Kategori: "gündelik"
25 Sep
2008
Kategori: gündelik    |    Saat: 22:20
Yazar     |    Comments Off on zayıflamışım haberim yok!

zayıflamışım haberim yok!

ya ankaraya geldik geleli millet tutturmuş olm sen zayıflamışsın ya diye, yok öyle bişe abi, bildiğin benim diyorum, uzun zamandır görmemişsin ondan öyledir. yok dinlemiyo kimse istinasız karşılaştığım her 3 kişiden 3ü de aynısını söyledi. alla alla dedim ne iş acaba, geçen günde bi pantolon giymiştim şöyle bi zihnimi karıştırdım, en son lisede giydim ben onu, acaba gerçekten zayıflamış olabilirmiyim diye sordum kendime haliyle, ama inanmıyorum ben nasıl zayıflarım ya! sonra geçen okula giderken şöyle bi aynada baktım kendime! harbi zayıflamışım! heeh artık gelen herkes nası zayıfladın, spor mu yaptın? sorularına cevap vermekten sıkıldım yahu.

BURADAN TÜM DÜNYAYA SESLENİYORUM.

evet kilo verdim, sanırım 15 kg hemde! spor yaptım, futbol da oynadım baskette bi yandan da yüzdüm! öyle kendimi de kısıtlamadım yok şunu yemeyim, aman yersem kilo alırım, zaten öyle bi bünyemde yok canım çektimi dayanamam ki;) vucüdumda zayıfladım diye çatlak felanda olmadı, (bunu bugün öğrendim, öyle kilo verirsen çatlıyomuşsun.) “başkaları çatladı mı orasını bilemem ama” bilmem garipti sanırım doktora da gitmedim, öyle profesyonel yardıma da ihtiyacım olmadı, taktım kulağıma kulaklığımı koştum yorulana kadar, sonra yine koştum, bidaha, yine, biii…

bir zamanların 0.1 toncuğu artık zayıf! bir zamanların diyince kariyerim boyunca böyle kiloluymuşum gibi bi his uyanmasın 3-4 yıllık periyotta kilo almışım öyle diyolar, yahu şişman falanda değildim hani, boyumuz uzun! ama anlaşılan şu ki, kilo vermeme tüm arkadaşlarım sevinmiş.

hepinizi seviyorum.

karbonhidratsız günler.

20 Sep
2008
Kategori: gündelik    |    Saat: 16:58
Yazar     |    Comments Off on ıslanıyorummm..

ıslanıyorummm..

evet hemde nasıl!

odamın %70ini toplamayı başarabilince kendime ödül olarak zaman ayırmaya karar verdim ve yeni dönemde gerekebilecek kırtasiye malzemeleri almak için 1-2 saatliğine armadaya gittim, dönüşte markete de uğrayıp bişeyler alacaktım ama boşuna taşımayayım diye tansaştan alırım dedim, herşeyi hallettim çıkarken de bi idda oynadım, ilk 3 maçı tuttu şu an! herşey normal ve iyi gidiyordu tansaşa girdim ve alacaklarımı aldım, ödeyip kapıya yaklaştığımda bi ses duydum! hah nasıl bi yağmurdur bu, nasıl şakır şakır yağmadır o, herkes bi yerlere kaçışıyodu, 2-3 saniye bekledim, hiç duracak gibi gözükmüyordu, hala yağıyor! bu fırsatı kaçıramam dedim ve ilk adımımı attım yoğun yağmurun içine!

aman allahım!

bu nedir, nasıl bi yağmurdur, nasıl bi güzelliktir! yağmur üzerime vurdukça hafifliyorum resmen, bi saniye giderken durdum, durup toprağı koklamak istedim, gözlerimi açtım ankaradayım! üzüldüm ama devam ettim. yağmurun sesi, insanların kaçışı şey gibiydi, bilmiyorum anlatılamıyor burası, bizzat yağmurun tadına varmak lazım. koskaca 7. cadde de bi ben bi yağmur kalmıştı sanki, herkes kaçıştı yağmur adam öldürüyorcasına, normalde saatte ki hızları 0.000000001 km olan “kokona”lar bile koşuşturuyodu, durdum teşekkür ettim yağmura böyle bi şeye tanık ettiği için.

