kasım, on sekiz
çok yazasım var.. o kadar fazla ki yazamıyorum bile. kasım ayı tuhaf, içinde benim doğum günümü barındırmasının yanında “sweet november”ın da yadsınamaz etkisiyle insanların anlam yüklemeye çalıştıkları bir ay, boşverin yapmayın bunu.
yıl aralıkta bitiyor belki ama aslında kasım ayı son ay. yaprakların sararıp dallarından koptuğu, soğukların başladığı, yılın bittiği benimse doğduğum ay güzel kasım. kasım’da yürümeyi seviyorum, soğuk oluyor, yapraklar etrafta, üşüyenler çıkmıyor, sadece tadını bilenler geziyor kasım’da. bu gizli sırrı bilenler keşfedebiliyor kasım’ın sokaklarını, kasım’ın gözükmeyen yüzünü. kopmak üzere olan turuncuya çalan ağacın yaprağını onlar görüyor, acelesi olmayanlar, etrafı dinleyenler biliyor.
benim de doğum günüm bugün. doğum günleri tuhaf bir hüzün barındırır benim içimde. hep ne kadar yalnız olduğumu düşünürüm, öyleyim de. yalan yok. bu sene daha da kötü geçti, geçti demeyelim belki ama ne bileyim. eskiden saç sakal traşı olur kendime bi çeki düzen verirdim, bu sefer onu da yapmadım.
siz doğum günlerinde mutlu olanlar bana anlatır mısınız ne yaptığınızı? ben merak ediyorum o gün yaşanılanları. tuhaf gerçekten, bir doğum günü sabahı ne yapılır mesela? kızlar kuaföre, erkekler berbere mi gider? yoksa soğuk bir sabaha uyanıp kalktığınızda ayağınıza boş pizza kutusu mu çarpar sessizliğin hakim olduğu evinizde, ya da sabah çilekli sütünüzü içmek için mutfağa gittiğinizde nesquiklerinizin bittiği gerçeğinin yanında yığılı bulaşıklarla mı karşılaşılır.
ben bilmiyorum bunların hiçbirini, biraz merak ediyorum. şimdi geçmişi kurcalamak istemiyorum daha kötü şeyler çıkabilir zira, hiç girmeyelim. doğum günleri insanın hatırlanmak istendiği günler mi acaba, kitapları okumak lazım, bilmek, görmek lazım.
geçenlerde bir roman okuyorum gene, bir çocuk var, üzgün, yirmilerinin ortasında, doğum günü var, hatırlayanı yok pek, üzülüyor, sebebi de, bari arkadaşlarım hatırlasın istiyor, arkadaşları da hepsi değil, zaten çok arkadaşı yok, bari yakın arkadaşım dedikleri hatırlasın istiyor, neden hatırlamamışlar diye düşünüyor, kendisi hayırlı bir insan değil sonucuna vardı. bilmiyor, etmiyor, akrep burcu o, bence bunların sorumlusu burcu, “bence akrep burcu ölsün”dü hem, soğuk karakterlerin yer aldığı bir mesaj değil, zorlama değil, artık standartlaşmış, gereği olduğu için atılan değil, içten, sıcacık, görmesende gülümsediğinin farkına vardıran, bilmiyorum.
ilkokuldan bir arkadaşım, belki ortaokulda, o kadar kötüyüm bu işlerde. hadi ortaokulda olsun, evet olmalı. üç yıl lise, iki yıl lise sonrası, beş yıl üniversite, bir yıl yüksek üniversite. neredeyse onbir yıl olmuş görüşmeyeli, benim için, bana bir mesaj atmış, bir de şarkı paylaşmış, şarkıya bakar mısın ama, “cem karaca – bu son olsun” belki bilmeden yaptı bunu ama nasılda beni anlatıyor, saatlerce bu şarkı hakkında konuşmak istiyorum ben, sonra kitap okumak istiyorum, yorgana sarılıp uyumak istiyorum, uyandığımda mutlu olmak istiyorum. gitmek istiyorum, gezmek istiyorum, dinlemek istiyorum. diğerleri gibi olmadan, onları umursamayarak ve onlar tarafından umursanmayarak.
