Arşiv: October, 2008
30 Oct
2008
Kategori: okul    |    Saat: 20:32
Yazar     |    1 Yorum

başkent üniversitesine hoşgeldiniz

derse girmeden önce bi haber yayıldı koridorda, bu haber beraberinde derin bir telaş ve endişe rüzgarını da getirdi, sınav tarihleri açıklanmış; pazartesi günü hukuk ve siyaset, öğrencilerin arasında ki adıyla zühtü, perşembe siyasal ve toplumsal düşünceler tarihi yine öğrencilerin tabiriyle simtenin sınavı var. herkeste bi isyan, haksız da değiller sınav 3 kasım pazartesi, bugün perşembe, yazıyla üç rakamla 3 gün kalmış durumda, normal olan sınavların 15 gün en kötü ihtimal 1 hafta öncesinden duyurulması değil midir? insanlar programlarını yapar, ders çalışmaya başlar vs. ancak iso eğitim kalite belgeli, kalite politikasında “müşteri odaklı” etkin eğitimden bahseden üniversitemiz bizlere sınav tarihlerini rakamla 3, yazıyla üç gün önce açıklayarak açıkcası öğrencilerin üç buçuk atmalarını mı amaçladı bilmiyorum ama sanırım bunu başardılar.. gün boyu not için sağa sola koşuşturan öğrenciler gördüm, muhtemelen yarın bende onların arasına katılıcam. gerçi bu okul konusunda fikirlerim baya bi değişikliğe uğradığından artık pek fazla önemsemiyorum, aman ne yapıcam şeklinde eteklerim tutuşmadı benim, arkadaşlarımın yanında daha az kaygı taşıyorum, neye güveniyosam? ama bilmiyorum öyle, giricez ve geçicez bi şekilde .

aslında bilgiye sahip olmayı göstermenin ve başarılı olmanın kriteri hala a,b,c,d,e seçeneklerinden birinin bilinip bilinmemesiyle alakalı olduğundan arkadaşlarıma hak vermiyor değilim, ama biz ses çıkarmadıkça bu durum böyle sürüp gider, biz üniversiteye geldik ya! hocalara bakın hala bu kadar saat gelirseniz şu kadar kanaat notu alırsınız, yoksa geçiririm size kalırsınız şeklinde tavır takınıyorlar, nasıl bi güvensizliktir bu? neden korkuyorsun ey hoca? dersinin boş geçmesinden mi? bu hoca kisvesine bürünmüş insancıklar olduğu sürece biz öğrenci milleti sanırım bu kaygıları taşımaya devam edeceğiz, şimdi ben x dersten 50den yüksek not alamazsam o dersi bilmiyorum mu demek? geçelim ya. ben nice dersler bilirim ki yoklama alınmaz fakat derste oturacak sıra bulamazsın “kamera nerde, nereye el sallıyoduk? doğan hocam, ismail hocam saygılar, sizi de unutmadım arzdar hocam”

ne diyodum? evet bu nalet eğitim sistemimiz bu şekilde devam ettiği sürece, bi şeyler bilenin değilde, bi şeyler ezberleyenin başarılı olduğu; yerimizde saymaya devam ederiz. “aristo tuvaletinden sonra sifonu çekmeyi unutmuş” bu aristonun hangi davranışıyla bağdaşır, bu soruya ingilizce cevap verin, insanın shut the fuck up yazası gelir o kağıda, ingilizce yapılacak sınavları türkçe işlememizden bahsetmiyorum bile, sanki o ingilizce sınavları verebilecek ingilizce eğitimi vermişler gibi, hazırlıkta kartonlara tarkan he is a türkiş pop star yazdırıp duvarlara astıran hocalar vardı yahu. hala hi, how are you kalıbından kurtulamamış ingilizce dersleri yapmıyoruz değil.

