iki bin on iki ve diziler – iki
sevmediğim diziden sonra artık gönül rahatlığıyla izlediğim, onlarsız yapamadığım dizilerimden bahsedebilirim. tabii ki how i met your mother, the big bang theory, two and a half men, çekinerek gossip girl ve dahasından bahsediyorum.
iki bin on iki ve diziler – bir
ne zamandır diziler hakkında yazmıyordum, iki yıldan fazla olmuş olabilir. şimdi yazacağım, hem konuyu saptırmış oluruz, bu bize zaman kazandırır ve şüphesiz ki bu işimize gelir.
sevmediklerimden bahsedeyim, mesela house!
coupling : perhaps perhaps perhaps
evet perhaps.. belki de öyledir belki de değildir değil mi? bla bla vs vs. neyse biz konumuz coupling 3. sezon finaline dönelim.
bu kısa güzel, sevimli, komik ingiliz dizisinin 3. sezon finalini izleyeli ay olduysa da ancak bir iki kelam yazabilcek zaman bulamadım. ( aman tanrım ne kadar da doluyum )
bölüme geçmeden, aslında coupling’in how i met your mother’dan veya two and a half men’den daha az beğeni toplamasının başlıca nedenlerinin klasik sitcom olduğunu düşünüyorum. yani geçtiğimiz 3 sezon boyunca 1-2 bölüm hariç neredeyse tamamında her bölüm farklı senaryo izledik. ne kadar eğlenceli olsa da bu farklılık çoğu zaman insanları sıkıyor ve insanlarda merak duygusu bırakmayınca dizi zamanla ölüyor. yani two and a half men’de de pek fazla devam yok ama şu aralara devam bölümleri oluyor ancak coupling komiklik açısından da onun yanında zayıf kalır. ne bileyim hiç mi gelmedi bu devam olayı akıllarına? baksana mesela patrick ile jeff’in maruz kaldıkları krem şanti sahnesi senelerce gündemde tutularak iş rahatlıkla kotarılabilirdi. aynen how i met your mother’da barney ile marshall arasında ki tokat meselesi gibi hala bi sonraki şamar ne zaman gelecek diye bekliyoruz. siteler felan açıldı yahu!
aslında how i met your mother ile benzerlik gösterdiklerini söyleyebiliriz. karakterler birbirine çok yakın. ancak herkesin söylediği jeff ile barney eşleşmesini kabul etmiyorum. malum barney kadınlara oldukça ilgi duyuyor ancak bu konuda kesinlikle pasif değil, jeff de aynen öyle ikisi de eğlenceli ancak jeff çok çekingen, çekingen olmayan birisi var o da patrick fakat o da biraz gerizekalı bi karakteri oynuyor onu da barney ile eşleştirmek yanlış olur. yalnız bu tarz karakterin tek adamı vardır ve tek geçerim onu o da charlie harper!
neyse biz 3. sezon finaline dönelim, aynen how i met your mother’da olduğu gibi sally ile patrick aşkı önemli nokta ( orada da robin ile barney ) dur yahu daha fazla karşılaştırma yapmayayım yazcak bişe kalmıyo. sezon boyu sally ile patrick’in birbirlerine karşı bi şeyler hissettiklerini fakat ikiside hayır arkadaşız tribine girdiğini gördük, artık ikiside patladı. daha fazla yazamayacağım, sally göz yaşı dökerken patrick kendince! bir yanıtla sally’i oldukça şaşırttı, ve bizleri sevindirdi. daha fazla konuşmadan ikili arasında ki dizinin en güzel repliklerini sansürsüz verelim ;)
patrick sally’i bara çağırır. sally her zaman ki barda özel bi gece olduğunu görür ve girer bu sırada patrick onu karşılar;
sally : özel davet mi?
patrick : evet, daha sonra da bir şey var.
sally : bizim için değil yani?
patrick : hayır, kesinlikle bizim için değil.
