21 Feb
2010
Kategori: gündelik    |    Saat: 14:03
Yazar:     |    Comments Off on izmir ve sonrası

izmir ve sonrası

aslında bir de öncesi var ama orayı karıştırmayalım:)

ankara’dan izmir’e doğru havalandıktan sonra artık sadece bulutlar vardı. o kadar güzel manzaralar vardı ki fotoğraf çekmemek elde değildi, ancak kafamda acaba uçakta fotoğraf çekebiliyor muyduk sorusu takıldı, aslında cevabı biliyordum “evet” ama nedense yine de açmadan önce sormalıyım diye şartlandırdım kendimi ancak sayın hosteslere ulaşamayınca zaten fotoğraflayasım kaçtı, gözüme takılan ve bana muhtemelen bir sürü ödül kazandıracak kaf dağı pozu çoktan uçup gitmişti çünkü.

izmir’e yaklaştığımızda hostes anlamadığım dilde bir şeyler söyledi, tamam süper olmasa da ingilizce biliyoruz nihayetinde ama bu ingilizceye benzemiyordu.. sonra baktım aradan bir iki harf yakalayabiliyorum anladım ki kendisi türkçeyi ege şivesiyle konuşuyormuş.. tamam burada azami seviyede mübalağa var ama gerçekten ilk duyan insan için ege şivesi yalnızca gülümsemeye yol açar..

adnan menderes havalimanına indiğimde elinde sn selçuk korkmaz kartonuyla gözlerim göksel’i aradı ama yoktu etrafta yine geç kaldı diyecektim ki bu ilk görüşmemiz olduğu için demedim, ufak bi karışıklık olmuş kendisi dağ bayır yürümek zorunda kalmış o yüzden biraz bekledim, adnan menderes esenboğa’dan iyi olmasın şehrin 35km kadar dışında da!

aslında uçakta gelirken acaba aramızdaki iletişim nasıl olacak sorularını geçiriyordum aklımdan yaklaşık 8 yıldır bi şekilde internetten görüştüysekte sonuçta yüz yüze hiç görüşmemiştik, eğer elektrik alamazsak o günün her ikimiz içinde zindan gibi geçeceğinin farkındaydım, neyseki olmadı süper bi gündü:)

şimdi bi şey dicem kızacak insanlar, bi söz varya izmir türkiye’nin paris’idir diye. inanmayın yok öyle bir şey. bakın insanlık size sesleniyorum neyse vazgeçtim seslenmiyorum.. izmir bana ilk dakikadan itibaren dağınıklığı ve katliam imar plansızlığıyla karadenizi anımsattı, o abidik biri büyük biri küçük binalar, sıvasız, boyasız evler.. kesinlikle tıpkısının aynısı..

yine de yeni yerler görmek oldukça keyifliydi, izmir görmedik demeyiz.. benim de şansıma bahardan kalma güneşli bir gündü.. bu arkadaş beni tavlada yeneceğini iddaa etti bi ara, kordonda hemencecik bi kafe bulup kendisini deplasmanda olmama rağmen 5-3lük net bi skorla geçmesini bildim.. yetmedi ege üniversitesine gittiğimizde bu sefer skor 5-0 oldu. ama hala ısrarı yok mu sen misafirsin diye.. lütfen geçelim bunları:)

şehir merkezinin diğer şehirlerden bi farkı olduğunu söyleyemem işte konak meydanıydı, saat kulesiydi, kordonuydu.. ancak kordonu anlayamadım yahu denizin kenarında hayvan gibi yer ama bomboş, yani kastım hiç bişe yok üstünde ne bileyim garip geldi.. hah unutmadan, gitme amacımızın bununla alakası olmamasına rağmen bi şeyler takılmadı gözüme, yani ne diyolardı? abii izmir’in kızları çok güzel, felan gerçi güzellik nedir pek anlamasam da aramızda benim gelişimi duyup kaçmışlar esprisiyle olayı geçiştirdik, üzerine gitsem çok vahim olacaktı eminim..

bu arada bizim ankaralı hacettepelilerin çektiği 230 ikarus sıkıntısının benzeri izmir’de de geçerli, ege üniversitesi için. onlarında en efsanesinden ikarus 525leri var, kendisini test etme imkanı buldum gerçekten fevkalade. unutmayın her zaman bir kişi için daha yer vardır. yalnız hacettepe ücretli, bu 525ise tüm öğrencilere bedava, ege üniversitesinde okumasanız bile..

gün boyu gökselle aramızda fatih terimin efsane basın toplantısı somethings happens esprisi dolandı durdu nerden geldiyse aklımıza. artık gezmekten geberir seviyeye gelince ne yapalım derken sinemaya gidelim dedik, filmi de seçtik; recep ivedik 3.. valla çok fazla filme benzemese de komik bi şey olmuş. evet şey. orasına girecek değilim ama şahan’ın fatih terim uyarlamasını görünce gülmekten kramp girdi ağzıma ne tesadüftür:) bir de ömrümüzü verdiğimiz oyundan “bug” karşımıza çıkınca bi hoş olduk.

gezerken anladık ki -aslında izmir de antalya gibi şehir merkezinin herhangi bir esprisi yok kıyılar güzel olsa gerek, bu konuda ülkedeki tek şehir istanbul izmir’i de gezdikten sonra buna iyice emin oldum- izmir bi günde bitebilecek bi şehir. o yüzden gece istanbul’a gitmeye karar verdim.. ancak bütçemiz kısıtlıydı o yüzden bileti minimum fiyata getirmem lazımdı.. bi de gökselin dombak arkadaşına da gıcık oldum bebe ne çok konuşuyo ya yok istanbul 50 liraymış.. ee ben 22 liraya gittim nasıl oldu bu? hem de bildiğin 3 koltuğa boylu boyuna uzanıp uyuyarak..:) orası da benim pazarlık taktiğim olarak kalsın bana..

istanbul kötü geldi ama vücut iflas etti sanıyorum orda.. ama oraya ne zaman gitsem kendimi iyi hissettiğim gerçeğini değiştiremeyecek bu.. sonuçta gezdik dolaştık ve yine kürkçü dükkanına döndük be abi.. yarın da okullar açılıyor, umarım kötü olmaz…

ne diyebilirim ki başka? sometimes somethings happens. what can i dooo.. :)

Yoruma kapalı.