Arşiv: June, 2009
27 Jun
2009
Kategori: gündelik    |    Saat: 20:10
Yazar     |    Comments Off on talihsiz serüvenler dizisi

talihsiz serüvenler dizisi

ya olur ya hani her şey ters gider, hep bi aksilik çıkar son dakikada tüm işler bok olur. hatta “bi çuval inciri bok ettin” deyimi de burdan türemiştir bence. misal, ne misali ya işte öyle ne bileyim banane. her şeyi geçiyorum başımda bi uğursuzluktur gidiyor kaç gündür, hep bi talihsizlik hep bi hüsran kötü şans. aslında biraz da acelecilik yüzünden herhalde bunlar. malum ankara’da ki son günümde cüzdanımı çaldırmayı başarmıştım 120 liracığım toz olmuştu. neyse üstüne bi su içtik geçti.

ya şimdi ki ne demeli? ama benim hatam ya, başkent üniversitesinde okuyan öğrenci neye hazırlıklı olmalı sorunun cevabının bilmeme rağmen beklemedim. neye mi hazırlıklı olmalı? tabii ki sınavlara 2 gün kala açıklanan programa, aniden bastıran sağnak yağmura, yani mecaz anlam evladım sen anladın onu. neyse bende trabzona geldiğimde boş boş oturacağıma du gidiş biletlerini ucuz ucuz alayım dedim. benim de işim daha geldiğim ilk hafta dönüş biletimi aldım! ne büyük sevda bu! neyse indirimde vardı hem, bende akademik takvim belli olmadan geçmiş senelerde ki akademik takvimi göz önüne alarak aldım biletlerimi, buna göre 13 eylül ankaraya gidiş 15 eylül trabzona dönüş ve 26 eylül ankaraya kesin gidiş olarak belirledim ve 3 bileti gayet ucuza 140 ytlye hallettim, aynı güzergahın otobüs biletleri de aynı fiyata geliyordu. neyse buraya kadar her şey yakışıklı ve normal sadece üniversitemin bana yamuk yapmamasını umuyorum.

bugün açıklanan takvimle gördük ki boşa ümit etmişiz. öle abzurd bi takvim var ki 3 bilette yandı gitti kül oldu be yav. o diilde asıl sinirlendiğim gerzek adamların bayramdan sonra ki haftayı hatta sonraki değil içinde olan haftayı kayıta ayırmalarıydı, ulan dingiller muhtemelen resmi tatil olacak o arası ne diye kayıtları sıkıştırırsın araya? bi hafta önceye al kayıtları insanlar rahatça gelip kayıtlarını olsunlar, bayramlarını da aileleriyle geçirsinler, ama olmaz illa bi boklu yapacak gerzekler. her sene yeni kayıtlılarla aynı hafta kayıt olan biz bu sefer onlardan bi hafta sonra bayramdan bir gün sonra kayıt olacaz, ayıp lan danalar.

nese okuldan umudu kestik bari uçak biletleri yanmasın gidip düzelttireyim diye havaalanına gittim, ancak çingene pegasus biletleri iade veya iptal etmiyor, ulan bu kadar çağ dışı bi uygulama olabilir mi? uçuşa 3 ay var ve biletleri iptal edemiyorlar, böle boktan bi politika ancak pegasusta olur herhalde, bildiğin gibi değil acayip sinirlendim ya. bende kime ne diyorum yahu adamlar herkesi yolunacak kaz olarak görüyorlar ki… onlar değil midir uçakta ilaç içmek için su isteyenden su parası isteyen! neyse içimden bolca küfür saydırdım herhalde bu saçmalıklara.

sonra bari biletlerin tarihini değişelim dedim, 3 ünü tek bilete çevirelim felan diye, yok olmazmış tek bileti çevirebilirlermiş. neyse dedi ki 23 eylüle bilet almak için 70 lira ek vermeniz lazım, ulan ya zaten 3 bileti 140a almışım niye vereyim 70 lira daha, nasıl bi soygunculuktur bu? sonra en pahalı bilete bakın dedim, o zaman 20 lira ekstra vereceksiniz neyse iyi onu çevirelim bari dedim. diğer ikisinide kış sezonu açılınca bilete çevirirm artık. neyse eve geldim bi de ne göreyim? 50 lira almışlar!!! ben 50yi 20 diye anlamışım herhalde. kendime mi kızsam onlara küfür mü etsem anlamadım valla. ucuz bilet satıyoruz diye her boku paraya döndüren pegasusu tebrik ediyorum.

