mezuniyet ve sonrası
“sonrası” daha önemli belki ama önce mezuniyet.
– evet işte çıkış formum, kimlik kartım da burada.
– lütfen bekleyin.
– şuraya “aslını elden teslim aldım” yazıp imzalar mısınız?
– işte mezuniyet belgeniz, bunu kesinlikle kaybetmeyin, diplomanızı alırken bunu teslim edeceksiniz.
– öyle mi, bu kadar mı?
– evet.
bitti evet, aradan geçen beş sene sanki beş gün gibi taze, neredeyse her şeyi aklımın bir köşesinde. bir yanda beş para etmez insanları tanımak zorunda olsam da, dünya tatlısı bir sürü insan var artık hayatımda, kötüyü değil, kazandığım iyi dostlukları düşünerek mutlu olmam da sakınca yok, bak mesela artık pozitif bakıyorum hayata. ne günler yaşadık bu bozkır diyarında, nice mutluluklar, gözyaşları, hayal kırıklıkları, başarılar, başarısızlıklar.. artık hepsi sayfaları yazmaktan yıpranmış, eskimiş defterde kaldı. şimdi yeni bir sayfa açma zamanıdır.
mezuniyetten önce odtü’den gelen haberle biraz burkuldum itiraf edeyim, nasıl olmayım? sadece rakamla 1, yazıyla bir puanla master yapma şansını kaybettim. üstelik önce mülakata bekliyoruz diye mail atmalarına rağmen, insanlar daha dikkatli olmalılar bu konuda, tam sevinçmişken bir saat sonra gelen maille kusura bakmayın hata yapmışız demek ne kadar adil? neyse dediğim gibi odtü de artık eski defterimde kaldı, hayatımın bir diğer dönemine umutla ve mutlulukla bakmak istiyorum artık.
mezuniyet güzel ve eğlenceliydi, balonun olduğu kadar. o heyecan içinde “azıcık” burukluk olsa da içimde, dostlarımla olmanın değerine paha biçilemezdi. bir de burak hoca ortadoğuyu C vermeyeydi iyiydi ama ne yapalım. genel bi soğukluğum var, engelleyemediğim bi şey bu, elimde değil. sevgimi insanlara yansıtamayabiliyorum ama bütün arkadaşlarımı çok seviyorum, hepsinin yeri çok ayrı. onları tanıdığım için şanslı hissediyorum kendimi.
sonrası mı?
tuhaf ve tanımlayamadığım biçimde garip. sabah uyandığımda gülüyordum. ve en son ne zaman sabah kalktığımda güldüğümü hatırlamıyorum. aynı şey gün içinde de oluyor, engelleyemediğim şekilde gülme krizlerine giriyorum, tarif etmekte zorladığım ve uzun zamandır etrafımda olmayan bir his bu. merak ediyorum ne olacağını.
sona yaklaşırken
düşünmek için oldukça fırsatım oldu son günlerde. hazır sınavlarım da bitmişken yapacak başka bir şeyim yoktu. neden yaptığımı bilmediğim bir şekilde birkaç yüksek lisans başvurusunda bulunuyorum, yok ama olmaz sanırım.
neyse konumuz bu değil, hayatımız. garip, hayatımız hayallerimiz ve gerçeklik arasında bir yerde geçiyor. genelde hep hayal ettiklerimiz olsun diyoruz ama neticede gerçeklik karşımıza çıkıyor, o an gözlerimizi açtığımızda da gerçekliğin bizim gözlerimiz kapalıyken düşlediğimiz gibi olmadığını görüyoruz. bunu yaşamak iyi mi kötü mü karar veremiyorum. ama kırıcı olduğu kesin.
ben mesela, öyle ya da böyle sonuna geldim üniversite hayatımın. hiç iyi değildi belki ama böyle hayal kırıklığı içersinde biteceğini de düşünmüyordum. hafif şaşkınlık, biraz da burukluk oldu haliyle. yine de sessizim, belki içten içe böyle olacağını bildiğim için hazırlıklıydım buna, bilemem.
bugün evi toparlamaya başladım. henüz gitme fikrine alışamamış olsam da bi yerden başlamalı. tüm kağıtları döktüm ortaya, heh, dilleri olsalar da konuşsalar, işime yarayacağını düşündüklerim çok azdı, gerisini ayırdım geri dönüşüme göndermek üzere. üst üste koyunca 40 cm felan oluyor sanırım. model oyuncaklarımı da kutuladım tekrar, yuvarlak masa şövalyeleri de diğer biblolarım da artık yeni yerlerini bulana kadar bir süre kapalı kalacakalar, içki koleksiyonumu ne yapacağıma karar veremedim henüz. o iş biraz canımı sıkabilir, iyi bir formül gerek.
evet evet, kırgınım biraz. bazen durup düşünüyorum da, neyse.
veda
veda etmek zor…
sevdiğin insanların artık hayatında olmayacak olması zor…
her sabah geçtiğin yollardan geçemeyecek olman zor…
zor ya.
garip bir ruh hali bu, yazmayayım, etmeyeyim diyorum ama olmuyor. bir hikayenin sonuna geldik galiba. artık kaçınılmaz olarak bitiyor. hayatımda bir devir kapanıyor. bir çocuk olarak geldiğim ankara’dan büyümüş ve hayatın sillesini yemiş bir adam olarak ayrılıyorum. arkada yaşanan pişmanlıklar, yapılmak istenip yapılamayan, söylenmek istenip söylenemeyen şeyler bırakarak…
tam olarak ne sevinçli ne de hüzünlüyüm. garip bi tepkisizlik hali bu. etrafımı izlediğim oluyor, yüzlere bakıp yaşanmışlıkları aklıma getirmeye gayret ediyorum. kiminde tebessüm ediyorum, kiminde içim burkuluyor. kimse görmeden göz yaşı döktüğüm de olmuyor değil. bazen durup durup anlamsızca gülmeye başlıyorum. kimse anlamıyor neden güldüğümü hoşuma gidiyor benim. gülmek demişken; ya da dur başka zamana bu.
en çok neyi özleyeceğim acaba diye düşünüyorum ya da kimin eksikliğini hissedeceğim en fazla. kendime bile kaçamak cevaplar veriyorum bu konuda. sanırım bunu yaşamadan öğrenemeyeceğiz.
belirsizlikler kötü, hayatım boyunca bu belirsizliklerle mücadele ettim. ama bu sefer farklı, bitiyor. yeni bir şehirde başka bir hikaye yazmaya mı başlayacağım, bunun için cesaretim var mı onu bile bilmiyorum. 25. yaşımın kıyısında dolaşırken her şeye baştan başlamak korkutuyor galiba. yeni yerler, yeni yüzler. hiç kolay olacağını düşünmüyorum. ankara benim için ne demek? hiç kolay değil bunu cevaplamak. çalkantılı bir dönem belki ama her şeye rağmen rayında ağır aksak ilerleyen bir hayat demek galiba. tedirginliğim bu yüzden galiba. yeniden başlamaya korkuyorum.
zor evet, veda etmek çok zor. tahmin edilemeyecek kadar…