patrick : sally sen bu evrenin tarihinde ki en harika kadınsın. olağanüstüsün ve dünya güzelinin gözlerine ve zekasına sahipsin. kadından ötesin, erkek gibisin! ( sıva )
patrick : gerçekten, istediğin an erkek olabilirsin. tabii ki ciddi kusurları olan bir erkek olursun ama kimin umrunda? herkesten daha sağlam içki içtiğini gördüm. ( sıçış :)
patrick : keşke senin gibi annem olsaydı. ( son nokta ;) ya da büyük annem veya herhangi bir akrabam. ( kategorilendirilemeyen )
patrick : beni sevdiğini söylediğin günden sonra bunu çok düşündüm. bu tabii ki mümkün değil. buna rağmen başvurunu dikkatlice inceledim ve işte en önemli nokta.
patrick : sally, senin hakettiğin kadar iyi birine ihtiyacın var. (sally kabullenmeye başlar gözyaşları eşliğinde) bütün zamanını arabalarını ve golf sopalarını düşünerek geçiren budala şehirli bi çocuk istemezsin.
patrick : seni hakettiği kadar çok sevecek birini istersin.
patrick : bende senin öyle sevilmeni isterim. sally seni sonsuza dek ve doğru bir şekilde sevecek birine ihtiyacın var.
patrick : sen benim arkadaşımsın sally, seni en iyi erkekle görmek isterim.
patrick : senin bay muhteşeme, bay harikaya ve bay müthişe ihtiyacın var. eminim içinden bana hak veriyorsundur.
sally hafif ağlamaklı.
sally : ben bay harika süper müthişi istemiyorum seni aptal herif
sally : ben seni istiyorum. ( sally ile beraber ağlanılır bu sahnede )
ve işte patrick ve onun zekası
patrick : tanrı aşkına sally
sally : ne ? ne ? ( ah ya çakmadın ya şamarı şu ite )
patrick : ben kendimden bahsediyordum!
kahkahalar kopar;)
sally : afedersin, bay harika süper her neyse sen misin?
patrick : evet! ( kendini göstererek :) )
böyle işte, aşk güzel şey ;)
4. sezonda neler olacağını merak etmeye devam edelim şimdilik.
lost 5. sezon finali : incident
açıkça itiraf etmeliyim ki bu kadar duygusal patlamanın yaşanacağı bir final beklemiyordum. diğer sezon finallerinde olduğu gibi aksiyon dolu izleyeceğimi düşünmüştüm. ancak bu bazı yerlerde oldukça sırıtsada can sıkıcı boyuta ulaşmadı diyelim, her şey tadında güzel oldu. neyse şimdi gelelim bolca soru işareti ve cevaplara. finali henüz ankara’dan dönüşümün ilk günü hemen izledim, malum olaylar sebebiyle 3 haftadır pek fazla ilgilenemiyordum, sabırsızlanıyordum bir an önce izlemek için, haklıymışım.
final bölümünden önce 15. bölümden biraz bahsedelim. jack bombayı patlatıp tüm olayların olmasını engellemek istiyordu, karşı çıkan birisi vardı; tabii ki kate. sebebini de açıkca anlayabiliyoruz, çünkü uçak kaza yapmadan los angeles’a inerse, kendisi adam öldürmekten mahkum olacaktı. bunu istemesini tabii ki bekleyemezdik ama jack’e ya biz ne olucaz diye sorduğunda jack’in içinden bi şeylerin koptuğunu gördük ama jack kararlıydı, faraday’in yarım bıraktığı işi yapacaktı.
finale gelirsek, jacob’ın kim olduğunu görüyoruz hemen bölümün başında ve adada ki lostielerle yapmış olduğu temasları görüyoruz flash back halinde. jacob açılışta kıyıda balık yerken bi adam yaklaşıyor yanına biraz konuşuyorlar, tarih oldukça eski olmalı, bir gemi var ufukta; şekline bakılırsa bunun muhtemelen black rock olduğunu söyleyebiliriz belki. hakkında bilgi sahibi olmadığımız bir gemide olabilir, dev heykel tüm heybetiyle orda durduğuna göre kesin olan bir şey var o da çok eski bir zamanda oldukları. neyse arkadaşı jacob’a biliyorsun bir gün seni öldürmek için geleceğim bunu çok istiyorum diyor ve yanıt olarak o gün burada seni bekliyor olacağım yanıtını alıyor.
