eyvah yılbaşı geliyor n'pıcaz?
dur yahu önce bi soluklan geç otur şöyle müziğin ritmine bırak kendini sonra düşünürüm ben bi şeyler. evet ben düşüneyim siz yapın olmaz mı? siz eğlenince ben de eğlenmiş sayılıyorum zaten. hem benim hayalimdeki meslek bu değil miydi ki zaten? başkalarının yerine hayal kurucam onlar uygulayacak sonra ben zengin olacam birini tutucam bana hayal kurması için. neyse şimdi boşver bunu.
sinemaya gidin bi kere. bakın size üç tane bana göre şükela olan film öneriyorum. birincisi abimm ikincisi başka dilde aşk sonuncusu da avatar. şimdi bu filmleri kategorize edip şununla gidin demeyeceğim, zaten onu da bilmiyorsanız nefesinizi tutup intihar etmeyi önerebilirim size, burası doğru adres değil. keh keh. o diilde böyle milyonlara sesleniyormuş hissi kaplayınca içimi hoş bi şey kaplıyor içimi. hadi selçuk gevezelik etme milyonlarca şirin çift bi şeyler söylemeni bekliyor. bi dakika doktor bey geliyorum..
evet sinemaya gidin nedir yani? yalnız sinemaya gitmeyi salık veriyorum size ama ben bu üç filmi de izlemedim henüz. muhtemelen bunlardan “üçün birini” izlerim, hehe. ama hissediyorum bunlar güzel filmler izlerseniz pişman olmazsınız. izlememe rağmen fragmanlarını izlediğim kadarıyla bi iki şey söylemek istiyorum sayın hakim. aslında avatar’ın fragmanını da izlemiş değilim ama sen çaktırma, olmaz mı?
abimm ile başlayacak olursak, burada levent üzümcü’ye bi parantez açmak gerekiyor sanıyorum. fragmandan da anlaşılabileceği üzere filmi sürükleyen kendisi. gerçekten kaliteli bir iş yapmış. ama hikayeye bakınca muhtemelen “abii bu ne ya rainman’ı çalmışlar” diyen dangalaklar çıkacaktır muhtemelen, hep çıkar bilirim. siz bu odun “sinema guru”larına aldırış etmeyin gidin bence keyifli bir film. oynadığı rolün benzerini babam ve oğlum’da yetkin dikinciler de canlandırmıştı, şahsen inanılmaz etkilenmiş göz yaşlarımı havluyla sildiğim o filmde hayran kaldığım rollerin başındaydı kendisi. muhtemelen arada sırada ağlatacak yine aynı şekilde gözlerinizden yaşlar süzülürken gülümsemenize yol açacaktır. mustafa üstündağ kendini muro karakterinin etkisinden atamamış gibi duruyor fragmanda, ulan neymişim ben de kardeş fragmandan nasıl da tahlili yaptık be.. evet ama her şeye rağmen gidilesi bir film diyorum da bir noktaya parmak basıp bitirmek istiyorum.. ulan ayıp günah o arabayı siz nasıl uçurumdan atarsınız lan, hadi allahtan korkmadınız da klasik araba severleri de mi düşünmediniz olm? çok kızdım size haberiniz olsun bak.
geldik mi başka dilde aşk’a. ya bu film ile ilgili söylenecek o kadar çok şey var ki aslında ama söylemek istemiyorum.. diyeceğim şudur ki inanılmaz bir işe imza atılmış. emeği geçenlerin ellerinden öpüyorum ne diyebilirim ki.. o kadar naif bir film olmuş ki korkuyorum bi şeyler yazmaya.. çok dokunaklı, çok içimizden olmuş yaa.. müzikleri saymıyorum bile enfes. çok saf, temiz.. ne diyeyim daha, etkileyici ve güzel.. bizden dedim ya sıcacık işte.. bir yandan göz yaşlarınıza hakim olamazken diğer yandan tebessüm edebilirsiniz. izlerken hemen yanınızda elini sımsıkı tuttuğunuz biri de olursa, ona dönüp onu ne kadar çok sevdiğinizi “başka dilde” gösterebilirsiniz.. aşk filmi olmasına rağmen olayı yalnızca aşk boyutundan almaması hayatın içindeki “engel”leri de bize sunması filmi bu kadar yüceltmeme sebep oluyor evet ya çok güzel hem de çok. üç film arasında görmeyi en çok arzu ettiğim film bu, inşallah gidebilirim, size diyeceğim kesinlikle kaçırmamamız olacaktır.
