umudun bittiği yerde çıkageldi posterlerim!
yaklaşık 2 ay önce poster(ler) almıştım başka işim yokmuş gibi taaa amerikalardan! ama 1 ay geçipte posterlerin kaybolduğuna dair inancım oluşmaya başlayınca satın aldığım yere “kenkler posterler gelmedi hala, nedir?” şeklinde bi mail atmıştım, karşılık olarak da “panik yapma abi kusurumuza bakma, belki kargoda kaybolmuştur hemen yenisi yolluyoruz” yanıtı gelmişti. ama bu mailden de bir ay geçince artık posterlerden felan ümidi kesmiş vaziyetteydim, parasında değilim feda olsun paralar, fakat türkiyede bulamadığım/bulamayacağım çok güzel posterlerdi, keşke gelseydi diyodum.. neyse ben artık posterlerimin gelmeyeceğine kendimi iyice alıştırmış vaziyete hayatıma devam ediyordum ki;
bugün eve geldim, salonda çocuklarla sohbet ettim biraz, odama geçtim, çantamı yere attım, bilgisayarımı açtım geri döndüm odadan çıkıcam, ne göreyim? yatağımın üstünde bir kutu! evet evet posterlerim gelmiş! inanamıyorum nasıl bi mutluluktur bu! yarın hepsini güzelce asacak bi yerler bulucam..
şıkıdım.. şıkıdım..
juve attı iki oldu
cuma akşamı eve dönerken, cüzdanımı yokladım ve cebimde kalan 65 ytl ile önümde uzun bir buçuk hafta olduğunu farkettim, acaba bu parayla ne yapabilirim diye kendime sorarken, evde ki gençlere pizza partisi verebilirim, 4 gün boyunca her öğün kendime pizza alabilirim, veya 2 gün dışarıda pizza yiyebilirim o da olmadı 7 kere sınırsız pizza yiyebilirim diye abzurd şeyler geldi aklıma, veya pintilik edicek 2 hafta boyunca günlerimi sadece su içerek geçirecektim, ama ben ne yaptım? tabii ki hiçbirini, babamdan kitap parası kisvesi altında istediğim parayı gittim iddaya yatırdım, hemde acemice ön çalışma yapmadan, doğaçlama gittim ve oynadım.
iddacıya girip maçlara göz atmaya başladım, öyle aman kesin bu yener diyebileceğim bi maç göremiyorkan juventus maçı çarptı gözüme, roma ile kendi sahasında oynuyordu, ee romanın durumu malum, bi anda programın en garanti maçı olarak hissettirdi bana kendisini sahip olduğu 1.75 oranıyla..
daha sonra bu bankomun yanına maçlar aramaya başladım, kuponun pazar gününe sarkmasını istemediğimden cumartesi ağırlıklı bir kupon yapacakken, cuma akşamı leverkusen-wolfsburg maçı bakın beni unutmayım ben burdayım gibi bi çığlık attı, irkildim önce, hemen kaptırmadım kendimi sonuç itibariyle almanya ligi, düşündüm wolfsburg ne haldedir, hangi oyuncuları vardır? hiç bi fikrim yoktu, ama 1.60 oranıyla leverkusenin alacağını hissetim, onu da ekledim. böylelikle müthiş kuponumun ana hatlarını oluşturmuştum, tek kalan yedek parçaları birleştirip maçların bitmesini beklemekti.
cumartesi maçlarıyla devam ettim, everton-fulham, manchester-hull, tottenham-liverpool, eskişehir-fenerbahçe hep can sıkıcı maçlar olarak çarpıyordu gözüme oynamak istemiyordum, sonra bremen-hertha maçını farkettim, bremen garip takım bi hafta 5 atıp sonrası 6 gol yiyebiliyor, o yüzden bremenin maçlarına üst oynayıp keyifle geriye yaslanmak en iyisi diye düşünüyorum, aslında bremenin kazanmasına oynayacaktım fakat verdiği 1.45 oran beni açıkcası tatmin etmedi, sonuç olarak hertha zayıf bi rakip değil daha geçen hafta 3 golle uğurlamıştı oynadığı takımı, hemde üstün oranı 1.40 olunca arada ki fark için bremen gibi tutarsız bi takıma güvenmeyi mantıklı bulmadım ve bremen maçını üst olarak ekledim kupona.