gene karıştırdım değil mi? ne yazacaktım nereye geldi mesele, dur ya karıştırmamışımdır belki devam edeyim hem bunu söylemessem içimde kalır, yılda öğrencilerinden eğitim ücreti adı altında trilyonlar alan, bi o kadarını da iğrenç kantin, tabldot, kafe hizmeti verdiğini iddaa ederek kazanan haberalin ticarethanesi bir nalet projektör alamaz mı? veya yaptıramaz mı bozulanı? rezilliğin daniskasına bak hele, 3 haftadır bilgisayar dersinde projektör çalışmaz, 5 dakika da ısınır, yahu o kadar kötü durumdaysanız söyleyin ben getireyim, sevaba girerim hem. hocaya da yazık. belki de hocaya tercüman oldum, nasıl siniri bozuldu bugün. veya bi yardım kampanyası mı başlatsak? okulumuz zor durumda lütfen yardım edin!

ne işim olur okulla, sınavla bundan sonra? naparlar? sınıfta mı bırakırlar? yesinler çok korktum ..

ha söylemeyi unutmuşum.

hoşbulduk..

29 Oct
2008
Kategori: hayat    |    Saat: 03:27
Yazar     |    Comments Off on acı ne demek?

acı ne demek?

ben

..

azabını çektim, acısını da. gözyaşı döktüm, üzüntüsünü yaşadım..

mamafih yapamadım, sonra daha karanlık, daha bulanık, daha soluk geçti..

bi gün geldi, hesabımı verdim kendime elimden geldiğince.

..

sen

..

yüreğime gitme’nin hesabını ver, sen anlat yüreğime, sen söz geçir.

..

ama doğru ya,

how can i blame you, when it’s me i can’t forgive?

24 Oct
2008
Kategori: hayat    |    Saat: 21:42
Yazar     |    Comments Off on ama ya peki?

ama ya peki?

şebnem ferahın bi şarkısı vardı, dur hatırlayacam, evet hatırladım, ne diyodu? sil baştan başlamak gerekmiş bazen, herşeyi bertaraf etcekmişsin, yok yahu bertaraf et başka parçaydaydı, neyse buna benzer sözlerin olduğu bi şarkıydı işte. benim konuda bi fikrim yok, “sanırım ama fakat galiba” karışık bi durum, bu konu için bi sözüm var benim, benim dediğim aslında gerçekten benim mi bilemiyorum, yani ben hiç bi yerde görmedim bunu, belki de çook eskiden okumuş bilinç altıma yerleşmiştir ve şimdi tekrar su yüzüne çıkmıştır ve ben benim sanıyorumdur, neydi yahu? şey,

sil baştan değil, ancak kaldığın yerden devam edersin hayata, veya bunun gibi bişeydi. aslında bu söz anonim herkesler söyleyebilir bunu, 2 kadeh içmek yeterlidir belki, meybi mor. aliside veliside hepsi söyler bunu. ama yavaşla öğrendiğim bi şey var, hayata devam etmek konusunda, geçmişine çizgi çekmeli bence, hemde kalın bi çizgi, geleceğe dair umudun veya beklentinde olmamalı, sadece yaşamalısın, uyumalısın, kalkmalısın sonra tekrar uyuyup tekrar uyanmalısın. ne insanları umursayarak nede onlar tarafından umursanarak.

insan veya ben garip biriyim, çok mutlu olduğum bi anda saatlerce ağlayacak kadar kötü olabiliyorum, veya kötü olduğum bi anda gülme krizine tutulabiliyorum, neden yahu nedir bunun mucizesi?

ya ne diyorum ki ben, aslında bu yazdıklarımın son bi saattir dönen affedilemeyen üçlemesiyle ilgisi yok, valla bak doğru söylüyorum.

“ama ya peki” ?

how can i be lost, if i’ve got nowhere to go?

