gaudi’nin şehri
evet barcelona’dan bahsediyorum. kimdir bu antoni gaudi? katalan mimar, mühendis, ressam ya da kısaca aşmış insan. 1926 yılında hayata gözlerinin yumduğunda inşaa halinde olan ustalık eseri olan sagrada familia henüz bitirilebilmiş değil, geçen bunca sene gaudi’nin gizemini çözmek için yeterli olmamış. belki devam edilen orjinali gibi olmayacak bile. bitiş tarihi gaudi’nin 100. ölüm yıldönümü olan 2026’ya bırakılmış vaziyette. barcelona’nın her köşesinde gaudi’den bir iz bulmak mümkün, şehri güzelleştirmiş, planlamış. belki günümüz barcelona’sının bu denli görülesi bir yer olmasında ilk pay onun.
ikinci günüm sabahın ilk saatlerinde başlıyor. sonra çok pişman olacağım bir hata yapıyorum çıkarken, montu anladıkta eldiven ve bere nedir olm barcelonada, sonra gün boyu amele gibi ceplerimde taşıdım. hava cıvıl cıvıl, ben de kışlık mont. neden hostele dönüp bırakmadım bilmiyorum, herhalde barcelonanın büyüsünden olsa gerek. bugün uzun bir yürüyüş rotam var. ilk durağım mirador de colon, yani kristof kolomb’un heykeli ya da dikiti siz söyleyin. aslen italyan olan bu amca, bildiğiniz üzere ispanya’dan demir alarak hindistan’a gidiyorum diyerek amerika kıtasını ilk keşfeden oluyor. dikiti hemen tarihi port de barcelona’nın önündeki yerleştirilmiş. yaklaştıkça görkemi büyülüyor insanı. burada sıcağın etkisini hissediyorum ama diyorum ya şapşalım diye, dönmüyorum geriye.
sonraki durağım gaudi’nin park güell’e göre daha az meşhur parkı parc de la ciutadella. kolomb dikitinden yaklaşık 20 dakikalık bir yürüme sonrası ulaşıyorum parka. barcelona içindeki en büyük bu parkın içinde ayrıca barcelona hayvanat bahçesi, katulunya parlamentosu, bir çok havuz, turistler için iyi güzel vakit geçirecek bir çok şey daha. park inanılmaz büyük, koşu yolları, yeşil alanlarıyla rahatlamak, spor yapmak için harika. içindeki yol devam edip taa arc de triomf’a kadar uzanıyor. park içinde tarifi zor güzel heykeller var, gidip görmeli, o hava teneffüs edilmeli. zaten baksana şu havanın güzelliğine.
arc de triomf yolunda herkes koşuyor, patenler, kaykaycılar. dizimin sakatlığı yüzünden denemeye fırsat bulamadığım patencilere gıptayla bakıyorum, hemen yanda kendisinde bisiklet elinde köpeğini koşturan biri geçiyor. burada hava güzel, burada herkes mutlu, o sabah herkes spor yapıyor sanki. arc de triomf’a yaklaştıkça ben küçülüyorum, o büyüyor. yanına gidince de gerçekten büyüleyici güzelliği ortaya çıkıyor. la rambla’dan bu yana yürüyorum, herhalde en az 3-4 km yürümüşümdür, sonraki rotam gaudi’nin ustalık eseri sagrada familia, ama bir sorun var, yolu biraz uzak. metroya binersem 10 dakikada ordayım, ama ya yürüyerek? belki 1 saati bulabilir, hava cıvıl cıvıl, metroya binmek yol üstündekileri kaçırmak istemiyorum. yürümeye karar vererek koyuluyorum yola. sıkın durun! la rambla’dan arc de triomf’a tam tamına 3.1 km imiş, ee anlamıştım zaten ben. dur bakalım oradan sagrada familia kaç km imiş. oradan da sagrada familia’ya 2 km daha! eh demek ki sabahın ilk ışıklarıyla 5km yol yürümüşüm, neden o kadar çok yorulduğumu şimdi daha iyi anlıyorum, ve metroya binmediğim için mutluyum.
yürüyüş sona erdikten sonra aniden çıkıyor karşınıza sagrada familia, gerçekten yanında olmak büyüleyici, gaudi bu eserine yaklaşık 40 yılını vermiş, ancak bir tramway kazasıyla 1926 yılında ölünce eser yarım kalmış, gaudi bu yapının kendisi ölmeden bitmeyeceğini bildiği için eserin nasıl devam ettirilmesi gerektiğine dair açıklayıcı planlar hazırlamış fakat o bile bu egzotik eserin günümüzde hala bitirilmesini sağlayamadı. dediğim gibi gaudi’nin 100. ölüm yıldönümüne yetiştirilmeye çalışılıyor, o bile çok mümkün gözükmüyor. içerinin büyüsünü keşfetmenin bedeli 10€, ben içeriye girmedim. iki sebebi vardı bunun, dediğim gibi çalışmalar devam ettiği için yoğun bir çalışma var, yarısı inşaat halinde ve çok gürültülü, böyle yerlerin sessiz olduğu zaman daha çekici olduğunu düşünürüm hep. diğer sebepte bir gelişte her yeri gezmemek tabii ki, aynı nedenden ötürü la pedrera ve casa battlo’nun da içine girmedim. sonraki gelişimize ne kalırdı yoksa? yine de bu eserin yanında olmak, bu mabedin o yıllarda nasıl yapılabildiğini düşünmek, akıl ötesi mimarisi, gaudi’nin deliliğe varan mükemmeliyetçiğini gösteriyor.