avatar mı dedik? yahu böyle mavi mavi insanlar var biliyo musun bu filmde? alla alla mavi mavi insan mı olur demeyin hemen, orası dünya değil ki olm pandora.. evet pandora gezegenine dünyamız insanlarının saldırmasını konu olan fantastik bilim kurgu tadında bir film diyebilirim kendisine. kaptan köşkünde james cameron oturduğu için zaten dur bakalım dedirten bir film, boru değil üstad el atmışsa vardır bir bildiği. nicedir yapmak istemesi ayrıca sinema tarihinin gelmiş gelmiş en pahalı filmi olması da herhalde vardır bunda bi iş düşüncesini doğurmuyor değil, değil mi? filmi “hee gittim mavi mavi adamlar var la bi bok anlamadım” ekseninde değerlendirmeyip gerçekten izlerseniz, eminim tanıdık bir senaryo canlanacaktır kafanızda..
hee la unutuyodum az daha bak. gerçi bu henüz ülkemizde vizyona girmedi ama eli kulağındadır.. sherlock holmes’dan söz ediyorum. kendisi bir romandır esasında conan doyle tarafından yazılmış bir dedektif-polisiye romandır hatta. yönetmeninin guy ritchie olduğunu söylersem sanırım komik bir filmle karşılaşacağımızı anlarsınız. komik dedikte o kadar değil, anladın sen onu. başrollerde de robert downey jr ile jude law olunca seyretmek zaruri oluyor diyorum. merakla bekliyorum, galası geçenlerde ingiltere’de yapıldı. buna da bi göz atmakta fayda var.
yarın felan da yılbaşı gecesi için önerilerimi sunacağım sevgili okurlarım, görüşmek üzere. hepinizi gıdınızdan öptüm. keh ve peh.
nereye bakıyor bu kızlar?
harbiden şu hayat kargaşasının içinde nasıl da güzel çıkmış fotoğraf değil mi? sahi nereye bakıyor bu kızlar? doğru tahmin edene bol sıfırlı bir çek veya bir adet araba vaad ediyorum, ne de olsa 2 gün sonra milli piyango bana çıkacak efenim içinizi rahat tutun siz.

bu arada fotoğrafın bana ait olduğunu belirtirim, herhangi bir yerden alıntılanmış değil. evet hadi bilin bakalım nedir bu kızların derdi?
istanbul'un ardından
selçukla konuştum haberler iyi..
diyor ki her şey kadıköy’den boğazın serinliğine dekmiş. kendini yeniden doğmuş gibi hissetmiş, hem intihar etmekte bir anlamda yeniden doğmak değil midir zaten? bu yüzden fikren intiharımı gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyorum, istediğim oldu, evet. artık çoğu şey daha net.
ancak sanıyorum ki bazı arkadaşlarımı heyecanlandırmışım belki biraz da sinirlendirip üzmüş olabilirim, öyle dediler. böyle bir amacım yoktu, eğer kırılan üzülen varsa kusuruma bakmasın.