baştan aşağı ıslanmak bu olsa gerek, aldırış etmeden yağmura yoluna devam etmek; zihnime soruyorum ne zaman benzer güzel bi yağmur oldu diye fazla gelmiyor aklıma. hem evde sular kesik, böylelikle duş alma derdinde kurtulmuş oldum..

deli gibi ıslandım, pişman mıyım? hayır, mutlu muyum? bilmem, bi daha olsa yapar mıyım gene? kesinlikle.

garipti.

yağmur beni bi silkeledi kendime getirdi sanki, üzerime düşen her damla bişeyler aldı götürdü benden; anlayamadım..

günün birinde yakalırsan yağmura, koşma! bırak yağsın üstüne..

unutma.

17 Sep
2008
Kategori: gündelik    |    Saat: 23:06
Yazar     |    Comments Off on dakika bir gol bir

dakika bir gol bir

merdivenlerden çıktık, sırtlarda bavullar, çantalar kapı gözüktü sonra her zaman ki eski püskü haliyle! bavulları bıraktık, anahtarı bulduk ve … evet kapı açılmıyo! dene dene yok, yemin etti kesinlikle açılmayacak, hemen eski tecrübelerimden kapı kilitlendikten sonra düzgün çıkarılmadığı aklıma geldi, ancak ters düz çapraz dene dene dur faydasız isyanlardayız. daha eski tecrübelerimden kapıyı kırabilirmiyim diye aklımdan geçirdim fakat evin bizim olmadığı gerçeğini farkettim toparladım kendimi hemen. okula kayıta gidicez, bavulları bırakmamız lazım eve giremiyoruz! of olur mu ya bu daha ilk gün ankarada ki ilk saatim! neyse ki sercan bursaya dönmemiş kayıt için bavulları onun evine “yığdık”. vahite ulaşmaya çalıştık, ulaştık ta ama tam 10 saat sonra gecenin bi vakti emelden aldığım diğer bavullarıma sercandan aldıklarımı da ekleyerek tekrar dikildik 20 yıllık ahşap kapının karşısına, kesin açıcaz başka olanak yok, en kötü kırıcaz artık, sercanla beraber kapı kırabilme potansiyelimiz üst seviyede zaten, bide sinirliyim, bademciklerim sızlıyo kesin hasta olucam diye geçiriyorum içimden, asıl içimi kemiren ise eve girebilince karşıma ne çıkacağıydı, haliyle odamı çok merak ediyorum, yaz boyu dedikodular çoktan gitmişti başını alıp. vahitten temin ettiğim açabileceğimi umduğum anahtar da faydasız kaldı çileden çıktım, sarıldım telefona kaanı arayıp sövecem bu ne diye, ki aradım ama sövmedim, neden? bilmiyorum. o sırada genç sercanda dur bi ben deneyeyim dedi, amatör şansı adam açtı! ve evdeyiz artık!
ama oda nasıl kötü! lanet olsun odamı o hale sokanlara! ulan ya ineği bağlasan tepinse bi ay o kadar pis bırakamaz ya bi odayı, ayıp denen bişe var! kaybolan şapkamı, akbilimi ve daha paketi açılmamış mumluğumu saymıyorum bile..

utanın ulan..