24 Oct
2008
Kategori: gündelik    |    Saat: 03:13
Yazar     |    Comments Off on ben bugün eğlendim!

ben bugün eğlendim!

sıkıcı başlamıştı gün, kızdım kendime çünkü uyumak için vaktim olmasına rağmen gene erken uyandım döndüm durdum yatakta 2 saat, havada soğuktu, hava değil aslında, odam soğuktu, öğrenciyiz doğalgaz ne gezer yahu, kalın giyiniyoruz yetiyor! okul her zaman ki gibiydi herhangi bi farklılık olmadı, ingilizce dersi sonrası bilgisayar bayıklık had sahfdaydı, hatta az daha pakistan büyükelçisinin konferansına katılacaktık başka işimiz yokmuş gibi.. öğrenciyiz ya biz ne işimiz var konferanslarda, panelde işimiz gücümüz var bizim eğlenicez, gezicez! öylede yaptı(k), yine olsa? yine yaparı(z)

go kart go kart diye tutturuyorum, hani bugun gokarta gitmiyomuyduk diye psikolojik baskı uyguluyorum esra ile elife, esra kıvırıyor hava soğuk bowlinge gideriz diyo, elif zaten kıskançlık krizlerinde neşesiz, neyse hepimizin mutabık olduğu bi konu var! o da üçümüzünde karnının acıktığı.. öyleyse yemek yiyelim sonra karar veririz diye bilkente koyuluyoruz.. bilkente geldiğimizde go kart pistinin yanından geçerken adrenalin üst seviyeye vuruyo, bugün bunu sürmeden rahat yok bize.. nese açız karınları doyurmamız lazım.. börgır kinkte güzelce doyuruyoruz.. sonra tekrar bowling mevzu açılıyo, ee hadi oynayalım bari diyerek bi ankuva turuna çıkıyoruz.. zorla incikci, boncukcuya sokuluyorum! Neyse ki kabus erken bitiyo, hemencecik bownlinge geçiyoruz.. tenha bi köşe istiyoruz fakat turnava var diye salonun ortasına yer veriyorlar..

ben ki -en son bownling oynayalı en az 10 yıl olmuş- hiç iddalı değilim, öyle atıcam eğlenicez gülücez felan. aksilik ilk atış sırası benim, 43 numara fakat bana büyük olan ayakkabılarla da hiç rahat değilim zaten, esra bi yandan atış dersleri veriyo, bak kolunu bükme hızlıca fırlat felan.. neyse atıyorum fakat çizgi ihlalinden az daha topun peşinden bende gidiyodum! zor durdurum kendimi.. neyse eğleniyoruz.. elif ilk atışında strayk yaparak güç gösterisi yapsada balonu hemencecik sönüyo! esra çok başarısız, bi ara sonuncu olmayı garantilemişti sonra noldu bilmiyorum..

ben acemi şansı 1-2 strayk yapıyorum, sona yaklaşıyoruz. ritmimde artıyo hızla son 2 atışa geldiğimizde esra sıfır çekiyo, evet böylelikle zirvede elifle tek başıma kaldığımı sanıyorum, dalgamı geçiyorum aferin esra böylelikle sonuncu olmayı garantiledin şeklinde fakat bowling nankör bi spor, laflarımı az sonra yediriyor bana..

son atışımı tamamladığımda puanım 77, elif 74 puanda, esrada 30 mu 50 mi öyle bişe yani kesin sonuncu! elif son atışında büyük başarısızlık sağlayıp 4 puan alıyor ve benimle eşitleniyor, biz galibiyeti kutluyoruz dostluk kazandı, esra kaybetti şeklinde!:) esranın atmasına gerek yok zaten nede olsa bizi geçemez ki, dimi geçemez, evet evet geçemez!