bakmaya devam ederken maçlara chelsea-sunderland maçını sezdim manchester-hull ile birlikte hatta bunlara stoke-arsenal maçını da dahil etmek mümkün, normal şartlar altında bu üç maçında üst biteceğini tahmin etmek için maradona olmaya gerek yok, futbolu üç aşağı beş yukarı bilmek yeterli, ama dediğim gibi arsenal ve manchester beni oran olarak tatmin etmediği için kupona chelsea maçını eklemeyi düşündüm fakat şöyle ki; chelseaden korkuyorum çünkü daha iki hafta önce şampiyonlar liginde beni yatırmışlardı, zaten hepsi onların suçu! adam gibi oynasaydılar şu an minik bi sabancı olacaktım mamafih hala selçuk korkmaz olarak devam ediyorum yoluma. sanırım kazanamıyorum diye bi yazı dizisine başlasam sadece bir maç yüzünden kaybettiğim, buraya onlardan başka bişey yazamam.
neyse ne diyodum? chelsea maçına biraz ön yargılıydım çünkü sunderland defansif bi takımdı neticesinde ama güvendim chelseaye ve onuda 4. maç olarak ekledim kupona, 6.4 küsür bi orana sahip oldum bu maçlarla, şimdi sıra geldi ne kadar oynayacağıma, acaba 50 vurmasam mı? kazanamazsam her şey biter şeklinde tartışıyorum, en iyisimi 20 veya 30 oyniim kazanırsam pazara tekrar oynarım. yok 50 oyna! kesin kazanıcan şeklinde inanırdım kendimi ve ya tamam ya devam diyerek yatırdım kuponu. aslında daha sonra barcelona maçına neden üst oynamadığım şeklinde kendimi soru yağmuruna tuttum fakat ben de veremedim cevabını ne yapalım kader!
cuma akşamı başladı ilk maç, televizyondan takip ediyoruz, maç öncesi leverkusene üst oynayan sinana skoru söylüyorum, üst oynadıysanız direk yattınız skor 2-0 olur. başlıyor maç ama acayipte uykum var sızdım sızacam kanepe de. leverkusen çok iyi oynuyor, beklenilen rahat kazanması, ilk yarı oyuna hakim olsa da gol pozisyonu yakalayamıyor bu arada ben bayrakları indiriyorum, sırtımı dönüyorum yarı ayık yarı sızık dinleniyorum derken ikinci yarı başlıyor, iyi başlıyor leverkusen bir iki atak derken, artık uyanayım bari diyerek dönüyorum, gençlik rahat olun uyandım atıyoruz golü diyerek öngörümü bildiriyorum ve leverkusen beni utandırmıyor 1 dakika sonra golünü de atıyor, bu arada uyuma totemimizde tutuyor! derken 2-0 oluyor ve maç bu şekilde bitiyor.
cumartesi öğleden sonrası iki maçım var bremen ve chelsea, bol gollü müsabakalar bekliyoruz haliyle, eve 17.30 gibi geliyorum, bizim gençler evi taşıyor! aman yarabbim nası bi mutluluk bu artık bi salonumuz var, gerçi henüz salonumuz var demek için erken, önce birden fazla insanın oraya girip temizlemesi gerekiyor, neyse 2 dakika sohbet edip çocuklarla yukarı çıkıp maçlara bakıyorum, nasıl bi iyiysem daha ilk yarılar bitmeden maçlarda 3 gol olmuş, aşağı inip tekrar çocuklara bakıyorum, şanslarına kamyonun lastiği patlamış! neyse ki taşınmaktan vazgeçip tekrar bizim eve gelmiyorlar lastiği halledip gidiyorlar biz de hem okey oynar hem de fenerbahçe maçını izleriz diyerekten geyik cafeye gidiyoruz, herkes umutları fenere bağlamış kesin yenmesi lazım fakat maç 2-2 bitiyor, irili ufaklı alper,kaan,bahadır ve vahitin kuponlarını yatırıyor fener, aslında benim de bir kuponum gidiyor fakat son juventus maçım kaldığı için ben takmıyorum pek fazla, fener maçıyla beraber biten okey sonrası eve juventus maçını izlemeye geliyoruz fakat söylemeden geçemiyorum, alperle gizem, emreyle bana tarihi yenilgilerimizden birini daha tattırıyorlar, tebrik ederim! onlar bittiğinde biz 26 mıydık? yoksa 24 mü?
