kader şans tesadüf ve dahası
bak ne anlatıcam. kelimesi kelimesine ibretlik ve gerçek. şu saatten sonra vay efendim şans diye bir şey yokmuş, kader de neymiş, tesadüf olmazmış felan demeyin. kalbinizi kırarım bak. nasıl yok, bal gibi var işte.
gün öğleden sonra başlıyor. hedef bakırköy’e gidip askerlik durum belgesi almak. teyzemlerin bahçelievlerdeki evinden çıkıyorum. hava güneşli, daha şimdiden terlemişim.
300-400 metre yürüdükten sonra kimliğimi yanıma almadığım farkettim. o sıcakta kendime küfrede küfrede geri döndüm. 2. kata çıkmaya üşendim ve arasına nüfus cüzdanımı koyduğum küçük defterimi istedim teyzemde. teyzem de kemal sunal filmlerinde hatırladığımız poşete ip bağlayarak sepet görünümüne büründürülen mekanizma ile aşağı indirdi. aldım ve bakırköye gittim.
askerlik şubesini buldum, işlemlerimi yaptım. çıkıyordum. demirparmaklıklardan çıkarken şişko görevli “o ne” dedim. dedim ne olacak, defter işte. “ne güzelmiş” dedi. ibne. gözlerine sıçtığım. iste verelim lan, ne kıskanıyosun. hey allam. o an kıskanma ve nazar mekanizması devreye giriyor. o günü ölmeden tamamlamak mucize artık. hadi ben neyse de güzel abi ve ablalarımızın durumu çok kötü lan, şimdi anlıyorum. düşünsene sokaktaki herkes sana bakıyor ve kıskanıyor resmen. kem gözlü piçler.
neyse oradan kendimi capacitye attım hemen. ne yaptığımı tam hatırlamıyorum. teknosadan bir şeyler aldım. sonra yukarı çıktım. yemek yedim. öncesinde de migrosa girip belgem için dosya bakmıştım, bulamadım. sonra çıktım dolaştım biraz. dosya aradım. yer altındaki bir yerde buldum, 10 kuruştu sadece! günlerdir tek sayfa fotokopiye 50kuruş vermekten gına gelmişti. resmen keyfim yerine geldi.
bi şey diyim mi, sanırım yemeği dosyayı aldıktan sonra yemiştim. yani capacitye tekrar döndüm demek oluyor bu. sonra da dolmuşa bindim ve bahçelievlere döndüm. eve gitmeden internet cafeye uğradım. 2.5 lira ödemiştim. demek ki iki saat kadar oturmuşum. kesin soda da içmişimdir. saat 21.12 felandı herhalde, cafeden çıktım. teknosadan aldığım çantanın içine bakıyorum. turkuaz renk mini defterim yok, ulan kimliğim içinde!!111!! bi daha bakıyorum ama küçücük zaten torba. ne torbası be, poşet bildiğin. yok işte.
burada uzun bir küfür var. kendime, hayata, talihsizliğime. ve aziz yıldırıma dair.
eve dönerken düşünüyorum. kimliğimi kaybettim, hükümsüzdür. ilanı nasıl verilir, yeni kimlik nasıl çıkarılır. sonra aklıma geliyo ki, burası istanbul. harbi istanbul ama. kesin bir uyuşturucu baronu bulacak ve beni de içeri atacaklar. hemen karakola mı gitmeliyim, yoksa geri dönüp aramalıyım. şans bu ki, piç samsung telefonumun şarjı yine bitik. var ya onu duvara atmayı o kadar istiyorum ki. anlatamam. bugün vodafone ile ilişiğimi kestim. samsungtan kurtulacağım günü iple çekiyorum.
neyse eve gideyim, telefonu şarj edeyim. önce bakırköye, bulamazsam karakola gidiyorum. herhalde yemek yerken unuttum. kesin bulmuşlardır. capacity kapanmadan gitsem iyi olacak. eve gidiyorum. telefonu şarja koyuyorum ama 10 dakika yüzde birde duruyo piç.
teyzemden bi telefon alıyorum. kendime küfrede küfrede dolmuşa binmeye gidiyorum. derken hayatım boyunca yapmadığım bir şeyi yapıyorum. anneme haber veriyorum. avrupayı dolaşıp onlara söylemeyen ben, hayatıma dair bir şeyler paylaşıyorum. anne selam, ben malım. yine bir şeylerimi kaybettim. sahi size cüzdanlarımı kaybettiğim anılarımı anlattım mı? kesin anlatmışımdır. girin bulun bir yerlerden. artık banka çalışanıyla aramızda şöyle bir diyalog oluyordu. “selçuk bey yine cüzdanınızı kaybetmişsiniz, gidin alın.”
sonra dolmuşa bineceğim yere geldim. ulan tam geçerken yeşil yandı geçemedim. zaten 20 dk kalmış avmnin kapanmasına. nereden çıktı bu.
derken, sabah bindiğim dolmuşu gördüm, yani 3-4 saat öncesinde. göz göze geldik. bi el attım. durdu. bakıştık, yeşil çam filmlerindeki gibiydi. tek eksiğimiz yağmurdu. dedim abi ben malım, acaba mavi bir defter bulmuş olabilir misin, derken tebessümle uzattı bana defterimi! haha bu nedir ya. resmen ordaymış ve aldım eve döndüm. kaybettiğimi farkettikten sonra bulmam 15 dakikamı felan alıyor. şimdi bunu nasıl açıklayalım. şans, tesadüf, kader. bilmem ne. bunlara inanmayanlar için olasılık hesabı yapalım.
şimdi ben bulunduğum yere 3. saniye önce ya da sonra gelsem dolmuşla karşılama oranım sıfır olacaktı.
eğer direk karakola gitsem,
eve gittikten sonra karakola gitsem,
evde telefonu şarj olmasını beklesem,
ya da hiç beklemesem,
eve gidince su içmesem,
ya da 3 bardak su içsem,
giderken yolda orospu çocuğu arabanın biri bana yol verse,
ya da bilmem ne de bilmem ne.
orada onunla karşılamamız mümkün olmayacaktı.
ha derseniz hay gerizekalı, ne anlatıyosun. altı üstü bir defter. hadi sevdicek felan olsa, neyse de. o da doğru bak. ne bileyim.
ama şans mı bu tesadüf mü yoksa sınav mı bilemedim.
ama sanırım o gün şansım yaver gitti. bu şansın yaver gitti cümlesini de hep kullanmak istemişimdir, bir hayalimiz daha gerçekleşti, kaldı bir tane…
ahaha ustaca güldürürken düşündürmeyi başardım bak. bir hayal mi? o da ne ola ki?
Yoruma kapalı.
