16 Aug
2012
Kategori: gündelik    |    Saat: 10:47
Yazar:     |    Comments Off on fırsat dediğimiz şey neydi

fırsat dediğimiz şey neydi

acaba yazacak pek bir şeyim olmadığından mı daha az yazabiliyorum. mantıklı geliyor, ama zamanım yok bahanesi de olabilir, belki üşengeçlik. evet üşengeçlik üzerine çok fazla şey yazabilirim. ya da uzun yıllar önce söylediğim gibi sosyal ağların fazlalığı blogları ölüme mahkum etti. blogspot fırtınasını, facebook, twitter vs aldı götürdü. minimum facebook ve ortalama bir twitter kullancısı olarak sanırım ben de blogumdan uzaklaştım. ama yalnız değilim bu konuda. o yüzden blogları korumak için oralardan olabildiğince uzak durman en iyisi sanırım. bir oyun olarak gördüğüm ve oldukça eğlendiğim foursquare’ı da tükettim şu anda. halbuki bir esenboğa, bir bahçelievler ve 7. cadde mayor’luğu için girdiğim mücadeleyi kazanmışlığım var, gülücük buradaydı. bir süredir de instagram’ın android’e girmesiyle bir kaç fotoğraf paylaşıyorum. şimdilik en eğlencelisi o bence. en iyisi muhafazakar takılıp blogları korumak olmalı.

sabahları yazmak için oldukça ideal, dinç ve kuvvetli oluyorum. bu arada şu an farkettim ki, laptopumun klavyesi geriden geliyor, yazdıklarımı iki kere okutuyor neredeyse, artık  değişmenin zamanı geldi laptop kardeş, yılları beraber geçirdik, koca bir lisans, hatta yüksek lisansın yarısı ama artık uzatmayalım, olmuyor belli ki.

fırsatlar demem gerekiyor, başlığa öyle yazdığım için bir iki kelam etmem lazım, yoksa malum yöneticiler içerik başlıkla uyumlu değil gerekçesi ile girdimi yok edebilirler. dur bi dakika, burası sözlük değil ki, ehem istediğimi yaparım ki.

fırsat diyince aklıma kaçırılmaması insan yararına olan “şey” olarak görüyor. genelde bu fırsat metalaşmış olarak karşımıza çıksa da ne bileyim, iyi bir arkadaş ya da daha iyi bir arkadaş da nitekim fırsat olabilir bi’ insan için. hayatı boyunca yakaladığı en iyi fırsatlardan biri ucuz biletlerle seyahat etmek olan ben’im bile bazen kapımı hiç umulmadık bir anda çalıp şöyle bir merhaba diyebiliyor fırsat şeysi.

ne de olsa aramazlar denilerek başvurulan bir iş, ingilizce puanı kpdsdeki grammer sorularını yapamaması dolayısıyla gerektiği kadar iyi olmayan, üşendiği için yıllardır toefla girmeyi erteleyen bir insan. şans eseri ingilizce belgesinin başvurudan sonra da kabul edilebileceği bir iş ilanı görür. beni aramazlar, zaten askerliğimi 2015’e ertelemetmedim ki, onlar en erken 2014ü kabul ediyorlar, benimki ise lisans mezuniyeti ertelemesiyle 2013. halbuki tam 1 yıldır, yüksek lisansa başlamam dolayısıyla 2 yıl daha erteletme hakkımı kullanabilirdim. yapacağım tek şey enstitüye bir dilekçe bırakmaktı. ama bloguma zaman ayıramayan ben’im enstitüye gidecek vakti nasıl olabilirdi ki!

bu tarz şakalar komiklikler içersinde, madem ingilizce belgesini sonra istiyorlar, o zaman eylül ayında hızlandırılmış bi toefl kursu sonrası sınava girerdim yahu. bu süreçte askerliği de erteletirdik hem. ama beni çağırmazlar zaten, o yüzden bunların tasasını yaşamaya gerek yok. ama yine de başvurayım ben. sanırım beklentileri düşük tutmak ya da hiçbir beklentiye girmemek en iyisi, olmazsa hiçbir şey hissetmez, olursa ise mutluluk duyarsanız, fazla zor bir yanı.

geçenlerde mail kutumda bir mail dikkatimi çekti, sayın adayımız diye başlayan. maili okudukça işin vehameti çıktı ortaya be. öncelikle belge teslim süreciyle başlayan prosedürleri ve işe alım sürecini anlatan bir mail. insanın okudukça iştahı artıyor. heyecan duyuyor ve seviniyor.

28 ağustos diyordu belge kontrolü için, ingilizce belgeleri ise 15 eylüle kadar getirilebilirdi. eh işte. ne de olsa beni çağırmazlardı, ya da başvuru yaptığın an önünde olan 5 ayı değerlendirip ingilizce şeysini halledebilirdin. karşısına çıkan şeyin ne olduğunu anlayan birisinin yapacağı iki şey bunlar olurdu. akışına bırakmak ya da çalışmak. ben her zaman yaptığım gibi akışına bıraktım. aynen phillip morris de yaptığım gibi. belki de kaçan balık biraz daha büyük olmuş olabilir bu sefer. zira mailin geldiği kurum thy idi. başlığı da ii. kaptan pilot aday adayımız şeklindeydi. sanırım fırsat dedikleri böyle bir şeydi. bunu kullanıp kullanmamak da insanın elindeydi. ya da başka zamana diyerek kendini avutmak. ne bileyim. şimdi düşünüyorum da son iki senem benzer senaryoları tekrar izleyerek geçti. hele bir kpss hikayesi var ki, dillere destan. klasik olarak ne siz sorun, ne de ben anlatayım.

sahi neydi fırsat dediğimiz şey, bu onlardan biri miydi, yoksa…

şey selam en iyisi. fırsatları harcamakta ve başarısızlıkta üstüme tanımıyorum. tanıyan varsa yarışalım. oturduğum yerden yapacağım en iyi şey bu, akışına bırakmak. bir de yalnızlıkta, o konuda da acaip iyiyim. ama o konuda bir fırsat kaçırmışlığım yok, ters bir senaryo, fırsat elde edememişliğim var, bu yönüyle diğer tarafla eşitliyorum galiba. o değilde, burada müthiş bir kahkaha vardı.

Yoruma kapalı.