juventus maçına gelince,
önce delpiero mükemmel bi gol atıyo, yetmiyo sıradan da olsa bi de marchionni.
ben bugün eğlendim!
sıkıcı başlamıştı gün, kızdım kendime çünkü uyumak için vaktim olmasına rağmen gene erken uyandım döndüm durdum yatakta 2 saat, havada soğuktu, hava değil aslında, odam soğuktu, öğrenciyiz doğalgaz ne gezer yahu, kalın giyiniyoruz yetiyor! okul her zaman ki gibiydi herhangi bi farklılık olmadı, ingilizce dersi sonrası bilgisayar bayıklık had sahfdaydı, hatta az daha pakistan büyükelçisinin konferansına katılacaktık başka işimiz yokmuş gibi.. öğrenciyiz ya biz ne işimiz var konferanslarda, panelde işimiz gücümüz var bizim eğlenicez, gezicez! öylede yaptı(k), yine olsa? yine yaparı(z)
go kart go kart diye tutturuyorum, hani bugun gokarta gitmiyomuyduk diye psikolojik baskı uyguluyorum esra ile elife, esra kıvırıyor hava soğuk bowlinge gideriz diyo, elif zaten kıskançlık krizlerinde neşesiz, neyse hepimizin mutabık olduğu bi konu var! o da üçümüzünde karnının acıktığı.. öyleyse yemek yiyelim sonra karar veririz diye bilkente koyuluyoruz.. bilkente geldiğimizde go kart pistinin yanından geçerken adrenalin üst seviyeye vuruyo, bugün bunu sürmeden rahat yok bize.. nese açız karınları doyurmamız lazım.. börgır kinkte güzelce doyuruyoruz.. sonra tekrar bowling mevzu açılıyo, ee hadi oynayalım bari diyerek bi ankuva turuna çıkıyoruz.. zorla incikci, boncukcuya sokuluyorum! Neyse ki kabus erken bitiyo, hemencecik bownlinge geçiyoruz.. tenha bi köşe istiyoruz fakat turnava var diye salonun ortasına yer veriyorlar..
ben ki -en son bownling oynayalı en az 10 yıl olmuş- hiç iddalı değilim, öyle atıcam eğlenicez gülücez felan. aksilik ilk atış sırası benim, 43 numara fakat bana büyük olan ayakkabılarla da hiç rahat değilim zaten, esra bi yandan atış dersleri veriyo, bak kolunu bükme hızlıca fırlat felan.. neyse atıyorum fakat çizgi ihlalinden az daha topun peşinden bende gidiyodum! zor durdurum kendimi.. neyse eğleniyoruz.. elif ilk atışında strayk yaparak güç gösterisi yapsada balonu hemencecik sönüyo! esra çok başarısız, bi ara sonuncu olmayı garantilemişti sonra noldu bilmiyorum..
ben acemi şansı 1-2 strayk yapıyorum, sona yaklaşıyoruz. ritmimde artıyo hızla son 2 atışa geldiğimizde esra sıfır çekiyo, evet böylelikle zirvede elifle tek başıma kaldığımı sanıyorum, dalgamı geçiyorum aferin esra böylelikle sonuncu olmayı garantiledin şeklinde fakat bowling nankör bi spor, laflarımı az sonra yediriyor bana..
son atışımı tamamladığımda puanım 77, elif 74 puanda, esrada 30 mu 50 mi öyle bişe yani kesin sonuncu! elif son atışında büyük başarısızlık sağlayıp 4 puan alıyor ve benimle eşitleniyor, biz galibiyeti kutluyoruz dostluk kazandı, esra kaybetti şeklinde!:) esranın atmasına gerek yok zaten nede olsa bizi geçemez ki, dimi geçemez, evet evet geçemez!
