20 Feb
2009
Kategori: hayat    |    Saat: 12:24
Yazar:     |    Comments Off on aşk ve sevgililer günü

aşk ve sevgililer günü

aşk ve sevgililer günü nam-ı diğer on dört şubat. aslında bu kadar birbiriyle ilintiliymiş gibi gözüküp de aslında alakasız olan başka iki kavram var mıdır? düşünün bakalım, bulursanız bana da haber verin olur mu?

şimdi aşk diyince akla ne gelir? bol gülümseme, sıcaklık, daha fazla gülümseme, sevgi, saygı, sadakat, destek, içtenlik, karşılıklı anlayış, karşılıklı anlayışsızlık, utanma, çekinme, kıskanma, korkma, deli cesareti, sarhoşluk, uzak durmak, reddedilmek, kabul görmek, mutluluk, paylaşım, birlik, beraberlik bir sürü şey geliyor değil mi? ya da delilik bile olabilir. çünkü insanın gözünü tamamen karartan ve başka hiçbir şey düşündürtmeyen ne olabilir bu hayatta. yani aşk kelimesi icat edilmeseydi acaba insanlar bu duygularını nasıl ifade edebilirlerdi, ki aşk bile bazı zamanlarda yetersiz kalabilir, o zaman da gözler imdada yetişir… evet gözler, onlar yok mu? aslında her şey onlarda saklıdır. değil midir?

yani kişi aşıksa gerisi teferruhattır diyebiliriz. ama bir de on dört şubat var, adına da sevgililer günü deniyor. kökeni hristiyanların kutladığı “st valentine’s day”e dayanıyor. hatta dayanmıyor direk kendisi. bu hristiyanların dini bir bayramı tıpkı noel gibi. hikayesi ise roma’da yaşayan valentinin sevdiği kişi tarafından reddedilip intihar etmesi ile başlıyor. vasiyeti ise ilginçtir, “kalbimi sevgilime gönderin” bu tarihten itibaren yayılıp tüm dünyada kutlanmaya başlamıştır. hikayeye baktığımızda üzülmemek mümkün değil, keşke herkes sevdiğine kavuşabilse değil mi? bak burda aklıma murat erşahinin kitabında okuduğum bir cümle geldi, hemen arz edeyim.

“hayatta en çok sevdiğinizin sizi sevmemesi. illa sizi sevmesi gerekmiyor tabii; ama düşünün bir; o da sizi sevse  her şey kolaylaşırdı değil mi? trajedi budur işte.”

evet gerçekten trajik zaten hayat dediğin trajedidir. ama bazen olmaz, elinizden bir şey gelmez, ama yine de sevebilirsiniz çünkü bu yalnızca sizin elinizdedir. valentinde keşke öyle yapsaymış, sonuç itibariyle bir hayata son vermek ne açından olursa olsun hiç hoş değil. ne diyodum, konuyu dağıttım bak.

şimdi benim anlamadığım, aslında anladığım fakat anlam veremediğim; aslında anlam da verip gereksiz bulduğum, samimi olacak olursam gereksiz bulmadığım fakat bir şeylerin yanlış olduğunu hissettiğim olaya gelelim.

bakın bugün sevgililer günü yani on dört şubat. bugün birbirinizi daha çok sevin, hediyeler alın birbirinize, yemeğe çıkarın sevdiğinizi… bugünü çok mutlu geçirin. tamam kabul ama neden? diğer günlerden farklı kılan nedir bizim için? neden diğer günlerden farklı olsun ki? tamam her gün birbirinizi bazı özel günler kadar sevemeyebilirsiniz buna hak veriyorum ki ben severim orası ayrı. ama bu gün neden on dört şubat olsun, neden dokuz mayıs veya on mart değil? yani sırf birileri bugün sevgililer günü, aşkın, sevginin, mutluluğun günü dediği için o gün bizim için öyle mi olucak? yahu hiç dünyada ki bir milyar insan için aynı sevgililer günü mü olur? birbirinize daha sıkı sarılacak onlarca gün varken tüm şirinlikleri on dört şubatta yapılmasına anlam veremiyorum, her yer kırmızılarla süslenmiş, kalplerden geçilmiyor. aman ne büyük iş! yahu sizin sevgililer gününüz on dört şubat değildir ki. onu ilk gördüğünüz, ilk göz göze geldiğiniz, ilk elini tuttuğunuz, ilk ona onu sevdiğinizi söylediğiniz, arkadaşlığınızın başladığı, evliğinizin başladığı, ilk öpücük, ilk sarılma, ilk beraber göz yaşı dökmenizdir sizin sevgililer gününüz. acaba şu hayatta sevgililer gününü hatırlayıp, evlilik yıldönümünü unutan yok mudur? kesinlikle vardır. çünkü sevgililer gününü sizin hatırlamanız gerekmiyor, sizin yerinize hatırlatıyorlar zaten, ve büyü orada kayboluyor işte. eğer sevgililer gününde hediye alıyorsanız, aslında hediyeyi siz almıyorsunuz, onlar alıyor… yemeğe çıkıyorsanız, siz çıkarmıyorsunuz evet onlar… yemeği bile siz seçmiyorsunuz onlar seçiyor, hangi müziği dinleyeceğinizi de onlar seçiyor. çok garip değil mi? ve biz bunun farkına varamıyoruz… yılın o günü nedense birbirimizi ne kadar çok seviyoruz değil mi, hadi hediyeler alalım, bugün birbirimizi daha çok sevelim diyen milyonlarcası var. ama bunun yanında bunu yapıp aslında bunların yapılması gereken özel günleri unutan… benim anlam veremediğim şu belki de, neden birbirimizi bu kadar çok sevdiğimizi belli etmemiz için on şubat beklenir. yani içinizden güzel bir süpriz yapmak gelse şubat ayında, on dört şubat beklenir. bu mudur sevgi, aşk?

al işte sinirlendim, yazamıcam daha fazla. tamam sevgililer günü hoş bir gün olabilir, tabii ki beraber vakit geçirmek, ona onu ne kadar çok sevdiğinizi söylemek, ufak yüz gülümsetici bir hediye almak, hepsi çok güzel şeyler; fakat bunları neden on dört şubatla sınırlandırıyoruz ki? neden aşkın büyüsünü on dört şubatın karanlığında öldürmeye çalışıyoruz?

Yoruma kapalı.