giden günlerim oldu
giden günlerim oldu
seni anmadım yola bakmadım hala
dile gelmeden düşlerim yalnızlığa
susmanda yeter ki son vermem için hayatıma
tüm güllerim soldu…
heytt tutmayın, dur bi dakika ben bunu demicektim, giden günlerin ardından şeysi olacaktı başlığım, n’apayım? müziğin ritmine bıraktım kendimi..ne komik şeyim ben öyle! o diilde bu yazının biteceğini herhangi bir şekilde garanti edemiyorum kendime, öyle bir hafta geçirdim ki, felaket yorucu yahu, ya bak işte o kadar yorgunum ki vereceğim örneğin filmin unuttum. yaşlanıyorum artık beyazlarımı saklayamıyorum artık, çözümü buldum neyse kendime saklıyorum bu abzurd çözümü esasen çözüm felan değildi zaten. 5 dakika sonrası (bu süreçte vermek istediği örneğin filmi aklına getirmeye çalışır getiremez, adamı düşünür aklına gelmez, hani geçen yıl arenanın kapağında da vardı der, ıııhh olmuyo, tamam buldum şu filmde oynamıştı, o filme gireyim, ordan adını sonra da filmolojisini çıkarırım der, imdbye girer tam o sırada adam da, film de oynadığı karakterde gelir aklına kapatır imdbyi.) makiniste ki trevor gibiyim lan ayakta uyuyorum ama uyuyamıyorum nasıl bi yorulmadır bu. neyse ya ne diorum ben. giden günlerin ardından, evet evet başlık bu olacaktı. şimdi şöyle bi geçmiş haftanın analizini yapsak hiç fena olmaz değil mi? olmaz olmaz, elimde bolca malzemem var, uzun zamandır da yazmıyorum her yerim gıcırdıyor (espri) paslanıcam yakında.
pazartesi nolduğunu hatırlamıyorum ama öncesi var, cuma günü! ulan sınavlar geliyo gidip ders çalışayım dedim kütüphanede ayıptır bu yapılan bana! 40 kişilik sıramı olur! ee naptım ben? tabii ki beklemedim, eve geldim film felan izledim, çalışmadım yani, neden çalışayım ki? öğrencilik felan 21. yüzyılda gereksiz şeyler bunlar.
dur bak hatırladım pazartesiyi, sınavlar diyodum ya, sınavlardan patlayacağını bilerek yaşamak çok berbat bi şey, bende muhtemelen 0 ila 10 arasında not alacağımı bildiğim için okula gidip bi dersi bırakma işlemlerimi başlattım, bakalım hayırlısı.
sevgili günlük, bak ne dicem sana! aa işte beklediğim sahne, günün birinde hep bunu demeyi hayal etmiştim, gitti içimde ki ukte. hep bu dayatılmadı mı ki bize yıllardır? dizilerde filmlerde, genç kız veya erkek ya yalnızlıktan ya da romantiklikten bi şeyler yazar günlüğüne, romantik versiyonu “sevgili günlük bugün çok mutluyum biliyo musun? bugün gözlerimi kapadım, o da kapadı, öle dudaklarımızı birbirine değdirdik!” şeklindedir, gençlik işe, ulan ne güzel işte ne bok atıyosun çocuklara. bide garibim yalnız vardır, “ulan ya günlük böyle hayatın ağzına sıçım tamam mı lan”. aslansın yürü be! bide çok anarşist birileri vardır her filmde, “olm günlük lan bugün acaip şeyler oldu bi bilsen, ayşe vardı ya hani önümde oturan kız, otururken kalem koydum, kalem kıçına battı nasıl güldük bi bilsen”, orta okul 6. sınıf! neyse ya ne diyorum lan ben, ama başta dedim geberiyorum diye, aha da geberdim. gebermek demişken, ulan benim uluslararası falcım sarah vardı ya, karı mail atmış bırakmıyo yakamı, 21 nisanı bekle diyo hayatımın en şanslı/mutlu günü olacakmış, ulan sarah sözüm sana, bak dediklerin çıkmazsa sıkıştırırım seni tenhada, yer misin… yemez misin…
salı günü de kaçınılmaz son vardı işte, alperin politikıl sosyolojisi olarak söylediği aslen siyaset sosyolojisi olan sınav vardı, iki soruya da alakasız yanıtlar vererek başım dik bir şekilde terkettim sınıfı, terkettim de bi boka yaradı mı? nerden yarasın lan.
