seni içimden terkediyorum
ilginç oldu kahraman tazeoğlu ile tanışmam. tabii ki şahsen tanışmış değiliz:) evet bu kötü espriden sonra devam edebilirim, ne çabuk baydım ya. neyse, gökhan türkmen diye bi delikanlı çıktı ya son zamanlarda bi de bayık şarkısı var ki, işte onu indireyim bakayım neymiş diye areste ararken, kahraman abimiz çıktı karşıma. herhalde profesyonel bi çalışma değil, birisi kahraman tazeoğlunun şiiriyle, gökhan türkmenin bi şarkısını birleştirmiş, adı da git olmuş. hani hep derim ya ben bi şeyin adını gördüğüm zaman şarkı, kitap, film vs. nedense içimde iyi mi kötü mü olduğu konusunda hemen bir izlenim oluşur ve şimdiye kadar hep doğru hissettim. allahım ne büyük bir yetenek bu bendeki! evet işte öyle hissettiğim 1-2 şarkıyı indirdim, bir de ne göreyim; inanılmaz dokunaklı bir ses, herkesin içinden bir şeyler bulabileceği şiirler, işte size çok kısa bir özet. içimde bıraktığı büyük etkiden sonra hemen araştırmaya koyuldum, şiir kitaplarını yazın almak üzere sık kullanılanlar listesine ekledim.
geçenlerde yolum cepa d&r düştü. kitaplar arasında dolaşırken, bilmiyorum ruh halimin kötülüğünden midir, kahraman tazeoğlunun kitaplarının olup olmadığını sordum, işte böyle oldu seni içimden terk ediyorum ile buluşmam, kapağıda ne güzel değil mi? sonraki gün sınavım olmasına rağmen eve geldiğimde çabucak okuyup bitirdim, yetmedi sonra ki gün tekrar okudum; hatta hala okuyorum, sıra diğer kitaplarında özellikle araz’ı çok merak ediyorum.
kahraman tazeoğlu’nun şiirlerinde kafiye bulamayabilirsiniz fakat diğer her şey bolca olduğu için dikkat bile çekmiyor. hayatın gerçekleri üzerine inanılmaz kaliteli şiirler bulunuyor. hayatın gerçekleri demişken ne demek istediğim gayet açık değil mi? ha bu arada buraya şiirlerini yazacak değilim, gidin alın okuyun! ne diyeyim, alın; aldırın, hediye edin birilerine not eklemeyi de unutmayın; “aşkım çok seviyorum ve asla bırakmayacağım seni” diye…
arka kapaktan;

“siz hiç başkasını öldürerek intihar ettiniz mi?
hemen yarın birini sevin, çok sevin.
onu canınızın öbür tarafı yapın.
mesela, sevdiğiniz geceye ağladığında karanlık üstünüze yapışacak olsun ıslak ıslak.
iki kişilik doyun acıktığınızda…
ve bir zaman sonra içinizdeki “o”,
size acı vermeye başlasın ve ne zaman
onu içinizden söküp atmak için
bir hamle yapsanız, kendinizi parçalıyormuş gibi olun.
daha sonra yenilin ve canınızın öbür yarısı olan
bu varlığı, içinizde öldürmeye karar verin.
şunu da sakın unutmayın,
onu öldürmek kendinizi de öldürmek demektir.
insanın kendisini öldürmesine intihar diyorlar.
ama siz bunu, o’nu öldürmek adına yapın ve
“seni intihar ettim” diye haykırın…
o zaman hem katil, hem ceset, hem de şair olur
“seni içimden terkediyorum” adlı bir kitap yazarsınız”
hep derim, yaşamın bir anlamı olmalı diye.
formula 1 de neler oluyor?
