adam mutsuz ve orta yaşlıydı
“Sinemanın önünde durdum. Film hâlâ değişmemiş, sanırım üç haftadır gösteriliyor. İnsanlar işlerindeyken ben bu sinemanın önündeyim, sanırım benim de işim bu: Filmlerin değişip değişmediğini kontrol etmek. Aslında çok ciddi bir iş bu, birinin yapması gerek. Muhallebiciyi de es geçip sahafların olduğu pasaja giriyorum. Tüm dükkânlar yerli yerinde, gerçek hayat iki haftada bir değişmiyor, sinemayı bu yüzden seviyorum. Girişte sağdan üçüncü dükkânda oturan sahaf sakal uzatıyor, geçen hafta sakalsızdı… Anahtarcı çocuk, ‘birazdan döneceğim’i kapıya asıp kaybolmuş, nereye gitti acaba? Büyük olasılıkla kapıda kalmış birinin kapısını açıyordur. İlginç iş çilingirlik, kapıları açıp kilitleri değiştiriyorsun, yaşamların içine girip müdahale ediyorsun, giriş çıkışları engelliyorsun, filozofça bir yanı var işin.”
“Gündelik hayat artık hepimizin yaşadığı bir karabasana dönüşmüşken sıkıntı, öfke ya da büyümek ve unutmak şimdi bize neyi hatırlatıyor? Mazi kimler için kalbinde kanayan bir yara ki? Hangimiz bir ömür boyunca bu hayatta aradığı şeyleri buldu? Kaç kişi kaybettik ruhumuzdaki labirentlerde, kaç kişiyi yitirdik bu hayat denen büyülü oyunda? Her şeye yeniden başlama şansımız olsaydı kimlerin hayatı ne kadar değişik olabilirdi ki?”
bu kitabın hikayesi bi garip, sıkıcı bi yaz günü evde televizyonda zaplıyorum bi oraya bi buraya olmuyo geçmiyo sıkkınlık.. yanılmıyorsam ntvde kendisine inanılmaz saygı duyduğum bi “abi”mle öğle sohbeti yapılıyor, derken son zamanlarda ne okuyorsununuz sorusu geliyor, abim başlıyor saymaya.. derken “adam mutsuz ve orta yaşlıydı” çıkıyor ağzından, bilmiyorum fakat içimde öyle bir okuma isteği dolmuştu ki anlatamam, beni kendine çekmişti, bazı şeyler var hakkında hiç bişe bilmiyorum fakat sadece isimleri bana onlar hakkında çok şey anlatabiliyor, örneğin beatlesin hey jude parçasını dinlemeden önce o parçanın mükemmel olduğunu hissetmiştim, veyahut rokada yemek yemeden önce lezzetinin harika olduğunu biliyordum tam 3 yıl önce ilk gördüğüme.. garip bi özellik galiba ama böyle bazı şeyleri hissedebiliyorum, murat erşahin ile tanışmam da bu şekilde oldu.. derken yazın o sıcak günlerinde satın aldım diğer iğnelediklerimle..
aldım fakat bir türlü sıra gelmedi buna, belki düzelmeye başlayışımdan mı bilmiyorum hep kaçtım o kitaptan, hatta bi ara elime aldım bir sayfa okudum ve kapattım bugüne kadar da kitaplıkta duruyodu..
aslında bugünüm hiçte kötü başlamamıştı, kronik uykusuzluk sorunum devam etti fakat bugün tanrım bana bir saat daha fazla uyuma izni vermişti, evet evet saat sekizde kalktım bugün, enerjik değildim fakat mutsuz da değilim, cem karaca dinledim biraz sonra ne yapabilirim bugün diye düşünürken neden ders çalışmayayım ki diye düşündüm belki de sekiz ay sonra ilk kez! evet yaptım da kütüphaneye gittim 2-3 saat ders çalıştım, her şey iyiydi..
taa ki eve dönene kadar, neden bilmiyorum odamdan korkuyorum artık, beni yalnızlığa, mutsuzluğa itiyor, kendimi kandırmak için astıklarım, yaptıklarım da yetersiz artık.. odada derin bi hüzün saklı sanki ve beni yalnız yakaladığı an içine hapsediyo, kurtulamıyorum, çırpınıyorum ama başaramıyorum..
evden çıkmak istedim, ve çıktım da kitapçıları dolaşmak istedim, kızılaya gittim, dosta uğradım bi kaç kitap aldım, içlerinde salak rusça kitabı da var, nerden estiyse bu rusça öğrenmek, her şey tamammış gibi..
sonra çıktım kitapçıdan, karanfilin ortasında durdum, insanları seyrediyorum, içinde bulundukları koşuşturmacayı, ne kötü, kendimi o kadar yalnız ve çaresiz hissettim ki o an.. bunu anlatıcak bi kelime yok veya ben henüz bilmiyorum, ama yok işte.. hayat dediğin nedir ki? neye ulaşıcaz? nerden geldik ki? nefret ettim resmen, yüzümü ekşittim, hemen gitmek, kaçmak, uzaklaşmak istedim; ama nereye? evet nereye? var mı verebilecek cevabı? nereye?
eve geldim, hala kötü haldeyim.. gaz bitmiş evde soğuk, yorganın altına girdim odayı seyrediyorum, bi yandan da cem karaca çalıyo, yine bişeyler söylüyo bozuyo moralimi, dinlemicem artık müzik felan ya yeter bıktım.. kitaplığıma takılıyorum sonra aldığım fakat okumadığım kitaplara gözüm takılıyor, “kayıp zamanlar, görünmez kentler, nereden geliyorsun:kuzeyden” ve o adam mutsuz ve orta yaşlıydı..
bazı şeyler vardır, şey dediğim herhangi bi şarkı, film, kitap veya hiçbişe ya da hepsi ne bileyim. her zaman okunmaz, her zaman dinlenmez, izlenmez.. ama an gelir ki tek ilaç o müzik, o kitap ve filmdir.. işte “o an”ı yaşıyorum sanırım, derler ya oldun sen, evet bu kitabı okumak için olduğumu düşünüyorum ki elim uzanıyor kitaba, alıyorum elime saat dokuzu biraz geçtiğinde ve açıyorum aylar sonra yapraklarını..
içine düştüğüm dünya o kadar tanıdık ki, yazılanlar.. verilmek istenenler.. o kadar taze ki.. bazı yerlerde yazarla içip, bende dertleşiyorum onunla, üzülüyorum sonra yazara bunları yazabildiğine göre ne kadar acı çekmiş kimbilir.. dimi ya? mesela biz o şarkıları dinlerken ağlayabiliyoruz, içiyoruz fakat ya o şarkıları yazanlar? bizim çektiğimiz nedir ki onların yanında?
ya boşverin okumayın bu kitabı mutlu hayatınıza devam edin..
“şu anda haber merkezimize ulaşan bir habere göre tüm yollar tıkanmış, tüm umutlar kaybolmuş durumda sayın seyirciler, hepinize hayırlı intiharlar dileriz”
Yoruma kapalı.