17 Sep
2008
Kategori: gündelik    |    Saat: 17:07
Yazar     |    Comments Off on egodan uzak durun

egodan uzak durun

evet kesinlikle haklıyım, özellikle esonboğadaysanız! binmeyin bizim gibi egoya felan havaşa binin pişman olmayın sonra. sinan ve çağrıyla beraber müthiş ucuz biletlerimizle esonboğaya indiğimizde aklımızda bir tek soru vardı, havaşa mı binelim yeni açılan ego seferlerini mi deneyelim; öğrenciyiz abi ne işimiz var havaşta diye verdik ilk tepkilerimizi, çağrının derse yetişmesi sinanında egonun süresini ölçmesi gerekiyordu. neyse sorduk soruşturduk egonun kalktığı yeri öğrendik, aslında sormamıza pek gerek yokmuş şöyle ki zaten havaşın önünden kalkıyormuş. heyecanlıyız! nedense, egoyla gidicez ilk defa esonboğadan, sinanı kanatlarımın altına alıp egomu paylaşıyorum ve bavullarla doluşuyoruz egoya.. şöför binerken bavulları ortaya “düzenlice yığın” diyerek bizi uyarıyordu, düzenli yığın ne demekse, yığdık! sonra oturduk şanslıyız.. evet artık kalkmasını bekliyoruz ama insanlar geldikçe geliyor bindikçe biniyor, bavullar yığıldıkça yığılıyordu, sinanın oturduğu koltuk yüksek olduğu için ona bavulları kolaçan etmesi için “kule” görevini uygun gördük, sağolsun başarıyla görevini yerine getirdi.. artık kalkalım lütfen, kliması yok mu bu arabanın ya serzenişleri içinde motorun çalışma sesini duyduk, ama otobüsün içi 2 aylık süreyle sürgün hayatı yaşadığım kızılay-elvankent otobüslerini geçmişti ya bi o kadar da bavul! 23 dklık bekleyişin ardından hareket edebildik, kendimize lanet okuyoruz nasıl havaşa binmeyiz diye, sinan dönüşte havaşla gelirim abi bu ne diyo, çağrı bayılmış zaten.. yandaki abi de horul horul! gerçi birazdan onuda uyandırıcaz. çıktık esonboğadan Türkiye sınırını geçtik gidemiyoruz! yani gidiyoruz ama 20km/sa hızla, nerde o eskişehir yolunda slalom yapan 90km’yi hız saymayan egolarımız, hızlı gidin demiyoruz ya ama 20km ile de gidilmez ki! artık yaşadığımız pişmanlığın fayda getirmeyeceğini bildiğimiz için sohbete koyuluyoruz, ya nasıl havaşla gitmeyiz ki! derken yanda ki horul horul uyuyan abi uyanıyor, dönüyor ve çocuklar havaşla gitmeyin! orda bu kadar rahat konuşamazsınız! eleştirildik adeta! yüzümüz kızardı, utandık! artık saatten haberimiz yok ama bi ara ankamallun önünden geçtiğimizi hatırlıyorum az sonra inmek için hazırlanırken hatta hazırlanıp kapının önünde beklerken egocu abimiz ters fren yapıyor, ayakta durmaya çalışmakta olan ben bi hamle ile direği yakalamaya çalışıyorum ama nafile! çağrınında refleksleri iyi olmadığından ötürü “kıç” üstü yere vurmak deyimini canlı yaşıyorum, neyseki binlerce bavul üst üste olduğundan yumaşak bi iniş oluyo, otobüste gülüşmelere sebep oluyorum, neresi komikse düştük ya!

ama sevinçliyiz çünkü artık indik, bi daha da binmeyiz, sizde binmeyin, 2 lira fazla verin havaşla gidin egoymuş felan bırakın bunları havalimanına giderken. sonra hemen bi taksi çevirip evin yolunu tutuyoruz, taksici abi çok iyi biri salak sinan bahşiş bırakmıyo ama, gerçi 2 lira için egoya binen adam bahşiş mi bırakır ya!!! taksiden inerken sinana “abi böyle taksicileri seviyorum, adam gibiler” derken apartmanın merdiveninde buluyoruz kendimizi, eve çıkınca karşılaşacağımız süprizi bilmeden adım adım çıkıyoruz yukarı..