saat ikiyi biraz geçiyor, sonraki durağım gaudi’nin başka bir şaheseri park güell olacak. artık metroya binme vakti. hemen sagrada famila metrosuna biniyorum, 10 binişlik t-10 kartını 8.75€ ya satın alıyorum. park güell’e gitmek için metrodan indikten sonra 15-20 dakikalık da bir yürüyüş yapmak gerekiyor. valcarca metro durağında iniyor aşağı doğru yürümeye başlıyorum, o taraflarda biraz çalışma var, her yer toz duman. ana caddeye geliyorum, yol sola ve sağa ayrılıyor ama herhangi bir tabela yok. sandviç satan ablaya soruyorum parc güell diye, five diyor. ingilizcesi yok, 5 dakika mı diyorum, five streets diyor. sola yürümeye koyuluyorum. bu arada parc güell etrafındaki hediyelik eşya satıcıları la rambla’ya göre daha ucuz. la rambla’da 2 karpostal 1€ ilen burada bazı yerlerde 4 bazı yerlerde de 5 karpostalı 1€ ya alabilirsiniz. tabi almak önemli değil, önemli olan kırıştırmadan muhafaza etmek. az sonra parc güell tabelasını görüyorum, zaten aşağı yürümeye başladığımda ters istikamete yürüyen turistler doğru yolda olduğumu gösteriyor.
yokuş bittiğinde varıyorum parc güell’e, hemen girişte hansel ve gratel’in evlerini andıran iki ev karşılıyor beni. gaudi yaklaşık 20 sene bu evlerde yaşamış, şimdi yaşadığı ev gaudi müzesi olarak hizmet veriyor. hemen yukarda meşhur kertenketel heykelleri var. evlerde ve heykellerinde kullandığı seramikleri barcelona halkının ona verdiği kırık seramik parçalarından yapmış. tuhaf bir güzellik var, ilk başta bunlar kırık ki diye tepki veriyorsunuz ama hikayesi farklı. yukarı çıkarken akustiği müthiş bir salon çıkıyor karşınıza, burada keman çalan bir sanatçı var, inanılmaz akustiğe hayran olmamak zor, kulağımın pası siliniyor, kemanın o hüzünlü sesi yine akılları başka yöne gönderiyor. merdivenleri tırmanınca balkonlara çıkıyorsunuz, küçük bir meydan, seyyar satıcılar oldukça çok. ancak buradaki tek gerçek, inanılmaz panoramik barcelona manzarası. park güell’den aslında sagrada familia’nın ne kadar görkemli olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. balkonlardan daha da yukarıları çıkıyorum, o patikalarda yürümek harika. siz yukarı çıktıkça barcelona’nın heybeti daha da artıyor, o sırada bir dostun sesini duymak neşenize neşe katıyor. küçük bir mutluluk anı. balkonlara tekrar inip dinleniyorum, küçük bir dans gösterisi var. birbirlerinin fotoğrafını çekmeye çalışan italyan olduklarını düşündüğüm bir çifte durun hele ben çekerim siz geçin bakim şöyle diyorum, mutlu oluyorlar. karşılığında da nacizane isteğim beni çekmeleri. barcelona manzarası karşısında durmak oldukça keyifli.
saat beşe geliyor, artık park güell’den ayrılma vakti. o nefis manzarayı bırakmak zor, ama diğer durak camp nou olunca hemen ikna oluyorum. geldiğim yoldan tekrar valcarca metro durağına gidiyorum, collblanc’te inip stada yürüyeceğim, şarkılar söyleyeceğim… 15 dakikalık metro durağından sonra collblanc’te inip yukarı çıkıyorum, beni ilk karşılayan mango oluyor, burada her üç sokaktan birinde mango bulmamak zaten şaşırtıcı. duraktan 10-15 dakikalık bir yürüyüş yapmam gerek. yürüyorum, ilk gördüğüm fc barcelona park oluyor, onu görmek bile iç ürpertici, az öte de stad görünüyor, büyüleyici, ama girmek için çevresini dolaşmak lazım ve kapıdayım. bir yanda fc botiga shop, bilet satış yeri, hoşbuldum. camp nou experience’ın ücreti 19€. bugünlük bir sorun var, kameramın pili sos veriyor, bu demek oluyor ki 30 bilemedin 50 poz sonrası kamera kapanabilir. içeride neyle karşılaşacağımı bilmediğim için girmekten vazgeçiyorum. haliyle 2 gün ayrı ayrı 19€ vermektense sonraki güne bırakmak daha akıllıca, her şeye rağmen buraya kadar gelip içeri girememek biraz hayal kırıklığı yaratıyor. bünyemi fc botiga shop’ta iyileştiriyorum, yarın alacaklarımı belirliyorum en azından. orada her şey bordo-lacivert. formalar çok pahalı olsa da küçük bir liste yapıyorum kendimce. dönerken farklı bir güzergahtan geçiyorum. az ileride xavilerin, messilerin yetiştiği eski ve küçük barcelona futbol okulu var. daha sonra diagonal caddesine çıkıyorum. bu barcelona’nın en uzun caddesi, şehri ikiye bölüyor diyebilirim. az ileride barcelona üniversitesi var, onu da görmüş oluyorum.
metroyla önce plaça de espana’ya uğruyorum, arena de barcelona’yı fotoğraflıyorum, aslında oradan plaça de catalunya’ya yürümeyi düşünüyordum ama artık 10km kadar yürümüş bünyem buna izin vermiyor, tekrar metroyla plaça de catalunya’ya oradan da hostelime gidip bi süre dinleniyorum. akşam üzeri la rambla çevresinde keyifle vakit geçirmeye devam ediyorum, o şehirde mutluyum.
