18 Nov
2008
Kategori: hikaye    |    Saat: 14:27
Yazar:     |    Comments Off on yalnızlık

yalnızlık

başını kaldırdı, ne zaman uyuduğunu ve ne zamandır uyumamakta olduğunu hatırlayamadı.. televizyonu açık bırakmıştı veya unutmuştu. doğrulmaya çalıştığında sabah haberleri başlıyordu.

“günaydın sayın izleyiciler bugün 10 mart 2008 saat 07.00 haberleriyle karşınızdayız”

sersem gibiydi, odasına baktı, uzun zamandır toplanmadığı belli oluyordu, her yerde devrik bira şişeleri, pizza kutuları ve içi boşalmış cips paketleri.. ayağa kalkmaya çalıştı, devrildi tekrar yatağa düştü.

üstünde vücuduna yapışmış bi kot ve tişört vardı, üşüdüğünü ve neden üzerini değişmediğini düşündü fakat anımsayamadı, ağzı kurumuştu, sehpanın üzerinde ki bardağa uzandı, kaldıramadı elinden düştü bardak, bardaktan dökülen su sehpanın üzerinde ki açık ilaçlarıda alarak yere aktı.

neydi o ilaçlar? kendisi mi içmişti bunları? ne içindi ki? hatırlayamadı, ağzının kuruluğunu gidermek için sehpanın üzerinde ki damlalarla damağını ıslattı, bu sefer doğrulmayı başardı ve ayağa kalktı fakat dengesini kaybedip tekrar yatağa düştü, doğruldu, bu kez yatakta oturdu bi süre.

odaya takıldı gözü, bira şişeleri, pizza kutuları, cipsler.. her yerdeydiler, parti mi verdim acaba diye düşündü. ayağa kalktıktan sonra

“kimse var mı” diye seslendi.

kimse cevap vermedi, odasından çıktı. bi koku çarptı burnuna, biraz daha yürüyünce kokunun mutfaktan geldiğini anladı, içeri baktığında bulaşık yığınıyla karşılaştı, odasından beter haldeydi, kutular, bardaklar, şişeler.. kim yaptı bunu dedi kendi kendine, cevabı bilmiyordu.

bir kapı gördü yan tarafta, açmaya çalıştı açamadı, kapı kilitliydi, zorladı gene açamadı, kimse var mı diye seslendi, yine yanıt yoktu, bi kez daha yüksek sesle seslendiğinde yalnızca sesi yankılandı boş evde…

koridoru geçtikten sonra salon olduğu anlaşılan bir yere girdi, burası odasından da beter haldeydi, eşyalar dağılmış, koltuklar devrilmiş yerde cam kırıkları, yiyecek, içecek çöpleride cabası.. hırsız mı girdi acaba diye düşündü ama cevap veremedi yine. dolaşmaya devam etti, yürürken cam kırıkları ayağını kesti fakat umursamadı, yürüdü, yerde fotoğraflar gördü, kimisi yakılmış, kimisi yırtılmış, buruşturulmuş. birini aldı bi erkek vardı fotoğrafta, şık giyinimli, yakışıklı ve gülüyordu elinde kadehiyle, bir davette çekilmiş olmalı diye düşündü, daha sonra aynı erkeği başka insanların yanında gördü, bi tanesinde kumsalda bi kızla mutlu bi poz vermişlerdi, hoşuna gitti bu fotoğraf bi süre baktı daha sonra yere bıraktı. kimdi bu adam? yanında ki kız kimdi? ya diğer insanlar? kendisine cevap veremediği sorular sordu… salonun içinde dolaşmaya devam ederken karnının acıktığını hissetti karnından gelen sesle, yerde ısırılmış bir elma gördü, bi tarafı çürümüştü, sağlam tarafından bi ısırık aldı ve onu da yere bıraktı sonra.

salondan çıktı, tekrar uyandığı odaya yöneldi, giderken koridorda ki aynaya takıldı gözü, saçları ve sakalları uzamıştı, iki saniye daha aynada kendine baktı ve odaya girdi, dikkatini çekebilecek bi şeyler aradı gözü, masanın üstünde dağınık kağıtların altında bi laptop gördü, sandalyenin ve masanın üstünde ki çöpleri attı, sandalyeyi çektiğinde yarısı dolu olan bir bira şişesini devirdi, bira halının üzerinde döküldü, umursamadı.. bilgisayarı açtı ve beklemeye başladı, şifre istiyordu, denedi.. 1-2-3-4-5, 5-4-3-2-1 açılmadı, sertçe kapattı ekranı, ayağa kalktı, çıktı odadan..

bu sefer koridorun diğer yanına yöneldi, bi kapı vardı açmaya çalıştı, kilitliydi, sinirlendi önce omuz vurdu, sonra tekmeledi.. yumrukladı.. kilidi kırıldı ve açıldı kapı. derli toplu bi oda çıktı karşısına bu sefer, masanın üstünde bi bardak su vardı, üstünde ki toza aldırmadan bi dikişte içti suyu. oda sade fakat güzeldi, fazla eşya yoktu, büyük bir dolap, daha küçük bir dolap, bir kanepe, koltuk, köşe lambası, masa..