evet bu soruyu sormak için tam anlamıyla doğru zamandayız sanırım. bu ayın sonunda 2010 sezonu kayıtları kapanacak ve henüz mevcut takımların birçoğu kayıt yaptırmamış durumda. sebebi malum ar&ge teknolojisi için bütçe kısıtlanmasına gidilmesi. fia 2010 sezonundan itibaren araç geliştirme bütçesinin tavanını 45 milyon pound olarak belirledi. ve bunu kabul edenlere sezon içinde ayrıcalık tanınacağı, kabul etmeyenlere ise katı kurallar koyacağını belirtti. bu tabii ki sezon içinde aracı geliştirmeye 200 ila 300 milyon dolar para harcayan başta ferrari, mclaren, renault gibi takımların hiç mi hiç hoşuna gitmedi. fia bu kararı küçük takımları da rekabete ortak etmek için aldıklarını söylese de bu büyük takımlar için kabul edilir bir durum değildi. ancak brawn gp ve force india gibi küçük takımlar tabii ki bu durumu memnuniyetle karşıladı.
aslında benim cevabını aradığım formula da neler oluyordan önce ferrari de neler oluyor soruydu, ancak son dönemlerde tırmanan olayları göz önüne alınca küçük bir formula değerlendirmesi de fena olmayacak.
2009 sezonu itibariyle ferrarinin içinde bulunduğu duruma bir tifosi taraftarı olarak gönlüm el vermiyor. tarihin en kötü başlangıcını yapmış durumdalar. üst üste 5 yarıştır bırakın birinci olmayı pol pozisyonu bile kazanamadılar ve ilk podyumunu geçen hafta raikkonenin monacoda üçüncü olmasıyla kazandılar. ilk yarışlarda ki düşüşü kabul edebilirdik, formula avrupaya dönünce başlar dedik ancak ispanyadan da hayal kırıklığı ile ayrılınca işlerin yolunda gitmediğini açıkca gördük, neyse ki takım monaco’da bir adım daha ileri gitti ve daha rekabetçi bir hal aldı.
şimdi 2006 ya michael schumacher’in formula’yı bıraktığı sezona dönelim. ne sezondu ama bir önce ki sezonu hayal kırıklıklarıyla kapatan ferrari 2006 sezonuna da kötü başlamış ancak sezonun 2. yarısına doğru tırmanışa geçmiş ve italya gpsinde fernando (b)alonso dümbeleğinin yarış dışı kalması ve schuminin birinci gelmesiyle puanları eşitlemişti. bir tifosi olarak içim içime sığmıyor schuminin şampiyon olarak veda etmesini ümit ediyordum, ama olmadı, şu an hatırlayamadığım bir gp de brezilya öncesiydi sanırım, o zaman japonya olmalı, evet o yarışta schumi önde giderken ki öyle bitse son yarışa önde girecekti, yaklaşık 3 yıldır mekanik sorun yaşamayan ve yarış dışı kalmayan ferrari motoru iflas ediyordu, schumi dikti fakat biz göz yaşlarına engel olamıyorduk. son yarışta mucizelerin olması gerekiyordu schuminin ipi göğüslemesi için, ancak olmadı, o yarışta da aksilikler yakasını bırakmadı ve schumi buruk bir şekilde formula 1 e veda etti.