bi laf da kendime, ulan salak selçuk az dikkat et artık yeter bak kaç oldu. cüzdandı biletti derken 250 lira uçtu gitti. neyse gözümüz ağustosta başlayacak liglere çevrildi, ekonomimizi düzeltmek gerek. ya ama bu yine de sinirimi geçirmiyor, ulan varya staj işi de bok olursa işte o zaman çileden çıkacam haberin ola…

25 Jun
2009
Kategori: film    |    Saat: 22:02
Yazar     |    Comments Off on transformers : revenge of the fallen

transformers : revenge of the fallen

serinin ikinci filmi çarşamba günü vizyona girmişti, çok beklemeden daha doğrusu daha fazla dayanamayarak bugün izlemeye gittim. hani olur ya insan mutluluğunu paylaşmak, konuşmak haykırmak ister, evet bana da öyle oldu sinemadan çıkarken resmen hayata gülücükler saçıyordum kısaca resmen mutlu olmuştum, telefon edeyim birilerine anlatayım tarzında biri olmadığı için bende sığınağıma geldim hemen. ya sinemadan çıkar çıkmaz, hatta izlerken elimin altında bi şeyler olsa hemen yazsam diye düşündüm o kadar eğlenceliydi ki forumdan eve kadar yolu starscream gelse de uçurarak götürse beni dedim. neyse uçamasamda seri adımlarla ve neminde etkisiyle sırıl sıklam olarak geldim eve öyle ki henüz duşa girmeden önce ekşiye bi şeyler karaladım orası kesmedi biraz da burda dökeyim içimi.

öncelikle ilk film ne kadar pasifse yani bizlerde veya bende hayal kırıklığı yarattıysa bu film de benim için o kadar harika, müthiş, inanılmaz, awesome olmuştur. hiç durmayan aksiyonu, iyi kurgulanmış senaryosu, azaltılmış iğrenç esprileriyle bir baş yapıt olmuş çıkmıştır. bir yetmez daha fazla gidilmesi gerek. megan fox bile sırıtmadı gözüme o derece daha ne diyeyim. anlaşılan o ki ilk filme gelen eleştirilere kulak asılmış ve gerekli düzenlemeler yapılmış.

gelelim filme, öncelikle başlarda ki optimus’un nasıl prime olunur adlı dersi müthişti, megatronu ve starscreami 1vs2 de şamara boğdu resmen hatta adını çıkaramadığım diğer bir decepticonla beraber 1vs3 sayılır yerden yere serdi, ancak megatron her zaman ki gibi arkadan vurdu. her zamankinden kastım, 86 yapımı “transformers the movie”. yine filmde decepticonların birleşip oluşturduğu devastator’u az bir süre görmüş olsakta mutluluk vericiydi.

ancak inanılmaz güzelliklerin yanında eksik noktaları da yok değildi, mesela optimus düştükten sonra tekrar canlandırılması için çok beklenildi, ne bileyim ya optimusu herkes daha fazla izlemek isterdi. mesela 1 saattir mısır semalarında şiddetli çatışma sürüyordu ki saatime baktığımda yaklaşık 10-15 dakika vardı filmin bitmesine optimus hala ölüydü ve optimus canlandıktan sonra 2 dakikada fallenin işini bitirdi. yani ne bileyim ya önceki çatışma kısaltılmalı ya da film uzatılmalıydı daha sıkı bir optimus vs fallen dövüşü izlemeyi herkes isterdi. yine anlamadığım nokta her türlü metale can veren cubeün neden optimus üzerinde denenmediği. diyorum ya harikaydı şurası şöyle olsa daha harika olurdu diyebileceğim bi yer yok gayet doyurucu bi film yapmışlar ancak işte bu bi kaç küçük ayrıntıyı da göz ardı etmeseler daha bi şeker olacaktı.

son olarak seyredin, seyrettirin. film arasında “bu ne lan robotlar konuşuyo ne boktan filmmiş” diyen dangalaklara aldırış etmeyin, keyfini çıkarın.