öyle mi gerçekten?
sessiz ve derinden gelerek esra önce straykını yapıyo, sonra ikinci şansını kullanıyo.
yorum yapmıyorum sonucu aşağıda!
bugün biter mi böyle? bitmez tabii ki bowlingten çıkıp soluğu go kart pistinin yanında alıyoruz,
çekilin yoldan, düt düt!
hemen kasklar alınıp go kartçı amcaya fotoğraflar çektiriliyor..
ve start anı..
elif önde, esra arkada ve sonuncu selçuk başlıyor yarışa! elif ehliyetsizliğin verdiği acemilikle 20km/sa hızla sağ şeritte yavaşça ilerliyor, hatta bi ara abartıp lastiklere tosluyor! esra ise tam bi trafik canavarı, pardon go kart canavarı! yol vermiyor, geçemiyoruz, üstüne üstlük direksiyonu üzerime kırıyor! 2 kere geçmeye çalışırken bana çarparak engelledi! evet ciddi ciddi trafik canavarı bu kız alın bunun ehliyetini!
fakat her zaman iyiler! kazanır değil mi? ve doğru anda geçiyorum onuda! artık geri kalan turlarda arkadan gelen esra ile elife el sallıyorum.. elif öyle kaptırmış ki kendini finiş bayrağını görmeyip bi tur daha atmaya çalışıyo fakat siyah bayraklar elif için kaldırılıp diskalifiye olduğu bildiriliyor..
gülüyoruz, eğleniyoruz, neşeleniyoruz..
evet ben bugün çok eğlendim, tüm bu yorgunluktan sonra bu yazıyı yazmakta günün gülümsemesini tamamlattı.
ayrıca dört gözle bekliyoruz, ilk defa buzda kayıcak kendimi ve bizi, haa paintballu da unutmayalım değil mi?
yedinci cadde insanları!
kusura bakmayın ya, yedinci cadde dedim, sadece yedi demeliydim.
aga yedideyiz gel!
kanka yedideyim şimdi, ararım sonra..
gurban biz yedideyiz, sonra görüşürüz.
yedi yedi yedi..
ee sonuç?
yedi parantezinde yedinci cadde insanları dedim acaba yedinci cadde cumhuriyeti mi demeliydim?
nefret ediyorum yahu..
hele şu süslenip, püslenip sadece “yedi”ye çıkalım, piyasa yapalım zihniyeti yokmu? allah belanızı versin ya!
kartalla, şahinle; şu alamancı bi salak varya evet evet o, onu son ses açıp dinleyenler..
iks beşleriyle benzin harcayanlar, hazır benzin harcıyoruz, bari kızlara da laf atalım bi işine yarasın diyenler, acıyorum lan size, zavallısınız..
o değilde, dün gece o kadar canım sıkıldı, lanet ettim lan insanlığınıza. allahtan şimdi yazıyorum yoksa çok ağır laflar edebilirdim, neyse ki sinirim yatıştı biraz, ama yetmez ya yazacam gene bişeyler..
dün gece kaanı beklicem diye az daha onlardan biri olacaktım, son anda durdurdum kendimi, adam gelmek bilmedi bense boş boş bi oraya bi şuraya dolanmaktan bıktım, iş bankası önünde beklemeye koyuldum az sonra gelecek umuduyla..
bekliyodum..
sonra bi abi gördüm.. peçete satıyodu, elinde de bişe gösteriyodu insanlara, anlamadım ne olduğunu 2 saniye ilgimi çekti sonra başka bi yöne dikkati mi verdim, yanından geçen insanlar umursamıyordu onu.. aslında az sonra anladım ki o abi dünyanın en gurur verici işini yapıyordu..
peçete satıyordu evet, konuşamıyor ve aksak yürüyordu fakat bunlar onun mutlu olmasını engellemiyordu, gözlerinde ki ışığı farketmeniz için ona sadece bir saniye bakmanız yeterdi..
