ama hızlı bi ayrılık…
ve pazar günü yeni ve sonsuz bir hayat başlayacak benim için…
önemsenmek
önemsenmek ya aynen öyle.. one hour photo’da seymour parrish yani robin williams ne diyordu hakkaten? diyordu ki neden fotoğraf çekeriz, çektiririz..? “buradaydım. yaşadım.. gençtim… mutluydum…. ve biri fotoğrafımı çekecek kadar bu dünyada beni önemsemişti..” ne güzel söylemiş baksana. hayatta gerçekten birileri için değerli olmak güzel bir şey olsa gerek. değeri de geç, önemsenmekten bahsediyorum ya. hayal kırıklığı dedikleri de böyle bir şey olsa gerek, yüzde yüz yaşıyorum. kötüymüş hakkaten. daha kötüsü belki farkında olmamaktır bunun biliyon mu.. şimdi düşündüm de ne boktan bi adamım lan ben, allah kahretsin beni..
baksana hiç kimse sınav notumu haber verecek kadar bu dünyada önemsememiş beni. ne kadar basit gözüküyor değil mi, aslında sınav notudur bu çok büyütüyorum ben.. peh ve keh. bazen küçücük şeyler öyle derin yaralar açabiliyor ki nasıl bi duygu olduğunu ifade edemiyorum bile. iç acıtıcı ya.. kendini öyle sıradan hissettiriyo ki zaten sıradan bi insan olduğumu biliyorum, kendini yalnız ve değersiz hissediyosun ya harbi kırıcı..
oysa..
hep böyle
hani vardır ya, başı sabittir sonuna ne yazarsanız yazın. hep böyle “kalalım” vs. hiç değişmeyelim ve türevleri, bayılırım. hep böyle kalalım olm 20 sene sonra da hep biz bize. 10 sene sonra da beraber olabilecez mi? keşke hiç büyümesek, hep böyle kalsak. ya zaman değiştirmez inşallah. hah kötü değildir be hemen ne dalga geçiyosun. o değil de, burası hep böyle kalsın be 26 yıl sonra hala yazıyor olayım, nedir yani. bir o değil de daha 22. yaş geçti, keşke geçmeseydi bu kadar çabuk veyahut daha dolu geçseydi, baksana 23 geçiyor, daha sonra 24 gelecek asıl kıyamet 25te kopacak ama senin haberin yok. haha ama bura kalsın ağabey hep böyle be.. muhaahu burayı okuyan ve anlayan varsa banan meşaj atsın kendisine bi adet coco star borcum var. anlamadıysan iyi okumamışsındır demektir, gözlerini kapat üçe kadar say…
hafta sonu ne mi yapmalı?
– hayatım hazır mısın? 20 dakikaya gelmiş olacağım.
– tamam canım hazır sayılırım, gelince görüşürüz.
dinggg dongg
– canım bunlar annen için
– saol hayatım annem çok sever menekşeleri zahmet etmişsin.
– merhabalar nasılsınız?
– iyiyiz yavrum sen nasılsın?
– teşekkür ederim, nası iyi olmam baksanıza..
– canım nasıl heyecanlı mısın, farid farjad’ı dinleyeceğin için. hep anlatırdın ya öğrenciyken 10 sene önce miydi?
– evet 10 sene olmuştur belki daha bile fazla.
– farid farjad gelmiş ankara’ya konsere gidecek kimseleri bulamamışsın, yokmuş kimseciğin.. çok istediğin halde tek de gitmemişsin. anlattığın zaman nasıl da üzgün olurdun, canım benim:)
– doğru ya, zor zamanlardı o zamanlar.. hem takım elbisem yoktu o zaman zaten birilerini bulsam bile gidemezdim, ey gidi günler. gün gelipte bu takım elbiseye bu kadar alışacağımı söyleseler tek yapacağım şey gülmek olurdu herhalde.
– inşallah güzel konser olur o kadar seneden sonra..
