6 Jan
2009
Kategori: film    |    Saat: 19:36
Yazar:     |    Comments Off on babam ve oğlum

babam ve oğlum

nedense göz önünde olan filmlere karşı hep bir önyargım olmuştur, dedim ya bilmiyorum nedenini.. babam ve oğlum vizyona girdiğinde kıyamet koparken ben izlememiştim mesela. aynı şekilde gorayı da sinemada izlemedim, keza recep ivedik ve arog gibi milyonları çekmiş filmlerden uzak durdum.

hazırlıktaydım babam ve oğlumu ilk izlediğimde yanı iki yıl önceye denk geliyor bu zaman, neden orada olduğumu bilmediğim fakat daha sonraları anlam vermeye başladığım bir arkaşımın evinde izlemiştim babam ve oğlumu.. pek etkilendiğimi söyleyemem çünkü gayet salak bi kız vardı ortamda, sürekli ben bunu sinemada izledim hiç ağlamadım (iyi bok yedin!) ya ben böyleyim işte ağlayamıyorum (nolur ağla!) diyip durmuştu. bize ne lan senin naaptığından sus iki dakika da film izleyelim hıyar. bide şurda şöyle olacak felan demez mi filmin içine etmişti resmen.

açılış sahnesinde şimdilerde fırtına estiren tuğba büyüküstün karnı burnunda çarptı gözüme. hemen şey geldi aklıma, geçenlerde tuğba ile ilgili bi haber çıktığında babam ve oğlumda da oynayan demişlerdi, bi arkadaşım hang rolde oynamıştı ki diye sorunca, ben fikret kuşganın karısı demiştim, hani hamileydi ölüyodu ya şeklinde, o da yok ya o pelin batuydu (yuh sallamanın bu kadarı) demiştir, hmm o zaman öyledir demiştim. şimi gördüm ki doğru hatırlıyormuşum.

oyunculuklara değinmiyorum bile haddim değil, hümeyrayı, çetin tekindoru, fikret kuşganı eleştirmek; özellikle binnur kaya ve yetkin dikinciler için ayrı bir parante açmak gerekir, bi insan bi rolun hakkını bu kadar mı iyi verir yani, anlatılmaz.. izlenir.

küçük denizin dedesine amca diye hitap ettiği sahne ve arkaasından hüseyin dedenin “neyeee amca deyon bana dedenim ya ben senin” şeklinde ki cevabı ve ufaklığa sarılışıyla ilk gözyaşları döküldü gözümden… ama nasıl samimi bir sahnedir o.. ufaklığın çekingenliği, korkusu, dedenin çektiği pişmanlık; içinde saklayamadığı özlemi, sevgiyi dışa vurması…

sonra duruldu göz yaşları, ta ki baba hüseyin ile oğul sadık arasında ki geçen konuşmaya kadar.. neydi o, olabilir mi öyle bir sahne? var mıdır bunu yaşayan? oğlunun büyüyemeyeceğini görmek, ilk kız arkadaşını, ilk kavgasını, karnesini… o yere yıkılış…

başladım ağlamaya ama nasıl ağlama bu, gözyaşı felan değil resmen hıçkıra hıçkıra ağlıyorum, durmak bilmiyorm artık peçeteler yetmiyo gözyaşlarımı silmeye gözlerimi havluyla kuruluyorum. filmin son bi saati sadece ağladım ya, arada sadece göz yaşlarımı silebiliyorum sonra salim ağlamaya başlıyo bende başlıyorum.

nasıl bir duygu patlaması yaşadım farkında değilim ama hayatımda bu denli uzun, sürekli ve yoğun ağladığımı hatırlamıyorum, çok birikmişim belli ki, bu film bendeki fitili ateşlemiş oldu herhade, o kadar ağladım ki, susadım resmen, ancak toparlayabiliyorum kendimi ya.. teşekkürler çağan ırmak.

hüseyin dede, onan bir oda ver, gidecek bir yeri yok…

Yoruma kapalı.