öyle mi gerçekten?

sessiz ve derinden gelerek esra önce straykını yapıyo, sonra ikinci şansını kullanıyo.

yorum yapmıyorum sonucu aşağıda!

bugün biter mi böyle? bitmez tabii ki bowlingten çıkıp soluğu go kart pistinin yanında alıyoruz,

çekilin yoldan, düt düt!

hemen kasklar alınıp go kartçı amcaya fotoğraflar çektiriliyor..

ve start anı..

elif önde, esra arkada ve sonuncu selçuk başlıyor yarışa! elif ehliyetsizliğin verdiği acemilikle 20km/sa hızla sağ şeritte yavaşça ilerliyor, hatta bi ara abartıp lastiklere tosluyor! esra ise tam bi trafik canavarı, pardon go kart canavarı! yol vermiyor, geçemiyoruz, üstüne üstlük direksiyonu üzerime kırıyor! 2 kere geçmeye çalışırken bana çarparak engelledi! evet ciddi ciddi trafik canavarı bu kız alın bunun ehliyetini!

fakat her zaman iyiler! kazanır değil mi? ve doğru anda geçiyorum onuda! artık geri kalan turlarda arkadan gelen esra ile elife el sallıyorum.. elif öyle kaptırmış ki kendini finiş bayrağını görmeyip bi tur daha atmaya çalışıyo fakat siyah bayraklar elif için kaldırılıp diskalifiye olduğu bildiriliyor..

gülüyoruz, eğleniyoruz, neşeleniyoruz..

evet ben bugün çok eğlendim, tüm bu yorgunluktan sonra bu yazıyı yazmakta günün gülümsemesini tamamlattı.

ayrıca dört gözle bekliyoruz, ilk defa buzda kayıcak kendimi ve bizi, haa paintballu da unutmayalım değil mi?

22 Oct
2008
Kategori: hikaye    |    Saat: 20:41
Yazar     |    Comments Off on bir adam

bir adam

kapıyı arkasından sertçe çekti..

umursamadan çıktı, ani ve hızlı girdiği yaşamından yavaşça..

donuk gözleri duvarda ki saate takıldı bi süre, önce elinde ki kahve fincanı vurdu çıplak parke zemine, sonra vücudu.

19 Oct
2008
Kategori: spor    |    Saat: 23:35
Yazar     |    Comments Off on galatasaray – trabzonspor

galatasaray – trabzonspor

valla maç öncesi sonrası ıvır zııvırlar yazmıcam, keyfim felan kalmadı çünkü, bu yazıyı yazmamım tek sebebi de gün gelirde tolganın yaptığı mallıkları unuturum felan, buna övgü dolu sözler sarfederim, hemen burayı hatırlar kendime gelirim.

maça gelelim neyse,

altımızda ki rakipler antep ve bursanın maçlarını kaybetmesi, beşiktaşın kazanması sonucunda pekte baskı altında olduğumuzu söyleyemem.

neyse uzun uzadıya bir sürü şey yazıcaktım fakat değerli arkadaşım, sevgili meslektaşım “keyifsiz” olduğu için saatlerdir telefonda can çekişiyorum, aksilik tam da yazının ortasına geldi, ne yazıyodum, ne yazacaktım aklımda hiç bişe kalmadı..

bi istatistik vereyimde bitireyim,

galatasarayın kaleyi tutan şut sayısı yazıyla üç, rakamla 3.

maç skoru,

galatasaray 3 , trabzonspor 0.

teşekkürler tolga.

18 Oct
2008
Kategori: gündelik    |    Saat: 22:21
Yazar     |    Comments Off on yedinci cadde insanları!

yedinci cadde insanları!

kusura bakmayın ya, yedinci cadde dedim, sadece yedi demeliydim.

aga yedideyiz gel!

kanka yedideyim şimdi, ararım sonra..

gurban biz yedideyiz, sonra görüşürüz.

yedi yedi yedi..

ee sonuç?

yedi parantezinde yedinci cadde insanları dedim acaba yedinci cadde cumhuriyeti mi demeliydim?

nefret ediyorum yahu..

