across the universe
Beatles’ın 33 şarkısından bir aşk hikâyesi. Liverpool’dan yola çıkıp kayıp babasını aramak üzere New York’a giden Jude, yolunun Lucy ile kesişmesi üzerine, kendini savaş karşıtı protestoların ve rock’n roll temelli bir hayatın ortasında bulur.
Jude ve Lucy, 1960’larda, rehberleri “Dr. Robert” (Bono) ve “Mr. Kite” (Eddie Izzard) eşliğinde, ilham perilerinin kol gezdiği Greenwich Village’dan, sokaklarında isyan bayrakları dalgalanan Detroit’e uzanan dönemin savaş karşıtı ruhunun parçası olurlar. Jude’un kardeşi Max’in Vietnam’a gitmesi çifti üzerinde dolaştıkları pembe buluttan indirip başka gerçekleri keşfetmeye zorlar. Across the Universe, yönetmeninin sözleriyle, sadece nostaljik ve romantik bir aşk hikâyesi değil, günümüzde de karşılığı olan ve dünya düzenini sorgulayan bir hikâye.
müzikallere karşı hep bi ön yargım var demeyeceğim çünkü izlediğim müzikal sayısı oldukça sınırlı, high school musicalı saymıyorum, o felaketti çünkü. oncei ele alıcak olursam mükemmeldi benim için, ama aynı şekilde sweeney toddu izlerken sıkılmıştım. across the universei izlemeden önce müziklerini dinleme fırsatını buldum. oncei, izlerken müziklerinin mükemmeliğini yaşamıştım, bu yüzden across the universei izlemeye başladığımda bi beklentim vardı, beklentimin karşılığını aldım mı peki? kesinlikle. zaten bi eleştiri yazısı yazacak değilim, haddime de değil sadece içimden gelen bi kaç şey söylemek istiyorum.
nerden esti bu müzikali izlemek dersem “is there anybody going to listen to my story” şeklinde ki repliği duymam yetti emre dinlerken, ilk tepkim, oha bu ne lan, içelim bu gece oldu, sonra devamını dinledim.. dinlemez olaydım! hemencecik internetten indirdim ve dün gece izleyebildim..
açıkcası deli bir beatles hayranı değilim, tüm şarkılarını felan ezbere bilmiyorum, fakat ufakta olsa beatlesi kıyısından köşesinden yakalayabilmiş birisi olarak şuan neden tüm şarkıları ezbere bilmiyorum diye sormadım değil kendime, nasıl bu kadar güzel müzikler olmadan yaşabilmişim bunlarca yıl diye soruyorum fakat bulamıyorum cevabını. aslında cevabını bulamadığım bişey daha var, bugün cumartesi ve saat henüz 9, ben neden 2 saattir ayaktayım? birde önce ki yazıyı ben mi yazmışım, neden yazmışım? ne zaman yazmışım? niye hatırlamıyorum? çok ilginç yahu. neyse
film beatles şarkılarının üzerine kurulmuş olsa da filmde şarkılardan fazlasını bulmak mümkün. aşkı, arkadaşlığı, savaşın ne boktan bişe olduğunu, savaşın insan psikolojisini nasıl etkilediğini, dahasını.. özgürlüğü.. mücadele etmeyi, hüznü, ayrılığı, pişmanlığı, tekrar aşkı, yine aşkı, yeniden aşkı bulabilirsiniz.. gerçi bu dediklerimin hepsi zaten beatles şarkılarının teması değil mi ki? ve oyuncular o kadar başarılıydılar ki, sesleri o kadar mükemmel ve sahnelerle uyumluydu ki beatles üyeleri oynasa en fazla bu kadar zevk alırdım gibime geliyor. bi yandan let it beler havada uçuşurken, ordan i wanne be hold your hand geliyor, aman yarabbim bu duyduğum come together, don’t let me downı ve i want youyu saymıyorum bile ya, nasıl bi zevkti bu, iki mutlu saat yaşadım be. bu arada şimdi anladım ama anlatmayacağım..
beatlesa en ufak bi ilgi duyuyorsanız hatta duymuyorsanız ve hala bu filmi izlemediyseniz daha fazla bu yazıyı okuyarak vakit kaybetmeyin derim, edinin, izleyin; izlettirin bir an önce.
bi kere judeun bir açılış sahnesi var ki “is there anybody going to listen to my story…” şeklinde, bu kadar mı içten söylenilir, bu kadar mı yaşatılır seyirciye içinde yaşadıkları, orda kumsalda otururken judeun yanına oturup iki bira açıp dertleşmek, iki sigara yakmak istiyor insan.. “sen anlat sıra bana da gelecek..”
şunu da vurgulamadan geçmek istemiyorum, max’in evindeki şükran yemeğinde max’in okulu bırakıyorum lan bıktım artık sizin dırdırlarınızdan tartışmaları esnasınsa söylediği ‘yaptığın iş seni belirlemez, sen yaptığın işi belirlersin’ sözü o yıllarda ki özgürlükçü gençlik akımına güzel bir vurgu yapmış. “söylenileni değil, istediğini yapan”
ya final?.. “all you need is love”.. judeun çatıda söylediği, herkesin giderken geri döndüğü, lucynin judeun ingiltereden geri döndüğünü bilmeyip, bi anda sesini duyup dona kalması, ona ulaşmak istemesi, kesin girmem lazım memur bey, bakın hamili kart yakınımdır feykinin yenmeyip karşı çatıya çıktığı “an”, o bakış..
yok mu?..
yaa bulun kesinlikle, izleyin, izlettirin, birbirinizi ne kadar çok sevdiğinizi söyleyin, sonra bi daha söyleyin, sıkılmayın bi daha söyleyin, boynuna sarılın, asla birbirinizi bırakmayacağınızı haykırın.. yapın bunları ya.
neden mi?
“all you need is love”


hemen ekleyeyim, müzikler;
across the universe soundtrack songs disc 1:
1. girl – jim sturgess
2. hold me tight – evan rachel wood
3. all my loving – jim sturgess
4. i want to hold your hand – t.v. carpio
5. with a little help from my friends – jim sturgess/joe anderson
6. it won’t be long – evan rachel wood
7. i’ve just seen a face – jim sturgess
8. let it be – carol woods/timothy t. mitchum
9. come together – joe cocker
10. if i fell – evan rachel wood
11. dear prudence – evan rachel wood/dana fuchs
12. flying – secret machines
13. blue jay way – secret machines
across the universe soundtrack songs disc 2:
1. i am the walrus – bono/secret machines
2. being for the benefit of mr. kite – eddie izzard
3. because – evan rachel wood/dana fuchs
4. something – jim sturgess
5. oh! darling – dana fuchs/martin luther mccoy
6. strawberry fields forever – jim sturgess/joe anderson
7. revolution – jim sturgess
8. while my guitar gently weeps – martin luther mccoy
9. across the universe – jim sturgess
10. helter skelter – dana fuchs
11. happiness is a warm gun – salma hayek/joe anderson
12. black bird – evan rachel wood
13. hey jude – dana fuchs
14. don’t let me down – dana fuchs
15. all you need is love – dana fuchs/jim sturgess
16. lucy in the sky with diamonds – bono
şeklindedir.