ozlemek uzerine
buraya ozlemek uzerine bir yazi gelecek, sayet icimdeki kirintilar toza donusmezse, zira kac gundur rahat vermiyor. buraya yazarsam biraz dinginlesir dedim, bak soz veriyorum, unutmadim der gibi. hem her girisimde burayi gorursem utancimdan kalan ne varsa yazabilirim.
ama tabii ki tum bunlar sonda soyleyecegimizi basta soylememizden ali koyamaz. ozlemek guzeldir ki, her zaman ozleyeceginiz birileri olsun ve onun kiymetini bilin, uzulmeyin de sonra…
kader şans tesadüf ve dahası
bak ne anlatıcam. kelimesi kelimesine ibretlik ve gerçek. şu saatten sonra vay efendim şans diye bir şey yokmuş, kader de neymiş, tesadüf olmazmış felan demeyin. kalbinizi kırarım bak. nasıl yok, bal gibi var işte.
gün öğleden sonra başlıyor. hedef bakırköy’e gidip askerlik durum belgesi almak. teyzemlerin bahçelievlerdeki evinden çıkıyorum. hava güneşli, daha şimdiden terlemişim.
son zamanlar
son zamanlarda yaptıklarıma bakma ne olursun, onlar ipe sapa gelir şeylerdi diyordu ilhan şeşen, yoksa ben mi yanlış hatırlıyorum?
bir de son zamanlarda hiçbir şey yapmayanlar var, mesela ben bu gruba giriyorum. tutturmuşuz bir yol gidiyoruz, etrafta neler oluyor farkında değiliz
hiçbir şey yapmamak
hiçbir şey yapmamak ne kadar zor olabilir ki? tahmin bile edemezsiniz ne kadar zor olduğunu, hani aynı şeyleri yaşadığımdan değil, bizim bi arkadaş anlattı içinde olduğu durumu ordan biliyorum, yoksa ben ne bileyim lan, dolu bir hayatım var, her şey yolunda gidiyor, yeey.
acil servis
küçük bir kaza, go kart kazası. bir anlık dalgınlık ya da karşı tarafın hatası. olay olduktan sonra hatanın olup olmaması pek önemli durmuyor. bir sızı, biraz uyuşukluk ve biraz halsizlik. sırtın boyun başlagıcından göğüse doğru bumerang şeklinde bir morluk, kızarıklık. en son çıkmadan önce söyledikleri şey ise, deri altı kanaması, ve travmaya bağlı sağ kolda kas sertleşmesi. gerisinde çok kayda değer bir şey yok gibi. o yüzden devamı sekmesi oldukça gereksiz ya da bilmem vardır belki.
fırsat dediğimiz şey neydi
acaba yazacak pek bir şeyim olmadığından mı daha az yazabiliyorum. mantıklı geliyor, ama zamanım yok bahanesi de olabilir, belki üşengeçlik. evet üşengeçlik üzerine çok fazla şey yazabilirim. ya da uzun yıllar önce söylediğim gibi sosyal ağların fazlalığı blogları ölüme mahkum etti. blogspot fırtınasını, facebook, twitter vs aldı götürdü. minimum facebook ve ortalama bir twitter kullancısı olarak sanırım ben de blogumdan uzaklaştım. ama yalnız değilim bu konuda. o yüzden blogları korumak için oralardan olabildiğince uzak durman en iyisi sanırım. bir oyun olarak gördüğüm ve oldukça eğlendiğim foursquare’ı da tükettim şu anda. halbuki bir esenboğa, bir bahçelievler ve 7. cadde mayor’luğu için girdiğim mücadeleyi kazanmışlığım var, gülücük buradaydı. bir süredir de instagram’ın android’e girmesiyle bir kaç fotoğraf paylaşıyorum. şimdilik en eğlencelisi o bence. en iyisi muhafazakar takılıp blogları korumak olmalı.
istifa soğuk yenen bir yemektir
sohbet ediyorduk, en son hangi filmi izlediğimi hatırlayamadım. düşündüm, biraz zaman geçti. sohbete devam ederken ben içimden düşünmeye devam ediyordum, nasıl diyelim, kafa yoruyordum. konuşmaya devam ettik. sonra geldi aklıma, evet şu filmdi. aslında 15 dakika önce söylemem gereken şeyi hatırlamak için baya uğraşmıştım. haklı bi’ gurur mu yaşamalıydım, yoksa yüzüm mü kızarmalıydı.
