sıradan bir gün
bir koşuşturmaca süre gitsin, insanlar ne yaptığının ya farkında değil, ya da herkes delirmiş durumda. kendimi ayırdığım felan yok. ben de en gerizekalılardan olmak üzere dahilim belki bu duruma. ama en azından bu yüzden acı çekiyorum diyerek kendimi ayırma cürretini gösterebilirim.
bugün maçka parkından dolmabahçe’ye doğru yürüdüm de, aklımdan neler geçmedi ki. neyi özlediğimi, neyin eksik olduğunu hatırladım sanki. hep ertelenen mi yoksa hiç ulaşılamayan mı bilmiyorum. en son ne zaman diye başlayan cümleleri sevmiyorum, bir şeyleri ertelemeyi, bir şeylere ulaşamamanın bahanesi olarak ortaya çıkıyor. halbuki çaresi o kadar kolay ki. sadece dışarı çıkmak.
park diyordum, çimler, ağaçlar içinde. çimlere basmayınız yazısı olmayan, cumartesi sabahının güzelliğiyle parıldıyor. insanlar, aileler, sevgililer, çocuklar, herkes orada neredeyse. gölgeyi bulan piknik bezini sermiş, kimisi kahvaltı yaparken kimisi de huzurun tadını çıkarıyor.
inanın kıskanmamak mümkün değil. 21. yüzyıl insanının sorunu bu bence. o kadar soyut yaşıyoruz ki, o kadar gereksiz stresle yüklüyoruz ki bünyemizi, sonra yaşamaya ne kalırsa o işte. o kadar.
oradaki insanları görünce lisede edebiyat dersinde yazdığım bir deneme geldi aklıma, birkaç satır sadece. dost dediğin koca bir çınar olmalı, kimi zaman gölgesinde dinlenmeli, kimi zaman da gövdesine yaslanabilmelisin. ve sormadan dinlemeli, söylemeden anlamalı. bir hayat arkadaşının tasviri midir acaba bu, yoksa her zaman yanında istediğin bir dostun mu bilmiyorum.
sanırım özlüyorum ben, özlemek dedim de, nasıl da yarım bırakmışım o başlığı. öylesine üzgün duruyor ki, editlemeye cesaret edemedim. belki de yazacaklarımdan korktum. bıraktım öylece.
sıradan bir günü evet, en son ne zaman çimlerde çıplak ayak yürüdüm. bir ağacın gövdesine yaslandım ve gökyüzüne baktım. gerçekten ne zaman. sırt üstü yatıp gökyüzündeki bulutlardan şekil yapmayı özledim. sakin bir hayat, huzurlu olsun sadece.
benim tek bir hayalim var, o da sıradan bir gün geçirebilmek. stressiz bir sabahta sevdiğim insan ile ya da birkaç iyi dostla beraber, cep telefonlarını ve tüm saçma elektronik aletleri geride bırakarak. ve bisiklet olsun içinde, lütfen. artık bunu dile getirmeye bile utanıyorum. evet bisikletler, sizi çok seviyorum. yarın iş mi var kaygısı gütmeden, sıradan mutlu bir gün, belki bir kır kahvaltısı, ya da deniz kenarı. sıcacık simitler, çeşit çeşit peynirler ve taze sebzelerle.
anlatmak istediğim tamamen kendimize ayrılmış bir gün aslında. sabahından akşamına kadar. gün boyu gülerek, mutlu olarak. her türlü şaklabanlığın bile sevecen kabul edildiği. saçma sapan sırıtarak. birbirlerini ne kadar çok sevdiklerini söyleyerek geçen.
saçmalığa bak, ne kadar güzel olmaz mı.
sanırım bu, sıradan bir güne ihtiyacım var sadece. hatta sıradan günlere.
herkese sıradan günler diliyorum. bunun ayrıcalığını hali hazırda yaşayanlara ise kendilerini kıskandığımı söylemeliyim. üzgünüm.
benimse tek hayalim seninle sıradan bir gün geçirebilmekti. sadece bir gün.

muhteşem bir yazı, ellerine sağlık. Ben de çok kıskandım şu anda tüm gününü “sıradan bir gün” olarak geçirenleri, söylemeden edemedim…
Bazen senin bu yazdıkların kalbimi agritiyor..seni seviyorum küçük kardeş ve cok iyi
olmani istiyorum..Evet istiyorum!
yasemin aramıza hoşgeldin:) meral sen bana neler getirdin onlardan haber ver:) heeh.
Magnet pehehh :))