şunu da anladım yalnız, ne kadar kötü olursam olayım, ne kadar moralim bozuk olursa olsun, yani anla işte bitik eksi durumda olsam dahi benim ilacım istanbulmuş. harbiden öyle ya bi insan kendini bu kadar mı mutlu özgür hisseder bi şehirde? hiç bir şey ve hiç kimse umrumda değil, o kadar dingin ve mutluyum ki orada, her şey harika. neden diye sormayacağım çünkü artık geçti, ama keşke yav.
umarım ki hayatımın bir dönemi o inanılmaz şehirde geçsin. istanbul gurbetteki sevgili gibi sanki, ayrı kalınca çok özlüyorum taa ki kollarına bırakana dek kendimi, ondan sonra her şey halloluyor. ankarayla kıyaslama gibi komik bi şey de yapacak değilim.
evet 23 yaşın verdiği stresten kurtuldum artık, yaşasın 1 yaşındaki ben! yaşasın yeni hayat. yaşasın yeni boş beyaz bir sayfa. bana bi de yeni isim lazım varya, ona da bi ara el atmak lazım, ne koysam ki?
az kalsın unutuyordum bak, akşamın o saatinde üşenmemiş kalkıp taa esonboğalara gelmiş canlara teşekkür ediyorum, bi ağlamadığım kaldı çok sevindirik oldum. peh.
fiktif intihar mektubum
evet gerçekten de “içimde garip bir his var”
kimse üzülmesin, bu kararı almamda hiçbir kişi, kurum ya da kuruluşun en ufak bir tesiri yoktur. tamamen kendi inisyatifim dahilinde ve bilinçli bir şekilde bu kararı almış bulunuyorum. herhangi bir olayın da bu kararı almamda etkisi olmayıp, beni bu davranışa itmiş bulunmamaktadır.
ilginç ama bir o kadar da güzel. hayatımın son gün ve saatlerini en azından çok sevdiğim bir şehirde yani istanbul’da geçireceğim, hayatın yaptığına baksana halbuki bu seyehati planladığımda bu hiçte aklıma yoktu, ama hayat dedikleri de böyle bir şey sanıyorum.
aileme; annem, babam ve abime; hepinizi hep çok sevdim. ne var ki bunu gösterememiş olabilirim. sizi belki çok üzmüş olabilirim, belki bu sefer daha da üzeceğim ama inanın en doğrusu bu. annecim, hani ben beni sevmeye, öpmeye çalışırken hep anne bu ne ya diye çıkışırdım ya sana, rol yapıyordum aslında çok hoşuma giderdi, canım annem benim. biliyorum benim için hep iyisini istedin. eğer sana layık bi evlat olamadıysam affet beni. üzülme diyemiyorum, üzüleceğini biliyorum ama unutma ben sen istediğinde seni izliyor olacağım, çok seviyorum seni ve senin evladın olduğum için gurur duyuyorum hep mükemmeldin. babacım dedim ya sevgimi gösteremiyorum diye, gerçekten öyle inan, sizi sevmeme gibi bi ihtimalim olabilir mi? ama hayat beni bu yöne sürükledi sanıyorum, gerçekten çok üzgünüm, keşke yıllar öncesine dönüp bazı şeyleri tamir etme şansımız olsaydı ama ne yazık ki bu artık mümkün değil. abim, hep kavga ederdik küçükken değil mi? büyüdükten sonra da pek az konuşur olmuştuk, ama inan sana olan sevgim ve saygım hep sonsuzdu, ne kadar hıyarlık yaptıysam sen her zaman ordaydın ve ne zaman bir şeye ihtiyacım olsa sen yine ve yine orada yani yanımdaydın. keşke sana daha iyi kardeşlik yapabilseydim, ama elimden gelenin en iyisi bu oldu, özür dilerim.
hiçbirinizin hakkını ödeyemem, üzülmeyin de diyemem çünkü sizlere nasıl bir acı vereceğimin farkında değilim ama inanın içimde ki varoluş acısı en az sizin yaşayacağınız acı kadar büyük. diliyorum ki bu kötü hadiseyi bir an önce atlatır, beni zihninizdeki en masum şekilde anımsarsınız. hepinize sonsuz teşekkürler…
arkadaşlarıma, sizlere pek bir şey söylemeyeceğim, çünkü gerçekten aramızdaki bağ kuvvetliyse beni anlayacağınızı biliyorum ve sizler hakkında ne düşündüğümü tahmin ettiğinizi biliyorum. ancak ben aranızda olamayacağım diye bana verdiğiniz çocuğumuzun adını selçuk koyacaz sözünü unutmamanızı istiyorum, lakin bunu yerine getirmezseniz, özel izin alır gelirim baştan diyeyim. yanımda olduğunuz için hepinize müteşekkirim, hiçbirinizin hakkını ödeyemem, benim için yeriniz her zaman çok ayrı ve özel oldu, bunu bilmenizi istiyorum, hiçbiriniz hakkında en ufak bir kötü düşüncem yoktur, umarım ki hayatınız benimkinden çok daha güzel ve mutlu geçsin. umarım gidişime çok üzülmezsiniz, arada bir adım geçince yüzünüzde bir tebessüm bırakabileceksem tüm yaşadıklarıma değmiş demektir bu 23 yıllık ömür.