2006 da brezilya’da gerçekleşmeyen mucize 2007’de gerçekleşecekti. kırılmadık rekor bırakmayan schuminin formula 1 i bırakmasıyla ferrari, mclaren’in buz adamı kimi raikkonen’i transfer etti. bu zaten beklenen bir gelişmeydi, hepimiz en azından bir sezon schumiyle beraber kimiyi izlemek istedik ancak olmadı. herkesin bildiği üzere kimi formula da lanetli olarak hatırlanır, nitekim mclarende yaşadığı talihsizlikler pişmiş kuşun başına gelmemiştir, lider giderken motor iflas etmeleri mi dersiniz, son turlarda süspansiyon kırma mı, lastik patlatma mı? ne ararsanız hepsi kiminin başına gelmiş ve hedeflediği şampiyonluğa ulaşmasını engellemişti. kendisine kırmızı tulumun çok yakıştığı kimi o sezon (b)alonso, çaylak hamilton ve takım arkadaşı massayla şampiyonluk mücadelesi yaşadı. yine bu sezona damga vuran mclarenin ferrarinin bilgilerini çalma skandalı oldu, nitekim takımlar şampiyonasından elenmeleriyle sonuç buldu. ferrari sezona pek te iyi başlamadı, kimi makus talihini maalesef ferrariye de bulaştırmıştı, sezon ortasına geldiğimizde hamilton şampiyonlukta en büyük aday olarak göze çarpıyor, onu takım arkadaşı alonso takip ederken, üçüncülük kimi ve massa ile arasında gidip geliyordu. ancak ferrari her zaman ki gibi sezonun ikinci yarısında büyük çıkış yakaladı, buna mclaren takımında başlayan sürtüşmelerde eklenince zirveye doğru tırmanmaya başladı, alonso takımının hamiltona öncelik sağladığı görüşündeydi, nitekim bu sezonun ardından formula 1 den ayrıldı. neyse schuminin formulayı bırakmasının ardından müthiş bir prestij kaybı yaşayacağı tahmin edilen formula da düşüş söz konusu olsa da tarihte görülmemiş şampiyonluk mücadelesi bunun etkilerini minumuma indirdi. şöyle ki son yarış öncesi 3 pilotunda şampiyonluk potasında olduğu bir yarış hatırlamıyorum. brezilya gpsi öncesi hamilton birinci alonso ikinci ve raikkonen üçüncü durumdaydı, raikkonenin şampiyon olması hamiltonın 1 puandan fazla alamamasına ve alonsonunda podyuma çıkamamasına bağlıydı, yani imkansıza yakın denilebilirdi, ama kader o ki kariyeri boyunca talihsizliklerin yakasını bırakmadığı raikkonen şampiyon oluyordu. evet resmen efsanevi bir yarıştı, bu sefer göz yaşlarımız sevinçten akıyordu, hamilton ise ilk çaylak şampiyon ve en genç şampiyon şansını kaybediyordu, bir sene daha beklemesi gerekecekti.
2008 sezonuna kimi yine talihsiziklerle başladı ve sezon boyunca bir çok yarışta yakasını bırakmadı. nitekim çok rahat şampiyon olabileceği sezonda ferrarisine yenik düştü, renaulta dönen alonsonunda pek bir varlık gösteremediği sezonun son yarışı brezilya gpsine hamilton ve massa şampiyonluk şansıyla başladılar. massanın şampiyonluğu için yarışı lider bitirip hamiltonın 6 veya daha kötü bir derece almasını bekleyecekti. nitekim de massa finiş çizgisini geçtiğinde hamilton 7. sıradaydı ve bu massayı şampiyon yapıyordu, ancak hamilton finişe 200 metre kala son virajda şimdi brawnla fırtınalar estiren button’ı geçip 5. liğe oturuyordu. aylarca button’ın hamiltona yol verdiği yavaşladığı konuşuldu durdu. bence de bu şampiyonluk formula 1 tarihinde ki kara lekelerden biri olarak kalacaktır. sonuç olarak hamilton en genç şampiyon ünvanını alonsodan almış oldu.
2009 sezonuna geldiğimizde, formuladan ümidi kalmayan honda takımı formula 1 den çekilme kararı aldı ve takımı ferrarinin efsanevi üçlüsünden biri olan ross brawn satın alıp takımın adını brawn gp olarak değiştirdi. sezon başlamasıyla herkes şoke oldu çünkü 5 yarış geçmesine rağmen ferrari, mclaren ve renault takımlarından bırakın yarışı pol kazanan olmadı. brawn gp 5te 4 çekerkeni, redbull diğer tek yarışı kazandı. hepsinin ötesinde ferrari ve diğer takımlar bariz şekilde yavaştı, yeni kurallara pek uyum gösterememiş gibiydiler. bir tifosi olarak ferrari cephesinden olaya bakarsam muazzam taktik hataları baş göstermeye başladı, ferrarinin efsanevi üçlüsü schumi, brawn ve todttan sonra böylesine amatör hatalar ferrari ruhuna çok tersti. düşünebiliyor musunuz? ferrari kenar yönetimi benzin yükünü ayarlamayacak ve 4. sırada yarışan massaya eğer finişi görmek istiyorsan yavaşla komutu verecekler ve onun yarışı 6. sırada bitirmesine sebep olacaklar? nerede rainmaster schumi? nerede taktik deha brawn? nerede benzin yükünü ayarlayamamak? daha fazla bir şey söylemeye gerek yok.