18 Jun
2009
Kategori: hayat    |    Saat: 13:42
Yazar     |    Comments Off on ayrılmak

ayrılmak

ayrılıkların hep hüzünlü bir tarafı vardır. benim de söylediğim laf mı şimdi? ayrılık bu herhalde hüzünlü bir tarafı olacak. tabi bir de evliyken ayrılmak var ama benim bahsedeceğim o değil. zaten o en beteridir herhalde, hele bir de durum two and a half men’de ki alan-judith çifti gibiyse allah düşmanımın başına vermesin diyorum ya da hayır düşmanımın başına gelebilir sakıncası yok benim için, öylesi sevdiklerimden uzak dursun kafi.

ayrılıkların içinde inceden bir hüzün saklıdır hep, insan bunu kabullenmese de saklamaya çalışsada kimi zaman içinde ki bu duyguya engel olamaz, koyverir gider. hani bir deyim vardır ya ayrılınca dost kalabiliriz diye eminim bunun geçerli olduğu kişilerde vardır ancak bu çok hassas bi durum. ben kendi tecrübe ve gözlemlerime dayanarak şunu söyleyebilirim ki ayrıldığın kişiyle ne arkadaş olmalı ne de düşman. iki kişi ayrıldıktan sonra arkadaş olarak kalamayacakları çok aşikar bir durum aslında ancak düşmanmış gibi de hiç görüşmeme, yolda görünce yüz çevirme gibi çocukça hareketleri de doğru bulduğumu söyleyemem. fakat burda tabii ki önemli olan etken ayrılığın nasıl geliştiği. aslında yazmaya başlayınca çok karmaşık bir durum olduğunu farkettim, herkes kendi tarafından bakınca mutlaka haklıdır ve yine sanıyorum ki ne yapıyorsa haklıdır. neyse ben burda aman şöyle olmalı felan diretecek değilim, nacizane fikirlerimi söyledim.

az evvel max payne 3’ün çıkmasına aylar kala max payne 2 yi bitirip vlad’i cehenneme yolladıktan sonra camı açıp yüzümde deniz esintisini hissetmek istedim. hava kapalı ve güzel bir esinti var, insanın için hoş ediyor. cama çıktığımda yazları açan yapraklarıyla deniz manzaramı kapatan arka bahçede ki ulu kestanenin önünde bir çift takıldı gözüme. kışın zaten trabzonda olmadığım için denize hasret kalıyorum yani:) neyse onlara aldırış etmeden deniz doğru bakıyordum ki tartışmaya benzer yaşadıklarını hissettim. hiç huyum olmamasına rağmen beni de farketmedikleri için bu tartışmanın sonucunun nereye varacağını merak ettiğimden çaktırmadan kulak kesildim. derken kız ayağa kalktı ve elinde ki tokayı yere fırlattı çocukta ardından kalkıp hararetli şekilde tartışmaya devam ettiler, uzak olduğum için ne dediklerini anlayamıyordum ancak hal ve hareketlerden çıkardığım erkeğin ayrılmak istemesi gibiydi. az sonra kız sinirli bi şekilde çocuğu itti ve yokuştan aşağı doğru indi, erkek ise yokuştan yukarı…

hayat ne garip baksanıza 5 dakika öncesinde gördüğümde “ya baksana ne güzel oturmuşlar konuşuyolar” felan dediğim mutlu çift 5 dakika içersinde ayrılmışlardı. bu kadar canlı bir ayrılmaya tanıklık etmem sanırım beni de etkiledi biraz. daha önce hayatımda görmediğim iki insanın bi anda ayrılmasına sanırım beni de baya bi üzdü ki ne zamandır yazı yazmadığım günlüğüme bi şeyler karalamak istedim.