hele şu süslenip, püslenip sadece “yedi”ye çıkalım, piyasa yapalım zihniyeti yokmu? allah belanızı versin ya!

kartalla, şahinle; şu alamancı bi salak varya evet evet o, onu son ses açıp dinleyenler..

iks beşleriyle benzin harcayanlar, hazır benzin harcıyoruz, bari kızlara da laf atalım bi işine yarasın diyenler, acıyorum lan size, zavallısınız..

o değilde, dün gece o kadar canım sıkıldı, lanet ettim lan insanlığınıza. allahtan şimdi yazıyorum yoksa çok ağır laflar edebilirdim, neyse ki sinirim yatıştı biraz, ama yetmez ya yazacam gene bişeyler..

dün gece kaanı beklicem diye az daha onlardan biri olacaktım, son anda durdurdum kendimi, adam gelmek bilmedi bense boş boş bi oraya bi şuraya dolanmaktan bıktım, iş bankası önünde beklemeye koyuldum az sonra gelecek umuduyla..

bekliyodum..

sonra bi abi gördüm.. peçete satıyodu, elinde de bişe gösteriyodu insanlara, anlamadım ne olduğunu 2 saniye ilgimi çekti sonra başka bi yöne dikkati mi verdim, yanından geçen insanlar umursamıyordu onu.. aslında az sonra anladım ki o abi dünyanın en gurur verici işini yapıyordu..

peçete satıyordu evet, konuşamıyor ve aksak yürüyordu fakat bunlar onun mutlu olmasını engellemiyordu, gözlerinde ki ışığı farketmeniz için ona sadece bir saniye bakmanız yeterdi..

yanıma yaklaşırken ceplerimi yokladım bozukluklarla bir tane peçete aldım abiden, abinin elinde 25ykr vardı, yani peçeteleri 25 kuruşa satıyordu, yahu.. sadece 25 kuruşa. cebimden 1 ytl çıkarmıştım, peçeteyi aldım, o kadar sevindi ki resmen beraber sevindik..

sonra elimle para üstüne gerek yok abi, yeterli bu diye işaret etmeye çalıştım. ama oda diğer tüm insanlar için gibi çalışıyordu, haksız kazanç istemiyordu, ve bana ceketinin cebinden çıkarıp bir tane de tükenmez kalem verdi.. vedalaştık o satışa devam etmek için yoluna baktı..

arkasından sıcak bi gülümsemeyle uğurladım onu, fakat o giderken diğer insanlara takıldı gözüm, hani şu yedinin insanları! babalarının ceplerine koydukları parayla gittikleri “mekan”larda “piyasa” yaparken bolca bahşiş bırakanları.. göz boyamak için dilencilere çuvalla para verenleri.. evet onları gördüm, abimin yanında!

geçerken acıyan gözlerle bakıyor, gülüp alay ediyordu şerefsizler! alay ediyolardı! çünkü abim gururuyla para kazanmaya çalışıyordu, dilenmiyordu veya hırsızlık yapmıyordu! belki o haliyle dilense, sattığı iki üç peçeteden aldığı paranın mislini kazanıcaktı, fakat o kendisinin ve benim gözümde dünyanın en gururlu işini yapıyordu ve bunu yapmaktan utanmıyor sıkılmıyordu. fakat “yedi” insanları onu hor görüyor dalga geçiyordu adeta..

canım sıkıldı ya, devam edemiyorum..

ama lütfen

biraz duyarlı olun, onuruyla, gururuyla çalışan insanları hor görmeyin..

ola ki siz yedinci cadde de ağır aksak yürüyen, konuşamayan birini görürseniz tanıyın onu, o benim abimdir..