öte yandan yeni lider locke tüm insanları toplayıp jacob’ı öldürmek üzere yola koyuluyor, burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus var ki; locke ile ben’in arasında ki diyaloglar. locke ben’e “jacobı öldürmelisin, düşün bi sen onun için 30 yıldır burdasın, her şeyi sorgusuz yaptın, ama karşılığında aldığın kanser olmak ve gözlerinin önünde kızının öldürülmesi” oldu diyor. rollerin değiştiğini açıkça görebiliyoruz locke, ben’i ben’in taktiğiyle vuruyor da diyebiliriz, akıl oyunları.
diğer yandan adadan denizaltıyla ayrılmak üzereyken kate geri dönüyor sawyer ve juliet’in yanına. jack’in adadaki herkesi öldürebileceğinden onu durdurmaları gerektiğini söylüyorlar, sawyer oralı olmasa da juliet’in ısrarıyla ekip adaya jack’i durdurmaya dönüyorlar. bombayla beraber kuğunun yolundayken karşılaşıyorlar ve burda büyük bir duygusal patlama başlıyor. aslında neden jack’in bu konuda bu kadar ısrarlı olduğunu görüyoruz, açıkası ben tahmin ediyordum fakat böyle olacağını hiç düşünmemiştim. evet, kate yüzünden. jack’ime bak be aşkı yüzünden tüm adayı yok etmeyi göze alıyor. eğer faraday’in teorisi doğru çıkarsa bu yaşanılanların hepsi aslında yaşanmamış olacak. bu noktada jack’in sawyer’a itirafı iç burkucu; eğer katei hiç tanımazsam onu kaybetmemiş olurum. derken kavgaya tutuşuyorlar, sonra juliet geliyor; karar değiştirmiş jack’e yardım edecek, sawyer çıldırıyo, nasıl çıldırmasın? üsteleyince juilet de itiraf ediyor, “ona bakışıını gördüm, seni tanımazsam kaybetmiş olmam.” ulan ne lostmuş ya neymiş bu böle herkeste birbirini kaybetme korkusu, cesur ve güzele döndürdünüz lan güzelim diziyi:) neyse bu aşk dörtgeni sanırım gelecek sezon son bölümden önce çözülmez.
şimdi gelelim bağlantılara, ilana ve diğer ekibin kargoda buldukları şeyi frank’e gösterdiklerinde frank dumurdan dumura koşuyor, iyi ki sezon finalinde bunu bize de gösterdiler yoksa 3. sezonda jack’in tabutu açıp dumur olmasını ancak tabuttakinin locke olduğunu öğrenmemizin 4. sezon sonunda olması gibi olmadı. neyse bağlantılar demiştik, bölüm başında jacob ve onu bir gün öldürceğini söyleyen adamla tanışmıştık buradan kişisel yorumum şudur, adayı yönlendiren iki büyük güç var bunlar iyilerin tarafı jacob ve kötülerin tarafı black smoke yani ben öyle düşünüyorum. hatırlayın richard locke ne diyordu, sende bi değişiklik var. gerçekten de bi değişiklik vardı lockta. ilana ve arkadaşları kargoyu jacob’ın yaşadığı yere getirince richarda kargonun içindekini gösteriyorlar, evet şok, ölü bir şekilde yatan locke! ee o zaman içeride ki kim diye sorunca, bölüm başında jacoba seni bir gün öldüreceğim diyen adamdan başkası olabilir mi? hatırlayın black smoke, ben’in kızı siluetine de bürünmüştü. peki kim bu adam? ben sanki lostta daha önce de gördüm diye hatırlıyordum, abime felanda sordum bunu görmüştük neydi adı diye ama hatırlamadı, sonra ben hatırladım ki lostta değil, prison breakte carolinein adamlarının başıydı. neyse jacobın ölmesi konusuna gelirsek, neden kendi öldürmedi de ben’e yaptırdı diye düşünebiliriz, herhalde adanın böyle bir kuralı olabilir, ama benim anlamadığım jacob’ın neden buna göz yumduğuydu, sen ki lockea dokunmanla hayata döndürüyorsun, kendini öldürmene neden izin veriyorsun be abicim? neyse bu onun sonucu olamaz eminim 6. sezonda bunların detayını görebileceğiz.