11 Jun
2009
Kategori: gündelik    |    Saat: 19:15
Yazar     |    Comments Off on ve yaz başlar

ve yaz başlar

ne çarşaf halden anlar ne yastık… bir gün anlarsın.

o değil de bitti sanırım evet dün dönem resmi olarak sona erdi benim için. bolca süpriz yaşadım ama bunlar son yıllarda yaşadığım en hoş süprizlerinden. inanabiliyor musun? matematikten geçtim, evet d ile de olsa geçtim abi ötesi var mı? asıl daha şaşırtıcısı not ortalamamım kendi standartlarıma göre hayvani derecede iyi gelmesi. 2.(trabzon) ki bu 2 yıllık üniversite hayatımda ulaşabildiğim en iyi ortalamam. sırasıyla 2.54, 1.62, 1.89 ve şimdi 2.61 geldi ortalamam. hemen bi espri yapayım demek ki düzceli olsam 2.81i görebilirdim. kızmayın tamam bazı espriler komiktir çünkü çok iğrençtir, bu da onlardan göz yumun bana. ha bu arada buraya yazıyorum diye keyifli olduğum anlaşılmasın nası bayılmışım anlatamam yaklaşık 3 saat felan oluyor buraya girip bi şeyler yazayım dediğimden, öyle bi durum yani.

bir gün anlarsın, niçin yaratıldığını. dolar gözlerin. ya da boşver dolmasın gözler.

ya okuldan mı bahsetsem bilemiyorum ama diyorum ya şaşırtıcı derecede iyi geldi diye, asıl iyi olan ne biliyo musun? sadece sınavlardan 3 gün önce çalışmaya başladım ve nasıl çalıştığımda malumken bu süprizin olması, hayatta mucizelere yer var dicem, sonra kendimi kandırmış olucam en iyisi demeyeyim. ama sanırım bu bana tanrının bi armağanı. al işte şimdi de kaderci olduk iyi mi! neyse ama haksız da sayılmam, son iki aylık süreçte başıma gelenlere baksana bi, nasıl ummadığım insanlar tarafından hüsrana uğratıldım, hayatımın en zor ve yalnız günleriydi belki. her anlamda yalnızlık… üç noktayı da koydum ya güldüm bak buna. yani ama gerçekten de öyle.

bir gün anlarsın, boşuna giden yıllarına oturup ağlarsın.

burdan hocalara bir kaç kelam edeyim bari, pınar hocam sizi çok seviyorum canavar da yolda zaten, umarım sağlıkla çabucak gelir;) bi sözüm de sana hoca yusuf, valla hiç umutlu değildim geçireceğine lakin geçirdin, ee madem geçircen ne stres yaptırıyosun bi hafta desene oğlum dert etme geçirecem diye. çetin hocam sana da bi mesajım var, hocaaam ne aldıysak onu verin tamam mı sakın bakmayın bu çocuk iyi gayret ediyo notunu da yükseltmiş dur şunu teşvik edeyim demeyin tamam mı! illa seneye bi daha alıp a mı getireyim onu mu istiyosunuz nedir yani? sağlıklı beslenin siz su felan için hep. nevin hocaya da bişe demeden olmaz, hocam üniversite hayatımın ilk a sını almama aracılık ettiğiniz için teşekkür ederim yahu çok iyisiniz, seneye görüşürüz tekrar.

bir gün anlarsın, neden saçlarına aklar düştüğünü…

artık yazı başlatma vakti geldi de daha stajım var be anam. gerçi staj yapana tatil bedavaymış:) ben sölemiyorum, onlar diyo; filler yani:) eh bir ay da olsa zevkli geçer umarım. tabi önce kalacak bir yer ayarlamalı bu yurt kurun yurtlar baya ucuzmuş bakalım orda kalmayı becerebilecez mi? yoksa minumum 500 sadece kalacak yere versem iyi halim yok, zaten param da yok. nese halledicez artık, belki amcama staj sonrası gelip yanında çalışırım dersem alabilirim, tabi tabi..:)

şu havuz da açılsa aslında yazın gerçekten başladığını iyice hissetsem, gerçi kilo vermeye başladım ama bilmiyorum. hemen not düşeyim buraya; trabzona ayak bastığım gün 98.6 kilo idim, 2 gün önce tartıldığımda 97.1 kiloydum. bu da demek oluyor ki daha vermem gereken çok kilo var, malum birilerinin kitabına yazılmış bir tahaahütüm var:) rezil oluruz yoksa. gerçi paso dondurma felan yiyorum ama hele bi pazartesi gelsin başlıyor spor yaşantım.

