Arşiv: July, 2010
26 Jul
2010
Kategori: hayat    |    Saat: 23:23
Yazar     |    1 Yorum

büyümek

büyümek, yaşlanmak ya da bir daha aynı günü, zamanı, yaşı yaşayamayacak olmak, işte siz koyun adını. geçen gün farkettim bunu, iyi değildi. havuza gittiğimde aklıma geldi eskiler, çokta eski sayılmaz aslında 7-8yıl öncesi, 15-16 yaşlarında ne haşarıydık, havuzda neler yapmazdık, kendimizce türlü çılgınlıklar, kurallara uymamalar, gerekirse havuzdan atılmak ama yine de o saçma kurallara uymamak, çok eğlenceliydi ya. o zamanlar kitap okumaya gelenler olurdu havuza, eleştirmiyorum tabii ki havuzdur denizdir kitap okumak için ideal yerler. ama küçüktük işte tiplere bak havuza gelmişler kitap okuyorlar şaka mı bu diye konuşurduk.

sonra ne mi oldu? büyüdük işte, üniversiteli olduk neredeyse üniversiteden de olacaz yakında. işte büyüyen ben havuza gittim geçen gün, eskisi gibi şen şakrak değildi havuz çünkü yine eskiye nazaran en az 10 kişilik grupla gitmedim, yalnızdım.. işte ağıran dizime rağmen saçma sapan yüzmeye çalışırken eski günler geldi aklıma, sağa sola atlayan çocuklar vardı ama ktü tarihi asla bizim gibi bir jenerasyona daha tanıklık edemeyecek, üzgünüm. eh işte eski günler geldi diyorum ya aklıma onca anıdan sonra orda sağa sola anlamsızca kulaç atmak çok yabancı hissettirdi kendini, daha vahimi de var, söyleyeyim hemen havuzdan sıkılıp şezlonga uzandığımda elime bi kitap geldi hala bitiremediğim zaman yolcusunun karısı kitabı, evet 15 yaşındayken laf attığım adama dönmüştüm.. büyümüştüm ya ondan.

yabancı etraf üzerime üzerime yürüyordu sanki.. çıkalı 40 dakika olmamıştı eve geri döndüğümde, büyüdük ama büyüdük, yoksa büyümedik mi?

21 Jul
2010
Kategori: hayat    |    Saat: 22:20
Yazar     |    Comments Off on geri dönüş

geri dönüş

evet tekrar yollardayım, aslında yollardayım olmadı, tekrar havalardayım diyebilirim, sanki daha 1 ay önce gelirken yaşanan panik sonrası uzun süre uçağa binmeyeceğim diyen ben değilmişim gibi pişkin pişkin yine uçak bileti aldım, ne yapalım o kadar yola katlanamıyorum sanırım artık.

ne dicem, vize vermediler yahu reddetiler beni, bilmiyorum bu bünyeye vermezlerse vize kime verirler. çok kırıldım amerika diyim bak. o değilde iki kelam edemedim ya onu yediremedim gerçekten, adam sorular sordu cevapladı ve sonra reddettim dedi, ben de konuşmanın gidişatından vize alabileceğimi tahmin ediyordum halbuki adam tak diye reddedince dondum kaldım resmen, çok kötü yav. ama insan haklarına aykırı ya bu resmen, adamlar ülkelerini gezmelerine izin vermiyorlar resmen, neymiş geri döneceğime ikna olmamış, be adam okulum var ya, tapu istediniz getirdik, para istediniz gösterdik, iyi okul ortalaması istediniz o da fena değil, üstüne abd vatandaşı referansımız var ulan daha nolsun! harbi çok şaşırdım buna ya, ne dicem günün birinde karar mercilerinde yer alırsam diyorum o zaman benden çekeceği var benim vatandaşımı süründürene, senin vatandaşın elini kolunu sallayarak gelsin, sen 1 ay gezmeye gidecek adama geri döneceğine inanmıyorum de, ayıptır günahtır arkadaş. neyse takmıyorum olur böyle şeyler, belki şansımı kanada da denemeliyim bi süre sonra da..:p

ama abd’den de red yanıtı alınca acaba sorun bende mi diye düşünmeye başlamadım değil ha.. bak şimdi ortada net bi durum var ya ben normal değilim ya da benim etrafımdakiler, düz mantık yürütelim, mükemmel değilim, ortalama hatta vasatım. ee etrafımdaki bir olsun hadi iki olmadı üç taş çatlasa on kişi problemli olsun ama hepsi de olamaz ki yani elbette içlerinde normal insanlar vardır yani, bu da ne demek oluyo?