yanıma yaklaşırken ceplerimi yokladım bozukluklarla bir tane peçete aldım abiden, abinin elinde 25ykr vardı, yani peçeteleri 25 kuruşa satıyordu, yahu.. sadece 25 kuruşa. cebimden 1 ytl çıkarmıştım, peçeteyi aldım, o kadar sevindi ki resmen beraber sevindik..
sonra elimle para üstüne gerek yok abi, yeterli bu diye işaret etmeye çalıştım. ama oda diğer tüm insanlar için gibi çalışıyordu, haksız kazanç istemiyordu, ve bana ceketinin cebinden çıkarıp bir tane de tükenmez kalem verdi.. vedalaştık o satışa devam etmek için yoluna baktı..
arkasından sıcak bi gülümsemeyle uğurladım onu, fakat o giderken diğer insanlara takıldı gözüm, hani şu yedinin insanları! babalarının ceplerine koydukları parayla gittikleri “mekan”larda “piyasa” yaparken bolca bahşiş bırakanları.. göz boyamak için dilencilere çuvalla para verenleri.. evet onları gördüm, abimin yanında!
geçerken acıyan gözlerle bakıyor, gülüp alay ediyordu şerefsizler! alay ediyolardı! çünkü abim gururuyla para kazanmaya çalışıyordu, dilenmiyordu veya hırsızlık yapmıyordu! belki o haliyle dilense, sattığı iki üç peçeteden aldığı paranın mislini kazanıcaktı, fakat o kendisinin ve benim gözümde dünyanın en gururlu işini yapıyordu ve bunu yapmaktan utanmıyor sıkılmıyordu. fakat “yedi” insanları onu hor görüyor dalga geçiyordu adeta..
canım sıkıldı ya, devam edemiyorum..
ama lütfen
biraz duyarlı olun, onuruyla, gururuyla çalışan insanları hor görmeyin..
ola ki siz yedinci cadde de ağır aksak yürüyen, konuşamayan birini görürseniz tanıyın onu, o benim abimdir..
lanetli adam
güldüğüme bakma yahu, dün akşam bildiğin agresiftim, hatta sinirlendim bile diyebilirim. bu kadar mı şansız olur bi adam, olur evet.
yorgunum ya, yazmak gelmiyor içimden, ama yine de karalayım bi-iki bişeyler..
dün büyük gündü, deneme yayınlarından sonra artık sıra canlı yayına gelmişti!
her şey normaldi, moralim kötüydü, canım sıkkıdı, derslere girmek istemedim, girdiklerimde uyudum, ata hocası “onur nedir bilir misin” diye sorduğunda, “evet, onur adında arkadaşlarım var” dedim. herşey olması gerektiği gibiydi yani!
yahu bildiğin yorgunum, bugun odamı temizledim, banyo yaptım üstüne, öldüm, bitkinim sanırım o yüzden şu an bunları yazarken fazla bi zevk gelmiyo içime, ama canım sıkılıyo yazmam lazım bi şekilde zaman geçsin de bi an önce uyuyayım.
hııh ne diyodum? elemanın biri araya girdi, kafamı dağıttı iyice, bakayım ne yazmışım yukarı..
evet onur, onu geçtik, e başlamamışım zaten henüz.
neyse döndüm,
işte okuldu, rusça dersiydi! felan kak dila? heh siz bilmezsiniz, anlayan anladı! bitti okul, saat 7ye doğru bahçeliye geldik elifle, benim taşınabilir hard diskim elifte, bazı filmler için ona vermiştim vs getirdi şeydi şuydu, kısacası onda yani, artı olarak anahtarımı da vermişim ona, neymiş cebimde taşıyamıyorum, salak beni.
sonra kısacık bi yemek yedik, ama yemek yerken başıma geleceklerin farkında değilim, yorgunluğumla 7. caddeden geçen amaçsız insan silsilesini süzüyorum.. caddeyi süzüyorum ama arka sırada ki yaşlı amca çekiyo dikkatimi 60 yaşlarında, kahverengi deri! para çantası var.. duruyorum, elife dönüp,
“elif iki kişiyiz şu amcayı tenhada sıkıştırıp gasp edebiliriz” “kader, bi daha karşılaşırsak gasp ederiz” diyor, karşılaşmıyoruz.