küçük olana yaklaştı kapısını açtı, içersinde gömlekler, takım elbiseler, kazaklar.. kimin tüm bunlar diye düşündü, cevap veremediği sorulara bir yenisini ekledi.. karşısında ki büyük dolaba yöneldi, açtı, içi boştu…

odadan çıkarken yaşadıklarına anlam vermeye çalıştı, veremedi. tekrar koridordan geçerek girişe geldi, üzerinde bir parmak toz olan vestiyere yaklaştı, gözleri buğulandı, dengesini kaybetti, sendeledi. vestiyerin üzerinde buruşmuş bi kağıt vardı. dengesini kaybetmek üzereydi notu açtı.

“beni sakın …

yere yığıldı.

yağmurlu bir geceydi ve ne yaptığını bilmiyor bir hali vardı, yaşamıyor gibiydi, sendeleyerek yürümesinden içki içtiği anlaşılıyordu. yoruldu, durdu. diz çöktü, artık tutamıyordu kendini, göz yaşları yağmurdan ayırt edilemiyordu, haykırıyordu.

“neden”

ağlamaktan yorulduğunda koşmaya başladı, sendeliyor, arada düşüyordu.. tamamen sırıksıklam olmuştu apartmana girerken, kotu ve tişörtü vücuduna yapışmış, çıkmayacak gibi duruyordu. merdivenleri hızla çıkmaya çalıştı, yapamadı, takıldı düştü, kafasını yere vurdu.. yavaşça çıktı dairesine sersemlemiş, göz pınarları kurumuş kırmızı gözlerle, tanınmayacak haldeydi, zaten uzun zamandır kaybetmişti kendini, ne farkederdi? kapıya geldiğinde anahtarını bulamadı cebinde, küfretti ve kapıyı tekmelemeye başladı, açan birisi yoktu, diğer cebini yokladı buldu anahtarını fakat deliğe bir türlü sokamıyordu, açtığında kapıyı artık fazla bir enerjisi kalmamıştı, nefes nefeseydi.. ecza dolabına koştu tüm ilaçları, kutuları aldı ve odasına girip sehpanın üzerine döktü hepsini. bir bardak su döktü kendine, alabildiğini kadarını doldurdu eline yarım bardak suyla içti hepsini, bardağı yerine bıraktı.

sonra sessizleşti, durgunlaştı göz yaşları.. hissizleşti bi süre ve yatağa yığıldı…

kalktığında başı çatlayacak gibiydi. vestiyere tutunarak kalktı, buruşan notu tekrar gördü. ne zamandır burda yatıyorum diye düşündü, akşam olmuştu.. salona girdi tekrar, bi cep telefonu gördü.. kırılmıştı.. sonra diğeri çarptı gözüne, eline aldı şarjı bitmek üzereydi, ne bir arama ne bir mesaj vardı içinde, isimlere baktı, tanıdık değildi, iki kayıt dikkatini çekti;

“anneciğim” ve “o”

telefonu yerine bıraktı, dışarı çıkıp hava almak istedi, üstünü değiştirmedi, kapıyı açtığında bi ses duydu, salondan, az önce yere bıraktığı telefondan geliyordu. eline aldı ve telefonu açtı.

“alo”

“oğlum benim, bi tanem, doğum günün kutlu olsun, işlerin nasıl, siz nasılsınız”

bi şey söylemedi, elinden bıraktı telefonu, zemine çarpan telefon kapandı.

anne mi? doğum günü mü? nasıl mıyız? iş mi? anlayamadı hiç bişe.. tekrar kapıya yöneldi, çıkıyordu ki durdu, salona döndü ve yere düşen telefonu aldı, kırılmadığına sevindi..

hava soğuktu dışarıda ama o umursamadı, yürüdü bi süre, bi büfe takıldı gözüne, sigara çekti canı, ceplerini yokladı sağ cebinden buruşuk bir on lira çıkardı, bi sigara ve çakmak aldı üstü kalsın dedi.

devam etti yürümeye bir sigara yakıp, sonra tekrar durdu ve bi banka oturdu boğaza karşı, sakalını kaşıdı. neden bilmiyordu, kötü hissediyordu, kafasında cevabını bilmediği onlarca soru dolaşıyordu, gözleri yaşardı, tutamadı kendini ağlamaya başladı, bilmiyordu sebebini fakat durduramadı, ağladı, yorulana, göz yaşları tükenene dek. sonra donuk ve hissiz gözlere baktı uzağa doğru..

dikkatini dağıtan bi ses duydu, az evvel telefonundan gelen sesti bu. arayanın kim olduğuna bakmaya çalıştı tam göremiyordu buğulu gözleriyle, gözlerini sildi iyice arayan “o”ydu.

telefonu açtı gelen sesi dinledi bi şey söylemeden, duyduğu ses hüzünlü, ağlamaklıydı..

“nerdesin be deli”

Yoruma kapalı.