her telden
aslında yazacaklarımı “her telden” bile karşılamıyor, o kadar çok şey yazacağım ki kategorilendirilemeyecek. aslında biran önce yazmaya başlasam iyi olacak, çünkü biliyorum yazarken çoğunu unutucam atlıcam o yüzden haklıyım, her telden doğru başlık. nereden başlasam ki?
buldum, buradan. evet burası yani dert ortağı bloğumuzu açalı tam bir yıl olmuş, hatta bir yıldan fazladır çünkü geçen sene ilk yazımı ankaraya gitmeden önceki akşam yazmıştım, bu sene de aynı gitmeden önceki akşam yazıyorum her sene günler ileri gittiği için neymiş bir yıldan fazla olmuş? aman ya nasıl da komiğim değil mi? dur bakim neymiş doğrusu. evet bak haklıymışım, 15 eylül 2008 tarihi imiş miladımız. vay bee “nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım” hakkaten ha ne zamandır da giremiyordum abuk subuk şeyler yüzünden bu dönüş iyi oldu. o zaman bi şampanya patlatıyorum. ulan hasan konfetiler nerde?
harbi ya bildiğin unuttum yazacağımı, bu kadar mıydı? hayır ya dur bakalım hatırlamam gerek. hatırladım hah, yarın kaçıyorum, artık okumaya devam edicez bunun içindir yolculuk, bunun içindir memleketten 4 ay ayrı kalmak. ama bu dönemden daha ümitli olduğumu söyleyebilirim, artık tamamen olmasa da derslere daha fazla vakit ayırabileceğim. umarım yaparım da içimde kalmaz bi de şu aptal ders programını istediğim gibi ayarlayabilseydim daha güzel olacaktı ama neyse artık yarın tüm psilokojik baskıyı kurarız.
ha birde şu hit patlaması olayı vardı. dedim ya 1 yıl oldu diye kuralı burayı, kimseye de aman site kurdum girin okuyun kafanızı kırarım diye de diyetmişliğim yoktur, bi tek feys hesabımda durur bi köşede o kadar. dönem dönem azalmalar görsekte geçen 12 aylık süreçte 1500-1600 civari hit almışlığım vardı. yani aşağı-yukarı günde 5-6 kişi kadar. daha ne olsundu? gayet iyi bi rakam bile diyebilirim duyurulmamış bir blog için. ama bugün bi şey oldu. içime sinmeyen bi olaya kendi çapımca bi tepki vermek için blogta bi page oluşturdum şu satırları şimdi okuyanlar zaten anlamışlardır adını zikretmeye gerek yok. ya da var “17” işte. daha sonra öğle civarı ek$ide malum başlığa sinirlendiğim bi anda yolladım, garip bi durum yok buraya kadar. aslında hala da yok bakmayın bana. sonra dışardan eve gelip bloğa baktığımda bir de ne göreyim? hit 2500 olmuş, 2 saat sonra ise 3500! yuh dedim yav bu kadar mı etkiler insanları bu? etkilemiş, aslında inanılmaz sevindim ve mutlu oldum kendimce derken yaklaşık 2000 kişiye bunu ulaştırdığım için belki daha da artar bu sayı, dedik ya seyirci olmamak lazım!
ara pası, kaleciyle karşı karşıya! şut ve gooolll!! klasik bir fc sürklase golü! evet evet çok sevinçliyiz. artık her pazar (11 ekimden sonra) bahçeli halısahadayız. ankara ekşi sözlük birinci pazar ligine katılmış olmanın mutluğunu yaşıyoruz tek kelimeyle. ekipte ekip hani. can, anıl, efe, lokman, kaan ve ben gelecek vaad eden “yılların” genç yeteneği sinan! ee daha ne olsun? hem eğlenip hem spor yapıcaz, bakarsınız iyi oynar uslu çocuk oluruz belki maç bile kazanabiliriz.. siz ne dersiniz?
ne olursa olsun hep bi hüzün vardır şu seyehatlerde siz de farkındasınızdır zaten benim söylememe gerek yok. ne bileyim bak tuhaf oldum şimdi. hoşçakalın ya, görüşmek üzere..
hayat
harbi ya ne hayattın sen öyle bi bırakmadın yakamı, yeter “da” yeter. ne zamandır da girmiyodum, iyi geldi bu. şey dicem bak. bence şu koca insanlık tarihinde sinirli hareket eden bişe yapan söyleyen ne kadar insan varsa hep pişman olmuş daha sonra üzülmüştür. bunla ilgili çok da sevdiğim bi söz geldi aklıma bak şimdi “düşünmeden konuşmanın cezası daha sonra düşünmeye mahkum olmaktır” ya da buna benzer bi şeydi. hatta yıllar evvel bi arkadaşımın msn iletisini hatırlıyorum. iki dinleyip bi konuşalım diye allah bize iki kulak bi ağız vermiş. ee ben bunları niye diyorum? hatırlamıyorum unuttum.
ne zaman biriyle konuşsanız size ilk anlatacağı şey veya bi süre sonra anlatacağı şeylerden biri kesin bizim bi arkadaş vardı şeklinde başlar. değil mi yoksa? düşünsenize arkadaşlarınızın hayattaki yerini? hatta bi insanın arkadaşı olmasa yapacakları şeylerin ne kadar kısıtlanacağına baksanıza. ama bu kapital dünyada arkadaşın yeri maalesef git gide değişiyor gibime geliyor. arkadaş dediğin yanında beraber koştuğun olmalı, üstüne basıp onu geçmeye çalıştığın değil. ha ben yıllar önce bi arkadaşımın kafasına basıp onun üstüne çıkmıştım ama o çok namüsait bi durumda tezahür etmişti, fakat bugünün geleceği dünden belliymiş de biz farkına varamamışuk. malum canlılara şirin gözükebilmek adına kalbini kırdığın değil, arka çıktığın olmalıdır. ama diyorum ya bu dönemde arkadaşlar sanki “nerde o eski günler” dedirtircesine şekil değiştiriyor. “çıkar” denilen salak şey insanları iki kez düşünmeye itiyor, işte bu olduğu zaman zaten arkadaşlık kavramı çoktan uçup gitmiş oluyor. peki ben gecenin köründe bunları neden yazıyorum? yok bi sebebi, neden olsun ki? bi durum mu var yoksa bilmediğimiz? yeni yeni şeyler de çıkmıyor değil, arkadaşlığı msnden silme, engelleme, feysbuktan silme, twitterdan nanik atma vsye indirgeyenler bile çıkabiliyor. aman o ne yaptı dur baalım şu ne yapmış, hoş şeyler değil bunlar, arkadaş arkadaşının yanında olmalı. hep derler ya tecrübe acıyla kazanılır diye, büyüyoruz ve büyümeye devam edeceğiz bir şekilde. canımız saolsun, canları saolsun, ha gayret biraz daha olursa tepkisizleşmem tamamlanmış olacak.
