Arşiv: March, 2009
27 Mar
2009
Kategori: yemek    |    Saat: 14:22
Yazar     |    1 Yorum

hafta sonu eğlencesi

önünüzde uzun ve boş 3 gününüz olsa ne yapardınız sorusuna birden fazla cevap bulunabilir sanırım. hemen seçenekleri gözden geçirelim.

a- ders çalışırım
b- arkadaşlarımla plan yaparım
c- tatile çıkarım
d- hiç bişe yapmam
e- derste çalışmam tatile de çıkmam
f- oyalanacak bi şeyler bulurum
g- kitap okurum
h- derste çalışmam kitapta okumam
i- yıldızları sayarım

böyle uzatabiliriz sanırım. kısaca yapacak yeterince saçma ve yeterince mantıklı birçok alternatif mevcut. siz olsaydınız ne yapardınız? cevaplarınızı sms olarak gönderebilirsiniz. bu servisimiz faturalı hatlar için 1 sms, kontörlü hatlar için ise 2 kontör ile ücretlendirilecektir. bla bla..

madem önümde koca üç günüm var ve yapacak … dur bi dakika yahu aslında önümde kocaman 9 gün vardı benim hatta 10 neden daha önce akıl edip bi yerlere gitmedim ki? ah salak selçuk neden aklına 3 gün kala bi şeyler geliyo ki? neyse bir önce ki cümlemize dönelim… ve yapacak çok fazla şeyi olmayan ben, haftasonumu kendime yemek yaparak geçirmeyi uygun buldum…

evet bugün başlıyoruz hemde, malzemelerimizi aldık ve kendimize waffle yapıcazz. oleyyyy! hemen malzemelere geçelim;

100 gr margarinmalzemeler
150 gr un
150 gr şeker
150 ml süt
3 yumurta
1 çay kaşığı kabartma tozu
tuz
sıvı yağ
kol gücü (mikseri olmayan kendim için)
birazcık sabır
muz
çilek
çikolata
hindistan cevizi, fındık, fıstık

bu malzemeleri aşağı yukarı 15-20 tl arası temin edebilirsiniz. ben 7. cadde tansaşı kullandığım için fiyatlar biraz daha pahalı. şok tarzı marketlerden daha ucuza temin edebilirsiniz fakat çeşit açısından daha kısır olabilir. ayrıca bu fiyat sadece malzeme kadarını kapsamamakta. örneğin 1kgluk un aldım fakat yalnızca 150gr işime yarayacak. neyse ya önemli olan ne kadar tutup tutmadığı değil aldığınız zevktir, pintileşmeyin.

hadi yapım aşamasında görüşürüz.

saat 16.20 itibariyle,

yapım aşamasını geçtim, mideye indirme aşamasını da tamamlamış olmanın huzuru içinde yazıyorum yazının kalan kısmını.

evet tüm malzemelerimiz hazırdı. o zaman başlayalım, önce 100 gr margarinimizi tencerede eritip soğuması için kaldırıcaz, ama o da nesi? evde gaz yok, haliyle ocağın altını yakamıyoruz. eğer siz de benim gibi ailesinden uzak garip bir öğrenciyseniz üzülmeyin hemen çareyi söylüyorum, fırının elektrikli bölmesini çalıştıyoruz, margarini daha küçük bir tencereye koyup fırına yerleştiriyoruz. yaklaşık 7-8 dakika sonra margarinimiz erimiş halde çıkıyor. margarinimiz kenarda asıl işleme geçiyoruz.

unumuza ve kabartma tozumuza sütümüzü ekleyerek iyice karıştırıyoruz. malzemelerin iyice karıştığından emin olduktan sonra şekerimizi daha sonra da yumurtalarımızı kırıyoruz. bu esnada bir iki tutam tuz atarsak kimse bize kızmaz. daha sonra mikseri olmayanlar için kol gücü gerekiyor, malzemeler iyice karışana kadar karıştır karıştır karıştır… burada insiyatifi elimize alıp çok sulu olduğunu düşünürsek biraz daha un koyabiliriz. ardından soğumuş margarinimizi de döküp tekrar karıştırıyoruz ve mükemmel formülümüz hazır! 30 dakika kadar dinlendirdikten sonra waffle makinasının! nerden olsun, tost makinasının iki yüzeyini de birazcık yağlayıp (sıvı yağ) alt bölmesine karışımımızı göz kararı koyuyoruz ve içeri geçiyoruz yaklaşık 4 dakika sonra waffle’ın mükson haliemmel kokusu oldum ben diyip sizi çağırıyor.

tost makinasından çıkan waffleın üstüne artık hayal gücümüzü ve tüm iğrençliğimizi katarak çikolatadan, muza; çileğe her şeyi koyup afiyetle mideye indirmenin ve bi şeyler yaratmanın mutluluğunu paylaşıyoruz! tutmayın beni.

yahu hafta sonu eğlencesi dedik ama daha cumartesi olmadan bitti waffle keyfi! gerçi ne bitmesi daha akşama da yerim bir sürü malzeme kaldı! olleyy yaşasın yemekk yemek..

sen asıl pazarı bekle olm! kendimle romantik bi akşam yemeği yiyeceğim. mum bile olacak, görürsün bak inanma sen!

mönüde! cordon bleu ve 1892 bordeaux kırmızı şarap var. daha nolsun! müzik olarak jacques brel’den ne me quitte pas çalacak… oho sabırsızlanıyorum lan.

