keşke gerçek olsa
marc levy ile nasıl tanıştığımı hatırlayamıyorum, ama bi’ gün evime gelen kutunun içi kitaplarıyla doluydu. ilk okumak istediğimde şüphesiz keşke gerçek olsa idi. cidden hayatta ne kadar çok kullanıyoruz değil mi bunu? hatta bir de şu versiyonu var yaşadıklarımız zaten gerçek olamayacak kadar güzeldi… neyse bu muhabbet uzar.
kitaba ankara istanbul uçuşunda başlayıp dönüşte de devam etmiştim lakin ankara’ya geldiğimde hiç fırsat olmamıştı başucumda durmasına rağmen.. bu öğleden sonra yahşi batıyı gidip izleyeyim diyordum ama sonra çok üşendim kitap ilişti gözüme dedim ki dur bari şunu bitireyim hazır vakit varken, zaten neredeyse yarısını okumuştum öyle elime aldım ve bi çırpıda bitirdim.
öncelikle söyleyeyim evet sonunu tahmin ettim.. aslında tahmin etmek değil de varya sonu kesin böyle olur diye geçiriyordum içimden öyle de oldu. zaten mantıklı düşününce eğer olaylar o yönde gelişirse olacağı oydu zaten. (çok açık konuştum değil mi? bunu da yeni öğrendim bak aslında çok şey söyleyip aslında hiçbir şey söylememeyi. gerçi çaylağım henüz, daha iyi yapanlar aranırsa bulunabilir.) öte yandan gayet beğendim romanı, hatta son 15 sayfasına geldiğinde bir bölümde daha fazla okumak istemedim, çünkü o kadar güzel gidiyordu ki bozulmasın istedim bu büyü. resmen mideme kramp girdi ya.. ama neyse diyerek devam ettim ve bitirdim..
akıcıydı bence, olayları anlatışında kopukluk hiç yok, hele ki arthur’un yaşamış olduğu yalnızlığı.. geçmişteki yaşadıklarıyla bağlaması enfesti.. annesiyle olan ilişkisi, annesine doyamaması felan gerçekten üzücüydü. yalnız büyümek zorunda kalması.. ne de yakındı. hele bir bölümde lauren’e bak işte mutluluğun resmi budur demesi yok mu? gerçekten insan kendinden bir şeyler bulmuyor değil. diğer yandan eksikliğini hissettiğim tek nokta lauren & arthur ilişkisini arthur’un diğer insanlara inandırmak için sadece anlatması, aslında bunu kanıtlamak için çok daha basit ve kolay bir şey yapabilir, yani roman boyunca bunu düşünüp durdum, yazar niye düşünemedi diye sormadan da edemiyorum. sen o kadar şeyleri ayarla ama bu nüansı kaçır, bilemiyorum az da olsa romanın rahatsız edici noktalarından biriydi. farkettiysen olayı söylemiyorum ki asper kader burayı okuyan biri çıkar sonra romanı alıp okumak isterde -böylelikle ben de bi’ insanın roman okumasına sebep olarak mutlu olurum- romanın içeriğini söyleyip hevesini kaçırmayalım. paul’a da bir parantez açayım, iyi bir dost paul, herkesin yanında olmasını isteyeceği türden hem de. ( )
ancak gerçekten çok leziz ve hafif bir roman bence. hiç sıkılmıyor, boğulmuyorsunuz. hikayesi de çok şirin. ikilinin yaşadıkları çok özel. birbirlerine karşı beklentisiz, çıkarsız saf ve derinden bir sevgi. daha ne olsun? devamını da merak içersinde bekliyorum, umarım onu da en kısa zamanda okuyup izlenimlerimi yazarım. dahası şanslıyım çünkü levy keşke gerçek olsa’nın devamını yaklaşık 4 yıl sonra yayımladı ancak benim böyle bir sorunum olmayacak.
bir de romanı okurken ya bu kitap film yapılmasına ne kadar da uygun dedim durdum kendime, mutlaka filmi çekilmeli dedim.. bak sen şu işe bunu ben düşünebildiğime göre benden önce düşünenlerde çıkmış :) ve 2005 yılında filmi çekilmiş… en kısa zamanda edinip izlemek lazım. kitabını okuduğun filmleri izlemek zaman zaman rahatsızlık verse de çünkü kitaba sadık kalınmıyor genelde ancak bu kitap için böyle olacağını sanmıyorum.. dedim ya izleyelim de görürüz.
Yoruma kapalı.
