30 Aug
2013
Kategori: hayat    |    Saat: 21:36
Yazar:     |    Comments Off on nezaketsiz ve kaba insanların şehri

nezaketsiz ve kaba insanların şehri

bir şehri güzel yapan şey binalardan fazlası olmalı. benim için de öyle sanıyorum. o şehri güzel yapan şey kendisi değil, size hissettirdikleridir, esasında bunu sağlayan da insanlardır. her şeyin ötesinde sıradan bir insan olan ben, böyle düşünüyorum.

şehir size bir şeyler vaad etmeli mutlaka, ulaşımın rahat olması bir araç olabilir mesela, parklar, bahçeler ve dahası. ama tek başına yeterli değil, eksik bir şeyler yok mu sizce de?

sakin bir pazar sabahı, erken saatler. yürüyüşe çıktığınızda beklentiniz ne olabilir? temiz bir doğa, etrafa baktığınızda göze çarpan yeşillikler oldukça iyi olurdu evet, ama insan görmek istiyor etrafında, özellikle birbirine tahammül edebilen. pazar sabahın köründe neden bu insanlar bu kadar sinirli? küçük bir trafik sıkışıklığından 25 otomobil, otobüs aynı anda kornaya nasıl basabilir. o pazar sabahını nasıl kirlettiklerine bakar mısın? buna ne hakları var, işin garibi onların haklılığının sorgulanamaması bir yana bunu dile getirmek bile sizi linç kültürlerine dahil etmeleri için yetiyor. sessizlik ve saygı, ne kadar büyük bir erdem halbuki. insanlar nasıl bu kadar nezaketsiz olabiliyor anlamıyorum.

erkek ve kadın ilişkileri her zaman ilgimi çekmiştir. çiftleri gördüğüm zaman gözlemlemeyi çok severim. ama insanın sevdiği birisine sokak ortasında küfretmesini asla anlayamam. sevdiğin birisini geçiyorum da insan olan insana böyle bir şey yapamaz. nasıl da ürkek ve korkmuştu. ben de en az sizin kadar suçluyum, tanık oldum ama müdahale edemedim. ama en azından bunun utancını taşıyorum. kendimi düşünüyorum da, elini tutmaya kıyamayacağım insana nasıl bağırırım, küfrederim, onu dövmekle tehdit ederim. düşünmesi bile içimi ürpertiyor. benim canımı sıkan ise, polisin buna şahit olup müdahale etmemesi, belki benim bir yaptırım gücüm olamaz ama ya polisin öyle mi? iş doğayı korumak olunca göstericilere müdahalede görevini “çok iyi” yapan polis, sokak ortasındaki “insanlık suçuna” nasıl müdahale etmez ki, başkası adına utanmak diye bir şey vardı ve ben onu hissettim.

benim canımı sıkan şey ise, herkesin meşgul olması. bu şehirde herkes meşgul, bir yerlere yetişmek zorundalar. etrafa bakmaya vakitleri yok. her şey vakit kaybı. sokakta size çarpmaları normal bir davranış, trafikte yayalara yol veren şoförlere diğerleri tehdit ediyor. işin kötüsü insan kanıksamamaya başlıyor bir süre. asıl tehlikeli olan ise onlardan biri haline dönmek. bir gün sokakta yürürken birisine çarptığımda umursamadan yoluma devam etmekten korkuyorum, araba sürerken yayaların üzerine gidecek miyim günün birinde diye tedirgin oluyorum.

sohbet etmeye vakitleri olduğunu da düşünmüyorum, eğer onlar için bir çıkar sağlamıyorsanız. bundan kötü bir şey olabilir mi, düşünsene karşındakini sevmiyorsun ama olası bir çıkar için ona katlanmak zorundasın, allahım sanırım cehennem azabı böyle bir şey olmalı. onu seviyor gibi yapmak, ona arkadaşınmış gibi davranmak. düşünmesi bile zor. insanlar artık birbirinin hatrını sormuyor, twitterdan mention atıyor en çok. tükeniyoruz, belki çoktan tükendik. geri dönülmesi artık neredeyse imkansız gibi. yani ne sohbet etmeye vakitleri, ne de niyetleri var. ola ki sohbet etmeye kalktınız muhabbet asla güzel şeyler hakkında değil. kadın, hırs, para, güç. tek dertleri ve hedefleri bu. yetinmek asla yok, hep daha fazla, hep daha, daha…

işin garibi, bir güruh için normal olan bu. yani hiç rahatsız olmadan böyle yaşayabiliyorlar. tuhaf olanı, bir süre sonra sizi yadırgamaya başlıyorlar, kendileri gibi olanlarla, ya da başka bir ifadeyle “birbirine ihtiyacı olanlarla” yaptıkları birliklerle dışlanan siz olmaya başlıyorsunuz. ama bunun için üzülmeye gerek yok bence, bir insanın başına gelebilecek en iyi şey onlar tarafından dışlanmak. zira size de yakınmış gibi davranmaya kalksalar olabilecekleri düşünmüyorum. ama bir raddeden sonra acaba sorun bende mi diye düşünmeye başlayabilirsiniz, aman bunu yapmayın. size ihtiyacımız var, lütfen.

ben kolay arkadaş edinen biri değilimdir, en son ne zaman yeni arkadaş edindim bilmiyorum, belki ihtiyacım yoktur, az ve öz olması beni mutlu etmeye yetiyor. hali hazırda zaten arkadaşlarımı yeteri kadar sevemiyorken, sevgimi verebileceğimden fazla arkadaş beni değiştirebilir. değiştirmesin. ama arkadaşlarımı severim, iyidirler. keskin çizgilerim olmamakla beraber bir insanda olması gereken birkaç şey var. bunlar tabii ki de ortak paydada buluşmak adına “minimum insanlık, minimum dürüstlük, minimum ahlak” ve uzayan bir liste. sahi, öyle değil mi. ama ben çoğunlukla anlayamıyorum, rahatsız oluyorum. kadınların erkekler halinden bir hedef/amaç haline getirilmesi midemi bulandırıyor. iki dakika önce yüzüne güldüğün insanın arkasından sallanması canımı sıkıyor. bunu dile getirince etrafta üzerime çevrilen anlamsız gözler görüyorum. sanki anormal bir şey söylemişim gibi, neyseki hayatımda yer bulmayan bu insanlar çok az, ama az olsalar da can sıkıyorlar.

bu demek oluyor ki, şehir büyüdükçe insanlar da davranışlar da değişiyor. başka bir açıklaması olamaz. yoksa bu kadar nezaketsiz, kaba ve ahlaksız insan aynı şehirde olamaz. bazen düşünüyorum da, herhalde tüm bu insanları bir şehre koymuşlar adına da istanbul demişler. tek mantıklı açıklama bu.

Yoruma kapalı.