neyse hadi bakalım yaz başlatıyorum seni. bir ki üç başla…

7 Jun
2009
Kategori: dizi    |    Saat: 18:50
Yazar     |    Comments Off on lost 5. sezon finali : incident

lost 5. sezon finali : incident

açıkça itiraf etmeliyim ki bu kadar duygusal patlamanın yaşanacağı bir final beklemiyordum. diğer sezon finallerinde olduğu gibi aksiyon dolu izleyeceğimi düşünmüştüm. ancak bu bazı yerlerde oldukça sırıtsada can sıkıcı boyuta ulaşmadı diyelim, her şey tadında güzel oldu. neyse şimdi gelelim bolca soru işareti ve cevaplara. finali henüz ankara’dan dönüşümün ilk günü hemen izledim, malum olaylar sebebiyle 3 haftadır pek fazla ilgilenemiyordum, sabırsızlanıyordum bir an önce izlemek için, haklıymışım.

final bölümünden önce 15. bölümden biraz bahsedelim. jack bombayı patlatıp tüm olayların olmasını engellemek istiyordu, karşı çıkan birisi vardı; tabii ki kate. sebebini de açıkca anlayabiliyoruz, çünkü uçak kaza yapmadan los angeles’a inerse, kendisi adam öldürmekten mahkum olacaktı. bunu istemesini tabii ki bekleyemezdik ama jack’e ya biz ne olucaz diye sorduğunda jack’in içinden bi şeylerin koptuğunu gördük ama jack kararlıydı, faraday’in yarım bıraktığı işi yapacaktı.

finale gelirsek, jacob’ın kim olduğunu görüyoruz hemen bölümün başında ve adada ki lostielerle yapmış olduğu temasları görüyoruz flash back halinde. jacob açılışta kıyıda balık yerken bi adam yaklaşıyor yanına biraz konuşuyorlar, tarih oldukça eski olmalı, bir gemi var ufukta; şekline bakılırsa bunun muhtemelen black rock olduğunu söyleyebiliriz belki. hakkında bilgi sahibi olmadığımız bir gemide olabilir, dev heykel tüm heybetiyle orda durduğuna göre kesin olan bir şey var o da çok eski bir zamanda oldukları. neyse arkadaşı jacob’a biliyorsun bir gün seni öldürmek için geleceğim bunu çok istiyorum diyor ve yanıt olarak o gün burada seni bekliyor olacağım yanıtını alıyor.

öte yandan yeni lider locke tüm insanları toplayıp jacob’ı öldürmek üzere yola koyuluyor, burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus var ki; locke ile ben’in arasında ki diyaloglar. locke ben’e “jacobı öldürmelisin, düşün bi sen onun için 30 yıldır burdasın, her şeyi sorgusuz yaptın, ama karşılığında aldığın kanser olmak ve gözlerinin önünde kızının öldürülmesi” oldu diyor. rollerin değiştiğini açıkça görebiliyoruz locke, ben’i ben’in taktiğiyle vuruyor da diyebiliriz, akıl oyunları.

diğer yandan adadan denizaltıyla ayrılmak üzereyken kate geri dönüyor sawyer ve juliet’in yanına. jack’in adadaki herkesi öldürebileceğinden onu durdurmaları gerektiğini söylüyorlar, sawyer oralı olmasa da juliet’in ısrarıyla ekip adaya jack’i durdurmaya dönüyorlar. bombayla beraber kuğunun yolundayken karşılaşıyorlar ve burda büyük bir duygusal patlama başlıyor. aslında neden jack’in bu konuda bu kadar ısrarlı olduğunu görüyoruz, açıkası ben tahmin ediyordum fakat böyle olacağını hiç düşünmemiştim. evet, kate yüzünden. jack’ime bak be aşkı yüzünden tüm adayı yok etmeyi göze alıyor. eğer faraday’in teorisi doğru çıkarsa bu yaşanılanların hepsi aslında yaşanmamış olacak. bu noktada jack’in sawyer’a itirafı iç burkucu; eğer katei hiç tanımazsam onu kaybetmemiş olurum. derken kavgaya tutuşuyorlar, sonra juliet geliyor; karar değiştirmiş jack’e yardım edecek, sawyer çıldırıyo, nasıl çıldırmasın? üsteleyince juilet de itiraf ediyor, “ona bakışıını gördüm, seni tanımazsam kaybetmiş olmam.” ulan ne lostmuş ya neymiş bu böle herkeste birbirini kaybetme korkusu, cesur ve güzele döndürdünüz lan güzelim diziyi:) neyse bu aşk dörtgeni sanırım gelecek sezon son bölümden önce çözülmez.