haa kader dedik ya acaba yemeği orda değil de şurda yeseydik başıma bunlar gelirmiydi gene? ölünce ilk öğreneceğim soru bu olacak!
kalkıyoruz elifi bırakıyorum otobüs durağına, biniyo.. dönüyorum gidicem!
dank!! salak selçuk, gerizekalı! ne unuttun gene!
hard-disk elifte az sonra yayın var, müzikler içinde ne halt edicez! otobüs geçerken elifle göz göze gelip tarzanca durumu izah ediyorum ama artık çok geç gidiyor..
neyse bunu fazla takmıyorum kafaya zaten bilgisayarımda yeterince müzik var, idare ederiz bir seferlik..
adım atıyorum..
bi dakika! o otobüsü durdurun hemen! binecek var!!!
anahtarımda elifte!!
yok ya anahtara gerek yok, nede olsa evde birisi var..
vardır dimi?
gidiyorum bi umut, bir umuttur yaşatan insanı ama yok işte allahın kulu.. hayalle yaşayanın vsvs..
ee olabilir herkesin başına gelebilir tabi, ararsın gelir biri açar kapıyı dimi? şarjım bitmiş, kartımı başka bi telefona taksam farketmez, isimler telefon hafızasına kayıtlı! aklımda ki tek telefon ne alaka bilmiyorum kaanın 72 yıl önce kullandığı 885 87 87 hattı, yok tabii ki.
gerçi bilişim çağındayız yaa.. bu arada saat 8i geçiyor, 9da milyonların önünde olmam gerek!
sercan evde mi diye yaklaşıyorum apartmanlarının önüne ışık yanıyo, kim olduğu önemsiz evde ali, veli, bilgisayarı kullanmam gerek!
meseneye giriyorum, tanıdıklara çocukları aratıcam, kaanın kardeşi halısahaların genç yeteneği abbasa aratıyorum kaanı, kaan dönüyo bana sercanın numarasıyla, çankayada halısahada gelemez, ben gidemem, salak alperi ararım açmaz.. sonra bi daha kaanı ararım, bahadırı ara der, bahadır aranır, pes oynanıyordur, bi daha aranır, yemek yiyordur, neyse zaten yeterince sıkkınım şu an sebebini bilmiyorum bi an önce sona gelmeliyim, yahu yorgunum bide sızacam kesin, gerçi milli maçta var değil mi?
he ne diyodum, en son bahadırda karar kıldım, gittim aldım anahtarı, sevinçliyim yazacamda insanlar rahat vermiyor ki.!! bırakın yazayım kardeşim, anladık seviyosunuz beni, hep halimi hatrımı soruyorsunuz, telefonum susmaz, msn desen vırr vırr, herşeyi geride bırakıp adıyamana yerleşmemi istemiyorsanız bi braynında şunu bitireyim ya, acı çekiyorum zaten iğrenç bi yazı oluyo, somurtarak yazıyorum resmen.
nesee anahtarı mı almıştık en son?
evet,
aldım koşuyorum eve yetişecem yayına ya! bi koşu geliyorum eve, açıyorum.. o da nesi?
sistemde ki virüs sebebiyle her haltı kapatmışlar, site, forum, radyo! ee bravo bu kadar şey üzerine olacak iş mi bu ya? o kadar çalış, çabala, hak et ve başar eve gel sistem kapalı..
yukarıdakilere dönüyorum camdan bakıp.
– çok eğlendiniz mi bugün?