mesajlar alıyorum, cevap vermediğim. yahu insan kendini doğum günü mesajı atmak zorunda hisseder mi? ben uyucam saat 00.00i geçmedi, o yüzden mutlu yıllar. yahu kusura bakma, benim hatam. neden mesaj atmak için yoruyorsun kendini? bu bir zorunluk mu? atmasan daha çok severdim seni, şimdi bana değer vermediğini biliyorum çünkü, o zaman kötü bir unutkan olurdun, şimdi değilsin. neyse bu konuda söylenecek ne çok şey vardı, ama artık yok. birde 00.00’da mesaj atma meselesi var ki, yahu ben böyle bir cürreti göremezdim kendimde, yani hiç kimsenin 00.00’ında mesaj atan biri olmak istemem, neden olayım ki, çocuk muyum ben.
hakkaten ya, “bu son olsun”du ne güzel parçaydı ya. keşke “bu son olsa”
fotoğraf albümlerine girdim, duruma baktım.
geçen sene znet ile göker gelmişler, akşama doğru, ben kendime pasta yaparken bana pasta getirmişler, ben akşam kalın demiştim ama sanırım bayramdı o zaman, gitmişlerdi.
2009’da yalnızmışım evde, küçük bi pasta almışım, bugün aldıklarımdan, bugünkü çok kötü çıktı ama, o zamankinin hepsini yemiştim, bugün bir çatal alıp bıraktım.
2008’de arkadaşlarımla kalıyordum, gençler şakalar komiklikler yapmış, hatırlamama feyki verip, sonra pastayla odaya girmişlerdi, ah gençler, güzel bi’ gündür, ama bakıyorum da herkes siyah giyinmiş, ah ulean cenazemde de beyaz giyersiniz siz. hehe.
2007 yok, gerçekten ama, hatırlamaya çalışıyorum, gerçekten silinik. allah allah.
2006’da istanbuldaydım, beşiktaşın göbeğindeki çaycıda pasta kesmeden önce tüm istanbulu gezmiştik, mustafa da vardı, en eğlenceli doğum günüm oydu sanırım. tam bir gezi..
bundan öncelerini zaten hiç hatırlamıyorum, hatırladığım bi tane var, çünkü klasik fotoğrafı durur hala, sanırım ilkokul dördüncü sınıf, çünkü ömer adında bi arkadaşım vardı, sonra gitmişti o, itfaiye seti almıştı bana, özgün de milka çukulata getirmişti, o zamanların en büyük boyu, birisi de uçak getirmişti, pervaneleri dönüyordu, kimdi ki acaba, fotoğrafa bakılırsa mustafa, gökhan ya da furkan olabilir, kare da onlar var çünkü, çukulatayı hemen açıp yemiştik, annem kızmıştı. mutlu olduğumuzu hatırlıyorum, güzeldi. gökhan dedim de, feysıme gene hatırladım yazmış, üst üste hatırlama rekoru deniyor herhalde, hatırlanmayacak gibi değil zaten, kendisi de yarın doğacak çünkü.
doğum günleri güzeldir ya, sevdiklerinizi hatırlayın, onlara değer verin, yanlarında olduğunuzu hissettirin. bunu bir hediyeyle yapmayın, mesajla hiç yapmayın, yapacaksınız da standartların dışına çıkın ve gün içinde mutlaka görüşmeye çalışın, en kötüsü telefonda konuşun. ben insanların doğum günlerinde kırılgan olduklarına karar verdim, kendilerinden ve kendimden yola çıkarak, şımartılmak felan değil de, hayatta olduklarını, ve onları düşünen biri olduğunu onlara hissedin, çünkü o gün, onların doğum günü, bırakın eğlesin gençler çok mu? sevdiğiniz varsa şakalar komiklikler yapın, etrafa aldırmadan, sevgi olabilecek en saf ve egosuz şey bence, masum ya, kötü niyet yok, şaklabanlık yapın ne olur yani.
yok yahu daha fazla dayanamıyorum, şimdi ağlıcam.
az daha unutuyordum, bizim nowhere boy, oldu sana nowhere man. günün birinde birisi dese bana çeyrek yüzyılı devireceksin, hadi be ordan derim. ne yani artık çocuk değil miyim ben. heh. 2012 çıkartma albümü çıksa da başlasak almaya ya:(
Yoruma kapalı.