15 Oct
2008
Kategori: gündelik    |    Saat: 19:57
Yazar     |    2 Yorum

lanetli adam

güldüğüme bakma yahu, dün akşam bildiğin agresiftim, hatta sinirlendim bile diyebilirim. bu kadar mı şansız olur bi adam, olur evet.

yorgunum ya, yazmak gelmiyor içimden, ama yine de karalayım bi-iki bişeyler..

dün büyük gündü, deneme yayınlarından sonra artık sıra canlı yayına gelmişti!

her şey normaldi, moralim kötüydü, canım sıkkıdı, derslere girmek istemedim, girdiklerimde uyudum, ata hocası “onur nedir bilir misin” diye sorduğunda, “evet, onur adında arkadaşlarım var” dedim. herşey olması gerektiği gibiydi yani!

yahu bildiğin yorgunum, bugun odamı temizledim, banyo yaptım üstüne, öldüm, bitkinim sanırım o yüzden şu an bunları yazarken fazla bi zevk gelmiyo içime, ama canım sıkılıyo yazmam lazım bi şekilde zaman geçsin de bi an önce uyuyayım.

hııh ne diyodum? elemanın biri araya girdi, kafamı dağıttı iyice, bakayım ne yazmışım yukarı..

evet onur, onu geçtik, e başlamamışım zaten henüz.

neyse döndüm,

işte okuldu, rusça dersiydi! felan kak dila? heh siz bilmezsiniz, anlayan anladı! bitti okul, saat 7ye doğru bahçeliye geldik elifle, benim taşınabilir hard diskim elifte, bazı filmler için ona vermiştim vs getirdi şeydi şuydu, kısacası onda yani, artı olarak anahtarımı da vermişim ona, neymiş cebimde taşıyamıyorum, salak beni.

sonra kısacık bi yemek yedik, ama yemek yerken başıma geleceklerin farkında değilim, yorgunluğumla 7. caddeden geçen amaçsız insan silsilesini süzüyorum.. caddeyi süzüyorum ama arka sırada ki yaşlı amca çekiyo dikkatimi 60 yaşlarında, kahverengi deri! para çantası var.. duruyorum, elife dönüp,

“elif iki kişiyiz şu amcayı tenhada sıkıştırıp gasp edebiliriz” “kader, bi daha karşılaşırsak gasp ederiz” diyor, karşılaşmıyoruz.

haa kader dedik ya acaba yemeği orda değil de şurda yeseydik başıma bunlar gelirmiydi gene? ölünce ilk öğreneceğim soru bu olacak!

kalkıyoruz elifi bırakıyorum otobüs durağına, biniyo.. dönüyorum gidicem!

dank!! salak selçuk, gerizekalı! ne unuttun gene!

hard-disk elifte az sonra yayın var, müzikler içinde ne halt edicez! otobüs geçerken elifle göz göze gelip tarzanca durumu izah ediyorum ama artık çok geç gidiyor..

neyse bunu fazla takmıyorum kafaya zaten bilgisayarımda yeterince müzik var, idare ederiz bir seferlik..

adım atıyorum..

bi dakika! o otobüsü durdurun hemen! binecek var!!!

anahtarımda elifte!!

yok ya anahtara gerek yok, nede olsa evde birisi var..

vardır dimi?

gidiyorum bi umut, bir umuttur yaşatan insanı ama yok işte allahın kulu.. hayalle yaşayanın vsvs..

ee olabilir herkesin başına gelebilir tabi, ararsın gelir biri açar kapıyı dimi? şarjım bitmiş, kartımı başka bi telefona taksam farketmez, isimler telefon hafızasına kayıtlı! aklımda ki tek telefon ne alaka bilmiyorum kaanın 72 yıl önce kullandığı 885 87 87 hattı, yok tabii ki.

gerçi bilişim çağındayız yaa.. bu arada saat 8i geçiyor, 9da milyonların önünde olmam gerek!

sercan evde mi diye yaklaşıyorum apartmanlarının önüne ışık yanıyo, kim olduğu önemsiz evde ali, veli, bilgisayarı kullanmam gerek!