– olm selçuk sorun sen de lan, yeminle o kadar acı çekiyosun hepsi senin suçun, allah cezanı versin lan senin ne biçim herifsin, ne umursayanın var ne arayanın.

– ama bak şimdi kafaya takıcam bunu izninle, çok ağır konuştun

– ulan yalan mı diyorum hani.. arkadaşların dediklerini geçiyorum olm senin anan baban yok mu lan? 20 dakika sonra uçağa bineceksin akşam eve gidiyosun, bugün ne aradılar ne sordular olm.. kimbilir trabzona indiğinde uçağın arayıp ben geldim unuttunuz mu diyeceksin.

– harbi ya ben hiç düşünmedim olm ya, napıcaz peki?

valla ben bile artık sana çözüm bulamıyorum, ne halin varsa gör de diyemiyorum bilirsin severim seni, kafamı toplamaya, takmamaya çalış işte ne bileyim, hem bak bir sene kaldı okulun da bitiyo yeni insanlarla tanışırsın belki yeni arkadaşların olur felan unutursun bu günleri, acı bi tebessümle hatırlarsın işte, bozma moralini elbet bir gün sen de mutlu olursun, yani umarım. ama vize işi kötü olmuş olm, en kötü oraya giderim diyodun geçen, şimdi en iyi oraya giderime döndü durum, bence okuluna biraz daha zaman ayırsan iyi olur benden söylesi, du bakalım kpss puanların gelsin orda ne çıkacak, inş iyi bişe çıkar..

neyse teşekkür ederim iyi bi sohbet oldu, uçakta 10 dakika rötar yapmış, karnım da acıktı ama bi whoppera da 17 lira verilmez ki ayıptır yaa neyse, o zaman görüşürüz, dikkat et kendine.

19 Jul
2010
Kategori: hayat    |    Saat: 23:35
Yazar     |    Comments Off on bir zamandan sonra

bir zamandan sonra

durdum ve buradayım ancak doğru kelimeleri seçemiyorum bi’ şeyler yazmak için o yüzden konuyu değiştireceğim, ne yapalım.

hala ankaradayım, bi kaç güne gidiyorum eve. yarın da vize randevum var bakalım ne çıkacak sonuç, herhalde verirler, yoksa onlarda mı dışlayacak beni, ağlarım bak, hehe. bugün şey düşündüm mezun olunca direk askere gitsem herhalde bi çok şeyi arkamda bırakmış olurum, yoksa peşimden gelmeye devam edebilirler, sürteyim biraz, bi arkadaşım çok dayak yersin demişti askerde, yiyeyim belki aklım başıma gelirde hala hala belki neden olmasın this is layf samtink happens modundan çıkarım be abi. evet evet öyle yapayım en iyisimi düşüneyim ben bunu bir. askerden geldikten sonra da önümüze bakarız gidecez mi kalacaz mı o zaman karar veririz, şimdilik kalmak için bi neden gözükmüyor ama fatih hocam hep der everthings samtink happens diye, ekol adam felsefesi var, “neden olmasın” ahah

kendimin bu saçma haline çok gülüyorum, arada da üzülüyorum ama, üzülüyorum çünkü ben miyim bunun sebebi diye, hatırlanmamaktan aranmamaktan nefret ediyorum, o zaman da diyorum ki demek ki yanlış arkadaşlar seçmişim kendime, o zaman da geçen yıllar hep boşa geçmiş diyebilirim, demek ki bu yaşıma dek mal gibi sadece nefes almışım, etrafıma hiçbir şey katmamışım ki hatırlayan çıkmıyor. işte buna üzülüyorum gerçekten, çok. yalnız yaşıyan birisi sanırım bunları dert edebiliyor kendisine, çünkü dert edecek bi şey yok etrafında, her gün eve geliyor aynı şey, bi süre sonra etraftaki dağınıklık gözünüze batmamaya başlıyor, sonrası felaket mutfağa girilmiyor, neyseki banyo konusunda henüz insanlığımı yitirmedim, halıyı göremiyorum bazı bazı üzerine attığım eşyalardan, sonra yapacak hiç bişe olmamasından sıkılarak temizliyorum taa ki tekrar yapacak bi şey olmamasına kadar. insanlara bi şey söylemişsem yaparım, herhalde söz veripte yapmadığım bi şey yoktur ya da çok azdır, o da elimden gelmediğindendir, neticede sıradan bi insanım. ama insanların bana bi şey söyleyipte yapmaması ki bu çok basit bi şey olabilir, büyütmeyin gözünüzde “tamam ararım” gibi mesela, sonra bunu yapmaması çok kırıyor beni, bence bu dünyadaki en kaba davranış, ne bileyim biri gelipte yüzüme lanet olsun nefret ediyorum senden dese bu kadar üzülmem çünkü takmam banane der geçerim, ama bi arkadaşım? evet üzülüyorum. hayır bide bunu sanki etrafımdaki herkes yapıyor gibi hissediyorum ya diyorum ki herkese mi böyle yoksa ben mi dünyanın en şanssız adamı olarak devam ediyorum hayata diye.. tamam 1 kişi olur 2 kişi olur ama 5 kişi olmaz 3 kişi olmaz ya.. yani bir kişi yapsa geçerde dediğim gibi sayı arttıkça insanın kafasına takılıyor haliyle sorun bende mi değil mi diye, bendeyse söyleyin de uzatmayalım, ne dersiniz? garip ilginç. ben ne diyordum ya? nerden nere geldim kimbilir yine. ne dicektim ki, üzülüyorum. bir de buraya not düşeyim bundan gayrı burger kingten 1menü alana 1menü bedava promosyonundan alırsam nolayım! yeter yahu sıkıldım 2 tepsiyle boş masaya oturmaya, insanım ben de. bir de evet şarkılar çok acımasızlar katılıyorum.

