28 Sep
2008
Kategori: spor    |    Saat: 21:28
Yazar:     |    1 Yorum

trabzonspor – antalyaspor

o kadar canım sıkkın ki hiç bişe yapasım gelmiyo saatlerdir, böyle oturuyorum boş boş..

ee o zmn napiim dedim kendi kendime, yapacak bişeyler istiyorum, aklıma burası geldi, aman gireyim bişeler yazayım dedim hem “malum şahıs” uyardı maçı yazmamışsın dedi, ee okurumuz velinimetimiz olduğuna göre..

ama tüm bunlar hala canımın sıkkınlığı gerçeğini saklamıyor veya geçirmiyor, alla alla neden böyle ya.. bi adam hiç bişe mi yapmaz ve böyle boş boş oturur! du bi sn yaptım bişeler ya! doğru ya bi ara müzik açmıştım gaza geldim dur bari şu odamı toplayayım dedim pis duvarları sildim önce, sonra sıkıldım bıraktım, yarına inşallah!

– maça gelelim efenim?

tamam yahu, patlama..

önce maç öncesine dönelim!

sendeyiz selçuk.

peki abi, yayındamıyız..

“bitti demediniz mi ulan”

gülücük.

tamam tamam gelmeyin üzerime, yazıcam valla söz..

gelmeyin dedim!

ama yazmak istemiyorum ya, canım sıkkındı ya şimdide bunları yazarken bi bayıklık geldi. böyle gülmek istiyorum felan, ama nası bastırıyo tutamıyorum kendimi. ZUAHAHA. niye böyleyim ya, biraz da şöyle.

tamam ciddiyet, yazıyorum bak, hemde maçı!

maça dakikalar kala bi elimde telefon “çok değerli” bi arkadaşımla konuşurken aynı anda birden fazla işi yapabilme yetimi kullanarak üstümü değiştiriyorum.

evet bordo çoroplar, kapri, bordo sweat üzeri lisanslı formam! unutmadan atkım! hazırım artık maç için,

hala aynı anda iki şeyi yaparak, ayakkabılarımı giyiyorum, maça yaklaşık 5 dakika kala apartmandan çıkıyorum, 3 dakika kala arkadaşımı uğurlayıp kendimi maça veriyorum.

tek gidiyorum, çünkü tüm gençlik bayram tatili dolayısıyla memlekete uçmuş, bu gurbet ellerde bi garip ben kalmışım, olsun mutluyum böyle de..

neyse geliyoruz semavere, geçen hafta oturduğum yer dolu “tüh”

bi ön tarafa oturuyoruz ve ben otururken fırat aydınus maçı başlatıyor, çaylar vs derken, bakıyoruz ki iyi futbol güzel oyun izlicez. gökhandı, caleydi derken 2 net pozisyonu harcıyoruz bile colmanla selçuğun bonus şutlarını saymıyorum..

maç başlamadan ki 1.5 dakikalık zaman diliminde geçtiğimiz maçları anımsadım ve hiç geriye düşmediğimizi gördüm, hemen aklımda acaba geriye düşersek maç çevirebilirmiyiz sorusu takıldı, cevap veremedim aslında, çünkü antalyadan gol yiyeceğimizi düşünmüyordum.

aklıma gelen başımıza da geliyordu dakikalar bilmem kaçı gösterdiğinde ve dünyanın en abzurd şut girişimi orta oluyor, birisi kafasını topa dokunduruyor.. herkes sus.

tolga! izleyen biziz olm, sen uçucaksın, tutucaksın felan..

maç 0-1 olduğunda aha dedim gitti yaa, neyse ki eski takımın gittiğini hatırladım hemen golden sonra da değişen bişey olmadı ataklarımızı sürdürdük.

golman

soldan sağdan vsvs ortalar geldi, bi baktık top colman’ın önüne düşmüş. benim sık kullandığım tabirle, sert olmayan fakat düzgün bir vuruşla topu ölü noktaya gönderip golünü minik oğluyla kutlamaya koşarken dakikalar 40ı felan gösteriyor olmalıydı. devre arasına kadar baskımızı sürdürdük ancak gol gelmedi. iyiydik, umutluyduk ikinci yarı yemeden atıcaktık muhtemelen derken başladı 2. yarı.

başladı ama maalesef ilk yarı gibi değildi, topa sahiptik fakat cılız ataklar yapıyorduk, hatta pozisyon bile verdik. dakikalar tehlikeye doğru ilerlerken, 2 dakika önce kendisine dokunulmayan pozisyonda felç olmuş numarası yapan futbolcumsu hakemin hatalı oyuna gir işaretini kullanarak tehlikeli bi şekilde ceza sahasına girdi, yağmurunda etkisiyle kademe hatası sonrası iyi bi gol attı..

fakat dikkatimi çeken bişey vardı, tolga gene izledi, bu kalemizi bulan 2. şuttu. hatırlatmakta fayda var, beşiktaş ve denizli maçlarında kalemizi tutan şut yoktu.

golü yedikten sonra aklıma sivasspor maçı geldi, aşırı tahrik eden futbolcular abartılı gol sevinci, neyse ki gelmedi başımıza benim aklımdan geçenler.

golü yedik fakat geçen 25 dakikalık periyottan iyi futbol oynamaya başladık.

umutlandığımız an

içeri kesilen bir ortada isaac umutun önüne, olm bak bunuda kaçırırsan aklını alırım tarzı bi pas indirdi, allahtan umut istediği gibi vuramadı topa, istediği gibi vursa muhtemelen kale içinde ki yerine, kale arkasında ki taraftarları koruyan fileye çarpacaktı şutu. neyse ki ayağını uzattığında top tekmeliğine felan çarptıda öyle gol oldu, yoksa napardık bilmiyorum.

yine aynı umuta bu sefer pas selçuktan geldi, yoksa gökhan mıydı? hatırlamadım. evet şaşırmıyorum; umut kaçırdı! aksilik..

son dakikalara girerkene umudumuz kırılmadan sağlı sollu gelmeye devam ettik.

vee finalllllll…..

selçuğun indirdiği topa gökhan hareketlendi, açısı daraldı, kaleci çıktı. fakat o gökhandı, ünaldı.. zıplayan kalecinin bacak arasından yolladı topu..

orda zaman dondu, herkes bekledi, ya direğe çarpar mı diyee, çarpmadı.

gol oldu.

1 Yorum

  • Ölümünee,ölümüneee,ölümüne Trabzon’uuummm!:):)ahah:)