diğer ekibe dönersek artık karar alınmıştır sonuçları ne olursa olsun bomba patlatılacak; burada hoşuma giden bir nokta yakaladım kendimce, kate ile jack arasında geçmiş bir konuşmayı hatırladım, kate jacke “i’ve always been with you” diyerek kalbini almaya çalışırken, jack “no you’re not” cevabını almıştı, orada ki bakışlar insanın içini acıtan cinstendi diyebilirim, burda son anda tekrar aynı diyalog geçiyo, jack benimle misin diye sorunca, kate hep seninleydim der gibi bi bakış atıyor.
e sonuçta ne mi oldu? bomba işe yaramadı, swan çöktü, yani başarısız oldular, juliet metalleri kendine çeken swanda kapalı kaldı, bomba yanı başındaydı, tepkiyle patlatılmaya hazır bombayı patlattı ve LOST.
peki ne olacak seneye? aslında ben final bölümünde dharma ve others arasında ki savaşı izleyeceğimizi düşünüyordum ancak son sezona kaldı. ayrıca bomba patladıktan sonra zaman düzelecek mi? jacob gerçekten ölecek mi? ölürse othersın fake lockea tepkisi ne olacak? artık öyle bi duruma doğru gidiyor ki lost tahmin yapması oldukça zorlaştı. şuna bakın; locke ormanda yaralıyken bir anda richard çıkar ve vurulduğunu biliyordur mermiyi çıkarır locke tekrar ortadan kaybolur. meğer bunu sağlayan geçmişten geleceğe gidip tekrar adaya dönen lockemuş, zaman kaymaları sırasında kendisine adaya nasıl döneceğini kendisi söyletmiş, zaten richard’ın locke’un vurulduğumu nerden biliyorsun sorusuna, sen söyledin; hayır söylemedim cevabına, o zaman emin ol söyleceksin demesi bunların göstergesi, olayları öyle bir karıştırdılar ki merakla bekliyorum sonucunu. bitirmeden, bölümlerdir karşımıza çıkmayan rose&bernard ikilisini gördük, bernard sakal bırakmış, sakin bi hayat sürüyorlar rose ile, vurguladıkları şey de, barış içinde yaşayın. çok tanıdık değil mi? neyse 6. ve son sezon için maalsef daha beklememiz gereken 10 ay var, evet 2010 martında görüşmek üzere…
bir de tahminde bulunmadan edemiyorum kendimi ne olacak dizinin finalinde diye, aklımdan sonuçta her şey düzelecek uçak los angeles’a inecek gibi geliyor. butterfly effect’in sonunu hatırlayın, tamamen ayrı yetişmiş olan evan ve kayleigh 20 yıl sonra manhattanda karşılaşırlar, herşey yolunda hiç bir kötülük yoktur, bir an dururlar ve sonra birbirlerini tanımadan yola devam ederler. şimdi böyle bi son düşünüyorum, jack bavulunu bekliyor, yanından kelepçeli kate geçiyor, 1-2 saniye göz göze geliyorlar, daha sonra jack bavulunu alıp gidiyor. ama bu da çok klasik bi son olmuş olacak değil mi? lost şimdiye kadar hep bize beklenilmeyeni sundu şimdi de böyle bir şey yapmalı. tamam mesala uçak hiç düşmedi diyelim o zaman ne olacak benim desmondumla pennynin hali? uçak düşmezse locke hatchi bulmayacak ve desmond çürüyüp gidecek mi? ya juliet? bilemiyorum ya ne olabilir ki? neyse bekleyelim ve görelim, bekleyelinmde daha 10 ay var anasını satim ya…
prison break kaldığı yerden
evet farkındayım buraya eskisi kadar vakit ayıramıyorum, halbu ki yazacak ne çok şey var değil mi? vaktim yok belki dicem ama, ondan bol bi şey yok hayatımda, neyse hayatta bunlar var. zaten farkındayım okur kitlemin -ki öyle bir kitle olup olmadığı soru işareti- azaldığının neyse yahu muhim değil, insanlar kendileri pişirip kendileri yiyebiliyorsa o halde bende kendim yazıp kendim okuyabilirim değil mi? boşver ya konuya odaklanalım biz.