– haha ne biçim konuşma o 10 yıldır bu anı bekliyoruz.
evet sanırım hafta sonu için farid farjad konserine gitmek isterdim hem de çok. ne yazık ki gidemedim, bir daha ki gelişe, eğer gelirse o da. durun bari hafta sonu için ben bi şeyler düşüneyim de siz gerçekleştirin benim yerime. öyle büyük bi şey değil, sıradan. önceliğim çiftler için geliyor.
erkekler berber mi kuaför mü diyor bilemiyorum ona gidin önce, haftanın yorgunluğunu atın yüzünüzden, cumartesine hazırlanın güzelce. kendisine değer verdiğinizi hissettirin. arkadaşınızla buluşmadan önce çiçekçiye uğrayın, öyle ağır gül destelerine gerek yok, küçücük bir gül alın yolda giderken gülü saklamayın, gönlünüzce taşıyın. size bakan insanlara içinizden karşılık verin. evet şimdi bi tanemle buluşmaya gidiyorum ve bu gülü ona vereceğim, onu çok ama çok seviyorum, iyi ki var hayatımda. buluşmaya gittiğinizde ilk günkü geçmeyen heyecanınızla sarılın sıkıca, sonra küçücük bi öpücük verin, sıkıca tutun elinden…
şirin olsun lüks olup olmaması önemli değil, kendinizi mutlu hissettiğiniz bi yerde yemek yiyin gözlerinizin içine bakarak. sandalyesine oturmasına siz yardım edin, garson değil. neşeli bi yemek olsun, birbirinize haftayı nasıl geçirdiğinizi anlatın, dikkatle dinleyin asla kaçırmayın, gözlerininin içine bakarak konuşun.. vizyona da çok güzel bi film girmiş, programsız habersiz gidin işte beraber izlemeye, zaten o aşk filmlerini çok sevmez mi? ağlayın beraber nedir yani? erkekler ağlamaz ritüelini boşverin, onun yanında olduktan sonra zaten geri kalanın ne anlamı var ki?
hem çıktığınızda yerleri kar kaplamıştır belki, olmayacak iş mi? çocuklar gibi eğlenin karda, birbirinize kar topu atın. ama isabeti hep o bulsun:) sonra el ele soğuktan kaçarak sıcak bi şeyler içmeye gidin. ayrılık vakti geldiğinde sululuk yapın, olmaz bırakamam diyin, yanağına küçük bi öpücük kondurup konuşmayın, sadece onu izleyin, birbirinizi izleyin, seslerin söylediğinden fazlasını gözlerinizle anlatın birbirinize.. gece başınızı yastığa koymadan önce ne kadar şanslı olduğunuzu düşünerek, yüzünüzde gülümsemeyle dalın uykuya..
şey ben mi? ben yarın kütüphaneye gidiyorum, gözlerinizden öperim.
geçerken uğramak
neden bir anda uluslararası hukuk notlarını bırakıp burayı açtığımı bilmiyorum, belki de özlemdendir, uzun süredir gerektiği kadar zaman ayıramıyorum buraya, halbu ki çok güzel zamanlarımız olmuştu. bu arada halbukinin kisinin ayrı mı yoksa birleşik mi yazıldığı konusunda herhangi bi fikrim yok, bugün böyle yarın farklı…
evet geçerken uğradım sanırım, öyle bi esti ve işte burdayım. hani şey vardır ya içinize atarsınız ve büyür orada yavaş ve sessizce, sonra gün gelir ve siz henüz farkında değilsinizdir, aniden orda tam karşısında bulursunuz kendinizi. onun gibi bi şey herhalde. ama hakkını yememek lazım çocuklar gibi, çok güzel söylüyor sezen.
bu arada sınavlarım başladı, bugün ilkini hallettik. herşey süpermiş gibi bir de alese başvurmuştum sanki bi işe yarayacakmış gibi yarın da ona gireceğim, bilemiyorum o da bana girebilir. basit ve kötü bi espriydi, evet.
kendimi çok garip hissettim şimdi, siz bilmezsiniz vitamin vardı ya eskiden, bi şarkıları vardı gökhan söylüyordu, aslında şarkı değil şiir gibi, aşkın gözyaşları diye. kendimi aynı şeyi yapıyo gibi hissettim, haha bi dakka doktor bey geliyorum demem eksik bir tek. olay aynı değil, benzer. hatta benzemezz kimse sanaaaa. haha, dur lan iki dakka.
gene sıkıldım, kaçıyorum ben.
bi dakka doktor bey geliyorum..
ilgi duymuyordum…hiçbir şeye ilgi duymuyordum. nasıl kaçabileceğime dair hiçbir fikrim yoktu…diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa. benim anlamadığım bir şeyi anlamışlardı sanki… bende bir “eksiklik” vardı belki de…mümkündü
işte böyle bir şey..