– kameralar nerde, nereye el sallayacağım?
dakika 1 gol 4 misali yenik bi vaziyette gidip ümit milli maça bakiim diyorum, şaka gibi yeniliyoruz 2-0, oynanan futbolda bizim 12 yıl önce oynadığımız futboldan zevksiz yahu.. işkence bitene kadar kalkmıyorum başından bir umutturdu ya yaşatan insanı, belki gol atarız, finallere kalabiliriz diye, o da olmuyo; beniim lanetimden midir acaba onu da düşünmüyorum değilim.
ve kapanış.. 5. gol
maç bitiyo, bilgisayarımın başına dönüyorum ne var ne yok bakayım diye, ne göreyim; sorun halledilmiş, benden sonra yayını olan arkadaş yayında..
ses çıkarmadan duruyorum bi mühlet, dik oturuyorum, bi anda arkama dönüyorum, fakat yine yakalayamıyorum.
neden?
my thoughts are locked away in the dungeons of my mind, ohh hatta off so many things i want to say to you, and no word exist.
bazen insan ne düşünüyosa, aklına ne geliyosa onu yapmalı. bu bi aşk itirafı felan değil ya, insana gelir bazen, birilerini arar etrafında paylaşmak için, en yakın hissettiklerine veya en yakın hissetiğine koşmak, sığınmak ister. ama o yok mu?
ah ya neden soru işareti var hayatta, neden herşeyin altında bişeyler arıyoruz, neden? bırakın insanlar tüm istediklerini söylesin, aklına ne geliyosa, içinden ne geçiyosa, zamanı geldiğinde, geçtiğinde değil.
hoşgeldin hüzün, yine yeni yeniden..
anlamayana..
ulan ya, şarkılar sözüm size, hepsi sizin suçunuz.
yüzüme bak yüzüme!
sinirliyim ya!
bilgisayar dersinde maillerimi kontrol ediyorum, allpostersten cevap gelmiş, daha önce aldığım posterlerle ilgili, kargonun kaybolma ihtimaline karşı ürünleri yeniden yollamışlar, ne kadar da iyiler! fakat yanlış olan birşey var, artık dikkatsizliğim mi desem yoksa salaklığım mı bilemiyorum ama adreste numarayı 28/14 yazacağıma 18/14 yazmışım, yani başka bir apartmana gidecek ürünler, daha bi sinirleniyorum, acaba geldilerde geri mi gittiler..
okul çıkışı servisten iner inmez eve 1dk uzaklıkta ki pttye gidiyorum.
– abi amerikadan bi paket gelecekti, selçuk korkmaz adına?
adam yere bakıyor.
– adresinize gelir.
– ama abi adresi ben yanlış yazmışım 28/14 yerine 18/14 yazmışım. yani gelmişse bile geri dönme ihtimali var.
– acaba ptt ana merkezde midir? 3. caddede
– size en yakın pttye gelir. postacı tanıdıksa getirir.
– peki abi napıcaz o zaman ben bi hafta sonra gelirim?
– evinize gelir.
– ulan salak adam anlasana! adresi yanlış yazmışım, tamam ben salağım adresi yanlış yazdım ulan, sen niye bi saattir anlamamakta ısrar ediyosun! eve nasıl gelecek lan ! adresi yanlış diyorum. HALA ADRESE GELİR DİYOSUN
– insanların suratına bak önce öküz!
varya sinirim iki katından daha fazlaya yol alıyor, çıkıyorum pttden 5 adım atıyorum, gökyüzünden bir karartı kafamı teğet geçip, omzuma konuveriyor.
EVET BİLDİNİZ..
talih kuşu.. hemen havalara uçuyorum oley sayısalıydı piyangosuydu herşey bana çıkacak, her istediğim yerine gelecek! demiyorum tabi ki, bu talih kuşunun üzerime 3. “sıçışı” oldu yahu, hem diğer 2 sinde kafama etmişlerdi bu sefer başarısız girişim oldu, omzuma geldi. aksilik!
– yahu bu arada bugun ne vardı, süper toto mu? ben gidip 2 kolon oyniim yaa. yemek de yerim.
– hem ya çıkarsa?
– la bit git.
– 10 trilyon len!
– yarısı benim!
– anlaştık.
– o zaman gidiyorum ben!
– git bakalım, bekliyorum ha iyi haberlerini.
– tamam tamam önce oynayalım da.
– şunu oynarmısın, 3 kolonda makineye oynatıver.
– eyv abi, kolay gelsin.