akrabalarıma diyecek çok sözüm yoktur, umarım hayatların da istedikleri ideallere ulaşabilirler ve sağlıklı mutlu bir yaşam sürerler.
bir sözüm de arkadaş kisvesi altına bürünen insanlara olacak, intihar ediyorum diye iyi bir şeyler söyleceğimi düşünmeyin sakın. hepinizden tiksiniyorum ve midemi bulandırıyorsunuz, umarım son saatlerimde aklımın herhangi bir yerine gelmez son saatlerimin keyfini kaçırmazsınız. samimiyetsizlikleriniz, sahtekarlıklarınız, menfaatçiliğiniz, sadakatsizliğiniz, bencilliğiniz umarım başınıza çok kötü şeyler getirir.
bir de insanlığa sesleniyorum, siz siz olun, haketmeyene hakettiğinden fazla değer vermeyin, küçüklerinizi sevin, büyüklerinizi sayın. yaşlılara yardım edin, sokak köpeklerine süt verin, engelli vatandaşları hor görmeyin, onlardan bir farkınız olmadığını anlamanız için çok şey yaşamanızın gerekmediğinin farkına varın. devletinize sahip çıkın, verginizi verin, dürüst olun. ne söylediğinizi bilerek konuşun. yapmacık olmayın, doğrularınızı savunun. sizin özgürlüğünüz başkalarının aynı haklarının gasp edilmesi anlamına gelmediğini benimseyin. ne diyeyim daha doğrusunu siz öğrenir ve yaparsınız diye ummaktan fazlası şu an gelmiyor elimden..
vasiyetim aşağıdaki gibidir, gereğinin yapılması tek isteğimdir.
giysilerimden ailem istediklerini sakladıktan sonra arkadaşlarım da istediklerini kullanmak veya hatıra saklamak üzere alabilir. geriye kalanları gerekli yardım kuruluşlarına abimin iletmesini istiyorum..
kitaplarımın tümünü küçük bir okula bağışlamak istiyorum, bu isteğimi de abimin yerine getireceğini umuyorum.
banka da bu yaz yapmayı planladığım amerika seyahati için biriktirmiş olduğum bir miktar para var. şifresini abim biliyor. abimden ricam, kitaplarımı bağışladığı okula güzel bir kitaplık yaptırması, para yetmezse tamamlamasını rica ederim, eğer artarsa kalan parayla çocuklar için kitaplar alınsın.
oyuncaklarım ve hobi eşyalarımla odamda bir köşe oluşturulsun, minik bir sergi olmasını istiyorum. güzelce bir vitrininin içine koyun çünkü tozlanıyorlar. bir de abi yuvarlak masa şövalyelerinden birinin kolu kırılmıştı, benim yapıştırmaya vaktim olmadı, lütfen onunla da ilgilen.
bazı mühürlenmiş kutuların içlerinde ufak tefek şeyler bulunmakta, bu işi de abime veriyorum. (kusura bakma gider ayak yordum seni:) açtığın kutuların içindekileri bahsi geçen kişiler kabul ederse onlara ilet yok eğer etmezlerse hepsini yakmanı istiyorum, içlerindekilere bakıp bakmamayı sana bırakıyorum.