bunların ötesinde, sanıyorum ki bu başarısızlık sezon sonuna doğru yukarıya doğru ivme kazanacaktır ancak bu sezondan artık pek ümitli olunmaması gerek, artık geri dönmek çok zor. bunları söylerken ferrarinin geri çekilme düşüncesinin olduğunu da söyleyelim, konu başlığı formula nereye gidiyor sorusundan bahsetmiştim, fia ve mosley açıklamalarını ferrari başta olmak üzere bir çok takım bu kuralları kabul etmiyor. ferrari eğer bu kural değiştirilmezse formuladan çekilme kararı alacağını açıkladı, ferrariyi mclaren, renault, bmw gibi takımlarda destekliyor? gerçekten formulanın tüm sezonlarında yarışan tek takım formuladan çekilebilir mi? mosleye göre bu olası, çünkü formula ferrarisiz de devam edebilir açıklamasını yaparken oynadığı kumarın büyüklüğünün farkındadır umarım, çünkü ferrarisiz bir formula kesinlikle düşünülemez. öte yandan (b)alonsonun ferrari hakkında açıklamaları düşünüdürücü, 2010da sözleşmesi bitecek alanso bir ispanyol gazetesinde, ferrari de yarışmak formula da yarışmaktan öte bir şey tadında bir açıklama yapmış, açıkcası ferrariyle flört etmeye başlamış gibi bir his uyandırdı bende, bilemiyorum kimi alonso ikilisi nasıl olur? ancak alonsoyu sevmediğim gerçek, formula da ferraride görmek istemediğim belki de tek kişi kendisi, eğer transfer gerçekleşirse naparım bilemiyorum, artık bağrıma basacak taş ararım herhalde, aslında ferrarinin 2010 sezonu için genç alman vettel’e yönelmesi harika olurdu, ileri de inanılmaz bir pilot olacağı kesin ve bu gelişme sürecini kiminin yanında geçirirse tadından yenmez sezonlar izleyeceğimize eminim.
ancak hala gelecek sezonlar için bir kesinlik söz konusu değil, takımlar kurallar değiştirilmezse formuladan çekileceklerini yazılı şekilde açıkladılar, bakalım karşılıklı oynanan bu kumarın sonucu ne olacak? sonra ki haftalarda bu konu hakkında tekrar bir şeyler karalayacağım kesin.
uzun oldu be, yordu. bu arada evet hayat süper hep böyle sportif olaylar hakkında yazıyorum; gecelerin nasıl geçtiğini bi anlatsam ağlarsınız be. tamam lan şaka şaka, sınavlarda var zaten. olmuyor, olmuyor; …
detroit pistons
evet ne zamandır detroit dosyasını açacaktım, ha bugün ha yarın derken sezon bitti ben ancak yazabiliyorum. gerçi yazacak değildim fakat geçtiğimiz hafta efsane koç chuck dalyi kaybettiğimiz için ufakta olsa bi detroit yazısı şart olmuştu.
6 yıldır üst üste konferans finali gördükten sonra bu sene önce zar zor playoffa kalınıldı, sonra da beklenildiği üzere hayvani cleveland tarafından süpürüldü detroit. peki neden? sezon başında yapılan koç değişikliğiyle philips saunders gönderilmiş yerine tecrübesiz fakat detroiti iyi tanıyan yardımcı koç michael curry getirilmişti. bu, takımın patronu ve eski efsanevi oyuncusu joe dumarsın her zaman oynadığı kumarlarından birisiydi. ancak ne yazık ki son yıllarda olduğu gibi yine hüsranla sonuçlanacaktı bu değişiklik. evet detroit gibi yıllardır nbayi forse etmiş ve zirveye oynayan bir takım için çaylak bir koç getirmek ne kadar mantıklı bir hamle tartışılır. eğer takımında rasheed wallace gibi iri kıyım bir hayvan varsa bunu iki kez düşünmelisiniz.