şimdi gelelim bağlantılara, ilana ve diğer ekibin kargoda buldukları şeyi frank’e gösterdiklerinde frank dumurdan dumura koşuyor, iyi ki sezon finalinde bunu bize de gösterdiler yoksa 3. sezonda jack’in tabutu açıp dumur olmasını ancak tabuttakinin locke olduğunu öğrenmemizin 4. sezon sonunda olması gibi olmadı. neyse bağlantılar demiştik, bölüm başında jacob ve onu bir gün öldürceğini söyleyen adamla tanışmıştık buradan kişisel yorumum şudur, adayı yönlendiren iki büyük güç var bunlar iyilerin tarafı jacob ve kötülerin tarafı black smoke yani ben öyle düşünüyorum. hatırlayın richard locke ne diyordu, sende bi değişiklik var. gerçekten de bi değişiklik vardı lockta. ilana ve arkadaşları kargoyu jacob’ın yaşadığı yere getirince richarda kargonun içindekini gösteriyorlar, evet şok, ölü bir şekilde yatan locke! ee o zaman içeride ki kim diye sorunca, bölüm başında jacoba seni bir gün öldüreceğim diyen adamdan başkası olabilir mi? hatırlayın black smoke, ben’in kızı siluetine de bürünmüştü. peki kim bu adam? ben sanki lostta daha önce de gördüm diye hatırlıyordum, abime felanda sordum bunu görmüştük neydi adı diye ama hatırlamadı, sonra ben hatırladım ki lostta değil, prison breakte carolinein adamlarının başıydı. neyse jacobın ölmesi konusuna gelirsek, neden kendi öldürmedi de ben’e yaptırdı diye düşünebiliriz, herhalde adanın böyle bir kuralı olabilir, ama benim anlamadığım jacob’ın neden buna göz yumduğuydu, sen ki lockea dokunmanla hayata döndürüyorsun, kendini öldürmene neden izin veriyorsun be abicim? neyse bu onun sonucu olamaz eminim 6. sezonda bunların detayını görebileceğiz.

diğer ekibe dönersek artık karar alınmıştır sonuçları ne olursa olsun bomba patlatılacak; burada hoşuma giden bir nokta yakaladım kendimce, kate ile jack arasında geçmiş bir konuşmayı hatırladım, kate jacke “i’ve always been with you” diyerek kalbini almaya çalışırken, jack “no you’re not” cevabını almıştı, orada ki bakışlar insanın içini acıtan cinstendi diyebilirim, burda son anda tekrar aynı diyalog geçiyo, jack benimle misin diye sorunca, kate hep seninleydim der gibi bi bakış atıyor.

e sonuçta ne mi oldu? bomba işe yaramadı, swan çöktü, yani başarısız oldular, juliet metalleri kendine çeken swanda kapalı kaldı, bomba yanı başındaydı, tepkiyle patlatılmaya hazır bombayı patlattı ve LOST.

peki ne olacak seneye? aslında ben final bölümünde dharma ve others arasında ki savaşı izleyeceğimizi düşünüyordum ancak son sezona kaldı. ayrıca bomba patladıktan sonra zaman düzelecek mi? jacob gerçekten ölecek mi? ölürse othersın fake lockea tepkisi ne olacak? artık öyle bi duruma doğru gidiyor ki lost tahmin yapması oldukça zorlaştı. şuna bakın; locke ormanda yaralıyken bir anda richard çıkar ve vurulduğunu biliyordur mermiyi çıkarır locke tekrar ortadan kaybolur. meğer bunu sağlayan geçmişten geleceğe gidip tekrar adaya dönen lockemuş, zaman kaymaları sırasında kendisine adaya nasıl döneceğini kendisi söyletmiş, zaten richard’ın locke’un vurulduğumu nerden biliyorsun sorusuna, sen söyledin; hayır söylemedim cevabına, o zaman emin ol söyleceksin demesi bunların göstergesi, olayları öyle bir karıştırdılar ki merakla bekliyorum sonucunu. bitirmeden, bölümlerdir karşımıza çıkmayan rose&bernard ikilisini gördük, bernard sakal bırakmış, sakin bi hayat sürüyorlar rose ile, vurguladıkları şey de, barış içinde yaşayın. çok tanıdık değil mi? neyse 6. ve son sezon için maalsef daha beklememiz gereken 10 ay var, evet 2010 martında görüşmek üzere…

