son
veda etmek böyle bir şey sanırım. hem söyleyecek çok şeyiniz var, hem de hiçbir şey yok aslında. öylesine donuk, hissiz ve sessiz bir an.
bloglar bir nevi terapi. yalanlarla dolu sanal dünyanın en gerçek ve içten yeri olsa gerek. diğer yandan bir itiraf ve aynı zamanda bir kaçış. ama her şeye rağmen asla boş bir defterin ve kalemin içtenliğini sunamaz. yani sanırım. ama değil ya, insan yazmaktan korkuyorsa, nereye yazdığının ne önemi var ki. hak veriyorum.
herkes hayatının bir döneminde küsmüştür birilerine, konuşmamıştır, dargın kalmıştır. bu öyle bir şey değil ama. veda etmek. ne kadar da zor, acımasız. sessiz. ben daha önce insanlara veda ettiğimi zannediyordum, yanılmışım. daha önce hiç kimseye veda etmemişim. lütfen siz de etmeyin. diyorum ya zor. insan söylemek istediklerini mi söylesin, yoksa kalan o kısacık anın tadını mı çıkarmaya çalışsın. yok olmaktan söz ediyorum burada, o anın o kadar değeri var ki. bitmesin istiyorsun, kapanmasın istiyorsun. ama bitiyor.
uzunca süre buralarda olamayacağım, belki hiçbir zaman. ama bakarsınız yarın bile dönebilirim. sonuçta bunun adı hayat, ne zaman ne olacağını kim bilebilir ki?
bir eylül günü açılmıştı burası, dayanılmaz yazma hissiyle hayata geçirilmişti, tesadüf o ki bir eylül günü kapanıyor. bloglar söylenemeyen şeyleri içinde saklar, satır araları okunursa aslında verilmek istenen mesaj her zaman verilmiştir. satır aralarının etrafında ise onu saklayan kelimeler bütünü bulunur, gerisi boş. sanırım söylenecek çoğu şey söylendi. artık o yazma hissi kaybolduğuna göre burasına da pek gerek yok. aslında yazacak ve anlatacak çok hikaye var, ama yeri artık burası değil. eski defterleri ve mürekkebi tükenmiş kalemleri saklandıkları yerden çıkarma vakti geldi.
çünkü söylemediğin zaman ne oluyor biliyor musun? o kelimeler içinde büyüyor önce, sonra şişmeye ve nihayetinde çürümeye başlıyor. en sonunda seni de çürütüyor. arta kalan ise birkaç tane kelime oluyor. onları da hiç bir zaman söyleyemiyorsun. böyle bir durum işte. o yüzden siz siz olun, zamanı geldiğinde söyleyin, daha geç değil.
| o masalın gerçekleşmesini dilerdim, bunu çok isterdim evet, saklamayacağım. ancak bir yaz gecesi rüyasında gerçek olabilecek kadar güzel bir masaldı. ve o masalın bir eylül günü bitmesi ne kadar şaşırtıcı olabilir ki. hiç. | ||
| eh. | ||
| size de söyleyeceklerim var. çok değerli vaktinizi benim değersiz yazılarıma ayırdığınız için teşekkür ederim. geçen 5 yıllık süreçte bu siteye girmiş herkese teşekkür ederim, hepinizi seviyorum. |
ve ben, herkes gibi oralarda bir yerlerde olmaya ve beklemeye devam edeceğim elbet
bitti.
nezaketsiz ve kaba insanların şehri
bir şehri güzel yapan şey binalardan fazlası olmalı. benim için de öyle sanıyorum. o şehri güzel yapan şey kendisi değil, size hissettirdikleridir, esasında bunu sağlayan da insanlardır. her şeyin ötesinde sıradan bir insan olan ben, böyle düşünüyorum.
şehir size bir şeyler vaad etmeli mutlaka, ulaşımın rahat olması bir araç olabilir mesela, parklar, bahçeler ve dahası. ama tek başına yeterli değil, eksik bir şeyler yok mu sizce de?
sıradan bir gün
bir koşuşturmaca süre gitsin, insanlar ne yaptığının ya farkında değil, ya da herkes delirmiş durumda. kendimi ayırdığım felan yok. ben de en gerizekalılardan olmak üzere dahilim belki bu duruma. ama en azından bu yüzden acı çekiyorum diyerek kendimi ayırma cürretini gösterebilirim.
yeni
aslına bakarsanız yeni garip bir kelime. içinde bir sürü anlam barındırabilir. biraz heyecan olmazsa olmaz tabii ki, bir miktar bilinmeyen, haliyle merak uyandıran. herkes için çağrışımı farklı olabilir. belki bir başlangıç da olabilir. ama ne olursa olsun yeni bir şeyler olmuşsa mutlaka kıyıda köşede değişen bir şeyler vardır. sanırım benim için de yeni bir dönem başlamak üzere.
elveda ve merhaba
blogu açalı beri bir şeyler yazmadığım herhangi bir ay olmamıştı. aslında bu bir baskı oluşturuyor üzerimde, bak bu ay yazmadım şeklinde. rutinleşmiş işler keyif vermez. hele konu yazmaksa zorlama asla olmaz. bazen çok yazmak istersin ama sonra diyerek ertelersin, tarih sonra olunca da her şey çoktan gitmiştir. o yüzden en saçma anlarda bile yazmalı insan.
birçok şey hakkında birkaç şey
birçok şey hiç olmadığı kadar yolunda gitmiyor, sanırım buna alıştım artık. eskisi kadar üzülmüyorum bu duruma, ya da belki üzülme eşiğimi geçmişimdir, dolayısıyla durum en üzgünden normale doğru gidiyordur, bir tek saçlarım eskisi gibi değil. o da bana bu yıllardan kalan bir hatıra oldu galiba, tabi ilerde bu beyazlayan saçlar ne kadar dayanırsa.
sevgi de öyle midir acaba?
cesaret üzerine
cesaret zor iş ya. öyledir herhalde. cesur ya da cesaret sahibi olmadığım için bilemiyorum tam. nasıldır cesur olmak, cesaret sahibi olmak nasıl hissettirir insana. iyi midir acaba, insan gurur duyar mı kendiyle, her şeyin ötesinde cesur olmak bir erdemdir bence. pek az kişinin sahip olduğu kıymetli bir şey. zamanı gelince ortaya çıkan sihirli bir yetenek gibi. bu yüzden cesur insan gurur duymalı kendiyle.
bahaneler ve
bahaneler garip. ne çok bahane uyduruyor insan farkettiniz mi. ya da lafı dolandırmayayım, herhalde ilk kez lafı dolandırmayacağım, ilginç şeyler olabilir bu gece. hayatım kendime bahaneler üreterek geçti neredeyse. vazgeçtiğim ya da başaramadığım bir şey olduğunda önüme bir bahane çıkararak kendimi rahatlattım herhalde.
ara vermek
sonbahar da geldi. bir şey farkettim. yazılara başlık bulmak çok zor ve bunun yanında yazmanızı kısıtlıyor. yazmak istiyorsunuz ama başlamadan bir başlık bulmak direk kısıtlıyor sizi. ben mesela bir şeyler yazmak istiyordum ama durdum 2-3 dakika ne ki bunun başlığı dedim, çoğu uçtu gitti belki de. sonra zorladım, ara vermek evet.
kelimeler
kelimeleri öldürmeyelim, tek ihtiyacımız onlar.