meşguliyet
meşguliyeti hiçbir şey yapmamanın vermiş olduğu tembellik olarak revize ediyorum. zira bir insanın meşgul olması diye bir şey olamaz. ancak yapması gereken şeyleri yapmadığı için sıkışık olur, bu da meşguliyete yol açar. zamanı varken hiçbir şey yapmaz, gerekirse bulaşıkları yıkar, evi süpürür, kitaplığını düzeltir, ama ders çalışmaz, nerde bu notlar sormaz, bu sunumlar ne olacak diye düşünmez.
süre daraldıkça mesela 2-3 hafta kaldıkça yarın yaparım diye ertelemeye başlar bu sefer. ne de olsa yarınım ve sonraki günüm boş, hem daha hafta sonu var, ne gerek var şimdiden yapmaya. kendi içinde erteleyip tembelliği devam ettirerek meşgul olur kendince. bu arada hiç beklemediği bir gelişme ortaya çıkarsa işler iyice sara sarpar. olacak iş miydi?
şimdi burası benim özel alanım olduğu için biraz yakınmak, bağırmak ve rahatlamak istiyorum.
tüketim toplumu
hayır, eğer sınavda olsam ya da ödev hazırlıyor olsam yazardım tüketim toplumunun kapitalist sistemin devamlılığı için gerekli olduğunu. tüketim olmadan, sistemin işleyemeyeceğini. haliyle bunlardan bahsedecek değilim ama beni oldukça rahatsız eden bir durum var. evet, toplumun artık “tüketimi” farklı bir boyuta taşımış olması beni rahatsız eden. basitleştiriyoruz, sıradanlaştırıyoruz, tüketiyoruz ve kenara atıyoruz.
bu süreç o kadar hızlı oluyor ki takip etmesi bile zor, bir şeyi ya da bir kimseyi popülerleştirip tekrar silmek o kadar basit ki artık. feysbık bir şirket, ürünleri ne peki? pek tabi insanlar. o ağ içine o kadar girilmiş durumda ki artık doğallıktan eser yok. herkes bir şeyleri tüketme, basitleştirme ve yeni hedefler bulma derdinde. bir film, bir kitap, bir şarkı, bir şarkıcı neyse artık, kısacası tüketilmek üzere sunulan “ürün” bunun adı. ben anlayamıyorum bu süreci, yalnız mıyım bilmiyorum ama çok rahatsız edici. insanların ne düşündüğünü tahmin edemiyorum. yalnız bu tüketim süreci aslında, “”ürünse” bu sunulanlar”, onları basitleştirmeye, sıradanlaştırmaya ve hakettikleri değeri alamamalarına sebep oluyor bence.
merhaba
ya da selam, ilk intiba sözcükleri. bu arada intibak ilk türk romanı mıydı? öyle bir şeylerdi ya. bi anda aklıma geldi, lise 2, edebi metinler. ne günlerdi be! ben de yeni bir başlangıç yaptım sayılır, o yüzden merhaba doğru bir başlık oldu. bir süredir ortalıkta yok gibiydim, biraz karışıktı durumlar. hala da düzeldiği söylenemez ama yazacak zaman bulabildim en azından. blogumu açalı 3 yıl olmuş, bi saniye ya şu an farkettim bunu, geleneksel yaş günü yazımı yazmamışım bile, baksana ne kadar kopuğum. neyse geçti, seneye belki. diyeceğim şuydu ki, 3 yıldır karanlık bir blog burası, kimi zaman şekil değiştirsede değişmeyen tek şey karanlığıydı blogumun. bu süreçte ben değiştim galiba, çünkü artık karanlıktan aydınlığa çıksın istiyorum, birkaç gün, birkaç hafta belki. yeni bir dizayn ile devam edeceğim, eh tabii ki beni tatmin edecek bir şeyler olmalı, yoksa aynen kaldığımız yerden devam ederiz. sonrasında ise yazacak birçok şeyim olacak. bir nevi haberleri sunacağız işte, çok fazla merak edilecek bir şey yok aslında, sonuçta sıradan bir insanım. ne kadar ilginç olabilir ki?
