tekrar ve yine gitmek
gitmek istiyorum,
hadi gidelim dediğimde; tamam cevabı almak istiyorum. bağlanmak ya da kalmak istiyorum bir yerde, aslında sıkışmak istemiyorum, “o an” gelince de hemen çantamı alıp yollara düşmek istiyorum, taş sokaklarda dolaşmayı istiyorum, fotoğraf çekmeyi özlüyorum. ama gidemiyorum, çünkü bademciklerim şişti, hemen basit sebepler bulup erteleyelim hayallerimizi, işim var çalışıyorum bahanesi sürelim ortaya. ya da ailem izin vermez olsun sebebimiz. hem o zaman argümanımız çok sağlam olur.
hayat çok garip, insanlar günün hatırı sayılır bir kısmını çalışarak ve kendilerini yorarak geçiyor. karşılığında aldıklar şey ise para denilen kağıt parçası. bunları ay sonu kredi kartı borçlarını ödemek için kullanıyorlar. parayı kazandıklarına iade ediyorlar bir nevi. sonuç olarak kazandıkları hiçbir şey yok. durup etraflarına bakmıyorlar bir dakika bile, güzel bir kitap okumayalı uzun zaman olmuş. sokakta yürürken duyulan bir müziği hatırlayıp tebessüm edilmiyor artık, o müziğin size hatırlattığı anılar yok olmuş. ya hiç öyle bir müzik olmamış ya da o müziği duyamacak kadar meşgul ve bir yerlere yetişme telaşı. çalışan takım elbise ve rugan ayakkabı giyen erkekler, saçları fönlü, mini etekli ve yüksek topuklu modern dönem kadınları. bir yerlere yetişmek, bir şeyler yapmak zorundalar. vakitleri yok kitapçının önünden geçerken çalan müziği dinlemeye, gidip pahalı mekanlarda, şaşalı yemekler yemek zorundalar, tadı iğrenç şarapları şarapları içip görevlerini yerine getirmeliler. dişlisi olduğu çarkın ilerlemesi için görevlerini yapıyorlar. sadece yürüyorlar…
büyüyorum, eskiden umursamadan yaptığım şeyleri kendime bahaneler üreterek erteliyorum. sorulardan sıkılıyorum, herkes sorular soruyor. umursamamalıyım, duyarsızlığımı arttırmalıyım, belki de gitmeliyim artık… ama gidemem çünkü bademciklerim şişti…
Yoruma kapalı.
