the hobbit: an unexpected journey
ne zamandır bir film hakkında yazmıyormuşum. buyrun hobbit karşınızda.
film teknik açılardan kusursuz gibi. gerçi orasını eleştirmek bana düşmez, ilk başlarda orta dünya’ya 3d’yi yakıştıramayacağımı düşünmüştüm ama oldukça iyi olmuş. oyunculuklarda hiç eksiklik hissetmedim. zaten yeni zellanda tek başına başrol oyuncusu olsa bile tatmin etmeye yeter. senaryonun da iyi olduğunu düşünüyorum. üç kitaba bölmek kitabı neredeyse aynen aktarmak olarak geri dönmüş ki en çok tatmin olduğum bu nokta oldu. zira yüzüklerin efendisi’nde en büyük eleştirilerim kitaba sadık kalınmamasıydı. peter jackson belki onu zorunluluktan yapmıştı ama rüştünü ıspat ettikten sonra yapımcılığı da üstlenerek bu sefer hatasını düzeltti. unutmayalım ki peter jackson başlı başına büyük bir tolkien hayranı, dolayısıyla ona güvenim tam(dı). şu filmi del toro’nun çektiğini hayal bile edemiyorum.
müzikler harikaydı zaten ona diyecek sözüm yok, howard shore zaten bu işin piri olduğunu çoktan kanıtlamıştı. atmosferi çok güzel yansıtıyor. theme müziğini de çok beğendim.
film kesinlikle tatmin edecektir. zaten bir tolkienseverin filmi beğenmeyeceğini düşünmüyorum. orta dünya’ya tekrar geri dönmek bile başlı başına bir armağan, eski dostlarımı görmüş gibi sevindim. aslında durağan gibi gözüküyor ama ben katılmıyorum, aksine tempo hiç düşmüyor, bir olaydan diğerine, geçişler hızlı ve hissettirmiyor, o yorgunluk hissi durgunluktan değil aslında. biraz daha istiyor insan.
buradan itibaren spoiler şeysi koyayım da rahatça içimi dökeyim. filme/kitaba dair naciazane tespitler yapayım.
— spoiler —
filme frodo’nun eklenmesi holywoodçulukla suçlanmıştı ama bence gayet tatlı bir geçiş olmuş. film yüzüklerin efendisinin(extended) başlangıcıyla başlıyor aslında, frodo’yu görmek hiç rahatsız etmedi. hikayaye giriş için oldukça iyi olmuş.
erebor’un gelişiminin izlemek harikaydı, o ihtişamı, sonrasındaki yıkımı ve hüznü hissettirdiler. kitabın çoğu konuda detaylı olmadığını, bazen birkaç cümle ve paragraf ile konuların geçtiğini biliyoruz. bunun sebebi de profesör tolkien’in bu kitabı çocuklar için kaleme alması belki. dolayısıyla tolkien’in diğer eserlerinden notlarla filmin içeriğinin zenginleştirilmesi harika olmuş bence.
erebor’u açılışta gördükten sonra, balin’in ağzından thorin’in ve moria’nın hikayesini de dinliyoruz. hikayeyi balin’den dinlemenin bir anektodu da moria’ya duyduğu özlem aslında, daha sonra moria’yı fethedicek ama daha sonra da düşecek. yüzüklerin efendisi’nden balin’in mezarını hatırlıyoruz zaten.
yine hakkında çok az bilgi bulunan gandalf’ın kuzeni -gerçi filmde bahsetmedi bu durumdan- radagastı görmek çok iyi oldu. necromancer’ın -yani sauron- gücünü tekrar topladığını, nazgullerin ortaya çıkışına tanık olduk, daha ne!
bununla beraber senaryo kitapla birebir aynı neredeyse, herhalde en memnun edici gelişme budur. ekseriyetle bahsettiğimiz üzere yüzüklerin efendisi’nde düşülen hataya düşülmemiş. hikayeler birebir aynı sadece olayların gelişim aşamasında birkaç değişiklik var.
önemli değil ama gözüme çarpan bir kaçı;
kitapta; bilbo sabah uyandığında gitmeyeceğini düşünerek seviniyor, ancak gandalf gelip onu ikna ediyor, bıraktıkları notu okuyor. filmde; not değil sözleşme var sadece, gandalf ekiple beraber, bilbo onlara katılmaya kendi varar veriyor.
kitapta; troll sahnesinde cüceler teker teker torbalarla yakalanıyor. filmde troller bilbo’yu parçalamakla tehdit ettileri için teslim oluyorlar.
kitapta; kili, bilbo’yu taşırken sırtından düşerek kaybediyor, ve bilbo yüzüğü karanlıkta el yordamıyla tesadüf eseri buluyor, gollum’un düşürdüğünü görmüyor. filmde bilbo goblinlerden başta sıvışıyor ve yüzüğü bilinçli alıyor. devamında düğmelerin kopuşu ve kaçış sahnesi vs.
kitapta; grup ağaçtayken kartallar sesleri duyarak yardıma geliyor, thorin’in meydan okuma sahnesi yok.
gibi gibi, fazla büyütülmemesi gereken ve sırıtmayan birkaç detay o kadar.
film hırsızlık üzerine kurulduğu için eleştiriliyordu, aslında tam olarak öyle değil. bilbo’nun içinde cücelerin yurtlarına kavuşturma arzusu var. shire’ı düşünüp ya aynı şeyler benim yurdumun başına gelirse diye ürküyor. (kitapta var) filmde de bilbo’nun altından ziyade başka şeyleri amaçladığı gayet iyi şekilde verilmiş.
bu arada ayrık vadide kurulan divan çok iyi düşünülmüş, o dört kadim varlığı bir arada görmek bile heyecan vericiydi. hele zerafet kraliçesi ve zariflikten ölmek üzere olan galadriel’e ne demeli? eyvah eyvah.
bu arada extended çıkıp çıkmayacağını 2015’ten önce öğrenemeyecek olsak da bazı yerlerdeki atlamaların extended’a işaret ettiğini söyleyebilirim. mesela radagast sahnelerinde ve bilbo’nun yüzüğü taktıktan sonraki süreci için ek çekimler yapılmış olabilir. gerçi bu haliyle bile bütünlük açısından yüzüklerin efendisinden oldukça önde, tabii ki bunun ana nedeni tek kitabın üç filme bölünmüş olması.
şimdilik böyle. 2. ya da 3. izleyişten sonra daha sağlıklı şeyler söylenebilir belki.
hah unutmadan, smaug tabii ki! ucundan, ucundan gördük ama, devam filmleri felaket olacak. o göz nedir ya öyle?
az kalsın unutuyordum bak, yahu şu savaşan ulu kaya adamlardan haberim yok benim. cüceler efsaneler doğruymuş dedi ama ben hatırlamıyorum diğer eserlerde de… bilen eden varsa bana hikayelerini şey edebilir mi?
— spoiler —
ve son olarak tabii ki de, tanrı yeni zellanda’yı korusun!
teşekkürler profesör tolkien, bize böyle bir kitabı miras bıraktığın ve onu okuma ayrıcalığını yaşattığın için. burada kişisel bir teşekkür de 6:45’e gitsin. romanı türkçe’ye kazandırdıkları için. ve mitos’a tabii ki.
ve teşekkürler peter jackson, 1996 yılında yüzüklerin efendisiyle orta dünya’nın kapılarını açma cesareti gösterdiğin ve bunu -göreceli de olsa- layıkıyla başardığın için.
baltası keskin cüce kardeşlerime selam olsun!
Yoruma kapalı.