meseneye giriyorum, tanıdıklara çocukları aratıcam, kaanın kardeşi halısahaların genç yeteneği abbasa aratıyorum kaanı, kaan dönüyo bana sercanın numarasıyla, çankayada halısahada gelemez, ben gidemem, salak alperi ararım açmaz.. sonra bi daha kaanı ararım, bahadırı ara der, bahadır aranır, pes oynanıyordur, bi daha aranır, yemek yiyordur, neyse zaten yeterince sıkkınım şu an sebebini bilmiyorum bi an önce sona gelmeliyim, yahu yorgunum bide sızacam kesin, gerçi milli maçta var değil mi?

he ne diyodum, en son bahadırda karar kıldım, gittim aldım anahtarı, sevinçliyim yazacamda insanlar rahat vermiyor ki.!! bırakın yazayım kardeşim, anladık seviyosunuz beni, hep halimi hatrımı soruyorsunuz, telefonum susmaz, msn desen vırr vırr, herşeyi geride bırakıp adıyamana yerleşmemi istemiyorsanız bi braynında şunu bitireyim ya, acı çekiyorum zaten iğrenç bi yazı oluyo, somurtarak yazıyorum resmen.

nesee anahtarı mı almıştık en son?

evet,

aldım koşuyorum eve yetişecem yayına ya! bi koşu geliyorum eve, açıyorum.. o da nesi?

sistemde ki virüs sebebiyle her haltı kapatmışlar, site, forum, radyo! ee bravo bu kadar şey üzerine olacak iş mi bu ya? o kadar çalış, çabala, hak et ve başar eve gel sistem kapalı..

yukarıdakilere dönüyorum camdan bakıp.

– çok eğlendiniz mi bugün?

– kameralar nerde, nereye el sallayacağım?

dakika 1 gol 4 misali yenik bi vaziyette gidip ümit milli maça bakiim diyorum, şaka gibi yeniliyoruz 2-0, oynanan futbolda bizim 12 yıl önce oynadığımız futboldan zevksiz yahu.. işkence bitene kadar kalkmıyorum başından bir umutturdu ya yaşatan insanı, belki gol atarız, finallere kalabiliriz diye, o da olmuyo; beniim lanetimden midir acaba onu da düşünmüyorum değilim.

ve kapanış.. 5. gol

maç bitiyo, bilgisayarımın başına dönüyorum ne var ne yok bakayım diye, ne göreyim; sorun halledilmiş, benden sonra yayını olan arkadaş yayında..

ses çıkarmadan duruyorum bi mühlet, dik oturuyorum, bi anda arkama dönüyorum, fakat yine yakalayamıyorum.

14 Oct
2008
Kategori: hayat    |    Saat: 22:17
Yazar     |    Comments Off on alınacak dersler var

alınacak dersler var

– bu fırtına durulur mu?

– benden adam olur mu?

muamma!

hamken koparılmışız dalımızdan.

bilmiyorum yahu.

benden bu kadar,

güzel günler mi?

nedir o?

sorulacak sorular..

12 Oct
2008
Kategori: gündelik    |    Saat: 14:53
Yazar     |    2 Yorum

neden?

my thoughts are locked away in the dungeons of my mind, ohh hatta off so many things i want to say to you, and no word exist.

bazen insan ne düşünüyosa, aklına ne geliyosa onu yapmalı. bu bi aşk itirafı felan değil ya, insana gelir bazen, birilerini arar etrafında paylaşmak için, en yakın hissettiklerine veya en yakın hissetiğine koşmak, sığınmak ister. ama o yok mu?

ah ya neden soru işareti var hayatta, neden herşeyin altında bişeyler arıyoruz, neden? bırakın insanlar tüm istediklerini söylesin, aklına ne geliyosa, içinden ne geçiyosa, zamanı geldiğinde, geçtiğinde değil.

hoşgeldin hüzün, yine yeni yeniden..

anlamayana..

ulan ya, şarkılar sözüm size, hepsi sizin suçunuz.