4 Nov
2008
Kategori: hayat    |    Saat: 21:33
Yazar:     |    Comments Off on bugünü unutma, hatırla!

bugünü unutma, hatırla!

evet boromirin de faramire söylediği gibi, “bugünü hatırla bugün hayat güzel” nasıl olmasın ki?

bunu yazmasam çatlarım! evet kesin yazmam gerekiyor, bugün bi dönüm noktası belki de! posterlerin gelmesi felan hikaye kalır bunun yanında. allahım sen bana bugünleri de gösterdin ya ölsem de gözüm açık gitmez artık, fakat bu aralar ölmesem iyi olur, şöyle bi 100 yıl sonra olabilir mesela.

neyse meseleye dönelim, bugün 4 kasım ne farkı var ki diğer günlerden diyorsanız benimle aynı fikirdesiniz demektir, bende kronik olarak kötü bi pazartesi (mutsuz,huysuz,uykusuz) geçirdikten sonra yine sabah derse geç kalıyodum ki, sınıfın kapısı kilitli, herkesleri dışarıda bekler halde buldum, içeri girince farkettik ki müthiş üniversitemiz sınıfa bilgisayar, projektör felan koymuş, bizler de girip kırarız diye kapıyı kilitlemişler, inanmayacaksınız belki ama bilgisayarın klavyesi bile vardı! valla bak doğru söylüyorum o derece. evet herkes dışardaydı yani derse geç kalmamıştım, eğer sınıfa bilgisayar koyulmasa, kapı kilitli olmayacak ve derse her zaman ki saatte girilip arkasından açılmamak üzere kapı kapanacaktı, yanisi şudur ki; bugün yaşadıklarım hiç yaşanmayacaktı! allahım başkent üniversitesine bak neler yaptı bana.

öncelikle söylemeliyim, parfüm konusunda asla otorite olmadım, hatta ve dahası önceleri yanında deodorantı ile beraber satılan 30 liralık parfümler alırdım, onları da ben seçmezdim ha, başkaları bak şu güzel dediğinde iyi peki derdim, lise hayatım boyunca mustafanın önerdiği traş losyonu gibi olan xo sport kullandı bu bünye yahu!

her şeyin başladığı ana dönelim! bundan 8-9 ay önce yağmurlu bi gündü şeklinde girmeyeceğim tabii ki, fakat 8-9 ay önceydi hava durumunu ise hatırlamıyorum.

bi gün veya o gün diğer günlerden farklı kokmak istediğim için her halta tonla para veriyoruz bir de parfüm alayım dedim kendi kendime.

sinan berki de aldım yanıma doğru parfümcüye! işte bir sürü ağır markanın, bakın benim parfümüm var ve bunu benden 10 metre uzakta bile farkedebilirsiniz temalı parfümlerini önerdi satış elemanı, fakat hiçbiri benim hoşuma gitmedi derken başka bi parfüm denedik, ama bu kadar hafif ve hoş bi koku olamaz, nasıl derler sportif mi tenine uygun mu? ondan işte, öyle hissettim ve aldım bundan bir adet, kampanyası da vardı deodarantını da aldık, nasıl bi kampanyaysa artık ikisi iki yüz kağıt felan tuttu, feda olsun yahu para dediğin nedir ki baki olan nasıl koktuğundur!

mamafih günler geçti, hatta aylar, kimse farkında değil! nasıl olur yahu! o kadar para saydık! kimse mi almaz bu kokuyu olm ayıp denen bişey var, deodorant bile aldık be, terlesek bile parfüm kokusu yayılacaktı hani!

hayır o kadar para yatırmışsın insan haliyle bekliyor, en azından rakamla 1, yazıyla bir kişi çıksında “aa ne güzel koku, parfümünüzün adı nedir?” sorsun, soruştursun, hayat bayram olsun. yok! ama bir kişi bile mi çıkmaz be, ben böyle dünyanın!

artık bi ara o kadar psikopata bağladı ki durumum, sinana diyorum ki olm böyle toplandığımızda selçuk kokun ne güzelmiş felan de, insanlar bi silkinsin, farkına varsın! o da gıcıklığına, gülüp öyle bişe olsa bile söylemem diyo, ulan ayıp be o kadar sermaye boşa gitti lan olacak iş mi bu?

herkes oyun oynuyor bana dedim ve küstüm bi süre kullanmadım parfümümü.

bu sabah tozlu raflar arasında buldum kendisini, sanki küsmüştü bana tozlanmıştı üstü, kıyamadım sildim tozları sonra gene yerine koydum, hazırlanmaya devam ettim, bi an göz göze geldik! gülümsedi sanki bana, sonbaharını yaşıyordu zaten, ömrümün son günlerini sana adamak istiyorum dercesine baktı ve son bir şans istedi, evet bu sefer yapabilirim dedi, beraber olursak yapabiliriz! önce önemsemedim, fakat tam odadan çıkıyordum ki durdum! ve istediğini yerine getirdim! şimdi, o an sihirli bi iksir içmişim gibi hissettim dersem yalan olur, yine kandırılmıştım belki de! ama ya yanılıyorsam?

bi farklılık yaşamadan evden çıktım, saat 08.30du servisi son bi gayretle yakaladığımda, okulun önünde ki trafikten ötürü derse 5 dakika geç kaldım fakat dediğim gibi kapı kilitli olduğundan ders başlamamıştı derken anahtar geldi ve sınıfa girildi her zaman ki selamlaşmalar yapılırken..

ders rutin sıkıcılığında geçiyordu her zaman ki gibi, ekstra bişey yoktu yani. saat git gide “o an”a doğru yaklaşıyordu benden habersiz!

saat 10.05 ve “o an”

anlatılmaz mutluluğun sözlere döküldüğü an! artık hayatın hiçbir zaman eskisi gibi olmayacağı zaman! 4 kasım 2008 saat 10.05 bugünü ve saati unutmayınız.

döndü ve, “selçuk parfümün ne, çok güzel kokuyor bunun bi adı var mı?”

– “olmaz mı?”

– nasıl ya? parfüm mü ne parfümü? benden bi koku mu geliyor?

– evet, bence çok güzel kokuyo

önce kızardım! ne diyeceğimi bilemedim, çünkü ilk oluyodu bu! ama hayat bayram olmuştu bi kere, elini sıktım, sonra kibarlığına, nazikliğine çok teşekkür ettim.. acaba başka birisi var mıdır, birisi parfümünü beğendi diye elini sıkan? anfide bağırmak istedim yahu o derece kalmış içimde, bir gün bunun gerçekleşebileceğini açıkcası ummamıştım ama oldu işte.. kokumu alan insanlar ordasınız, biliyorum!

teşekkür ederim ya, valla bak, bugünüm sırf bu yüzden iyi geçti be!

bitirmeden, yahu nedir bu parfümün adı var mıdır, alalım bizde sürelim, sürdürelim diyorsanız, söylemiyorum.

garipti, eğlenceliydi! hala gülüyorum, teşekkürler ya.

(bolca gülücük)

“Bu tarihi hatırlayınız, 04.11.2008, 10.05”

biraz daha gülücük.

Yoruma kapalı.