iki hayat
merhaba, benim adım selçuk, benim iki tane hayatım var. biliyorum çok kolay bi durum değil bu, ama öyle, hem de uzun zamandır. birinci hayatım pazartesi sabahı başlıyor, hafta içi olarak bilinen o koca beş gün boyunca geçiyor. bu hayatımda okula gidiyorum, okulda birkaç tane arkadaşım var. genel olarak dersler, ödevler gibi konular önemli yer tutuyor. bazen bunlar olmasa bu hayatım çekilmez olacak gibi düşünüyorum, ortak payda buysa eğer haklıyım, yok değilse neden yanılmıyorum, yanılmayı isterdim.
diğer hayatım cuma günü öğleden sonra başlıyor ve pazartesi sabahına dek gidiyor.hafta sonları da sıkıcı aslında, pek bir sakin. bazen evi toparladığım oluyor, böylelikle vakit geçiyor. cumartesi öğleden sonraları güneşli olunca, sıklıkla hissetmediğim şeyler geliyor aklıma, savuruyorum ama. bazen maçlar oluyor, sadece onlarla geçiyor. bazen bilgisayar başında, nadiren ders çalışarak. iki hayatı karşılaştırınca görece bu hayatım daha zevkli, belki geçen sürenin kısa oluşundandır, hayat bu ya, daha çok eğlendiğim bu hayat daha kısa sürüyor.
bu iki hayatımda sanki birbirini tanımayan iki insanım, çünkü iki hayatımda da farklı insanlar var çoğunlukla. birinci hayatımdakiler genellikle ikinci hayatımda yok, ikinci hayatımdakiler de birincisinde. bu iyi mi kötü mü karar veremiyorum. iyi olmadığı, hoşlanmadığım kesin. bu dilimde bulunduğum alanlar da farklı. birincisi okul alanı, birinci hayatımın ortak yaşam alanı gibi bi şey bence. ikinci hayatımın belli olmuyor.
24 yaşındayım, bir sürü yer gezdim. hep eksik bi şeyler vardı. galiba artık alışıyorum. ya da öyle gibi. bazen öyle bi hal alıyorum ki, kontrol delisi olduğumu düşünmeye başlayabilirim.
kırıntılarını toplamaya çalıştıkça aslında dağıldığını farkedersen ne yaparsın ki? cevabı zor bir sual.
sual soru demekti değil mi? birden aklıma habamam sınıfı geldi, gülümsedim. inek şabanı, güdük’ü, mahmut hocayı.. aslında hayatımızda ne de önemli bir yer edinmişler biz farkında olmadan.. şimdi düşününce üzülmekten başka bir şey gelmiyor aklıma.
öyle işte.
bugün
annem aradı. artık yazdıklarıma bir başlık bulamıyorum bu arada, zaten yazdıklarım başlık bulunamayacak kadar gerzekçe. dizimin filmlerini sordu, bir de sakın bizden habersiz ameliyat olayım deme dedi. gerçekten dizimden ameliyat olacağımı mı düşündü acaba? ya da hayatında hiç kimse yokmuşçasına yaşayan oğlunu uyarmak mı istedi bilemiyorum. ders çalışmalıymışım ayrıca, telefonu kapatınca çalışmaya başlıyorum dedim, güldü.
vitamin’in bir şarkısında diyordu; yine bize esmer günler doğuyor diye. bıkkınlığın, boşvermişliğin ilerisindeyim. konuşmak istemiyorum, yani aslında konuşamamak da olabilir bu. ve o kramplar.. sonu olmayan bi yol bu. hiç olmadığı kadar mutsuzum, bu hayat yine çok zor günler yaşıyor.
biraz barcelona’dan bahsedeyim, hem yarıda bıraktığım bir şeyi tamamlamış olurum belki. barcelona’da insanlar zarif, insanlar şık demiştim ya, sırrı arka sokaklarında.. gotik şehre giriş yaptığınızda karşınıza çıkan o butikler barcelona’ın sırrını veriyor. bakakalıyor insan, zamanı olsa, her dükkana girip bir şeyler denemek istiyor.
nou camp futbol tutkunları için şüphesiz barcelona’nın en etkileyici yerlerinden.. yıllarca televizyondan izlediğin o büyüleyici stadı gezmek, o havayı solumak olağanüstü. kupalarından, soyunma odalarına, yedek klübelerine kadar.. orada olmak tek kelimeyle harikaydı. çok sevdim barcelona’yı, insan gidip orada her şeyden ve herkesten uzak bir şekilde yaşamak istiyor.. ne olacak ki?