26 Mar
2009
Kategori: hayat    |    Saat: 19:13
Yazar     |    1 Yorum

gitmek mi kalmak mı?

gitmek mi zor kalkmak mı bilmiyorum. hayatta herşeyi yendim. kötülükleri, zor günleri, ölümleri, bir kendimi yenemedim. kendi kararsızlığımı, ne yapmalıyım bilmiyorum, bu kadar zor mu yaşamak, hayata dair karar vermek? özgür olmak istiyorum artık, bir kuş gibi kanat çırpıp uçmak başka diyarlara, ama yine yenilmekten korkuyorum. kendi kabuğuma çekiliyorum salyangoz misali, kafamı çıkarıp bakmaktan ezilmekten korkuyorum.

ey hayat itiraf ediyorum işte; senden korkuyorum…

yorgunum.

takvimlerden haberim yok artık. bugün günlerden neydi? hangi aydayız? savur hadi nereye savuracaksan bitsin artık bu çile. artık aynalar düşman oldu bana. baktığımda kendimi göremiyorum bile. gördüğümse kim bilmiyorum. bu yüz kime ait? bu bakışlar, bu sahte gülüşler… bu hayattan bıkmış beden… neden bu korkular… neden bu yalnızlık… neden bu kararsızlık…

çekip gitmek istiyorum ama bilmiyorum; gitmek mi zor? kalmak mı? ya da kalmak mı yoksa kaçmak mı?

20 Mar
2009
Kategori: hayat    |    Saat: 10:52
Yazar     |    Comments Off on durum budur

durum budur

bu sitede ki tüm kişi, kurum ve kuruluşlar ütopiktir. şakaların arkasında gerçeklik payı yoktur ve komikliği garanti edilmemektedir. yazılanlar gerçek olabileceği gibi olmayadabilir. olmayan ülke diye bir yer yoktur. ajdar popstar değildir. zamanla geçer diyene bi siktir git diye cevap verin. etrafınız gülüyorsa demek ki komik bir şey vardır ama siz göremiyorsunuzdur. üniversite zulümdür. üniversitede ki hocalar daha da zulümdür. asıl cinayet sebebi gereksiz derslerdir. unutmayın üniversiteyi 4 yılda bitiren hayatından 4 yıl, 5 yılda bitiren ise 1 yıl kaybeder. her pazartesi yeni bir hayata başlıyorum demek hayat boyunca kendinize söylemekten vazgeçmediğiniz en büyük yalandır. yalnızlık boşa kürek çekmektir. umutla baktığın hayatta her zaman seni hayal kırıklığına uğratacak birisi, birileri veya bir şey olacaktır. yağmurda ıslanmak kötü değildir. diğer insanların sizin hakkınızda ne düşündüğü ise önemli değildir. aşk denilen olgu olmasaydı emin olun hayat daha güzel olmazdı. sayısal lotonun size çıkmaması dünyanın sonu olmadığı gibi başlangıcı da değil. mezun olunca hemen iş sahibi olurum diye umutlanmayın, umut git gide yerini karanlığa bırakır. o hoca çok zor soruyormuş, kesin kalırsın diyen gerizekalılara aldırmayın. ya olmazsa diye üzülmekten vazgeçin. ya olursa diye beklemekten de vazgeçin. ben “an”ı yaşıyorum diyenlerden uzak durun, bırakın “an”ı yaşamaya devam etsinler. tek başınıza sinemaya gitmeyin. kendinizle konuşmalarınıza sınır getirin. küçük çocukların yanağını sıkın. içki kötü bir alışkanlıktır, sigara da öyle. üst üste 11 şişe bira içmeye çalışmayın keza 1 şişe vodkayı tek başına içmeye çalışmak da yalnızca gece boyu midenize kramplar girmesine sebep olur. tesadüflere inanmayın, kendinizi kandırmayın. annenizi sevin ve bunu ona söyleyin, kayıtsız şartsız her zaman her yerde yanınızda olan ve olacak olan tek kişi o dur. melih gökçek’e oy vermeyin. asıl önemlisi intihar etmek hiçbir şeyi çözmez…

ve unutmadan hayatın da hüznün de bir anlamı olmalı.