sevgili günlük! çarşamba günü çok değişik şeyler oldu, bak ne dicem dinle bi! yok lan nerden olsun, çarşamba günü 12312. matematik savaşı vardı, ne yazık ki yine yeni ve yeniden ağır hasar ve kan kaybıyla kapattım sınavı, son çare çıkarken soru kağıdımı o anda kalenin kapısı görünüme bürünmüş çöp tenekesine attım ama noldu kıçım göğe mi erdi? hayır.
yahu günlük perşembe günü acayip uykum vardı ama niye hatırlayamıyorum, hocanın yanına bile gidip bi şey sorduğumda ilk söylediği şey dün gece uyumadın mı oldu. “evet hocam sabaha kadar ders çalıştım inanmazsınız!” dur ama ya bunun dünü var daha, çarşambaya back to the future yapalım hemen. doktor, akım kapasitörü çalışıyor mu? tamam uçalım o zaman.
uçtuk. bunlar benim suçum değil, şu an bayığım ve bayılıyorum böyleyken bi şeyler yazmaya, bana ne! çarşamba günü savaşı kaybetmiş komutan gibi başım eğik döndüm odama, ulan var mı kolay pes etmek, biz kanuninin torunlarıyız bee diyerekten ders çalışmaya koyuldum, ilginçtir ki ders çalışmak için kendimi 4 saat motive ettim ama yalnızca 2 saat felan çalıştım, ama dedim ya 21. yüzyıldayız, ders de neymiş! işte 1. saati devirmiş tam gaz gidiyordum ki kaan yanaştı tüm olacaklardan habersiz, hadi dışarım çıkalım lan iki tur atarız diye, iyi dedim zaten biri bişe dese de kalksam diye bahane arıyorum, yemek de yeriz zaten gece uzun, akşamda maç var onu izleriz gelince gece uzun ders çalışırız sonra. bla bla, işte öğrenciliği bu yüzden çok seviyorum ya. neyse ben neden bilmiyorum böyle alakasız bi şıklık içine girdim, bilmiyorum ben demiyorum onlar öyle diyo, ceketimsi montum, kaşkolum felan, kaşkolu da niye taktıysam ama soğuktu ya, neyse hadi geçtim hepsini, uyumlu olmuşum felan fişman çıktık ötekilerin deyimiyle yediye! pizza hutın önündeyiz ne yesek diyoruz, “hadi sınırsız çakalım lan” “yok ya kfc takılalım sakin sakin” vb 10 cümle ardından 12 metre ileri sonra tekrar geri gelip pizza hutta sınırsıza karar verdik, henüz olacaklardan habersiz… neyse ben açılışı 3 dilim ile yaparken genç kaan çorba yedi, derken bu 3ler devam etti kaanında katılımıyla, ta ki 14 dilime 11 dilime kadar. artık üst sınıra gelmiş vaziyetteyiz, ama nasıl reziliz para yok içecek alamıyoruz 9ar lira pizzalara verecez 20 liradan 2 lira artıyo, maşallahı var pizza hutta bedava aldığı içeceği 3.5 liradan satınca, kavuşamadı sevdamız, neyse artık ölmeye çok yaklaştığımızda gücümüzü birleştirip bir su bir de bardak aldık! (kahkaha efekti) onu da bölüştük ama nasıl? ellerimi yıkamaya gidecem kaan pusuda suyu bitirecek direk! yer mi lan anadolu çocuğu! suyu içtim gitmeden! içtim de pişman oldum sonra, sen o kadar parana kıy pizza hutta su al, sonra suyu iç tuvalete git işe, olacak iş mi lan bu! (tamam farkındayım iğrencim, ama komik yahu güldük resmen) yaptığım hatayı farkettiğimde çok geçti. neyse artık o kadar yedik ki bi ara adam gelip önümüzde ki servisleri kaldırdı, bi adet üstü boş masa ve biz kaldık, hadi lan bi tur daha çakalım diye gaza verip kalktık, ben 14 dilimle zirvede olmanın verdiği güven ile bi tabak makarna ve 1 dilim pizza aldım, kaan da mağlubiyeti kabul etmiş şekilde 2 dilim aldı, yani bu durumda son pizzalara gitmeden birinciliğim garantiydi! makarnamı bitirip artık doyumun son noktasına geldiğimde tek dilim pizzaya baktım, baktım, baktım. o an ondan bir dilim alsaydım, ifrata