28 Oct
2011
Kategori: gündelik    |    Saat: 22:30
Yazar:     |    Comments Off on tüketim toplumu

tüketim toplumu

hayır, eğer sınavda olsam ya da ödev hazırlıyor olsam yazardım tüketim toplumunun kapitalist sistemin devamlılığı için gerekli olduğunu. tüketim olmadan, sistemin işleyemeyeceğini. haliyle bunlardan bahsedecek değilim ama beni oldukça rahatsız eden bir durum var. evet, toplumun artık “tüketimi” farklı bir boyuta taşımış olması beni rahatsız eden. basitleştiriyoruz, sıradanlaştırıyoruz, tüketiyoruz ve kenara atıyoruz.

bu süreç o kadar hızlı oluyor ki takip etmesi bile zor, bir şeyi ya da bir kimseyi popülerleştirip tekrar silmek o kadar basit ki artık. feysbık bir şirket, ürünleri ne peki? pek tabi insanlar. o ağ içine o kadar girilmiş durumda ki artık doğallıktan eser yok. herkes bir şeyleri tüketme, basitleştirme ve yeni hedefler bulma derdinde. bir film, bir kitap, bir şarkı, bir şarkıcı neyse artık, kısacası tüketilmek üzere sunulan “ürün” bunun adı. ben anlayamıyorum bu süreci, yalnız mıyım bilmiyorum ama çok rahatsız edici. insanların ne düşündüğünü tahmin edemiyorum. yalnız bu tüketim süreci aslında, “”ürünse” bu sunulanlar”, onları basitleştirmeye, sıradanlaştırmaya ve hakettikleri değeri alamamalarına sebep oluyor bence.

insanların her şeyi göstermelerini de anlamıyorum, yahu neden bu paylaşım merakı, insanlar resmen kendini pazarlıyor bu sektörde ama farkında değiller, ya da farkındalar. bi insan nasıl tüm hayatını 1 sayfa içine sınırlandırabilir ki, sevdiğim bir filmi yorumlayan insanları görünce o filmi haketmediklerini düşünüyorum. çünkü o filme gerektiği saygı ve önemi vermiyorlar, hoşlanmıyorum bu durumdan. o anlık verilen tepki, beraberinde kitleninde ilgisini çekip popülerleşmeyi sağlıyor, bir süre sonra artık eserden geriye hiçbir şey kalmayıncaya kadar sürüyor bu, daha sonra yeni bir hedef beliriyor ve o geri plana atılıyor.

bilmiyorum ya, kendimi iyi ifade edemiyorum belki, çünkü anlamaya çalışıyorum henüz, ama bir mantığa oturtamıyorum bunu. diğer yandan bu süreç artarak devam ediyor, zaz’ı ele alalım. piaf gibi montmartre’de şarkı söylemeye başlayan zaz’ın büyüleyici bir sesi var, tıpkı piaf gibi. paris sokaklarında büyüyen bu ses, şimdilerde milyonlara hitap ediyor. insanlara bakıyorum, o kadar çabuk tüketiyorlar ki bu zevki, aslında arkasındaki tadın farkına varamadan, -biraz da sürü psikolojisiyle galiba- abuk subuk bir sonuç çıkıyor ortaya. bunu biraz da şeye benzetiyorum galiba, bir konserde fotoğraf çekmeye çalışan insanlara. yahu konserin tadını çıkarsana be insan, orda müthiş bir şeye tanıklık ediyorsun belki, ama sen tutturmuşsun dur şöyle bir fotoğraf, böyle de bir fotoğraf, yok olmadı, bir de böyle. hayır yani nedir bu bilmiyorum gerçekten, bekle, arada çekersin, sonunda çekersin, yok hayır, olmaz. zaten hepimiz profesyonel fotoğrafçı değil miyiz? d90lar, eoslar omuzlarda hep. neyse ya bi şey demiyorum gene.

insanların hayatın güzelliklerinin tadına vararak, onları tüketmeden, sakin ve zamana yayarak yaşamalarını diliyorum. bi an olsun durup ne yaptığınızı düşünün. bu tüketim ağının içine kaptırmayın kendinizi, yoksa sonucu sadece basitleşmeniz olacaktır. bu da daha az konuşmaya, daha az iletişim kurmanıza yol açar. bak siri’de çıktı zaten, insan türünün sonu gelecek, dikkat edin. bilemiyorum ya, belki de normal olmayan, kuruntu yapan benimdir. diğer herkes normaldir. ama gerçekten feysbık başta olmak üzere, bu tüketimi sağlayan bilumum “sosyal” ağlarının zararlı olmadığını söyleyen varsa beri gelsin.

neyse ya gene demicem bi şey, herkes bildiği gibi yapsın. günün birinde yozlaşmanın doruk noktasına ulaşırsanız dediğimi bi nebze olsun anlarsınız belki. ya da artık çok geçtir.

Yoruma kapalı.