bir amaç uğruna
bir adam yolda yürüyor, sigarası olsa içecek, canı çekiyor, evet.
ne düşündüğünü bilmiyor, yürüyor işte. ileri de kocaman bir tabela var, üzerinde de bir yazı. “hayattaki amacınız nedir?” diye. bir sürü insan tanıyorum farklı amaçlar uğruna günlerini dolduran, iyisi de kötüsü de mevcut, çoğuna hak vermesem de karışma hakkı görmüyorum kendimde.
peki ya sen diye soruyor iç ses, ve gerçekten sigara istiyor bünye. çoğu zaman zaman geçiriyoruz diye geçirir, takılıyoruz işte ne var bunda. küçükken büyüyünce ne olacaksın soruları gibi, sanki olmak istediğimizi oluyormuşuz gibi, ya da izin veriyorlarmış gibi. herhalde gelmiş geçmiş en fazla sorulan soru budur, ne olacaksın, dönüp dolaşıp aynı noktaya takılıyor.
hemen bir iş ve akabinde bir eş isterler, çocuk neden olmasın ki, önce otomobil alınır, sonra da ev, ileri de yazlık neden olmasın, gün gelir kışlık, çocuklara arabalar, emeklilik, torunlar, okulları… uzayıp gidiyor, hep bir şeylerin peşinde, durmadan…
ben “küçük kelimeler” kullanıyorum artık, “kısa cümleler”… anlamaya çalışmak anlamsız ve belki de gereksiz. bir planım yok önümde, kalabalığın içinde fısıltılar gelir ya bazen, tek başınıza istiklal’de dolaşmışsanız bilirsiniz bunu, dünyada en iyi örneği oradadır. kalabalık içinde yalnızsınızdır ve her yerden fısıltılar geliyordur. kimin söylediğini umursamazsınız ama duymadan da edemezsiniz, çünkü oradadır. ben de duyuyorum bazı bazı. tuhaf geliyor ama sesimi çıkarmıyorum.
o değil de şu kürkçü dükkanını açsaydık iyiydi.
Yoruma kapalı.