kaçmış olmanın psikolojik baskının yanı sıra midemin artık kaldıramayacağı bir ısırık almış olup her şeyi berbat edebilirdim, almadım ama her şey olduğunca kaldı. bu sırada kaan 2 dilimin birini bitirmiş ikincisine hazırlanıyordu, dostluk kazansın anlayışı çerçevesinde yemediğim dilimi kaana uzatarak beraberlik şansı tanıdım, bir yandan da hadi olm yaparsın şeklinde gazı veriyorum yavaş yavaş. ikinci dilimini yiyor ama sanki yemiyor, pizza bitmiyo bildiğin… artık o da doyum noktasına ulaştığı için kendisine tanıdığım beraberlik şansını kullanamadı, hayatta bunlar tabii ki üzülmemek gerek. hesabı ödeyip, bahşiş olarak son dilim pizzayı bırakıp çıktığımızda ölmek üzereydik. dışarı çıktığımızda farkettiğimiz şey ise iyice dumurdan dumura koşmamıza sebep oldu, göbekler maşallah şişmiş, nefes alamaz durumdayım, 1 saat evvel şık olan ceketin önü kapanmıyo, nasıl kırılıyoruz yolda, ama bildiğin kapanmıyo… (bolca salyalı kahkaha efekti). evet bu utançla yaşamak zorundayım. allahım bitsin bu gün bir an önce! bu arada ikimizde 20, yazıyla yirmi dilimi görecek kapasitede olduğumuza inanıyoruz fakat o gün karnımız aç değilken gittik, ben şahsen pizzayı bıraktım abi, olmaz yiyemem daha. dur bi dakika bu günü geleneksel pizza günü ilan ediyorum, evet evet seneye görüşürüz lan. 8 nisan 2010, geliyoruzzz.!
gün biter mi? nerden bitsin daha yeni başlıyor! kaan kız arkadaşına laptopunu götürcek, dolayısıyla eve sonra da onun yurduna gitmemiz lazım, haliyle bende gidiyorum, yürüyelim, nefes alalım, yediklerimizi sindirelim diye, ama ben bir yandan da perşembe gün ki 2 sınavımı, yazıyla iki sınavımı düşünüyorum neyse göbek ekvatordan gözüküyo, sindirsin diye bi kasa soda aldık, bittikçe açıyoruz (göbekli adam kahkaha efekti). nefes alamıyoruz yahu geberdik, laptopu bırakıp eve döndük, yığınık bi halde maçı açtık, izliyoruz, bari barça hemen 2-3 gol atsa zevki kaçsa da ders çalışayım diyorum saolsun kırmıyor ilk yarı da 4 tane sallıyor. kaanında sınavı var beni engelliyor olm ikinci yarıyı da izleyelim sonra çalışırız beraber diye (buna ikimizde inanmadık). neyse izledik biraz sonra ben artık çalışayım diye kaçtım, ama ne mümkün!
10 dakika sonra içeriden ateşli bi telefon görüşmesi sonrası kaan geliyo. yahu sizleri anlamak mümkün değil ha, çocuk ödev yapsın diye laptopu veriyo, ilk bakılan şey msn konuşma geçmişi, korkulur, korkulur.. neyse detaylar önemsiz, fiii tarihinden kalma bir konuşma yüzünden atışıyorlar vs. bu arada matematiği benden kötü olan birileri hala var hayatta. yuppi.! bakıyorum kaan 12 dk sonra damlıyo odama, selçuk ben, benim oda da kalmıcam senle kalayım, burda uyucam diyo, minderlerde yatarım sorun olmaz diyo. gelde reddet, iyi gel olm hayırdır fln derken, kuruluyo benim yatağa. sonra başlıyo dürtmeye, “olm hadi içelim, moralim bozuldu”. olm ben içmiyorum 1 nisandan beri bak bi hafta oldu, ne güzel hayat! ne güzeli lan. yalnız mı içircen diye de duygu sömürüsü yapmaz mı it, neyse getiriyo biraları, anlatıyo bişeler bende bi yandan onu onaylıyorum, diğer yandan da öğrenci olmanın sorumluluklarını yerine getiriyorum! nese biraz bira biraz 21 anayasası baya bi takılıyoruz saolsun, gece kaçtı sızdığında bilmiyorum ama ben uyuduğumda güneş doğmuştu.
ee o halle sınava mı girilir? giriliyor işte, görücez bakalım biz mi sınava girmişiz, sınav mı bize!