18 Mar
2009
Kategori: hikaye    |    Saat: 11:13
Yazar     |    1 Yorum

o da içimizden biriydi

yazarın notu:

bu eserde ki tüm kişi, kurum ve kuruluşlar tamamen hayal ürünü ve uydurmadır. zaman ilerledikçe asıl sorulması gereken soru aslında bu yazının bir eser olup olamayacağıdır. bu yazı tamamen bir anlık “gelme” sonucu yazarın yani benim bir şeyler karalama isteğinden doğmuştur. daha sonra sıkılıp akşama yazarım demesine rağmen ısrar edip en azından bir giriş yapmalıyım yoksa asla yazamam diye kendisine telkinde bulunup, bu telkine uyması sonucu başlamıştır. bitirileceğine dair bırakın bitirmeyi başlanacağına dair herhangi bir garantisi yoktur hayatta ki diğer her şeyde olduğu gibi… hikayesine gelince, o da içimizden biriydi ama belki de değildi. en azından hayat onu girdabına katıp götürmeden önce içimizden biriydi…

bölüm 1 : sabah

o sabah uyandığında başına geleceklerden habersizdi.

10 Mar
2009
Kategori: hayat    |    Saat: 20:42
Yazar     |    Comments Off on ara vermek

ara vermek

pshh, come on, tell you a secret!

yahu ben şu bir haftalık süreçte bilgisayarları kıskandığımı farkettim, durun hele dinleyin bi hak vereceksiniz belki de veya vermeyin bilmiyorum.

düşünsenize hayata istediğimiz zaman ara verip daha sonra yeniden başlasak kaçımız şu an olduğumuzdan daha mutlu olmazdık? veya hayatta hiç hatırlamak istemediğimiz bir şey yaşamadık mı? onu silip atabilsek daha mı kederli olurdu hayat?

baksanıza bilgisayarlar istenmedik bir sorunla karşılaşınca kendilerini resetleyebiliyorlar ve sonrası bembayaz yeni bir sayfa olarak çıkıyor karşımıza. ya da virüs girince veya hata verince gerekli dosyaları silince sorun ortadan kalkıyor. hafızasında tutmak istemediği bir şeyi sildikten sonra sanki o hiç var olmamışcasına devam ediyor çalışmaya. yaşananlardan ve sıkıntılardan bi haber…

düşünsenize bizim de böyle bir şansımız olsaydı eğer, hayat daha yaşanılır olur muydu gerçekten?

tamam kabul ediyorum, saçmaladım. zaten siz her zaman çok mantıklı konuşursunuz saçmalayan hep ben olurum.

hadi ama hayal gücünüzü kullanın. yahu düşünsene bi sabah kalkıyosun, camı açıyosun, güneş tepede ışıl ışıl, kuşlar cıvıldıyo mükemmel bir bahar günü, kulağına mp3 çalarını takıyosun hafif koşuyo çıkıyosun, giderken yolda ki çocuklarla top oynuyorsun durup 2 dakika. az ilerden gelen anne ile çocuğuna selam veriyosun, ufaklıktan bi makas alıp devam ediyosun, gözün yaşlı bi amcaya takılıyo karşı karşıya geçmeye çalışan, dur amcacım beraber geçelim diyip koluna giriyorsun. evet ya, tamam da bunun ne alakası var ki? ne bileyim ya içime doğdu, o diilde cezalandırıcı diye bi filmi vardı stallonenun hani bunu donduruyorlardı 20 yıl boyunca, uyandırmadan önce hafızasını değiştirmeye çalışıyorlardı ama pek başarılı oldukları söylenemez. yahu gün gelir de böyle bir şey olabilir mi acaba? gerçi bunu dilemek akılsızlık gibi geldi şimdi bana, yani böyle olursa insanların duyguları ölebilir. dimi böyle olasılık var. neyse yahu önemli değil, yağmurlu bir kış günü, kapalı bir hava, sabahın erken saatleri, çatık kaşlar, beyaz saçlar, kirli sakal, kirli kıyafetler, dağınık bir oda…

ah bu ben…

ya hangi insan evladı çekirdek yediği için dudağını keser? canım nasıl yanıyo yahu ağzımı açamıyorum doğru dürüst, tebrik ediyorum kendimi. aslında o diilde bi falcıya gitmişim şaka gibi, ses kaydı bile aldım. mauhauha dinlerken tekrar kendimi uğur dündar gibi hissettim “evet sayın seyirciler, fal baktığını iddia edip insanları kandırıp ağına düşüren falcının mekanına yalnızca selc tv girebildi ve az sonra şok edici şeylerin söylediği ses kayıtı yayında” yahu rtük izin verse yayınlardım bak.