iki bin on iki ve diziler – bir
ne zamandır diziler hakkında yazmıyordum, iki yıldan fazla olmuş olabilir. şimdi yazacağım, hem konuyu saptırmış oluruz, bu bize zaman kazandırır ve şüphesiz ki bu işimize gelir.
sevmediklerimden bahsedeyim, mesela house!
gerçekten yıllarca house’u sevmeyi, müptelası olmayı denedim ama 6 yıllık bu çaba sonuçsuz kaldı, hala sıradan bir diziden farkı olmadığını düşünmüyorum. yıllar evvel abim izlerken dur ben de izleyeyim demiştim, zira izlemediğim pek az şey vardı o zamanlarda. ama yok beni etkisi altına alamadı, şu aralar tekrar cebelleşiyorum kendileriyle ancak hala 5. sezondayım, ama bu da bir ilk sayılır, eskiden ilk sezonlarında cebelleşir ve bırakırdım, hatta bu yüzden 2. sezonu 5 kere felan izlemiş olabilirim. bu sefer de farklı bir şey olmadı aslında, aşırı vaktimin olması, bolca sıkılış sonucuna bir de dizilerimin kırısmıs tatiline girmesi dolayısıyla ve de yapacak daha iyi bir şey bulunamamasının da getirdiği sonuç ile izlemeye başladım.
hayır h. laurie karizma adam, bazı replikleri şakalar komiklikler gidiyor tamam ama bu kadar durağan bir dizi olabilir mi arkadaş? hayır olamaz. ben 5. sezondayım fakat 9 ya da 10a doğru gidiyor, tarihin en çok izlenen aktörü olarak guiness’e mi girmişti laurie? bence her bölümde ayrı olay yaşandığı ve birbirinin devamı olmadığı için bağlanamıyorum ben, dizi izlemenin yegane sebeplerinden biri merak olsa gerek, her bölüm birbirinden bağımsız olunca bu kayboluyor, bunun yanında her hastayı neredeyse aynı süreç yaşanarak düzelttikleri için bu his iyice kayboluyor benden. ama demek ki buna rağmen çok seviliyor ki 10 sezondur devam ediyor.
bu sürece bakacak olursak, ilk iki dakikada hastamızı görüyoruz. ancak her zaman bizim hasta bu herhalde dediğimiz kişi değil diğeri hasta oluyor. örneğin şiddetli burun kanaması durmayan bir çocuğa annesi yardım ediyor ama bir türlü durduramıyorlar, 911 aranıyor, o sırada abisinin yanında oynayan küçük kız birden yere yığılıyor vs. bir obez ve bir sağlıklı antrenörü izlersek eğer, önce obezde biraz sorun oluyor, nefes alamıyor vs, derken bizim sağlıklı antrenör tak yerde direk…
bunun yanında hasta tedavi etme süreci de hep aynı. house her zaman cuddy’nin söylediklerine karşı çıkıyor, kendi bildiğini okuyor ve %98 haklı çıkıyor, sonra herkes house’un ne kadar olağanüstü olduğundan bahsediyor. çözümü bulunamayan hastalıklarda, house’un aklına her zaman wilson ile konuşurken saçma bir konuşmadan cevap geliyor ve günlerdir çözülemeyen dava çok basit bir tedavi ile çözülüyor.
izliyorum evet, ama tamamen zamanın geçmesi için, belki de diğer insanların da sebebi budur biraz.
bakıyorum da uzun bir yazı olmuş bu, diğerlerini de buraya yazarsak oho çok uzun olur, en iyisi bunun başına “bir” koyayım da diğerine de “iki derim.”
Yoruma kapalı.