evet 8 hafta mı olmuştu ara vereli prison break? evet 8 diye hatırlıyorum fakat bana çok daha uzun gibi geldi sanki, herhalde tam adrenalinin ortasında ara vermelerinden kaynaklanıyor. eğer herhangi bir değişiklik olmadıysa 6 bölüm sonra bitecek zaten. bence pasif geçen 3. sezondan sonra 4. sezon tam gaz başlamıştı, muhtemelen dizinin bu sezon sona erecek olması 3. sezonla başlayan azalan rating değerleri, 4. sezonla yükseldiyse de ilk iki sezon kadar tavan yapmayınca yapımcılar bu kararı almış. evet prison break 17. bölümüyle bu hafta geri döndü. zaten ancak dün izleyebildim, malum elektrikler yoktu!
kısaca ilk 16 bölümde akılda kalanları irdeleyelim. sezon başında iç güvenlikten don self, kaçaklarımıza hayatlarını yeniden kazanmaları için scylla denen cihazı companyden ele geçirmelerini istiyordu, önce tek kart zannedilen scyllaya daha sonra 6 kart ile ulaşıldığı anlaşıldı bölümler geçtikçe. ve scyllanın sanılanın aksine devlete karşı olan tüm abzurdlerin listesi olmadığı anlaşıldı. companynin nasıl bir şirket olduğu, scyllanın nasıl ele geçirilebileceği işlendi. micheal bir yandan hastalığını diğer yandan dehasını izledik. brad abimizin aslında ne kadar delikanlı olduğunu öğrendik. mahone öcünü alırken hiç acımadık o aygıra, az bile itoğluna. t-bag’in diğer yüzünü gördük… her şey sona erdi derken don self’in ibneliği her şeyi bok etti başa döndürdü dedik. bu sefer olay dolandırılanların self’ten öclerini almaya dönüyordu ki, self de kaptırdı scyllayı. kaderin cilvesine bakın ki scyllasını geri isteyen company self ve kazıklanan ekibi scyllayı geri almaları için aynı ekipte buluşturdu. tabi aşıkları da izlemeyi ihmal etmedik, sarah ile micheal bi türlü istedikleri tekne yolculuğuna çıkamıyorlar, halbu ki ne kadar yaklaşmışlardı değil mi? her şey birbirine girdi derken ortaya michael ve burrowsun öldü sanılan annesi çıktı companynin bir ajanı olarak her şey boka sardı ve ara verdi dizi. evet bu kısır paragrafla geride kalan 16 bölümü tamamen özetlememiz imkansız ama genel olarak böyle geçti.
evet gelelim 8 haftalık aradan sonra ki 17. bölüme; michealın annesi dedik, anası meğer yaşıyormuş ve company ajanıymış hatta ve dahası scyllayı bunlardan çalan onun ekibiymiş. ama generale yapılan suikast sonucu dikkatleri üzerine çekti. ayrıca kardeşinin ameliyatı karşılığında scyllayı geri getirmek için company ile anlaşan burrows, micheal’ın companynin elinden kaçmasıyla iyice isyan etti. unutmadan ekleyelim micheal’in beyin ameliyatını company yapmıştı. ileride ki bölümlerde burrows ile michael karşı karşıya gelebilir. diğer grupta scylla ile ilgili gelişmeler kaydedemeyince company tarafından sevdikleriyle tehdit edilince ipler iyice gerildi. diğer yandan annesiyle buluşan burrows ekipten 2 gün süre istedi, annesinin scyllaya sahip olduğunu ve companynin başına geçeceğini söyledi. tabi bu grupta inandırıcı bir etki bırakmadı. annesi burrowsa bir daha görüşemeyiz dediyse de burrows bir kez daha annesini görmeye gitti. -bu ne ya o kadar ara ver, atraksiyonlu bölümler çek sonra geri döndüğün bölüme bak neredeyse uykum gelecekti. hatta belki de ilk defa kaç dakika kalmış diye süreye baktım. gerçektende öyleydi ama sıradan bir bölüm gibi geçti diğer 16 bölüme bakınca hatta ve dahası 4. sezonun en silik bölümüydü diyebilirim. aslında diyemem çünkü bombayı her zaman ki gibi sona saklamış ibneler olana bakın siz.- fakat bağlantılarının ortaya çıkmasını istemeyen annesi burrowsu öldürün talimatı verdi. ulan yapılacak bu mu kadın! sen o kadar çocuklarından uzaklaş uzakta ki yalnız kadını oyna, bunu onlar için yaptığını anlatmaya çalış, sonra da adamlarına indirin de. anlamak güç ve zor bakalım gelecek bölümde namlunun ucunda ki burrowsun kaderi nolacak.