köye diktiğim çiçek ve fidanlara iyi bakılsın, fidanlar ağaç olup ilk meyvesini verdiğinde bi kase de bana getirin. ve insanlara dağıtın.
mezarımın sizin yanınızda olmasını istiyorum. o yüzden büyük dedemin yanına değil, sizler de benim yanıma geldiğinizde 4ümüzün yan yana olabileceği bir yere gömülmesini istiyorum.
trabzonspor şampiyon olduğunda bana da haber vermeyi unutmayın.
son olarak kendimi boğazın serin sularına bırakmadan bir kaç saat önce yapacaklarım var…
önce pierre loti’de güzel bir kahve içip doyasıya istanbul’u seyredeceğim. bi tavla kaptığım gibi 70lik bir delikanlı bulup geçeceğim karşısına.. “hadi dayı salla bakalım zarları” bir yandan tavla oynarken, “dayı ya ne olacak bu memleketin hali” diyip her şeyi unutacağım.. muhtemelen yenilip helallik aldıktan sonra sessizce uzaklaşıcam oradan..
ortaköy’ü çok sevmişimdir hep, belli olmuyor mu zaten? bir avuç mısır alıp kuşları beslemeye gideceğim, iskeleye oturup asırlara tanıklık eden şehrin kargaşasından soyutlanıp derin bi nefes çekip haykıracağım tüm gücümle.. neydin sen be!!
bi taksi çevirip abi karşıya ama fatih sultan mehmet’ten gidelim diyeceğim.. dedim ya ortaköy’ü çok seviyorum diye, kendimi ortaköy açıklarının serinliğine bırakmak istiyorum.. köprünün yarısına gelmeden abi çok önemli durabilir misin bir iki kare poz çekmem lazım sergi için diyip taksiciyi kandıracağım.. kendisine bol bahşiş bırakacağım.. kısa mesafe yolda taksiye bindiğim için bana duygu sömürüsü yapıp kendimi kötü hissettiren, öküz ankara’nın adi bir taksi şöförünün inadına.. abi bunla çocuğuna güzel bir oyuncak alıver diye ekleyeceğim inerken..
orada tek başıma kaldığımda koruluklardan atlayıp derin bir nefesle boğazın esintili havasını dolduracağım ciğerlerime… son dakikalarımda bu unutulmaz manzarayı fotoğraflayacağım…
daha sonrası boşluk…
ben düşerken yanımdan yaz ayında vapurla karşıya geçerken fotoğrafını çektiğim martı geçecek. kulağına fısıldayacağım, ben de senin kadar özgürüm artık… ve sonra buz gibi soğuk kaplayacak içimi.. yavaş ama hızlı bi ayrılık…
ve pazar günü yeni ve sonsuz bir hayat başlayacak benim için…
önemsenmek
önemsenmek ya aynen öyle.. one hour photo’da seymour parrish yani robin williams ne diyordu hakkaten? diyordu ki neden fotoğraf çekeriz, çektiririz..? “buradaydım. yaşadım.. gençtim… mutluydum…. ve biri fotoğrafımı çekecek kadar bu dünyada beni önemsemişti..” ne güzel söylemiş baksana. hayatta gerçekten birileri için değerli olmak güzel bir şey olsa gerek. değeri de geç, önemsenmekten bahsediyorum ya. hayal kırıklığı dedikleri de böyle bir şey olsa gerek, yüzde yüz yaşıyorum. kötüymüş hakkaten. daha kötüsü belki farkında olmamaktır bunun biliyon mu.. şimdi düşündüm de ne boktan bi adamım lan ben, allah kahretsin beni..
baksana hiç kimse sınav notumu haber verecek kadar bu dünyada önemsememiş beni. ne kadar basit gözüküyor değil mi, aslında sınav notudur bu çok büyütüyorum ben.. peh ve keh. bazen küçücük şeyler öyle derin yaralar açabiliyor ki nasıl bi duygu olduğunu ifade edemiyorum bile. iç acıtıcı ya.. kendini öyle sıradan hissettiriyo ki zaten sıradan bi insan olduğumu biliyorum, kendini yalnız ve değersiz hissediyosun ya harbi kırıcı..
oysa..
keşfedilmeyi bekleyen tatlar
nacizane önerimdir, şiddetle tavsiye olunur. gerçi bunlar tamamen içinde hindistan cevizi olan her şeye bayılan benim için geçerli de olabilir, orasını ben bilemem, siz bilirsiniz.
