slumdog millionarie
tamam hint filmi dedik de öyle durup dururken o iğrenç sesleriyle şarkı söylemeye taklalar atmaya başlayan erkekimsi ve kadınımsılar yok. zaten yönetmeni de hintli felan değil, kendisi bizzat danny boyle olur. böyle değil lan boyle yanlış anlaşılmasın. zaten kendisini pek bi severim. beach ve 28 days later gibi sevdiğim iki filmi de o yönetmişti, ayrıca yine 28 weeks laterin prodüksiyonluğunu üstlenmişti ee zaten demeye gerek yok trainspotting gibi bir şaheserde kendisinindir, açıkcası tekrar bu kadar kaliteli bir film yapmak için baya bekledi trainspotting taa 96 yapımı bir film. neyse çekim ekibini yalayıp yuttuktan sonra filme gelelim.
filme ilk baktığımızda fakir ama gururlu gencin kim milyoner olmak ister yarışmasına katılımı ve kazandığı ödül var, daha doğrusu nasıl kazandığı son soruya kadar gelebildiği. hile yaptığı düşünülüp göz altına alınca hikayesiyle beraber sorular geliyor, o zaman anlıyoruz ki her soru hayatının belli dönemlerinde karşısına çıkmış ve arka planda bir aşk hikayesi var. aşk ama ne aşk, taaa küçük yaşlardan başlayıp geçen yıllara rağmen sönmeyen…
aşk dedim de bak aklıma ne geldi. yahu tüm şarkılarda, kitaplarda, filmlerde her yerde aşk var be gülüm. onu geçiyorum mutlulukta aşkın ne kadar katkısı varsa, mutsuzlukta da o kadar aşk var, değil mi? gülmekte olduğu kadar göz yaşında da aşk var, yok mu yalan mı söylüyorum? yani düşünüyorum da her şeyde bu aşk denilen, olgu mudur olay mıdır her ne haltsa o varya. eğer aşk olmasaydı ne kısır bi dünya olacaktı hiç düşündünüz mü? şimdi aklıma takıldı bak, acaba tanrımız dünyayı yarattığında bu aşk olgusunuda mı yarattı, yani nasıl bi şeydir bu? yoksa insanlar yaşadıkça mı ortaya çıktı bu bağlılık? sanırım buna kafa patlatsamda bi sonuca varamayacağım. ama öyle değil mi? nerde bi insan, bi hikaye var; başrol daima aşk değil mi? nedir bu üç harfli kelimeyi bu denli önemli kılan acaba?
neyse filme dönelim, film varoşlarda yetişen ve anneleri öldürülen jamal ve salim üzerine kurulu, ancak baskın karakter jamal. jamal annesini müslümanlara yapılan saldırıda kaybediyor ve latikayla bu esnada tanışıyorlar ulan daha ufacıklar ama aşık oluyorlar hemen:) aynı şekilde latika da varoşların çocuğu ve onun da ailesi öldürülüyor. film bundan sonra küçük latika ile jamalın yaşadığı aşkı derinlemesine inceliyo, öyle ki onları ayıran yıllar onları birbirinden uzaklaşıtırmıyo tüm yaşananlara rağmen sevgileri hep baki kalıyo, sonunda da mutlu sona ulaşıyo zaten. taa 10lu yaşlardan 20lere kadar. bu dönemde jamal ile salimin hayatta kalma mücadalesi, iki kardeşin birbirlerine olan bağlılıkları gösteriliyor. jamal en büyük kazığı kardeşinden yese de yine zamanı geldiğinde en büyük iyiliği ondan görüyor. diğer yandan filmi izlerken hiç yorulmuyorsunuz, acaba şimdi ne olacak diye pür dikkat kesiliyorsunuz. geçişler çok başarılı. zaten yok şöyle olsaymış yok bu niye böyle olmamış tarzı eleştiri yapacak değilim, haddim de değil.
filmde geçmişe yapılan vurgular çok hoş olmuş, mesela final sahnesinde ki soruyla, jamal ve salimin geçmişte yaptığı bir konuşma, yüz gülümsetici. kısaca izlenesi ve izlettirilesi bir film olduğunu düşünüyorum.
söylemeden geçmemeyim, hint filmi dedik böyle saçma danslar taklalar yok dedik ama dayanamamışlar film sonuna saçma sapan bi şeyler serpiştirmişler gene. ama olsun sonuçta hintliler yadırgamamak lazım.
ha bu arada tahminim oscarda aday olduğu en iyi film oscarı için the curious story of benjamin button ile yarışacaktır, brad pittli buttonı henüz izlemedim ama şimdiden tahminimi o küçücük çocuklar için slumdogtan yana kullanıyorum, nasıl güzel, doğal oyunculuktu o öyle, e genelde en iyi filmi alanların en iyi yönetmeni de aldığını varsayarsak boyleun, finchera karşı şanslı olduğunu söyleyebilirim.

ne demiştim? haklı çıktım, ne iyiyim yahu.