kaçkarlarda 3 gün
2300 rakımlı yukarı kavrun yaylasında her şey normal gözüküyordu. önce öküz geçidine ordan da öküz yatağına yaklaşık 3 saatlik bir yürüyüş vardı önümüzde.önceki gece yukarı kavrun’un firdevs ablasının muhlamasının tadına paha biçilemezdi tabii ki, ve evet gökyüzü, dolunay, yıldızlar; elini atsan yakalayacakmışsın gibi. kavrun’da gün bizim için 06.00’da başlamıştı. hazırlık ve kahvaltı derken 08.00’de yürümeye başladık. hava çok güzel olduğu için yürüyüş sırttaki ağırlıklara rağmen keyifliydi. öküz geçidini geçerken ersan hocanın bizi çalıların arasına sokması harici yolculuk boyunca sıkıntılı bir durum yaşamadım. geçidi geçtikten sonraki düzlükler aklıma alice harikalar diyarını getirdi. o kadar rengarenk çiçeği başka bir yerde görmek olanaksızdı çünkü. dönüşte kendime bir alice harikalar diyarı yaratırım diye özene bezene topladığım çiçekler sonraki yorgunluk muharebesine çantaların arasında can verdi, üzüldüm.
dönüş günümüzde neden öküz yatağı dendiğini bir kez daha anladığımız 2900 rakımlı kamp alanına geldiğimizde saat 11i biraz geçiyordu. akan ırmağın kıyısına kurduğumuz çadırlardan kaçkarın zirvesi olağanüstü bir görüntüye sahipti. bu günü kah dinlenerek kah yemek yiyerek geçirip üçüncü gün zirve yapacaktık. klasik yemek faslında sonra buzlu suda ayak bekletme yarışmasını namımız yürüsün diye 61. saniyede kazanarak sercan ağabeyden sınırsız yemek kazandım, dört gözle bekliyorum tahsilatı. zaman zaman hava kapasa da genel olarak tatmin edici bir hava vardı. ancak gece yağmaya başlayan yağmur amatör bir dağcı diyebileceğim beni üzdü. çünkü normal olmayan bir durumda zirve yapmam tehlikeli olabilirdi.
sabah 04.00de kalkılıp, 04.45’te zirve yolcuğuna çıkılmak üzere anlaşıldı, ovit dağı tecrübesinden sonra klasik olarak çadırda uyuyayama sendromuna yakalanan ben, kaçkarın yanı başındaki çimlerin en rahat yataktan daha yumuşak olduğunu iddia ediyorum. yağmur harici fena olmayan bir geceydi. sabah kalktığımda korktuğum olmuş, zirve bırak gözükmek 3 metre uzağın gözükmüyordu sisten. hava kapalı ve hafif yağmurluydu. bu durumda en basiti babam çıkmaya çalışmayacaktı, o gitmeyince abim de kalıyordu. gece hafif soğuk yemiş olan ben her ne kadar gitmek istesem de, bademciğimdeki sızı, iki sonra gideceğim barcelona, hava koşulları ve abimin gelmeyişini hesaba katarak gitmemeye karar verdim. saatler sonra en azından doğru kararı verdiğimi anladım. aslında hava koşullarına ve bizimkilerin gelmeyişine rağmen gidebilirdim ama kendimi sabah gerçekten halsiz hissettiğim için gidiş dönüş yaklaşık 10 saatlik bir yürüyüşü göze alamadım. hem iyice hasta olup ekibi yavaşlatabilirdim hem de barcelona gezim hastalığın uzamasıyla beraber zora girebilirdi. hem iyi dağcı gerektiği zaman zirveye çıkmamanın daha iyi olduğu kararını alan değil midir zaten? bu sefer olmadı, dağ orada, bir yere kaçtığı yok.. bu işin eylülü var daha..
bir grup zirve yaparken biz uyuduk, saat 9 gibi yukarı kamptan yukarı kavrun’a inecektik. klasik kötü bir kahvaltıdan sonra çadırları toparlamaya başladık. ama o saatlerde kamp alanındaki “öküz sayısı” artmaya başladı. sanırım 7-8 tane, bir tanesi sinirli diğerleri kendi halinde gibiydi. bir tane çadıra saldırma girişimi tarafımızca engellenerek çadırlara zarar vermemeleri için etraflarına taş dizdik. ama bizim planların tutmadığını zirve yapan ekip gelince anladık.
yağmura yakalanmadan, yine o doğa harikası manzara eşliğinde yukarı kavrun’a indik. hava saat 10’dan sonra bir önceki gün gibi açtı, yalnızca 1-2 saatliğine. biz yukarı kavrun’a inerken, zirve yapan ekip geri dönüş yolunda “geçit”e kadar gelmişlerdi, ve anlatılanlara göre o an başladı her şey. yağmur, etrafa düşen yıldırımlar, şimşekler. üstüne kamp alanına inildiğinde öküzlerin saldırgan tutumu. bunlar kısaca dağlarda görmek istemediğimiz hareketler, kınıyoruz. yağmurdan sırılsıklam olmuş bir şekilde yukarı kavrun’a vardıklarında en azından kötü bir şeyle karşılaşmadıklarına sevindik. çünkü fırtınalı havalarda yıldırım riski oldukça büyük(müş.) bir iki taş düşmesi ve yere kapaklanmaları da günün tebessümü oldu.
akşam üzeri yukarı kavrun’dan ayrılarak, ayder’e indik. kısa bir molayla sercan ağabey’in ısmarladığı enfes alabakları mideye indirerek günün yorgunluğunu çıkardık.. akşam eve geldiğimizde ise hava çoktan kararmıştı.
Yoruma kapalı.