şu şarkı vardı ya, antalya tatilim süresince ömrümü zindana çevirmiş, geceleri mahvetmiş şarkı. gece boyu nere gittiysek en az 15 kez çalarak kusmamızı sağlayan şarkı evet o. (yazar burada antalya’da geceleri alemlere aktığını tüm kamuoyuyla paylaşma kaygısı gütmüş, olmamış diyor ve 1 puan veriyoruz.) evet evet neydi o? hatırlamamak mümkün mü ya? tüm yazı zindan etmiş, o şarkıyı sevenler varsa beni sevmesinler lütfen, ya şarkı ya ben! haha tamam. tamam beni de sevin, onu da. şuydu şarkı pitbull – i know you want me. şarkı sözleri ingilizce ve ispanyolca karışık halde. ingilizce sözleri sadece nakarat kısımları, i know you want me, you know i want you. yani olay birbirimizi istememiz, peki mi? işte yazın içine eden bu şarkının melodisini yeni çıkan crunch’ın reklamında kullanmışlar, ne zaman melodiyi duysam kanal değiştiriyorum televizyonu kapatıyorum, hatta bir keresinde tvyi camdan aşağı fırlatıyordum da sonra vazgeçtim. neyse sonraları baktım ki crunch hindistan cevizli çukulata çıkarmış meğer. günlerden bir gün du alalım bakalım neymiş şu cukulat diyip denedik, efenim nası desem ki, gayet leziz ve hafif olmuş. yani coco starı tahtından edemez lakin neredeyse eş değer bir lezzet oldu benim gözümde, mutlaka deneyin, denetin, sevdiklerinize alın, bana da alın yapın yani bi şeyler.
gelelim ikinci lezzetimize, bak allahı var hiç sevmem starbucksmış gloriamış felan nedense hiç cezbetmemiştir beni, gidip oralarda takılan “tiplerin de” nasıl bir kaygı içersinde olduklarını biliyoruz, burada gidip bi kahveye 10 lira verilir mi lan öküzler geyiği yapacak değilim, gerekirse 20 lira da verilir, ki ona yakın bi fiyat vermişliğim var ama starbucks’da değil. (yazar burada öküzlük yaptığını belirtme gereği duymuştur, aferin diyoruz.) neyse ama gidip kötü kötü içinde yağdan başka bir şey bulunmayan içeçekleri öyle her gün her saat içmeyi aklım almıyor. ya da çok da tın kim ne isterse içsin yav. kendisiyle yaklaşık 2 veya 3 kez görüşme şansımız olmuştu, 1 veya 2 sinde eşlik ederken, üçüncüde zorla bi şeyler içtirilmiştim, gayette memnun değildim.
neyse annem istanbul seyahatimin içine edip süpriz yaparcasına ankara’ya gelme kararı verince ee bari bir süpriz de ben yapayım esonboğaya gidip karşılayayım dedim. (yazarın süpriz anlayışına bak sen ne büyük süpriz, olm odun geldin odun gidecen ha.) neyse anacığımı beklerkene gloria’nın reklamına takıldı gözüm, “kar beyaz”dı adı. hindistan cevizi ve beyaz çukulatanın enfes uyumu diye takdim ediyordu kendini.. heah orda dur bakalım dedim, sinsice davet etti masasına, ancak eski tecrübelerime dayanaraktan beyfendi kişiliğimi koruyarak kendisini reddettim. eski tecrübelerimden kasıt zamanını hatırlayamadığım bir ankara-trabzon uçuşunda rötar yapılmasından mütevellit vakit öldürmek için kablosuz internet alanından faydalanmaktı, mübarek koca esenboğa’da şifresiz kablosuz net yok, en azından o zaman öyleydi, şimdi ne haldedir bilemiyorum. evet ben de du bari gloria’ya gideyim de hem nete girer hem de bi kapüçino içerim dediydim, demez olaydım. bir kapüçinoya 15 lira verip uçağıma giderken hayata yeniden gelmiş gibiydim, evet normalde zaten pahalı olan kahvecimiz havaalanlarına özel müşteriye geçirme politikasını hayata geçirmiş meğer. aynı şey her şey için geçerli aslına, örneğin eski sevgilim ms whopper herhangi bir yerde 7.45 iken esonboğa’da 14 lira civarındaydı, işte böyle. neyse ondandır ki bu sefer kaptırmadım kendimi ağlarına.
