21 Oct
2011
Kategori: hayat    |    Saat: 01:06
Yazar:     |    Comments Off on büyümek üzerine

büyümek üzerine

küçük bir çocuk, ilkokula gidiyor, ya da ilköğretim. lise bile olabilir. elinde çok sevdiği futbol topu, herhangi bir gün, ayağında yüzlerce gol attığı halısaha ayakkabısı. yaz ayı belki, sabahın ilk ışıkları. sonbahar da olabilir, akşam saatleri. kış, hava soğuk, aynı çocuk yine elinde futbol topu, üzerinde forması. yanında arkadaşları futbol oynuyorlar. tellerle çevrili bir saha burası, hepsi o sahanın her bir köşesini biliyor. yağmur yağınca nasıl olacağını, sıcakta nasıl yaktığını. o direklerin lacivert beyaz çizgili olduğu günleri de, beyaza boyandığını da ve yeşile boyandığını da biliyor. 1996 yılında o direklere artan euro 1996 çıkartmalarını yapıştırmış, 1996 avrupa şampiyonasını “kendi sahalarına” taşımıştı. o tarihlerde shearer oluyordu, bazen de sammer. o turuncu/sarı kafalı alman futbolcusu favorisiydi, ilk izlediği şampiyona sonrası 6 numaraya olan sevgiside sammer’in eseriydi. euro 1996 çıkartma albümünü bir çek futbolcu hariç tamamlamıştı, ama daha sonra o ve diğer albümlerin ne olduğunu hatırlamıyor, annesi atmıştır belki, olağanca gereksiz şey varken hep günün birinde geri dönüp arayacağımız şeyler atılır nedense. sonraları shevchenko oldu, bazen de nistelrooy…

o çocuk ve arkadaşları günün çoğu zamanını o sahada geçirirlerdi, kauçuk olduğunu da yapay çim yapıldığını da bilirler. bir hayat hikayesi vardır o sahada, turnuvalara, maçlara sahne olmuştur. o küçük çocuklar oynarken arkadaşları üzülmesin diye kötü oynayanları da alırlardı aralarına. ve mutlaka içlerinden biri tellerin dışına atardı topu maçın en heyecanlı yerinde. belki son dakikalarda atılmıştır top tellerden dışarı, 3 dakika sonra sahaya girmek için bekleyen “büyük”ler ısınıyordur yandaki taşlıkta. ya da alakasız bir yaz sıcağında gider top. hiç kimse almak istemez o giden topu. yazılı olmayan bir kanun vardır belki “atan alır oğlum” diye ama asıl yazılı olmayan “en mal oynayan topu alır”dır. her zaman öyle olur, bir golcü gidip asla top almaz saha dışından. o güzel bir hikayedir. şans yanındadır bazen bu çocukların, etraftan biri geçiyordur, “abi” “abla” “amca” olur çoğu zaman bir iki dakikalığına bunlar. bazılarının yakınına gider hemen atarlar, uzakta olup giden az çıkar, ama uzaktaki topu gidip çocuklara atan her zaman tezahüratla uğurlanır. teşekkürler sesi yankılanır, tuttuğun altın olsun abi sözüyle beraber. o küçük çocukları mutlu eden de bir daha hayatı boyunca mutsuz olmaz zaten. bazen ablalar topu atamaz tellerin üzerinden, çocuklar güler, ama vazgeçmez tekrar denerler, denemeleri yeterdir çocukları mutlu etmeleri için zaten. bu anlarda yandan geçen bir “abi” yardım eder “abla”ya, kimbilir belki sonra birbirlerine aşık olur bu “abla” ile “abi” çocukları mutlu etmekten daha değerli ne olabilir ki aşktan başka?

bu çocuk, o çocuklar hepsi tel örgülerin sahada kalan kısmındadır, “abi topumuz kaçtı, atar mısın?” cümlesinin kahramanıdır her biri, bazen “amca” olur bazen “abla”. “teyze” olduğu nadirdir. bir gurur, bir başucu cümlesidir çocuklar için. top geri geldiğinde, gururlu ve mutludur çocuklar, özellikle en yüksek sesle bağırıp “abi”nin dikkatini çeken çocuk daha da… çocuklar o tellerle çevrili saha içinde mutludurlar, sanki bağımsız bir ülkeymişçesine, orada kuralları kendileri koyar, kararları kendileri verirler. kimi zaman “abiler” “ablalar” izler, mutlu olurlar. ama değişmeyen tek şey sahanın içinde olmalarıdır…

başka bir şehir, çocuğun büyüdüğü yeşilliklerin olmadığı, kışları soğuk, yazları çok sıcak geçen. yirmi beş yaşına 27 gün kalmış bir “çocuk”! yürüyor sokakta, elinde yüksek lisans için okuması gereken oldukça fazla sayıda makale ile eve yetişme telaşında, yürüdüğü sokakta bir lise var, bahçesinin etrafı çevrili.

“abi bakar mısın” diyen birkaç ses duyuyor, önemsemeden yürüyor, bir kez daha daha fazla kişi “abi bakar mısın” diyorlar, etrafına bakıyor, sadece kendisi var. ama hayır o’na söylüyor olamazlar, kafasını kaldırıyor, ona söylüyorlar. “abi topumuz kaçtı, atabilir misin, lütfennn” erkekli kızlı 5-6 kişi bahçesi çevrili sahadan sesleniyorlar. duruyor, içeri gidip “saha” dışına çıkan topu alıyor ve çocukların istediğini yapıyor, eğlencelerini onlara geri veriyor. gülümsüyor, arkasını dönüp giderken “abi teşekkürler, tuttuğun altın olsun, allah ne muradın varsa versin” sözlerini işitiyor.

bir çocuk, eskiden saha içindeydi, artık değil. yıllarca yaşadığı sahnede artık rolü değişti. topu “isteyen” değil, topu “atan” oldu o.

Yoruma kapalı.