bir de tahminde bulunmadan edemiyorum kendimi ne olacak dizinin finalinde diye, aklımdan sonuçta her şey düzelecek uçak los angeles’a inecek gibi geliyor. butterfly effect’in sonunu hatırlayın, tamamen ayrı yetişmiş olan evan ve kayleigh 20 yıl sonra manhattanda karşılaşırlar, herşey yolunda hiç bir kötülük yoktur, bir an dururlar ve sonra birbirlerini tanımadan yola devam ederler. şimdi böyle bi son düşünüyorum, jack bavulunu bekliyor, yanından kelepçeli kate geçiyor, 1-2 saniye göz göze geliyorlar, daha sonra jack bavulunu alıp gidiyor. ama bu da çok klasik bi son olmuş olacak değil mi? lost şimdiye kadar hep bize beklenilmeyeni sundu şimdi de böyle bir şey yapmalı. tamam mesala uçak hiç düşmedi diyelim o zaman ne olacak benim desmondumla pennynin hali? uçak düşmezse locke hatchi bulmayacak ve desmond çürüyüp gidecek mi? ya juliet? bilemiyorum ya ne olabilir ki? neyse bekleyelim ve görelim, bekleyelinmde daha 10 ay var anasını satim ya…

6 Jun
2009
Kategori: gündelik    |    Saat: 17:51
Yazar     |    Comments Off on son dakika

son dakika

evet eğer laptopumun şarjı izin verirse bu yazıyı bitirmeme son dakika yazısı olacak bu ankaradan ayrılmadan önce. ankaraya ilk geldiğim günü hatırlıyorum da, hani havaşta cüzdanımı unuttmuştum da, ak sakallı bi dede beni bırakırken para verecekken cüzdanımın olmadığını farkedip uzaklaşmadan cüzdanımı bulmuştum, halbu ki o dede olmasa üste çıkıp taksiye binecektim ve cüzdanımla birlikte havaş uzaklaşacaktı, daha ilk günden nefret edecektim ankaradan…

bir de dün noldu, uyumaya hazırlanıyorum, geberiyorum yorgunluktan, couplingi açmışım izlerken sızacam, sabah kalkıp bavul felan hazırlamam lazım. neyse 444 0 333 beni arıyor gecenin bi yarısında, önce aveanin reklamlarından biridir diyerek açmayayım diyorum ancak açayım yine diyerek gözlerim kapalı açıyorum, ancak reklam değil, kadının biri konuşuyo, selçuk korkmazla mı görüşüyorum diye soruyor. “evet?” uykuluyum sersemim biraz, cüzdanınızı mı kaybettiniz diyor, yok hayır diye karşılık veriyorum, sersemliğimi atıp cüzdanıma bakıyorum yerinde yok. siz selçuk korkmaz mısınız diye tekrar soruyor, evet benim, evet evet cüzdanım yok farkında bile değilim ben. neyse cüzdanımı iyi bi insan bulmuş banka aracılığıyla bana ulaşmış telefonunu alıyorum. arıyorum buluşuyoruz cüzdanımı benle alakasız bi yerde bulmuşlar, okulu en son çare bankayı aramışlar, içinde ki para uçmuş tabii ki ama en azından kartlarım duruyor, şimdi bi daha kim uğraşacaktı okul kimliği, ehliyetle felan. giden 110 lira oldu. o diilde 1 gün önce çanta alacaktım o parayla, boşver dedim ay başında alırım param bitmesin, sonra bankaya yatıracaktım, zarf olmadığı için yatıramadım. neden olduğu anlaşıldı, demek ki gideceği varmış. varsın gitsin de ben anlamıyorum onu çalan adam o parayla gidip çocuklarına bi şeyler mi alacak? nasıl geçecek o para boğazlarından?