bi ara sinemaya giderim diye cepaya uğramıştım, sanırım 2012ydi. dolaşırken aklıma geldi, du bi gidip deneyim bakayım nasıl bi şeymiş diyerekten glorianın kollarına bıraktım kendimi. fiyatcığı 9.5 lira gibi bi şeydi, tadına gelirse hindistan cevizi severler için biçilmiş kaftan. ama içmeyi düşünürseniz mümkünse oturarak için canlarım, benim gibi beklerseniz içeceğinizin bildiğimiz “sek” sütten yapıldığını görüp birazcık üzülebilirsiniz, sonuçta gloria orası inanılmaz bir şey çıkarması gerek ortaya! ayrıca hatırlatalım, ilk sefer içişimde sütün tadı biraz baskındı hatta sütü sevmeyenler için rahatsız edici derecedeydi. ikinci seferimde kardeşim elini korkak alıştırma hindistan cevizi aromasını bol bol koy diyerekten uyarınca tadı şukela oluyor korkmayın. hatta soğuk ankara akşamına çıkacaklar için birebir. o soğukta arkadaşlık ediyo içinizi ıstıyo biliyon mu?
şimdi sorarsınız ya da sormazsınız oho hem pahalı diyosun hem her gün içiyosun diye hemen açıklayayım, yok öyle bir şey canlar olur mu hiç? bir geçen ay içmiştim, aylığımı alınca bir de bu ay içtim, hem bakarsın gelecek ay bi daha içerim. mück.
dıdıdıdııııııı
aha da oldu vallaha lan başardım sonunda. hehe, ne mutlu bana, artık dert edecek bir şey kalmadı hayatta. keh ve peh.
hep böyle
hani vardır ya, başı sabittir sonuna ne yazarsanız yazın. hep böyle “kalalım” vs. hiç değişmeyelim ve türevleri, bayılırım. hep böyle kalalım olm 20 sene sonra da hep biz bize. 10 sene sonra da beraber olabilecez mi? keşke hiç büyümesek, hep böyle kalsak. ya zaman değiştirmez inşallah. hah kötü değildir be hemen ne dalga geçiyosun. o değil de, burası hep böyle kalsın be 26 yıl sonra hala yazıyor olayım, nedir yani. bir o değil de daha 22. yaş geçti, keşke geçmeseydi bu kadar çabuk veyahut daha dolu geçseydi, baksana 23 geçiyor, daha sonra 24 gelecek asıl kıyamet 25te kopacak ama senin haberin yok. haha ama bura kalsın ağabey hep böyle be.. muhaahu burayı okuyan ve anlayan varsa banan meşaj atsın kendisine bi adet coco star borcum var. anlamadıysan iyi okumamışsındır demektir, gözlerini kapat üçe kadar say…
yeni header
hadi kendimi beğenmiş bi adam olsam neredeyse megolomanım dicem de değilim, ne akla hizmet gidip kendi fotoğrafımı koymuştum sayfaya bilemiyorum, neyse ki hatadan erken dönüp sıfatsız fotoğrafamı uygar dünya adına kaldırdım ve yerine abimin çekmiş olduğu enfes ortaköy panoramasını koydum.. ee nasıl süper oldu değil mi? :p
hafta sonu ne mi yapmalı?
– hayatım hazır mısın? 20 dakikaya gelmiş olacağım.