lost sezon 5 bölüm 10-11
5. sezonun başlamasıyla iyice hızlanan lost, son bölümlerinde iyice hızı arttırmış gidiyordu ki 11. bölümüyle (whatever happened, happened) diğer bölümlere nazaran frene basıp biraz daha eski bölümlerde ki gedikleri kapattı. öyle olması da kötü olmadı aslında. çünkü 10. bölümümde ki gidip 200 km ile viraja girip uçuruma yuvarlacakken bitirirsen bölümü ve 11. bölümde uçurumdan düşersen olmazdı, nitekim olmadı da. 5×10, 7, 8 ve 9. bölümde iyice yükselen adrenali bir üst seviyeye taşımıştı. ee o zaman 10. ve 11. bölüme biraz göz atalımda zaman geçsin. bolca spoylır, hatta tamamen spoylır içerir, izlemeyenler uzak dursun sonra ki paragraflardan.
10. bölümün final sahnesinde ufak ben’in sayid tarafından yere yığıldığını izlemiştik. hemen aklımıza ben ölecek mi soruları geldi? eğer ölürse gelecekte ki olaylar nasıl cerayan edecekti? yaptığı sadistliklerin sebebi acaba ölmeyip psikopatlaşmasımıydı? vb benzer sorularla kafayı yiyererek geçirdik bir koca haftayı. birde 10. bölümle beraber geri dönen 6’lının adaya kendilerince dönüş sebeplerini izlemeye başladık, 10. bölümü sayid’in gözünden izlediğimiz için sayid’in adaya dönüş sebebinin ufak ben’i ortadan kaldırması olarak görüyoruz. hemen belirtmekte fayda var sayid bunu adaya geldikten sonra farkediyor. bu arada birbiriyle o kadar bağlantılı şeyler var ki nedense yazmakta zorlanıyorum. evet tekrar ben’in vurulmasına gelelim o halde. evet vuruldu ben, ama ölmedi bir şekilde, zaten ölmesi de lost’un büyük yara almasına sebep olurdu (sayid tüüü senin sıfatına lan bi bebeyi öldüremedin, delikanlı diilsin olm). ben’in gelecekte ki sadist haline sayid’in sebep olduğunu düşündük 11. bölümü izlemeden. çünkü ben çok güvendiği birisi tarafından ihanete düşürülüp vuruluyordu, bundan sonra kendinden başkasına güvenmeyen ve insanları gözünü kırpmadan öldüren ben için bu senaryo aslında çok da mantıklı gözüküyordu. diyorduk ama bazı tutarsızlıklar vardı. kendisini vuran sayid’i ben, gelecekte neden tanımamıştı?
