pişmanlık
boğucu bir istanbul akşamında sinemanın önünde arkadaşıyla konuşuyordu seansın başlamasına beş dakika kala, telefonda ki ses işinin çıktığını ve sinemaya gelemeyeceğinden bahsediyordu. üzülmedi diğer biletin yandığına, böylelikle rahatça film izleyebilecekti hem.
telefonda vedalaşırken birden sarsıldı, elindekiler düştü yere.. eğilip düşenleri toplarken “affedersiniz benim hatam” diyen sese baktı ve onu gördü.. anlaşılan oydu ki o da sinemaya girmek için bekliyordu. “önemli değil olur böyle şeyler”.. eşyalarını aldı ve salona girdi.
film başladığında az önce kendisine çarpan kızın yanında oturduğu fark etti. arkadaşı onu da ekmiş diye düşündü çünkü koca salonda sadece kendisinin ve onun yanında ki koltuğun boş olduğunu gördü.. bi ara ona baktı ve hafif buğulanmış gözleri takıldı, gözlerine, içinde tuhaf bi duygu oluştu garip şeyler hissetti anlayamadığı..
film arası olduğunda dışarı çıkarken kız bunu gördü, “tekrar kusura bakmayın olur mu”. “önemli değil olur böyle şeyler”.. çocuk konuşmak istedi, farklı bi şeyler sezinledi o mutlu görünen yüzün altında, sanki görünmeyen bi şeyler vardı.. bir hüznü saklıyordu yüzü..
geri döndüğünde kız geçerken gülümsedi ve yerine oturdu.. film hakkında konuştular bi süre.. aslında ikisi de filmi önemsemiyor gibiydi fakat konuşmayı sürdürdüler.. tam film başlıyordu ki çocuk kıza dönüp “yanınız boşmuş” “sizinde”.
film başladı, artık aralarında boş bir koltuk yoktu, yan yanaydılar, bitene kadar irili ufaklı sohbetler ettiler film hakkında, şurası şöyle olsa daha iyi olabilirdi, aslında bu sahne çok abartıya kaçmış şeklinde..
film bittiğinde beraberce dışarı çıktılar sinemadan, bir süre sokakta beklediler, çocuğun içinden onu bir kahve içmeye devam etmek geldi, hatta telefon numarasını istemek, adını öğrenmek, sevdiği rengi, yemeği hepsi.. fakat yapamadı, soramadı.. bir şeyler engel oldu buna..
“ee o zaman”
“evet”
sokağın ortasında durdular bir süre daha, konuşacak bir şeyleri kalmadığında kız
“şey ben bir şeyler içmeyi düşünüyorum, eğer işiniz yoksa?”
çocuk telaşlandı, “maalesef gitmem gerekiyor” ne yapıyordu? acaba söyledikleriyle düşündükleri tutuyor muydu birbirini? kız biraz üzgün bir ifadeyle iyi akşamlar dedi arkasını döndü gidiyordu ki ekledi “memnun oldum, ben..” gitmişti çocuk..
derin nefes alıyordu, kalbi güçlü bir şekilde atıyordu ve midesine kramplar giriyordu çocuğun olanları düşündü, üzüldü..bilmediği sokaklara daldı, yürüdü sonra durdu..bi kafe ismi çarptı gözüne, kapısında “gerçek hayaller” yazıyordu.. içeri girdi sakin bi köşeye oturdu ve bira söyledi.. aşık mı olmuştu ne?
kız telefonuyla konuşuyordu üzgün bir ses tonuyla, arayan bir arkadaşıydı, uzun zamandır görüşmüyorlardı, arkadaşı kızdı buna ne o ses,
“unutma hayat devam ediyor”
“tabii ya eminim.” ona sıkılmıyorum diye ekledi, başından geçenleri anlattı..
“boş ver takma kafana hepsi aynı hem sen bana gelsene oturur konuşuruz biraz”
biraz sahafları dolaşmak istiyorum, uzun zamandır uzak kaldım kitaplardan, sonra da gidip bir şeyler içmek istiyorum daha sonra görüşsek olmaz mı diye cevapladı..
“tamam nasıl istersen”
bunu duyduğunda derin bir oh çekti içinden çünkü ne zaman arkadaşına konuşmaya gitse, arkadaşı gereksiz dedikodularla canını sıkıyor, yoruyordu.
sahaflar pasajında girdiğinde kendini mutlu hissetti, kitapların kokusunu aldı, hepsi sanki bir şeyler anlatıyordu ona, bir sahafçıya girdi ve birkaç kitap aldı..
uzun zamandır akşamları çıkmıyordu dışarı, kendini çok yalnız hissetti düşününce, yalnızlığı üşüttü onu, paltosuna iyice sarıldı “gerçek hayaller”in tabelası gözüne çarptığında.. kapıdan girerken buraya en son ne zaman geldiğini hatırlamaya çalıştı, anımsayamadı, zihnini de yormadı hatırlamak için..
nereye oturabilirim diye düşünürken onu gördü bi köşede, aslında onu değil masanın üstüne de ki bira şişeleri çarptı gözüne.. ardından boş bi masa gördü, yöneliyordu ki fikrini değiştirdi köşede ki adamın masasına yöneldi.
“bu kadar içmek için henüz erken değil mi”
adam başını kaldırdı ve onu gördü.
“özür dilerim ben, şey, az önce ki davranışım için”
kız gülümsedi, “önemli değil olur böyle şeyler”.. “ama sen çok içmişsin daha fazla içmemelisin”
“neyi değiştirir ki içmek veya içmemek?”
“çok şeyi”
“neyi mesela?”
“neyi mi? masanızın önünde duran bir hanımefendiyi masanıza davet etmeniz gerektiğini olabilir mi?”
“kızardı, şey lütfen kusuruma bakmayın, lütfen oturun”
“önemli değil olur böyle şeyler”..
kız garsona kahve lütfen diye seslendi, kahveler geldiğinde ikisi de susuyordu, tüm bunların hepsi tesadüf müydü yoksa hayat yine dalga mı geçiyordu onlarla, umursamadılar, düşünmediler…
konuştular, o anlattı o dinledi, o anlattı o dinledi.. güldüler, hüzünlendiler, kelimeler gözyaşı oldu bazen.. bazen de gülmekten yaşardı gözler..
sonra dışarı çıktılar yol boyunca yürüdüler sessizce.. kız bozdu sessizliği
“şurdan taksiye binip eve gidebilirim ben.”
“bırakmamı ister misin?”
“yok hayır lütfen zahmet etmeyin” halbu ki deli gibi istiyordu.. neden öyle söylediğine bir anlam veremedi.. keşke bir kez daha sorsa, lütfen ısrar et, tek kez.
“tamam siz bilirsiniz” ne dedim ben? lütfen bir kez daha sor, bir kez daha yalnızca bir kez daha sor.
birbirlerine baktılar.. konuşmadılar.. ne o ısrar etti, ne de o bir kez daha sordu.. sonra kapısını kapattı taksinin, arkadan uzaklaşmasını seyretti.. ortada ne bir isim ne de bir telefon numarası vardı, gözünden bir yaş düştü kaldırıma, sigarasını yaktı ve derin bir nefes çekti…
Yoruma kapalı.