– tamam canım hazır sayılırım, gelince görüşürüz.
dinggg dongg
– canım bunlar annen için
– saol hayatım annem çok sever menekşeleri zahmet etmişsin.
– merhabalar nasılsınız?
– iyiyiz yavrum sen nasılsın?
– teşekkür ederim, nası iyi olmam baksanıza..
– canım nasıl heyecanlı mısın, farid farjad’ı dinleyeceğin için. hep anlatırdın ya öğrenciyken 10 sene önce miydi?
– evet 10 sene olmuştur belki daha bile fazla.
– farid farjad gelmiş ankara’ya konsere gidecek kimseleri bulamamışsın, yokmuş kimseciğin.. çok istediğin halde tek de gitmemişsin. anlattığın zaman nasıl da üzgün olurdun, canım benim:)
– doğru ya, zor zamanlardı o zamanlar.. hem takım elbisem yoktu o zaman zaten birilerini bulsam bile gidemezdim, ey gidi günler. gün gelipte bu takım elbiseye bu kadar alışacağımı söyleseler tek yapacağım şey gülmek olurdu herhalde.
– inşallah güzel konser olur o kadar seneden sonra..
– haha ne biçim konuşma o 10 yıldır bu anı bekliyoruz.
evet sanırım hafta sonu için farid farjad konserine gitmek isterdim hem de çok. ne yazık ki gidemedim, bir daha ki gelişe, eğer gelirse o da. durun bari hafta sonu için ben bi şeyler düşüneyim de siz gerçekleştirin benim yerime. öyle büyük bi şey değil, sıradan. önceliğim çiftler için geliyor.
erkekler berber mi kuaför mü diyor bilemiyorum ona gidin önce, haftanın yorgunluğunu atın yüzünüzden, cumartesine hazırlanın güzelce. kendisine değer verdiğinizi hissettirin. arkadaşınızla buluşmadan önce çiçekçiye uğrayın, öyle ağır gül destelerine gerek yok, küçücük bir gül alın yolda giderken gülü saklamayın, gönlünüzce taşıyın. size bakan insanlara içinizden karşılık verin. evet şimdi bi tanemle buluşmaya gidiyorum ve bu gülü ona vereceğim, onu çok ama çok seviyorum, iyi ki var hayatımda. buluşmaya gittiğinizde ilk günkü geçmeyen heyecanınızla sarılın sıkıca, sonra küçücük bi öpücük verin, sıkıca tutun elinden…
şirin olsun lüks olup olmaması önemli değil, kendinizi mutlu hissettiğiniz bi yerde yemek yiyin gözlerinizin içine bakarak. sandalyesine oturmasına siz yardım edin, garson değil. neşeli bi yemek olsun, birbirinize haftayı nasıl geçirdiğinizi anlatın, dikkatle dinleyin asla kaçırmayın, gözlerininin içine bakarak konuşun.. vizyona da çok güzel bi film girmiş, programsız habersiz gidin işte beraber izlemeye, zaten o aşk filmlerini çok sevmez mi? ağlayın beraber nedir yani? erkekler ağlamaz ritüelini boşverin, onun yanında olduktan sonra zaten geri kalanın ne anlamı var ki?
hem çıktığınızda yerleri kar kaplamıştır belki, olmayacak iş mi? çocuklar gibi eğlenin karda, birbirinize kar topu atın. ama isabeti hep o bulsun:) sonra el ele soğuktan kaçarak sıcak bi şeyler içmeye gidin. ayrılık vakti geldiğinde sululuk yapın, olmaz bırakamam diyin, yanağına küçük bi öpücük kondurup konuşmayın, sadece onu izleyin, birbirinizi izleyin, seslerin söylediğinden fazlasını gözlerinizle anlatın birbirinize.. gece başınızı yastığa koymadan önce ne kadar şanslı olduğunuzu düşünerek, yüzünüzde gülümsemeyle dalın uykuya..
şey ben mi? ben yarın kütüphaneye gidiyorum, gözlerinizden öperim.