– sakın saol demeyin ya!
bu bayram başka bayram
bugün bayram, dün de bayramdı; önceki gün de. diğer bayramlardan farklıydı, ailemden uzakta ilk bayram, ne büyük bir ilk benim için, bayramlar şeydir ya hani kaynaşılır, mutlu olunur, ziyarete gidilir.. geçen seneyi anımsıyorum bayramı, o zamanda gitmiyodum, sonra bi bakmışım ilk ayrı bayramımız olucak bu, atladık gece otobüse sabah dayandık kapıya, ben geldim! bu sene gitmedim, neden, niçin, nasıl, kim, ne zaman gibi soruların cevabı yok bu arada neden ve niçin zaten aynı şeyi sormuyorlar mı? bilmiyorum. yalnız moralim çok bozuk neden bilmiyorum, şu an bişeyler yazmak hayatın en zor şeyi gibi geliyo, öyle midir gerçekten?
bayram diyoduk..
evet bu bayramdan önce gidip ciciler almadık, bildiğin yırtık ayakkabılarım, sökük eşofmanımla mutluydum. köselileri çektik altımıza, üstümüzde takım elbise durumumuz yok yani, gerçi ne zaman oldu ki? merak ediyorum yahu acaba ne zaman takım elbise + köseli ayakkabı kombinasyonuyla merhaba diyeceğim hayata. evdeydim, dışarı da çıktım bazen.. kimse gelmedi haliyle, hem kim gelecekti ki zaten? odamda vakit geçirdim, film izledim, müzik dinledim; birde pizza yedim unutmadan..
bu bayram kimsenin elini öpmedim, hatta kimseyle bayramlaşmadım yüz yüze. çok garipti benim için, ama özel birisiyle bayramlaştım en azından. çok yalnızım be günlük!
bayram sabahı erken kalkmadım, kalktığımda şaşırdım önce, bayram mesajı doluydu telefonum! şekerler hepinizi çok seviyorum iyi ki varsınız.. kalktım kafamı kaşıdım.. açtım müzik dinledim biraz..
çok yalnızız be atam!
bayramlaşacak kimse yoktu etrafta, gittim atama sığındım, gittim bayramını kutladım atamın! en azından kendimi mutlu ettim..
ne bileyim, keyifsizim nasıl bi bayramdı ki bu, anlamadım. bizim orda kapıyı çalıp şeker isterdi çocuklar yahu, burda o da yok.. tek kapımı çalan gelen pizzacıydı..
sen de mi ismail?
nihayetinde kazandık!
yav hiç atmıcaksın sandım manchester! hele ki daha haftasonu beni yatırdığınız bolton maçını düşündükçe! gerçi suç sizin değil yahu boş kaleye gol atamayan bolton oyuncularının. neyse manchestera hafta sonu ki kötü anımdan dolayı (maç 2-0 bitti, eğer 3-0 veya 2-1 bitseydi 298 ytl kazanıyodum) biraz temkinli yaklaştım diğer maçlarıma nazaran. aslında hiç iddaa oynama gibi bi fikrim de yoktu, param da:)
bayram malum, yalnızız napabilirim gidip kitaplarımı alayım bari dedim ama malum bayram ya kapalıydı! ee bende geri dönerken yürüyerek döneyim dedim kızılaydan bahçeliye hem vakit geçer sıkılmam, aslında hava da soğuktu ya neyse idare ettik.
anıtkabire yaklaştığımda bi iddaacı gördüm havada soğuktu du bi içeri gireyim maçlara bakayım dedim ve attım kendimi içeri hem de bu nebzeyle biraz ısınmış oldum.
neyse zenit-real üst, fb-kiev alt, villareal-celtic alt ve son olarak alborg-man utd üst şeklinde yakışıklı bi kupon yaptık ama manuda şüpheliyim diyorum ya, neyse ki tüm maçlar beklediğim gibi sonuçlandı, manu birazcık sıkıntı yarattı ama mühim değil netice güzel oldu.
kazandığımız para mühim değil, önemli olan uzun zaman sonra tekrar kazanmamız, artık gerisi gelir. yalnız kumarda kazandık! demek ki aşkta kaybetmeye devam!
gülücük.
teşekkürler berbatov kenk.