12 Jul
2010
Kategori: gündelik    |    Saat: 01:18
Yazar     |    Comments Off on birden çok şey

birden çok şey

yazasım geldim ve burdayım, bi kaç şey var; tarihe not düşmeli.

staj yapıyorum bu aralar, ama nasıl bi ben biliyorum. aslında çok janjanlı herkes ohae diyor nasıl ayarladın iç işleri bakanlığında diye hem de dış ilişkiler  ve ab dairesinde! vay anasını olacak iş değil, işte bakan beyi biliriz biz o ayarladı diye sırıtıyorum içimden ama gülmüyorum. neredeyse her gün ayaklarım geri gidiyor, bi kaç gün de soruyorum niye oradayım diye.. aslında çok mantıklı bi sebebi var, neyse. orada olmanın bi faydasını görecek miyim diye sorarsam doğruya yakın cevabı evet olmalı ama ben sanmıyorum, hiçbir işe yaramayacak evet siviye yazarız ama o kadar. bir hafta da geride kaldı bu saatten sonra bıraksam nolur? hiçbir şey, bırakmasam? onunda pek farkı olduğunu düşünmüyorum ama meclise felan gidecez ya, görmüş oluruz hiç olmazsa, zaten son gün yok, bir gün de sunumlarla geçecek, demek ki 2 gün sabretmem gerekiyor, yapabilirim herhalde ya ne olacak, ne kadar kötü olabilir ki, ne kötüler görmüşüm ben.

aslında asıl ne işim var benim burada demem cumartesi sabahı oldu, aslında daha evden çıkmadan neden bu saatte ayaktayım diye sorduysam da kendime, bi amacı olmasa da yaklaşık 30 dakika sonra ayakta olacaktım zaten o yüzden o zamanlık es geçtim. ama saat 9a gelmeden kendimi okulumda kpss sınavına girmeye giderken dan dan diye vuruyordu içerden bi ses ulan senin ne işin var burada diye, bunlara ek etrafımdaki insanları gördükçe o ses git gide kuvvetlendi. gerçekten hala cevabını verebilmiş değilim, ne işim vardı orada, yaşını başını almış adamlar işe girebilmek için yuvarlak karalamak zorundalar, ne kötü. nerede olmak istediğimi hala bulamamış olsamda, -gerçi buldum galiba onu da- o sabah itibariyle nerede olmak istemediğimi kesinlikle buldum, bu kpss işi hiç bana göre değil, sanırım yapamıcam, zaten bunu sınava girince daha bi iyi anladım, nasıl bi can sıkılmaydı o? ulan son 15 dakika çıkmaya izin vermiyorlar diye ingilizcenin son 15 sorusunu okumadan verdim ve terkettim koşarak uzaklaştım, zindan gibiydi.

