Arşiv: November, 2010
18 Nov
2010
Kategori: hayat    |    Saat: 12:33
Yazar     |    1 Yorum

doğum günüm

evet saat sekiz buçuğu bir saat geçtiğinden ötürü artık resmi olarak olarak yirmi dört yaş bir saatliğim, büyüdüm hakkaten. o zaman doğum günü meselesini masaya yatırıyor ve bugünümün nasıl geçtiğini not ediyorum buraya.

dün gece saat ikiye geliyordu ki uyudum, yatmadan önce birkaç arkadaşım doğum günü mesajı attılar, sağolsunlar. ben de uyumadan madem bugün doğdum diyerek biraz bahis yaptım, sabah kalktığımda gece oynamış olduğum altı liralık kuponun otuz beş liraya ulaştığını gördüm, artık zenginim resmen.

sabah, gözlerimi açtığımda oh be herhalde saat on olmuştur dedim ama telefonu elime aldığımda saat sıfır yedi, otuz beşti. hayır ya diyerek kafamı yastığa gömdüm, en azından biraz daha vakit geçsin bu ne ya nidalarım eşliğinde yataktan çıkarken saatler sekizi gösteriyordu. camı açtım dışarı baktım tüm şehir uyuyo gibiydi, kalkın ulen bugün benim doğum günüm diye bağırmadım.

sekizi biraz geçe dişlerimi fırçaladım, dün akşamdan kalan öte beriyi çöpe attım, yine dün asmış olduğum çamaşırları topladım. aslında sakallarımı da kesecektim ama, aman ne gereği var ki diyerek sadece makineyi şarja takmakla yetindim. bu satırları yazarkene saat sıfır dokuz kırk ikiyi gösteriyor. birazdan markete gidip su ve yumurta almam lazım, malum bugün doğum günüm, kendime waffle yapıcam, yuppi. bu arada iyi bi kahvaltıyı da hakediyorum bence.

aslında haketmemişim, bilmiyorum uyandıktan sonra kocaman bi yeşil elma yedim, sulu, sulu ekşi böyle, onu yerden aklıma mccandless geldi, haha onu taklit edip güldüm kendi kendime, dışarı güzel bi kahvaltı yapmaya çıkmıştım bana sorarsan ama yaklaşık bi saat sonra eve geldiğimde elimdeki poşette bi kaç tane domates ve bir kaç poğaça vardı, demek ki haketmemişim güzel, mutlu bir kahvaltıyı, doğru ya ne gerek vardı ki? sanki uykum mu geliyo ne? yok yok bugün uyumamalıyım, biraz daha bekleyeyim sonra kendime güzel bi waffle yapayım, en azından zaman geçer, değil mi derken duvardaki saat on üçü otuz iki geçtiğini söylüyor, bi saat ileri olduğunu düşünürsek saat henüz on iki okuz iki, aha da üç oldu şimdi. oho günün bitmesine var daha görüşürüz o zaman.

4 Nov
2010
Kategori: hayat    |    Saat: 03:25
Yazar     |    Comments Off on yalnızlık

yalnızlık

“sinemanın önünde durdum. film hala değişmemiş, sanırım üç haftadır gösteriliyor. insanlar işlerindeyken ben bu sinemanın önündeyim, sanırım benim işim de bu: filmlerin değişip değişmediğini kontrol etmek. aslında çok ciddi bir iş bu, birinin yapması gerek”

aslında dahası var; insanlar bi şekilde sınav telaşına tutulmuşken umursamıyorum ben, etrafı izliyorum bu insanlar ne yapıyor diye. vize dönemi insanları birbirine daha bi iyi yaklaştırıyor, kısa dargınlıklar çözülüyor kimi zaman, kimisinde de yeni arkadaşlıklar başlıyor. tamam akşam araşırız olmadı hafta sonu görüşürüz. hey millet görüşüyor muyuz? tamam o zaman geç kalmayın olm az kaldı sınavlara, komik.

tek başına “avruba”ya mı gidilir beaaa yaa diye çemkirenler insanlar var, ne kadar da tanımıyorlar beni. huh, bu bünye doğum gününde kendi yaktığı mumları söndürdü ki? neredeydin o zaman, hadi sinemaya gidelim dedi, olmadık abidik gubidiklikler yaptı, ne yapıyordun o zaman? aradığında kapatmadan kaç kez şey bi şey soracaktım demedin? evet gidiyorum ve umarım o on uçak seferinden birisini yere çakılır da her şey daha hızlı, daha acısız ve daha önemsiz olur. hayatta olmanın anlamı ne ki? yatcas kalkcas, yatcas kalkcas, mesun olucas.. eheh işe girices, çalışcas yükselmek, çok para kasanmak için, eheheuh bulebebeuhel.

tanju babaaaa “terkedecekler nası olsaaa” koy yaa içki koyyy ya meyhaneci.