6 Jul
2011
Kategori: spor    |    Saat: 19:23
Yazar:     |    Comments Off on günahların takımı fenerbahçe

günahların takımı fenerbahçe

günahların takımı fenerbahçe diye bir pankart açılmıştı eskişehir-fenerbahçe maçının sonrasında trabzonspor’un kale arkası tribününde. sonrasında kıyamet kopmuş, trabzonspor para cezasıyla karşı karşıya kalmıştı.

bugün, fenerbahçeli ve eskişehirsporlu birçok kişi göz altında tutuluyor, kimisi mahkemeye sevkedildi bile. hayat garip, şenol hocamız adalet zamanı geldiğinde lazım olur demişti.

ortadaki iddialar yenilir yutulur cinsten değil, gerçi birkaç saat öncesine göre artık iddia olmaktan çıktı, gözaltındakiler 19 maçta şike ve teşvik iddiasıyla yargılanacak. olası senaryoların başında, trabzonspor’un hakettiği şampiyonluğu alması ve fenerbahçe’nin küme düşürülmesi var. deliller bunca ortadayken fenerbahçeliler kendilerine garip bir savunma mekanizması oluşturmuş durumda. kimisi sadece biz mi yaptık diyor, teknik direktörleri alex’in 28 golünü sorguluyor; zamanında trabzonspor’un penaltılarının irdelenmesini ister gibi, federasyona sesleniyor biz 104 yıllık camiayız bakın diye, bir de cüneyt abisine sesleniyor, federasyonu uyarıyor. emeklerimiz ne olacak diye hayıflanıyor. millet olarak en büyük sorunumuz bu sanırım, empati yapmaktan yoksunuz. karşı taraf peki? trabzonsporlu futbolcular, yöneticiler, en önemlisi yıllardır her şeyin farkında olup, adaletsizliklere artık dayanamayan taraftarlar? canına kıyanlar?

yıl 1996, küçük bir çocuğum daha. bir hafta öncesinde vanspor’a hem de avni aker’de 1-0 yenilmişiz, ktü sahil tesislerinde izliyoruz maçı. herhalde 10 gol bulabileceği bir maçtı trabzonspor’un, ama olmuyor işte. o günden aklımda kalan bir sahne var, kaleci metin mert’in yediği gol. gol tekrarı tüm hocalar “ama bacak” “bacak ya” şeklinde üzüntülerini dile getiriyorlar, netleştirecek olursam bizim o zamanlar magos olarak nitelediğimiz bacak arası gol bir gol yiyor mert.

ama henüz her şey bitmiş değil, fenerbahçe avni aker’e gelecek, ve beraberlik dahi bizim şampiyon olmamıza yetecek. küçüğüz demiştim ya statta değilim o yüzden. mahallenin çocuklarıyla dışardayız, bizim ilkokulun bahçesindeyiz işte.. bizim cora vardır, evleri okulun hemen karşısındaydı, hala orda oturuyorlar sanırım, bilmiyorum. dakikalar 30u gösterdiğinde balkona çıkıp haykırmıştı bize doğru. “apo attı”. apo dediğimiz bizim altın sol ayaklı sarışın abdullah ercan. 1-0 öne geçiyoruz. sevincimizi tarif edecek kelimeler sınırlı. ilk yarıyı 1-0 önde tamamlayıp evlerimize dağılıyoruz.

akşam evde hüzün var, babam mutsuz. ben olan bitenin çok farkında değilim gibi, ama deli gibi üzgünüm ben de. babam seneye biz şampiyon oluruz diyor. ben hatırlamıyorum, muhtemelen oynamaya devam ediyorum. küçük kalbim için o kadar heyecan, stres fazladır herhalde. ama benim gibi dayanamayanlar da var, henüz hayatının baharında bir “çocuk” ben artık yaşayamam diyip “kendisini asıyor” bir küçük fidan artık yaşamıyor o maçtan sonra…

yıllar sonra, ben büyüdükten sonra; televizyonlarda, şişko, beyaz saçlı.. puro içtiği bilinen bi adam çıkıyor. diyor ki 1996 şampiyonluğu tereyağından kıl çeker gibi trabzon’un elinden aldım. gururla anlatıyor o günleri yıllar sonra. yıllar geçmiş ya, hiçkimse de yahu sen nasıl böyle bir şey yaparsın bilader demiyor.

kendimi düşünüyorum, aklıma o yıllar geliyor.. heveslerim, heyecanlarım, sonrasında yaşadığım düş kırıklığı. meğer hepsi sadece futbol oynamayan bir kişi yüzünden gerçekleşmiş. sen benim yaşadığım hayal kırıklığına bakar mısın? sokaklarda vura vura öğrendiğim futbolun aslında ne kadar kirli olduğunu o gün öğreniyorum ben.

bu tarihten de yıllar sonra dili peltek bir adam çıkıyor takımını şampiyon yapan teknik direktörüne diyor ki “sen mi takımı şampiyon yaptın?” daha sonraları iyice güçlendiğinden olsa gerek “şampiyonluk sahada kazanılmıyor” diyecek kadar ileri gidiyor ve diyor ki “masa başında şampiyon olunur.” artık bizim bildiğimiz futboldan eser yok, her şey kirli, herkes pislik içinde. o senede zirveye oynuyoruz, tesadüfe bakın ki yine aynı takımla, bu sefer onların sahasında yine son haftalarda maçımız. bu sefer galip gelmemiz gerek. iyide başlıyoruz maça, ama sahada 2 takımın da formasını giymeyen buna rağmen sağa sola koşturan bir adam var. garipsiyoruz, çünkü verdiği kararlar sadece bir takımın lehinde. garip bir yönetim bu, mide bulandıranlardan. hatırladıkça bile tiksiniyorum. bir yanda sevinen taraftarlar var. diğer yanda başları öne eğik hakkının yenildiğini bile fakat elinden bir şey gelmeyen bir taraftar. öyle kötü bir his ki, kilometrelerce uzaktan gelmişsin, göz göre göre ortada doğru olmayan bir şeyin olduğunu anlıyorsun, biliyorsun ama yapacak hiçbir şeyin yok. o kadar kötü ki.

yıllar yine durmuyor, geçiyor tabii ki. tesadüfe bakın ki bu iki takım tekrar zirveye oynuyorlar. bu sefer biz öndeyiz. açık ara hem de. ancak devre arasında garip açıklamalar duyuyor türkiye. “o takımın penaltıları irdelenmeli” , “ikinci yarı tüm maçlarımızı kazanacağız, kimsenin şüphesi olmasın” ve daha fazlası. derken sezon sonu yine kıyamet kopuyor, iddialar her zaman olduğundan daha da çirkin. ama federasyon pek hevesli değil bu konuda. ancak bu sefer farklı bir şey oluyor, yeni yasayla beraber belki. bu yapılanlara artık göz yumulmuyor. soruşturmalar, gözaltıları derken, o hakkı yenilmiş insanlar için farklı bir alternatif çıkıyor ortaya. garip bir his bu, sabırsızlıkla ve merakla bekliyoruz sonuçlanmasını. tek istediğimiz hakettiğimiz, fazlası değil.

ne diyorduk?

“adalet zengin bir hazinedir, günü gelince lazım olur.”

Yoruma kapalı.