aslında daha kötüsü bugün oldu, dün yaşananlardan sonra bugün öğleden sonra girmem gereken oturuma girmeme kararı almıştım, ama aldığım bir ayakkabıyı değiştirmek üzere ister istemez cepaya gitmek durumundaydım, velhasıl kelam madem evden çıktın olm selçuk bu sınava da girersin sen diyerek kendimi odtüye ışınlayıverdim. girdiğimiz yer de odtü değil aslında istanbuldan önce son çıkış, havacılık ve uzay mühendisliği! taa bi ucunda kampüsün, hatta geri yürüyerek eskişehir yoluna gitmek sayıyla 45 yazıyla kırkbeş dakika tutuyor, evet yürüdüm. dedim ya asıl katliam bu alan testinde yaşandı diye. 5 tane test var 40ar sorudan, uluslararası ilişkiler ve kamu yönetimi benim bi nebze olsun yapmayı umduğum testlerdi, diğerleri istatistik, ekonometri ve çalışma ekonomisi ve endüstri ilişkileri denen ne irdüğü belirsiz şeylerdi, evet şey. sınavın süresine bakar mısın bide tam tamına üç buçuk saat olacak iş mi? neyse diyerek kendi bölümümün sorulardan başladım yapmaya ama acaba üç yıldır ben ne okuyorum diye sordum kendi kendime.. herhalde rahat 10 boşum en az o kadar hatta daha da fazla yanlışım vardır, aynısının biraz fazlası da kamu yönetimi için geçerli. diğer 3 testte bakmadım bile. ve sınav başladıktan 40 dakika sonra sınavla işim bitmişti artık benim, çıkmak istiyordum ama başaramadım.

– ee şey ben bitirdim de çıkıcam.

– hayır çıkamazsınız

– ama bitirdim ben

– olsun 105 dakikadan önce çıkarmak yasak

nee 105 dakika mı? ulan ne yapıcam ben diyerek kafayı yedim ama mecbur beklicekmişiz, sinirlendim neyse saçma testlerden çekoyu açtım dedim belki yaparım, işte en azından soruları okuyarak zaman geçirdim bu sırada da 15 kadar işaretledim 25 dakika daha geçti ama gözetmene göre daha 40 dakika var. artık sıkıntıdan, sinirden, benim burada ne işim var soruları arasında patlamakta olan ben pes etti, eşyalarımı topladım ve yasaları çiğnedim 105 dakika olmadan çektim çıktım, dedim ister sayın ister iptal edin, artık çoğu şey de olduğu gibi umrumda değil lan ne yaparsanız yapın. umrumda değil sınavın iptal edilip edilmeyeceği. gerçi dönüş de pek hoş olmadı dediğim gibi 45 dakika ya boru mu ulan 45 dakikada burdan istanbula giderim uçakla, ama bi odtüden çıkamadık arkadaş.

bir de şunu söyleyip bitireyim içimde kalmadan, abi ben çok sıkıldım bu bardağın dolu tarafı geyiğinden he, yeter ama ya yorulduk be bardağın dolu tarafını görmekten..

3 Jul
2010
Kategori: hayat    |    Saat: 02:24
Yazar     |    Comments Off on kendinle yüzleşirken

kendinle yüzleşirken

kimse duymaz, yalan söyle.. yoksa sustukların büyür içinde, her nereye gidersen..

evet kötü çok kötü.. rahatlamak için herhangi bir yere bi şeyler karalamak sanırım yıllardır çoğu insanın yaptığı bir şeydir. bende kıyısından köşesinden yakaladım umuyordum, ama elim nedense uzun zamandır geri gidiyor anlamıyorum niye.

insan yapacak bi şey bulamayınca düşüncelere dalıp gidiyor, o yüzden hep bi şeyle meşgul olmak gerekiyor sanki. bi şeyler izliyordum, şöyle bi şey söyledi izlediğim şeydeki şey “yıllardır hep aynı kaldım”  ama böyle bi melankoli bi üzüntü.. yani yıllar sonrada hala böyle mi olacağım diye dövündü galiba. adamın halini görünce ben de korktum, ulan olm sana ne oluyo demeyi başaramadım ve korktum resmen. kendime mektup yazmıştım 2014te açmak üzere, üç buçuk senesi kaldı, yazdıklarımı hatırlamıyorum ama korktum o şeyi izlerken acaba ben ne olacam diye geçen yıllarla beraber.. yanlış anlaşılmasın (lol kim anlayacaksa “tabii ki okuyan milyarlar”) değişmemekten kasıt nedir herhalde anlaması zor değil.. böyle bi sıkkınlık ki nasıl geçer ne zaman biter, bilemeyebiliyor insan haliyle yoruluyor sonra kabuğuna çekiliyor ister istemez.. bi şeyler yazmak rahatlamakken eskiden artık bunun da pek işe yaradığını söyleyemicem, ne zamandır elim delete tuşundan gayrı bir tuşa basamıyor, sanırım yine yapamıcam.

o zaman bi toplumsal mesajla bitireyim,

burada sivrisineklere sesleniyorum.. kaçabilirsiniz ama asla saklanamazsınız.. dur yahu yoksa saklanabilirsiniz ama kaçamazsınız mı olacaktı? bilemedim şimdi.