evet zurnanın son deliği geliyor şimdi, 11. bölümde kate ve sawyer ölmek üzere olan ben’i otherslara götürürler ve son çare richard’a ona yardım edip edemeyeceklerini sorarlar. şimdi richard’ın büyülü sözlerine bakınca olayı gayet iyi anlıyoruz, neden sayid’i hatırlamadı? neden bir sadiste dönüştü vs. richard abimiz diyor ki, onu alırım ve iyileştiririm fakat vurulduğunu hatırlamayacak ve kendini her zaman bizden biriymiş gibi hissedecek (ibne senaristler sizi ayıp lan!) buradan anlıyoruz ki richard’ın yaptırdığı tedavi (henüz ne olduğunu bilmiyoruz) gelecekte ki ben’i doğuruyor. hem sayid’i hatırlamaması ve sadist birisine dönmesini açıklıyor, çünkü ben ondan sonra dharma üyesi değil, others! bu arada kankam richard’ı uyarıyor bi eleman ellie ve charles’a sormadan alma diye, charles muhtemelen charles widmore o zaman ki liderleri hatırlayın widmore ile locke’un konuşmasını widmore locke’a eskiden liderin kendisi olduğunu söylemişti. elli ise faraday’in annesi, yani gelecekte onları geçmişe yollamak için binmeleri gereken uçağı söyleyen kişi, of lan ne karışık ve güzel. richard abimiz tabi adamı umursamıyor. richard’a hayran olmamak elde değil, adam ne yaşlanıyor ne bişe, 50 yıl önce de 50 yıl sonra da aynı, bende senin gibi olucam richard abi!
evet ben olayını kapatıp iki bölümde olanlara devam edelim. jack-kate-sawyer 3lü aşk üçgeninde hatta buna juliet’i de ekleyip dörtgeninde desek doğru olur, yeni gelişmeler ve hayal kırıklıkları var.
jack ufak ben’i iyileştirmeyi reddettikten sonra kate’den iyi bir fırça yiyor. kate jack’e biliyor musun, yeni halini hiç sevmiyorum, eski halini severdim diyor. işte fırtınanın koptuğu an, jack buruk, acı çeker vaziyette; hayır kate, eski halimi de sevmezdin diyince bi üzülüyo, büzülüyo. zaten eski flörtü de sawyer’la yaşıyo, jackle iki kadeh içip dertleşesim geldi lan, hatch’den de dharma birası alır sabah kadar içerdik, ama olmadı.
yine adaya dönmelerinin sebepleri olduğundan ve herkesin adaya gelmesinin sebebini öğrenmeye başladığından bahsetmiştik. jack’te bundan bahsediyor ve adaya dönmemin bir sebebi var ve bunu henüz bilmiyorum. yine aynı bölümde kate’in bunu adaya dönmeden anladığını ve o yüzden adaya döndüğünü öğreniyoruz (claire’i bulmak, aaron’ı zaten claire’ın annesine bırakmıştı).
başka noluyodu ki unuttum bak? dur bir iki yorum yapalım bari. sayid’in beni vurması meselesi; anladık ki ben others tarafından tedavi edildiği için ileride sadistçe işler yapacak, yani onlardan biri olup dharma’yı katledecekler. o zaman burdan şunu anlıyoruz ki, bunun sebebi tamamen sayid. sayid ben’i öldürerek bu katliamın önüne geçmek istedi belki ama buna kendi sebep oldu, eğer ben’i vurmasa ben others tarafından iyileştirilmeyip, onlardan biri olmayacaktı. ama diğer yandan da faraday’in teorisine göre gelecekte herhangi bir değişikliğe yol açamazsınız. bu bağlamda sayid onu vurmasa ben yine bi ibnelik yapıp others’a katılacaktı. keza 3 yıl önce ormanda richard’a bunu söylemişti, richard ona beklemesi gerektiğini söylemişti. bir nevi kelebek etkisi diyebiliriz. geçmişe dönüp bir şeyin olmasın engellersek o şey farklı bir zamanda farklı bir şekilde tekrar olacaktır. bunun için asthon catcher’ın oynadığı harika film butterfly effect izlenebilir. hatta bunun daha sonra devamını filmlerini çektiler fakat ilki yanında iki filmde sönük kaldı.
hani locke nerde iki bölümdür ortalarda gözükmüyor derken, 11. bölümün final sahnesinde, ben’in baş ucunda çıktı karşımıza. kendisini öldüren ben’e yaşayanlar yurduna hoşgeldin diyerek afallamasına yol açtı. 12. bölümü merakla bekliyoruz.