aslında detroitin yıllardır süre gelen hanedanlığını sadece bu hamlenin sona erdirdiğini söylemek mümkün değil. hemen sezon başına dönelim, yaz döneminde takımda ki herkesi gönderebilirim diyen dumars takımda önemli bir değişiklik yapmamış ve zaten kalbur üstü olan uzun rotasyonuna tarihin en pasif 1 numaralarından kwame brownı eklemişti. gerçi nba tarihinin en iyi üç jenerasyonundan biri olan 2003te milicic seçen de kendisi değil miydi? daha sonra sezon başladıktan sonra stuckeyninde gelişimini göz önüne alarak billups denvera gönderildi ve beklenen süper star geldi. iverson. evet tartışmasız nbanin en büyük yıldızlarından birisi takıma katılmıştı. dumars bu kumarı oynayarak bir taşla birden fazla kuş vurmayı hedefledi. bunlar şüphesiz ki, stuckeynin oyun gelişiminin billupstan çok iversona benzemesi, sezon sonu bitecek kontratla beraber 2010 pazarı için açık yaratmak, yine yüzüksüz iversonın yapacağı patlamayla tekrar finallere yükselebilmek ve detroit seyircisine tekrar gerçek bir süper star izletmek olabilir. tüm otoritelere göre bu bir kumardı, çünkü bariz bir şekilde iverson ve detroitin oyun stilleri birbiriyle alakasızdı. detroit takım oyununu benimsemişken, iverson ise topu daima elinde isteyen bir yıldızdı. ama ortak bir amaç uğruna yani şampiyon olmak ve yüzük kazanmak için ortak bir payda da buluşabilirdi. belki 1-2 maç olmadı 1-2 hafta işler iyi gitti ancak sonunda detroitin lastikleri patladı ve durdurulamaz düşüşü başladı. bu dönemde kimin ilk beş çıkacağı konusunda da şiddetli tartışmalar yaşandı. stuckey benche geri döndü fakat iverson takımı iyi yönetemiyordu, daha sonra hamilton, iverson ve stuckeyli kısa ön alan denendi bu seferde savunmada zayıf kalındı. bu sefer hamilton hoşnut olmasa da benche çekildi takım için ve bu dönemde 30 sayı ortalama tutturdu. derken iverson sakatlandı ve stuckey ile hamilton ilk beş çıkmaya başladı ve bu dönemde detroit gerçekten iyi bir seri yakaladı düzelir görüntüsü verdi. michael curry kararını vermişti, iverson sakatlıktan döndükten sonra benchten oyuna girecekti. yaklaşık 1 aylık aradan sonra sahalara kenardan gelen iverson tabii ki bu durumu kabullenecek durumda değildi, 2 maç oynadıktan sonra sakatlığını bahane ederek sezonu kapadığını açıkladı. sonuç olarak iverson çaylak sezonundan bile kötü bir sezon geçirdi diyebiliriz. tabii ki bunda çaylak koç curryninde payının olduğunu vurgulamak gerekiyor, onun yerinde daha tecrübeli bir antrenör olsaydı eminim ki olaylar daha kolay halledilebilirdi.
evet dumarsın oynadığı bu kumar tamamen elinde patladı diyebiliriz. diğer yandan detroitin çöküşünün tek sebebi de curry ve iverson değil tabii ki. rasheedin artık kimseyi umursamaz tavırlarına disiplinli detroit takımını da alet ettiği su götürmez bir gerçek. düşünsenize bu takım kendi sahasında newyork ve minesotadan 40 sayı fark yiyebilir mi? taraftarlarda sezon boyu sabretseler de onlarda kaçınılmaz sonun geldiğinin farkındaydılar. son 5 sezondur palaceda kapalı gişe oynayan detroit sezon sonuna doğru bir miami maçında taraftarlarınca yalnız bırakıldı. aslında detroitin çöküşünün veya daha fazla zirvede kalamayışının sebeplerinden biri de dumarsın 2003te yaptığı draft felaketiydi, milicic şimdi ne yapıyordur acaba?