perşembe günü iki hayvan sınavdan sonra ne mi yapılır! uyunur tabii ki de, geldim ve yığıldım! geceye geliyodu uyandığımda, aklıma geldi ki benim yarın uluslararası ilişkiler sınavım var, gecenin bi köründe başladık, ama bir konuğum var. evet evet kaan! gene benim odada, gene benim yatağımda, merul merul bakıyo, aynı senaryoyu tekrarlıyoruz, ama onun canı sağolsun, canını sıkmasın. gece boyu yarın ki sınav için birbirimiz gazlamayı ihmal etmiyoruz tabii ki. yine gecenin bilmem kaçında soruları bitiriyorum, bitik vaziyette bi de lost izliyorum ki tadından yenmiyo gene!
cuma günü sınavda tam bir felaketti, sen o kadar çalış, didin, et, sonra hiç bi soruya doğru dürüst cevap vereme, adalet mi lan bu! (aman ne çalışma) hoc da sağolsun, resmen kopyaya göz yumdu, fakat bilen kimse yok ki bize söyleyecek. o da öyle yalan oldu gitti be.
haftasonu ise, hiç işim yokmuş gibi (yoktu ki zaten?) bir dizi konferans ve seminerler dizisine katıldım, hatta sertifikam bile var, “kimlik küreselleşme ve terör” konulu, gayet mükemmel, bilgilendirici konular işlendi ve şunu farkettim ki benden bi bok olmaz, hiç bi halt bildiğim yok. neyse bu konuya girersek sabaha kadar çıkamayız, ama manik depresif, panik atak hüseyinden uzak durun lan, yeter lan sus. ama şunu da ekleyeyim, yahu vişne lekesi çıkar mı? yemek yeme, daha doğrusu, bi şeyler içme özürlüsü ben koca vişne suyunu resmen üzerime boşalttım, tişörtüm battı, pantolonum hafif sıyrıklarla kurtuldu, bana bi hal çare bulun, çıkarın o lekeleri!
o diilde az daha dayanırsam bitiricem sanırım ha gayret. tüm bu zorluklardan sonra pazar akşamı eve geldim, yani az önce, az önce dediğim bi 4 saat öncesi. artık vucüdüm söylediklerimi yerine getiremeyecek kadar yorulmuş vaziyette -zaten az sonra yarım bi hap atıp sabaha kadar deliksiz uyuycam- hatta geberir haldeyim. ulan, oda haftanın bana verdiği yorgunluk gibi dağınık, her yer kağıt, tişört, şort (malum yaz sezonunu açtık) dolu, ah ulan ahh dün gece iğne kutusunu yere düşürmüştüm nese yarın toplarım diye kaldırmamıştım, evet gayet normal bi şekilde ayağıma eşek iğnesi gibi bi iğne battı, kaderime isyan halde zıpladım daha beter girdi içeri, ah ulan siz yok mu! hepsini çöpe attım! bu arada banyo yapmam gerek ama nalet evde ne gaz var ne başka bişe, kimsenin salladığı yok, nereye kadar bu böyle devam edecek bilemiyorum, neyse suyu ketıl ile ısıtırız fakat sabun şampuan vb hiç bi halt yok ya, ve ben ayağımı kıpırdatamayacak kadar yorgunum, ne yapmalı ne yapmalı derken önce şansımı boş şampuan kutularında aradım mamafih sadece saçlarıma yetecek hammadde bulabildim, vücudumun geri kalanını yıkama şansım yoktu ki aklıma pril bulaşık deterjanı geldi! evet evet doğru duydunuz, her nasılsa henüz bitirilmemiş bir bulaşık detarjanı vardı evde, muhtemelen gaz olmadığı için yıkanmayan bulaşıklardan ötürü. neyse hayatımın anlamını çözmüş gibi sevinerek gittim prili aldım ve üzerime boşalttım, inanmayacaksınız o kadar güzel köpürdü ki! haha, hemde limon kokulu, ne diyosun sen! mis gibi mis.! (yorumsuz, anlamsız kahkaha efekti). allahtan diş macunum vardı da dişlerimi de çamaşır suyuyla yıkamak zorunda kalmadım! (kahkaha efekti abi nolsun başka?).
işte böyleydi, giden günler yorucuydu ama napalım. ben daha iyisini yapana kadar en iyisi bu! 12 nisanmış bugün, this time last year ehem ehem, geçen sene bugün bu saatlerde istanbul’da ki ilk günümdü, vay be 1 yıl olmuş, ne istanbul’dun ama, bekle geliyorum bi aya kadar tekrar, daha çok işimiz var. zalimlere inat yaşasın hayat! ulan kadıköy sen adamı güldürürsün.
işte ben böyleyim, ne benle ne de bensiz.

yoruldum yahu ne uzun yazı oldu bu böyle kaç saattir yazıyorum, herhalde bi, bi buçuk olmuştur. harbi ha yatayım ben en iyisi.