l’italianistica
başka işim gücüm yokmuşçasına üşenmedim iki tane öss sınavına girdim ve neticesinde ankara üniversitesi italyan dili ve edebiyatı bölümünü kazandım. evet studio l’italianistica all’universita di ankara. ama mutlu muyum, değilim tabii ki, en son ne zaman işler yolunda gitmişti onu bile unuttum. orası ayrı hikaye.
fotoğraftaki kadın
bir roman, kapağında sonbahar sarısı kullanılmış, o yalnızlık hissini uyarıyor insanda. sonbahar hep ayrılık getirir ya. ayrılıklar, taşınmalar sonbaharda olur hep. benim aldığım, annemin okuduğu ve ne biçim bi kitap bu dediği, benim okumadığım, ya da okuyamadığım. yazacaklarım kitap hakkında olmayabilir ama fotoğraftaki kadın hakkında olacağı kesin.
kitap demişken, adından biraz tahminde bulunabileceği üzere, bir adamın hikayesi var. tesadüfen bir fotoğraf karesine giren kadına aşık olan ve onu orayan bir adamın hikayesi, bilemiyorum.
herkes gibi olmak
olmamalı, yapmamalı. çabuk tanımamalı, çabuk ısınmamalı, çabuk bağlanmamalı, çabuk sevmemeli. ümit ve umut etmemeli hiçbir zaman. hiç kimse yapmamalı bunu.
davranışları değiştirmemeli, değiştiriyorsa bile dürüst olmalı ya. saatlerce tartışarak karşı çıktığın insan olmamalı.
diğer her şey
başlamadan söyleyeyim, bakın, içinde şey olan her şey, ayrı yazılır. oldu mu? bir şey, her şey, çok şey. ve ya da, “ya da” da her zaman ayrı yazılagil ailesindendir. bak dahi anlamındaki ekleri “de” ayrı yazmamız gerekiyor. lütfen dikkat edelim ama. sonra uyarınca biz kötü oluyoruz. ukala. peh.
şimdi bak ne geldi aklıma,
sıradan bir adam
radikal gazetesiydi sanırım, ne zamandı, 17 mayıs mı? yoksa 12 nisan mı? hatırlayamıyorum tam olarak, sıradan bir adam başlığıyla çıkan yazıyı. kim yazmıştı ki, pazar ekinde miydi yoksa. hatırlamıyorum ki.
sıradan bir adam diye başlıyordu,
zaman
playlistime birkaç şarkı ekledim, zaman üzerine yazmak için. hayatında herkes bir kere de olsa duymuştur kendisine söylenen “zamanla geçer” şeysini. herkesin hayatında olmuştur böyle “zamanla geçer”ciler. bir anda ortaya çıkarlar ve ilacı verirler “zaman”. daha ilerisi de “zaman her şeyin ilacıdır”
soğuk
soğuk ve karanlık. bir göz kırpışı, gözünü aç ve kapa, geride canlanan 25 yıl, anılarını tazelemeye çalış, gözlerinin önüne getir, hayal et, gereksiz şeyleri at, 15 yıl kaldı. biraz daha zorla, düşün, mutsuz olduğun anları çıkar, sevdiklerini düşün, yaz ayları her zaman akılda kalır, düşünmeye devam et, geriye çok az şey kalıyor. bir göz kırpışı tüm o yılları geri getirebilir mi, evet, gözlerini kapa ve ordasın, koşuyorsun.
soğuk ve karanlık, bi’ telefon. sonrası senin donup kaldığın, etrafının devam ettiği, baktığın ama görmediğin, duyamadığın cızırtılar, geçen insanlar, donuklaşan ve buğulaşan gözler. ilk kez hissedilen o duygu, hayatın bi gerceği, acı.
sahi, ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir, hiçbir şey. asla ve asla hiçbir şey.
seksen yıllık bir çınar… ya şimdi,
bir adam
bir adam vardı, geçen gün okuduğum romanda geçen bi karakter. ilginç.
içi sıkılıyor, yazacak şeyi çok, içini dökmesi gerekiyor, yapamıyor çoğu zaman, geçmesini bekliyor, bazen geçiyor, bazen de geçmiyor.
tahammülü kalmamış saçmalıklara, gördükçe daha fazlasını iyice soğuyor yaşadığında… samimiyetsiz samimiyetler.
müzik dinlemeyi sevmiyor artık, hatırlattıkları acıtıyor belki, belki de düşündürdükleri üzüyordur.
monoton
her gün aynı işe ya da okula gidiyorsanız,
her gün aynı yoldan yürüyor, aynı dolmuşa biniyor ve aynı yere oturuyorsanız,
dışarı çıkarken değişen tek şey çoraplarınızın rengi veya ceketinizin deseniyse,
en son okuduğunuz kitabın sonunda ne olduğunu hatırlayamıyorsanız,
yeni tatlar ve mekanlar denemek yerine korkak davranarak her zaman yediğiniz yerde yemek yiyorsanız,