sonuç olarak bakarsak bu sezon sonunda iverson ve rasheedin kontratları sona eriyor, kwamenin de kontratı opsiyonunu kullanırsa ki kesin kullanacaktır ona bu parayı başka kimse vermez; gelecek sene bitecek. bu demek oluyor ki 2010da 2 süper star için salary capte yeterince boşluk olacak. bakalım dumars yine olmayan ülkeyi mi arayıp kumar mı oynayacak? yoksa doğru bildiğini yapıp takımın tekrar mı yapılandıracak. 2010da yaşanacak bir hayal kırıklığı dumarsı da koltuğundan edebilir çünkü dumars kumar konusunda, rasheede(04 şampiyonluğu) karşılık milicic ve iversonla 2-1 geride. bekleyelim görelim.
arkadaştan ayrılmak
hayatta en acısıdır arkadaştan ayrılmak onu kaybetmek, yeri geldiğinde sevgiliden ayrılmaktan çok kor adama. sevgiliden ayrılmayı çok gördüm de arkadaştan ayrılmak şu günlerde çalınıyor kulağıma, ne acı ki gözlerimle görüyorum her bir karesini, içim acıyor anlatamıyorum derdimi. hepsi üst üste geliyor. hayatımın en belirsiz, mutsuz, karmaşık ve gerizekalı döneminde en ihtiyacım olduğu anda birer birer uzaklaşıyorlar. hele öncesi yok mu? her şeyin artık kabullenildiği an, gözler donuk; sözler soğuk… beraber geçen günleri, ayları, yılları; kısaca yaşanmışlıkları düşündükçe acısı daha da katlanıyor. insanın içesi geliyor fakat içecek birilerini de bulamıyor. arkadaştan ayrılmak denilen şey adamı sudan çıkmış balıktan beter eder. içine düşülen boşluk ne benzer sevdiğinden siktir yemenin efkarına, sınıfta kalmanın üzüntüsüne… konuşturmaz… anlatılmaz ancak yazılmaya çalışılır, o da becerilmez…
hayata dair
i could stay awake just to hear you breathing!
watch you smile and you are sleeping
while you’re far away and dreaming
i could spend my life in this sweet surrender
i could stay lost in this moment forever
well, every moment spent with you
is a moment i treasure
well, i just wanna be with you
right here with you, just like this
i just wanna hold you close
feel your heart so close to mine
and just stay here in this moment
for all the rest of time…
“ulan” ya ne diye girdim bak ne yazdım. ne olursa olsun bu benim suçum sayılmaz. evet evet tek suçlu şarkılar. tamam peki şarkıları geçelim. insanın hayatında bazı anlar olur ya hani hiç bitmesini istemez, ama sonunda da her zaman biter. o anlarda nasıl huzur kaplıdır insanın içi değil mi? dertmiş, tasaymış varsa bile umrunda değildir insanın. ama hayatta o kadar gariptir ki o bitmesini istemediğin an her zaman biter. bazen mutlu bazen de mutsuz, acı verici. ama dedik ya hayat bu diye, her zaman oyununu oynar ve genelde bu anlar hep acıyla yerini alır insanın hafızasında. içi sızladığında, gözleri daldığında, yalnız kaldığında hep o sızı çıkar ortaya, namussuz hayat zaten hep tek başınayken, yalnızken yakalar seni. hayatta binlerce düşünülmesi gereken şey varken olmaz, yapamazsın.
“o değilde ne diyorum yahu ben yine? ben nerdeyim, siz kimsiniz, burası neresi? ışıkları kim söndürdü? doktor bey duyuyor musunuz? size söylüyorum. dur nereye. ah bu akrepler. tamam geçti.”
