16 Nov
2011
Kategori: gündelik    |    Saat: 19:14
Yazar:     |    Comments Off on meşguliyet

meşguliyet

meşguliyeti hiçbir şey yapmamanın vermiş olduğu tembellik olarak revize ediyorum. zira bir insanın meşgul olması diye bir şey olamaz. ancak yapması gereken şeyleri yapmadığı için sıkışık olur, bu da meşguliyete yol açar. zamanı varken hiçbir şey yapmaz, gerekirse bulaşıkları yıkar, evi süpürür, kitaplığını düzeltir, ama ders çalışmaz, nerde bu notlar sormaz, bu sunumlar ne olacak diye düşünmez.

süre daraldıkça mesela 2-3 hafta kaldıkça yarın yaparım diye ertelemeye başlar bu sefer. ne de olsa yarınım ve sonraki günüm boş, hem daha hafta sonu var, ne gerek var şimdiden yapmaya. kendi içinde erteleyip tembelliği devam ettirerek meşgul olur kendince. bu arada hiç beklemediği bir gelişme ortaya çıkarsa işler iyice sara sarpar. olacak iş miydi?

şimdi burası benim özel alanım olduğu için biraz yakınmak, bağırmak ve rahatlamak istiyorum.

bizzatihi 1 aralık günü milletlerarası hukuk dersinde “uluslararası uyuşmazlıkların barışçıl çözümü ve örnek olaylar” konusunu anlatıcam, anlatıcam derken o hafta ders anlatmam gerekiyor gerçekten, bu aşağı yukarı 2 saatlik bir sunum demek, ben ne mi yaptım? hiçbir şey.

devamı pazartesi günü 5 aralıkta, daha ne olduklarını bilmediğim 3-4 makaleyi ortak paydada buluşturup ortaya bir essay çıkarıp, bununla kalmayıp sağına soluna arkasına bilgiler serpiştirip bir ödev daha hazırlamam gerekiyor ki teknik detayları henüz öğrenemedim ama 20sayfadan bahsedildiği kulağıma çalındı.

devamı cuma günü ise hukukçu olmayan ben nikaragua ve honduras arasındaki kara ve deniz sınırı uyuşmazlığı davasını incelemekle yükümlüyüm. yıllardır nikaragua nikaragua dedik durduk, işte al sana nikaragua.

yakınıyor muyum? hayır, bölümümden oldukça mutluyum, ama neden böyle bir sıkışık döngü içinde soktum bu durumu bilmiyorum, mesela henüz hiçbirine başlamamış olmanın verdiği şapşallık sürüyor. haa az daha unutuyordum, bu sürece gelmeden bir de doğum günüsüm var benim, al işte sana bir psikolojik açmaz daha, düşünebiliyor musun ben bir yaş daha bitirmiş oluyorum, hayat ne zorsun sen be.

aslında tüm bu süreci sona bırakmamın bir sebebi vardı, sebebi de açık, “nasıl olsa yaparım”dı. ancak hesapta olmayan bir şey çıktı. günlerden bir gün, “cv’ni gönder” alım olur belki diye arkadaşıma verdiğim özgeçmişim bana pazartesi günü “selçuk beyle mi görüşüyorum” konulu bir telefon görüşmesi olarak döndü. görüşülen kişi selçuk’tu fakat “bey” olmadığı aşikardı. kandırdım “evet benim” dedim. hiç hesapta olmayan bu görüşme şeysi sonraki gün girmem gereken bir sınav ile sonuçlanarak elime bir saat bir de yer bilgisi olarak döndü.

bir sonraki gün olan salı günü uykumdan fedekarlık yapıp gittiğim sınavda birbirleriyle hiç konuşmayan insanların olduğu bir masaya oturtuldum, herkes kağıtlara hızlıca bir şeyler karalıyordu, bense beremi ve kaşkolumu çıkarıyordum.  derken soruları cevaplamaya koyuldum, hangi pozisyon, iş deneyimi, bilmem ne tarzı bir sürü ıvırdan sonra sıra esas teste gelmişti. adı tuhaf olan bu testi çözerken yahu napıyorum ben diyordum ama artık geçti, çünkü bu testten sonra bir de ingilizce testine girmiş ve onu da bitirmek üzereydim. ingilizce testini son bitiren kişi olarak yediğim psikoloji baskıyla beraber kafalarda kesin geçemez bu imajı oluşturmuş ve mutlu olmuştum.

birkaç saat sonrası zorlu ösym şifre alma maceram sırasında gene bir telefon görüşmesinde alo derken karşımdaki ses tekrar benim “bey” olduğum konusunda ısrar ediyordu. kırmadım, evet benim dedim. “sonucunuz olumlu” dedi, yine bir sürü şey söyleyerek yine bir gün sonrasına mülakat için saat ve yer söyledi.

oradaydım bu sabah, mülakları seviyoruz, eğlenceli geçti. belki olur, belki olmaz ama tam çalışma planları yaptığım şu günlerde bunun olması manidardı, hayatın bir cilvesiydi belki de! zira eğer olursa bir dizi zorunlu eğitim programından geçmek gerekiyor, bu süreçte okula gidememek bir yana, yaptığım “ne de olsa yaparım”dı planını bozacak şekilde zamanımı kısıtlıyor.

neyse bizim de işimiz bu, hep koşuşturmaca, hep bir meşguliyet, geriye zaman kalmasın, çünkü o zamanı paylaşacağım birileri yok, aha bak böyle diyince çok hüzünlü oldu ama. delilerin bile yüzyılda bir aşık olma hakkı olduğu bir dünyada mutsuz ve üzgünüm, ama bu öpcük yollama hakkımı elimden almaz.

Yoruma kapalı.