neyse son dakika da golü kalemizde gördük farz edelim, her zaman dediğimiz gibi hayatta bunlar var. bu da böyle bi anımdır işte. en azından cüzdanımı tekrar bana ulaştırmak için uğraşan genç çifte buradan tekrar teşekkürlerimi iletiyorum.

artık veda vakti ankaraya…

ah ankara çok canımı yaktın lan bu dönem, seneye ödeşicez ona göre…

5 Jun
2009
Kategori: gündelik    |    Saat: 18:35
Yazar     |    Comments Off on ayrılık vakti

ayrılık vakti

nasıl hızlı geçti değil mi? daha dündü yahu okul açılalı, ilk dönem derken ikinci dönem bile bitti iyisiyle kötüsüyle geride kaldı artık. bizimde ayrılık vaktimiz geldi sınavların sona ermesiyle, fazlasıyla kötü bi ikinci dönemin ikinci yarısı geçirdim diyebilirim. bolca hayal kırıklığı ve hüzün bıraktı arkamda, artık bunları unutup yazı iyi geçirmeyi umuyorum ama bu nalet matematikten gene kalıcam sanırım, bi türlü rahat ettiremedim kafamı. ama iyi yanından da bakıyorum, artık tüm insanları kendim gibi düşünmeyi bıraktım, tepkisizleşmeyi de öğrendim sanırım, seneye her şeyin daha iyi olmasını umuyorum. bu arada insanlardan bir de ricam olacak; kimse beni sevmek zorunda değil, aynı benim herkesi sevmek zorunda olmayışım gibi, beni iyi bir arkadaş görebilirsiniz de görmeyebilirsiniz de; ama artık beni rahat bırakın olur mu? bana yaşattıklarınız yanınıza kar kalsın yeter ki artık boş konuşmaktan, zırvalamaktan ve yaptığınız gerzeklikten uzak tutun beni. bırakın bildiğim gibi yaşayayım, telefonunu unuttuğum zat-ı muhteremler günün birinde abzurdce bi daha seninle muhattap olmayacağım demesin gelipte. “aman allahım nasıl olur, nasıl yaparsın bunu? nasıl yaşarım sensiz” bunu mu deme mi bekliyorlar? defolun hayatımdan ya, çekin kirlenmiş ellerinizi kendi halimde ki dünyamdan, rahat bırakın beni. artık kafamı meşgul etmeyin aptallıklarınızla yeter tüm yaptıklarınız, şuna bak ya sınavlarım bitmiş kafamı toparlamak için koca bi yaz var önümde ama benim hala şu saatte canım sıkılıyor, ne hakkınız var lan sizin böyle bir şeye? kimsiniz siz? nesiniz, nasıl acınacak bir haldesiniz, dilber hala nası diyodu? “ben lafımı ortaya gorum, alan alır, almayan almaz.”

neyse bu konuda daha fazla yazmayacağım, dedim ya bu sene çok hızlı geçti benim için, umuyorum önümde ki 4 ay bu kadar hızlı geçmez ve beyazlarım artmaz:) şaka bi yana iyice dinlenip tüm senenin yorgunluğu çıkarmayı düşünüyorum.

haa sevenleri de unutmuş değilim, yazın birbirinden ayrı kalacak sevenler için beatles söylüyor:) unutmayın her ayrılığın iyi yanı bi süre sonra kavuşacağınızı bilmenizdir, mutlu olun bi de yalnızların halini düşünsenize, cornetto alıp bedavasını da kendisi yemek zorunda kalanları:) genç turkcell günlerinden nefret edenleri:)

close your eyes, i’ll kiss you,
tomorrow i’ll miss you.
remember i’ll always be true.
and then while i’m away,
i’ll write home ever day,
and i’ll send all my loving to you…

dedim ya gidiyorum yarın akşam, 1 ay kadar trabzonda olacağım, temmuzun ilk haftası da staj için antalyadayım 1 aylığına; ah bide şu matematiği geçsem güzel olacaktı. hareketli bir yaz beni bekliyor bende onu bekliyorum ve herkesi seviyorum, sağlıcakla…